Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ekim 2015

Elyesa Aleyhisselâm.

Posted by Site - Yönetici Ekim 31, 2015

sunbul,nevruz,nergiz

Elyesa Aleyhisselâm.

Elyesa Aleyhisselâm, Yusuf Aleyhisselâm’ın neslindendir. Elyesa Aleyhisselâm çiftçilik ile meşgul oluyordu, llyâs Aleyhisselâm, kavminden ayrılacağı zaman, yerine halife olarak Elyesa Aleyhisselâm’ı tayin etmesi vahiy olundu.
İlâhî emir üzerine, llyâs Aleyhisselâm, Elyesa Aleyhisselâm’ın yanına gitti. Elyesa Aleyhisselâm, tarlasını sürüyordu. Mübarek hırkasını çıkararak alâmet olarak onun üzerine attı.
İlyâs Aleyhisselâm’ın hırkasını giyen Elyesa Aleyhisselâm, cezbeye tutuldu. İçi ilâhî aşk ile doldu. Büyük bir aşk ve ihlas ile öküzlerini kesip etlerini fakirlere sadaka olarak dağıttı, llyâs Aleyhisselâm’a sâdık bir dost oldu.
llyâs Aleyhisselâm, halkın arasından ayrılıncaya kadar ondan hiç ayrılmadı.

llyâs Aleyhisselâm’ın dünya hayatını terk etmesi üzerine bir müddet halifesi olarak vazife yaptı. Elyesa Aleyhisselâm’a peygamberlik verildi.

Halka ilâhî emir ve yasakları tebliğ etmeye başladı. İnsanları Musa Aleyhisselâm “in şeriatına çağırdı. Eriha nehrinin suyu bozulmuştu. Acılaşmıştı. İçilmez bir hâldeydi. Yahudiler, Elyesa Aleyhisselâm’a başvurdular. Elyesa Aleyhisselâm eline biraz tuz aldı. Dua etti, Üzerine dua ettiği tuzu Erihâ nehrine attı. Allah’ü Teâlâ. Elyesa Aleyhisselâm’ın duasının bereketiyle o acı ve bozuk suyu, tatlı ve güzel bir hâle çevirdi. Yahudiler yine inanmadılar. Elyesa Aleyhisselâm’ın kabri, Şanlıurfa’nın Viranşehir beldesinin “Eyyûb Nebî” beldesindedir.

Kaynak Dipnot :İsmail Hakkı Bursevi (k. S.) Ruhu’l –Beyan Tefsiri, 7/578.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Dünyâ Alimlerinin Cezası

Posted by Site - Yönetici Ekim 30, 2015

Dünyâ Alimlerinin Cezası

Dünyâ Alimlerinin Cezası

Dünya âlimleri ile bilgiden amaçlari dünya menfâati olan ve ilim yolu ile sâdece dünyalilar katinda rütbe ve söhret kazanmak pesinde olan kötü âlimleri belirtmek istiyoruz.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Kiyamet Günü en agir azaba çarptirilacak olan kimse, Allah’in ilminden kendisine fayda bagislamadigi âlimdir.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Insan, ilmî iie amel etmedikçe âlim olamaz.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Ilim ikidir: Biri sözde dile gelen ilimdir, bu Allah’in insanlara bagislad
igi açik delildir. Öbürü kalb ilmidir ki, fayda veren ilim budur

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Âhir zamanda câhil ibadetliler ile fasik âlimler çogalir.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Âlimlere üstünlük taslamak, aptallar ile çatismak ve halkin dikkatlerini üzerinize çekmek maksadi ile ilim ögrenmeyiniz. Böyle yapanlarin yeri cehennemdir.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Kim bildigini kendisine saklarsa Allah onun agzina atesten gem vurur.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Ben sizin hesabiniza deccaldan baska, fakat ondan daha korkunç bir seyden korkuyorum.» Sahâbeleri (Nedir o) diye sorarlar. Peygamber’imiz onlara yoldan çikaran imamlardan korkuyorum.” cevabini verir.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Kim bilgice gelisir, fakat hidâyet yönünden gelismezse, günden güne Allâh’dan daha da uzaklasir

Hz. Isâ (A.S.) buyurur ki; «Ne zamana kadar saskinlar ile düsüp kalktiginiz halde istikametini kaybetmislere yol göstereceksiniz!»

Buraya kadar naklettiklerimiz ile diger deliller, ilmin öneminin çok büyük oldugunu ve âlimin ya ebedi bir helak ile veya ebedî saadet ile karsi karsiya oldugunu, ilme dalan elimin sâadete eremedigi takdirde kendine kurtulusu haram kildigini gösterir.

Hz. Ömer buyurur ki; «Bu ümmet hesabina en korktugum sey, münafik âlimdir.» Dinleyenler «münafik âlim nasil olur» diye sorarlar. Hz. Ömer onlara. «Lâfla bilgili, fakat kalbi ve ameli câhil kimsedir» diye cevap verir.

Hasan-ül Basrî buyurdu ki: «Âlimlerin bilgisini ve hikmet sahihlerinin incilerini biriktirdigi halde tatbikatta aptallarin çigirindan gidenlerden olma.»

Adamin biri Hz. Ebû Hureyre’ye «ilim ögrenmek istiyorum, fakat bir yandan da ona ihanet etmekten korkuyorum» der. Ebu Hureyre da ona «ilimden uzak kalmak, ona ihanet etmeye kâfidir» buyurur.

Ibrahim Ibni Uyeyne’ye «En uzun pismanlik çekenler kimlerdir» diye sorarlar. O da «Dünyada nankörlere iyilik edenler, ölürken de sapik âlimler» diye cevap verir.

Halil Ibni Ahmed buyurur ki; «Insanlar dört çesittir:

1 — Anlar ve anladiginin farkindadir. Iste bu âlimdir, ona uyunuz.

2 — Anlar, fakat anladiginin farkinda degildir. Bu da uykudadir, onu uyandiriniz.

3 — Anlamaz, fakat anlamadiginin farkindadir. Bunun yol göstermeye ihtiyaci vardir, ona yol gösteriniz.

4 — Anlamaz, fakat anlamadiginin da farkinda degildir. Iste bu câhildir, ondan uzak durun.»

Süfyan-üs Sevrî buyurmus ki; «Ilim ameli cagirir, eger çagriya uyarsa (ilim kalir), uymazsa göçer.»

Fudayl Ibni Iyaz buyurdu ki; «Ben üç kimseye acirim:

1 — Bir kavmin, sonradan düsmüs ulusuna.

2 — Bir kavmin sonradan fakir düsmüs zenginine,

3 — Dünyanin oyuncagi olmus âlime»

Hasan-ül Basri der ki, «Âlemlerin en büyük cezasi, kalblerinin ölmesidir. Kalblerî ölmesi de âhiret ameli ile dünyayi istemekdir

Sairin biri bu konuda der ki:

«Sasarim hidâyeti delâlet ile degistirene.

Dünyasini dini karsiliginda satin alan kimseye daha da sasarim.

Bunlarin her ikisinden de daha sasirticisi.

Dinini baskasinin dünyasi ugruna satandir.

Bu her ikisinden de acayiptir.»

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Âlim öyle agir bir azaba çarptirilir ki, çektigi azabin siddetinden dolayi ilgileri uyanan cehennemlikler onu görmeye gelirler.”

Bununla sapik âlimi kasdetmistir.

Usame Ibni Zeyd buyurur ki; «Peygamber’imizin söyle buyurdugunu duydum:

«— Kiyamet Günü bir âlim getirilerek cehenneme atilir. Kalin bagirsaklari disari sarkar ve esegin dolap çevresinde dönmesi gibi onlarin etrafinda döner. Bu hâlini görmeye gelen diger cehennemlikler «Ne oldu sana» diye sorarlar. Âlim de onlara «Dünyada iken iyiligi emreder, fakat kendim yapmazdim. Buna karsilik kötülügü yasaklar, fakat kendim islerdim» diye cevap verir.»

Âlimin isledigi günaha karsilik, katmerli bir azaba çarptirilmasi, bilerek günah islediginden dolayidir. Bu yüzden Ulu Allah;

«Hiç süphesiz, münafiklar cehennemin en alt katindadirlar» buyuruyor.

(Nisa – 145)

Çünkü onlarin hakki inkâr etmesi bilerektir. Yine Ulu Allah yahudileri hiristiyanlardan daha kötü ilân etmistir. Oysa ki, onlar Ulu Allah’a ogul yakistirmamislar ve «o üçün üçüncüsüdür» dememislerdir. Fakat onlar, Ailâh’i bile bile inkâr etmislerdir. Nitekim Ulu Allâh (C.C.) buyuruyor ki:

«— Kendilerine kitap verdiklerimiz O’nu (Muhammed’i) çocuklarini bilir gibi bilirler Fakat onlarin bir gurubu bile bile gerçegi saklarlar»

(Bakara – 146)

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

“Onlara kendi ellerindeki kitabin tasdik edeni olarak Allah tarafindan bir kitap geldiginde — ki daha önce kâfirlere karsi feth dilerlerdi— (bu defa) kendilerine bildikleri gelince inkâr ettiler. Hic süphesiz Allâh’in laneti kâfirlerin üzerinedir.”
(Bakara – 89)

Ulu Allah (C.C.) Bel’am Ibni Baura kissasi hakkinda buyuruyor ki:

Onlara, kedisine âyetlerimizi bildirdigimiz halde onlardan siyrilarak seytana uyan ve azginlardan olanin haberini anlat.

(A´raf – 175)

Az ilerde Ulu Allah Bel’am için söyle buyuruyor:

«— O üzerine varsan da kendi haline biraksan da dilini çikarip soluyan bir köpek gibidir.»

(A´raf – 175)

Iste günâha dalmis âlim de böyledir. Cünki Bel’am Allah’in kitabini biliyordu. Buna ragmen azgin arzulara dolarak köpege benzetildi. Âyet demek istiyor ki. «O hikmeti bilsin bilmesin, ferketmez. Her iki durumda da azgin arzulara bulasir

Hz. Isâ (A.S.) buyurur ki; «Kötü âlim, nehrin agzinda düsüp onu kapatan kaya gibidir, ne kendisi suyu içer ve ne de bitkilere ulasmasina meydan verir.»

Kaynak : KALPLERİN KEŞFİ – MÜKÂŞEFETÜ’L-KULÛB – İmam Gazali
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kur’ân-ı kerimi mal çoğaltmaya alet etmeyin

Posted by Site - Yönetici Ekim 29, 2015

İbni Kemâl Paşa,Süleyman Çelebi,Kur'ân-ı kerimi yemeğe alet etmeyin!

Kur’ân-ı kerimi yemeğe alet etmeyin!

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Kur’ân-ı kerimi öğretin; onu öğrendiğiniz zaman…
Onda taşkınlık yapmayın.
Kur’ân-ı kerimden uzaklaşmayın!
Kur’ân-ı kerimi yemeğe alet etmeyin!
Kur’ân-ı kerimi mal çoğaltmaya alet etmeyin
Müsned-i Ahmed: 15110,

Kur’ân-ı ve dinî ilimleri öğrenmek hiçbir zaman maddî sebeplere dayanmamalıdır. Başlangıçta insanın niyeti bozuk olsa bile zamanla bu niyet düzeltilmelidir. Şu hadise de olduğu gibi:İbni Kemâl Paşa Hazretlerinin dede ve babası Süleyman Çelebi’nin ümerâ (idareci) sınıfında olması sebebiyle, zamanın geleneği icabı önce askeri sınıfa girdi, iyi bir askerî eğitim gördü. Bir çok seferlere sipâhî olarak katıldı… İbni Kemal Paşa Hazretleri askeri sınıftan ulemâ sınıfına geçişini şöyle anlatır:
“Sultan İkinci Bâyezîd Hanla bir sefere çıkmıştık. O zaman vezir, Halîl Paşanın oğlu İbrahim Paşaydı. Şanlı, değerli bir vezirdi. Bu zamanda Ahmed ibni Evrenos adında bir kumandan vardı. Kumandanlardan hiç biri onun önüne geçmez, bir mecliste ondan ileri oturamazdı. Ben ise vezirin ve bu kumandanın huzurunda ayakta, esas vaziyette dururdum. Bir defasında eski elbiseler giyinmiş bir âlim geldi. Bu kumandanlardan da yüksek yere oturdu ve kimse ona mâni olmadı. Buna çok hayret ettim. Arkadaşlarımdan birine sordum:
-“Kimdir bu?”
-” Filibe Medresesi müderrisi âlim Molla Lütfi
-“Ne kadar maaş alır?”
-“Otuz dirhem”
-“Deli midir?”
-Hayır! Neden sordun”
-“Makamı bu kadar yüksek olan kumandanlardan yükseğe nasıl oturur”
-“Alimler ilimlerinden dolayı tazim ve takdim olunur, hürmet görürler. Geride bırakılırsa bu kumandan ve vezir buna razı olmaz… Çünkü kumandan padişahın temsilcisidir. Âlimler. peygamberlerin varisleridir… Onlar her zaman en yüksek yere oturur, herkes tarafından saygı görürler”….

Arkadaşımın bu açıklaması üzerine düşündüm: Ben bu kumandan derecesine çıkamam, ama çalışır, gayret edersem şu âlim gibi olurum, dedim ve ilim tahsiline niyet ettim. Sefer dönüşünde görevimden ayrıldım. Molla Lütfi`nin huzuruna gidip kendimi ilme verdim…
İbni Kemâl Paşa zamanın tanınmış diğer âlimlerinden okuyup, icazet aldı. Tefsir, fıkıh ve hadis ilimlerinde derin bir âlim olarak yetişti. Müderris oldu. Eskiden karşısında ayakta beklediği kişiler, onun huzurunda el pençe durdular. Şeyhülislam oldu. Sadece insanlara değil Cin’ lere de fetva veriyordu. Bunun için. “Müftiyü’s-Sekaleyn” (İnsanların ve cinlerin müftüsü) adı ile meşhur oldu. Yavuz Sultan Selim Han gibi Padişahlar bile ona saygı duydular… Meşârikü’l-EnvârJağyirü’t-Tenkîh.Müferricü’l-Kulûb.Telvih Haşiyesi. Tevarih-i Âli Osman vs… Gibi bir çok değerli kitaplar yazdı… ‘bni Kemal Paşa ilmin bereketiyle o günden sonra kıyamet sabahına kadar hep insanlar tarafından rahmet anılacaktır….

Kaynak (Dipnotlardan) : İsmail Hakkı Bursevi (k. S.) Ruhu’l –Beyan Tefsiri: 7/587-589

Posted in Genel | Leave a Comment »

Medine`de Ezan Bir Başkadır

Posted by Site - Yönetici Ekim 28, 2015

Medine`de Ezan Bir Başkadır

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Ezan, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Video, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Mürşid-i Kâmiller..

Posted by Site - Yönetici Ekim 28, 2015

41b2f854

Mürşid-i Kâmiller..

Evliyadan irşâd sahibi (Mürşid-i Kâmiller, Kur’ân-ı kerimi öğretmede Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünneti üzerine yürüdüler….)
Kur’ân-ı kerimi öğretmek ve dinî irşâd için ücret almak caiz değildir. Çünkü ücret dünyalıktır. Ahiret ehli olanların dünyaya emel beslemeleri ve dünya malına tama etmeleri asla caiz değildir. Ehlüllah’a da asla da caiz değildir….

Dinî hizmetler, mutlak olarak bütün garaz ve maksatlardan mücerred bir halde (sadece Allâhü Teâlâ hazretlerinin rızâsı için) olmalıdır

Ehlüllah, Kur’ân-ı kerime hizmet edenlerdir.
Enes (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
-“Muhakkak ki insanlardan, Allâhü Teâlâ hazretlerinin ehli olan bazı kişiler vardır” Buyurdu: denildi ki:
-“Ya Resûlalfah (s.a.v.)! Onlar kimlerdir? Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu: -“Kur’ân ehli. onlar Allâhü Teâlâ hazretlerinin ehlidirler ve Allâhü Teâlâ’nın has kullarıdırlar
Müsned-i Ahmed: 11844,

Kaynak ( Dipnot ):İsmail Hakkı Bursevi (k. S.) Ruhu’l –Beyan Tefsiri: 7/587.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İbrahim Aleyhisselâm

Posted by Site - Yönetici Ekim 27, 2015

İbrahim Aleyhisselâm,makami ibrahim,kabe,ibrahim prophet,abraham prphet,

İbrahim Aleyhisselâm

Malûmattan geldi (rivayet olundu) ki, Nemrud bin Ken’ân (kendi zamanında) yeryüzünün pâdişâhı idi… Yeryüzü onun devleti veya devletine bağlıydı. Kendisi Bâbil şehrinde oturuyordu. Bir gece bir rüya gördü. Rüyasında, ufukta bir yıldızın doğduğunu gördü. Yıldız o kadar nurânîydi ki, onun ışıklarının yanında güneş sönük kaldı. Ay tamamen yok oldu. Nemrûd gayet fazla korktu. Memleketin kâhin ve hakimleri o rüyayı şöyle tabir ettiler:
-“Bu sene bâbil vilâyetinde bir çocuk doğacak… Vücudu yokluktan varlık sahrasına düştü. Senin ve memleketinin ehlinin helaki onun elinde olacaktır. O çocuk henüz babasının sulbündedir. Annesinin rahmine daha ulaşmış değildir…” dediler.
Nemrud emretti, kadınlar ile erkeklerin arasını ayırttılar. On sekiz kişinin başına bir vekil (ve âmir) tayin etti.
Âzer ise, Nemrut’un sırdaşı, yakını ve en güvendiği kişilerden biriydi. Vekillerden gizlice, kendi eşi Evfâ binti Nemr ile halvet etme imkanı buldu. Eşi hamile kaldı. Sabahleyin kâhinler, Nemrut’a
-“Bu gece o çocuk annesinin rahmine düştü!” dediler.
Nemrud kızdı. Kükrecü ve emir verdi:
-‘Her hamile kadının başına vekil (görevli) tayin edin! Eğer erkek çocuk doğurursa, hemen oğlunu öldürsünler!” dedi.
Bunun üzerine vazifeliler, hamile kadınları teftiş ve araştırmaya başladılar.
İbrahim Aleyhisselâm’ın annesinde hamilelik eserleri görülmedi. İbrahim Aleyhisselâm’ın annesinin hamile olduğu anlaşılmadığı için, kimse kendisine iltifat etmedi. Doğum zamanı yaklaştığında, Evfâ çok korktu. Eğer erkek doğurursa, haber hemen Nemrut’a erişir ve Nemrud onun çocuğunu öldürürdü. Bunun üzerine şehirden dışarıya çıktı. Şehrin dışında bulunan dağda bir mağarada İbrahim Aleyhisselâm’ı doğurdu. Onu çaputlara sardı. İkisi de kurtulmuşlardı. Mağaranın ağzını kapattı. (Sonra evine geldi).
Âzer kendisine hamli ne ettiğini sordu. 0;
-“Nemrut’un korkusundan sahraya kaçarken doğurdum. Düşürdüm. Onu orada defnettim!” dedi. Âzer ona inandı.
Evfâ, başka bir gün mağaraya geldi. İbrahim Aleyhisselâm’ın parmağının birinden süt ve diğerinden bal akarken gördü. İbrahim Aleyhisselâm onları emiyordu. 0 orada hoş vakit geçirdi. 0 güzel halleri görünce sevindi. Onu şehre getirmedi…

Kıssa: İbrahim Aleyhisselâm, ilâhî inayetin bostanında süt ve bal ile beslenmekle, bir günde başka çocukların bir aylıkları gibi oldu. Bir aylık iken diğer çocukların bir yaşında olanları gibiydi…
Yani doğan ay, onun yarın gönlünü aydınlattı.
Onun doğurduğu, gün be gün aydınlandı (yetişti)…
İbrahim Aleyhisselâm on beş aylık olduğunda, on beş yaşındaki bir delikanlı gibi görünüyordu. Annesi onu eve getirdi.
(Bazı tefsir ve tarih âlimleri) buyurdular;
1- İbrahim Aleyhisselâm, mağarada yedi sene kaldı,
2- On üç (13) yıl kaldı.
3- On yedi sene mağarada kaldı…
Bu takdirlerin hepsinde de, İbrahim Aleyhisselâm büyüktü. Evfâ, Âzer’e dedi ki,
-“O gün sana oğlunun ölümüyle ilgili vermiş olduğum haberde yalan söyledim. Senin oğlun büyüdü civan ve delikanlı oldu. Çok güzel bir yüze sahiptir. Ahlakı da o ölçüde güzeldir...” dedi. Sonra Azer ile beraber (İbrahim Aleyhisselâm’ın bulunduğu) mağaraya gitti. İbrahim Aleyhisselâm, görünüşü, kokusu ve boyu, Azerin çok hoşuna gitti. Âzer, İbrahim Aleyhisselâm’ı çok sevdi. (3/59) Âzer, Evfâ’ya;
-“Onu mağaradan eve getir ki, Nemrut’un meclisine götüreyim!” dedi.
Azerle Evfâ gittiler. Onu akşam namazı vaktinde mağaradan Çıkarttılar. Mağaranın yanında atlar, katırlar, koyun sürüleri (ve diğer hayvanlar) toplanmışlardı. İbrahim Aleyhisselâm annesine sordu:
-“Bunları kim besliyor?” Annesinin,
-“Bunları Allah besliyor!” demesini istedi. Annesi ise,
-“Güneş!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm, annesine;
-“Hiç şüphesiz her mahlûkun bir halikı olmalıdır. Bunun çâresi yoktur. Mutlaka her mahlûkatm bir yaratıcısı vardır! Eğer yaratıcı olmasaydı, bu tertip ve düzen bozuk ve kötü olurdu…” dedi. Ve sonra annesine sordu:
-“Benim Rabbim kimdir?” Annesi:
-“Senin Rabbin benim!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm sordu:
-“Senin Rabbin kimdir?” Annesi:
-“Senin babandır!” İbrahim Aleyhisselâm, sordu:
-“Onun İlâhı (Huda’sı) kimdir?” Annesi:
-“Nemrut’tur!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm sordu:
-“Nemrut’un Rabbi kimdir?” annesi, bağırdı:
-“Ey İbrahim! Sus! Bu benzeri sorulan sorma! Zira bu sorular, büyük bir tehlikedir!” dedi.
Nemrut’un zamanında bazıları, yıldız, güneş ve aya tapıyordu. Bazıları da putlara tapıyordu.
Bunların hepsi (gerek yıldız, güneş, ay ve putlara tapanlar aynı zamanda) Nemrut’a da tapıyorlardı.
ibrahim Aleyhisselâm annesiyle beraber şehre doğru yol aldı.
Vaktâ ki, üzerini gece kapladı, bir yıldız gördü,
Sonra yıldızlara tapan bazı kişileri, yıldızlara secde ederken gördü.
Bu imiş rabbim! dedi;
Yani bunlar mı benim Rabbim? dedi. İbrahim Aleyhisselâm bunu, istifham yolu üzere veya kavminin inançlarına göre söyledi.
“Derken batıverince, “Ben öyle batanları sevmem!” dedi…”
Yıldızın değeri gitti. İbrahim Aleyhisselâm’ın dışarıya çıktığı zaman, ayın on dördüydü. Ay, yeşil sinilerin üzerinde olan gümüş tabak gibi bir kenardan görünüverdi.
Vaktâ ki, ay doğmak üzere iken gördü.
Ay’a tapanların hepsi onun önünde secdeye kapanıyorlardı, “Bu imiş rabbim!” dedi; derken batınca…” Yani günün yarısından batmaya doğru meylettiğinde;
Kasem ederim ki” dedi;
rabbim beni hidâyetine mazhar etmeseydi, muhakkak şu şaşkın kavimden olacakmışım...”
Ay yavaş yavaş batmaya başladı. Güneşte batmaya başladı. Güneşe tapanlar, ona yöneldi ve ona tapmaya başladılar.
Vaktâ ki, güneş doğmak üzere iken gördü, “Bu imiş rabbim, bu hepsinden büyük!” dedi. O da batınca, “Ey kavmim!” dedi; “Haberiniz olsun, ben sizin şirk koştuğunuz şeylerden beriyim...”
Benim ve bütün dinlerin üzerinde olduğu tevhit üzereyim. ‘
-“Ben her dinden geçip sâde hakka eğilerek, yüzümü, o gökleri ve yeri yaratmış olan Fâtır’a döndüm...”
Ve ben müşriklerden değilim.

Yaratıcı Daha Güzel Olur?

“Münir Tefsirinde şöyle zikredilmektedir:
İbrahim Aleyhisselâm, şehre geldiğinde, biri İbrahim Aleyhisselâm’i gördü. Onu alıp Nemrut’a götürdü. Ve ibrahim Aleyhisselâm, Çirkin yüzlü Nemrutun çevresinde, ay yüzlü köleler, güzel yüzlü cariyeler, tahtının çevresinde oturduklarını gördü. O saf ve temiz kalpli çocuk (İbrahim Aleyhisselâm) annesine sordu:
-“Bu kimdir?” O da;
-“O bizim yaratıcımız ve ilâhımızdir!” dedi.
ibrahim Aleyhisselâm tebessüm etti ve buyurdu:
-“Anneciğim! Nasıl oluyor da sizin ilâhınız kendisinden daha güzel câriye ve köleler yaratmış! Halbuki yaratıcının kendi yaratıklarından daha güzel olması gerekmez mi?

Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi (k. S.) Ruhu’l –Beyan Tefsiri 7/567-570.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Hac 2015 Arafat`ta Kur`anı Kerim ziyafeti – Görüntüler Medine`den

Posted by Site - Yönetici Ekim 27, 2015

Hac 2015 Arafat`ta Kur`anı Kerim ziyafeti – Görüntüler Medine`den

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Video, Yorumlar | Leave a Comment »

Bakış Açısı

Posted by Site - Yönetici Ekim 27, 2015

1,, Bakış Açısı,copy (2)

Bakış Açısı

Bir gün Ebû Cehil, Peygamber Efendimiz’e, ”Hâşimoğulları’nda,senden daha çirkini yoktur” dedi.

Peygamber Efendimiz, ”Her ne kadar haddini aştınsa da yine de doğru söyledin” buyurdu.

Biraz sonra, Hz. Ebû Bekir Resûlullah Efendimiz’in yanına geldiğinde, ”Ey güneş! Sen ne doğudansın ne batıdan, latif nurunla parla” dedi. Peygamber Efendimiz, ”Değersiz dünya sevgisinden kurtulan aziz dostum! Sen de doğru söyledin” buyurdu.

Orada bulunan sahâbeler bu durum karşısında şaşırdılar ve, ”Ey insanların en şereflisi! Birbirine tamamıyla zıt şeyler söylendi. İkisine de doğru söyledin, buyurdunuz. Sebebi nedir?” diye sordular.
Peygamber Efendimiz buyurdu: ”Ben, Hakk’ın kudret eliyle cilâladığı bir aynayım. Bana bakan, olduğu gibi kendini görür.”

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kıyamet Hadisi – Dikkatle Okuyun Efendiler.

Posted by Site - Yönetici Ekim 20, 2015

Kıyamet,Kıyamet Hadisi

Kıyamet Hadisi

Kıyamet Hadisi diye bilinen bu hadisi şerifin tam metni, Eddürrul-Mensûr kitabında mevcuttur. Okuyucularımıza faydalı olur kanaati İle buraya tam metin olarak aldık.

Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu: Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden işittim şöyle diyordu. Yanında da sahabeden bir taife vardı:
-“Muhakkak ki Allâhü Teâlâ ve Tebâreke hazretleri gökleri ve yerleri yaratma işinden fariğ olunca (bitirince) Sûr’u yarattı. Onu İsrafil Aleyhisselâm’a verdi. İsrafil Aleyhisselâm Sûr’u ağzı üzerine koydu. Emir olunacak zamanını beklemek üzere gözünü Arşa dikti. Ben:
-“Ya Resûlallah (s.a.v.) Sûr nedir? diye sordum.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Boynuzdur!” Ben yine sordum:
-“Nasıl bir boynuzdur?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Büyüktür! Beni Hak ile gönderen Allah’a yemin olsun, muhakkak ki ondaki bir deliğin büyüklüğü gökler ve yerin eni gibidir.
Ona üç kere üflenecektir.
Birinci üfleyiş: Korkutma üflemesidir.
İkincisi üfleyiş: Ölme üfleyişidir.
Üçüncüsü üfleyiş: Ölümünden sonra Âlemlerin Rabbi için yeniden diriliş için olan üflemedir.
Allâhü Teâlâ hazretleri İsrafil Aleyhisselâm’a: birinci nehfa (üflemeyi) emreder ve buyurur:
-“Üfle!”
O da hemen “feza’ nefhâ”sını (korkutma üfürmesıni) üfürür. Allâhü Teâlâ hazretlerinin diledikleri müstesna gök ve yerin bütün ehli korku ve dehşete kapılır. Allâhü Teâlâ hazretleri kendisine üflemeyi uzatmasını emreder. O da hiç durmaksızın uzun uzun üflemeye devam eder. Bunlar, Allâhü Teâlâ hazretlerinin şu kav!-i şerifinin manâsıdır.
-Onlar da başka değil, bir tek sayhaya bakıyorlar; öyle ki ona hık yok!” Sad: 38/15,
İşte o zaman, Allâhü Teâlâ hazretleri, dağları harekete geçirip yürütür. Onlar bulutlar gibi yürümeye başlarlar. Ve neticede bunlar serap hâline gelirler.
Sonra yeryüzünü çok şiddetli bir sarsıntı ile sarsar. Yeryüzü, denize atılmış ve fırtınaya tutulmuş dalgaların kendisine çarptığı, tavana asılı bir kandili rüzgarlar salladığı gibi içindekileri sallayan bir gemiye benzer. Bu durum Allâhü Teâlâ hazretlerinin şöyle buyurması gibidir:
-“0 gün ki sarsar râcife, 6 Onu velyeder o râdifeî 7 Yürekler o gün oynar kaygıdan. 8 Gözleri kalkmaz saygıdan!” En-Nâizât: 79/6-9,
İnsanlar yerin üzerinde sallanırlar. Emzikli anneler, emzirdikleri yavrularından gafil olup atarlar. Hamileler düşük yaparlar. Çocuklar ihtiyarlar.
Şeytanlar, dehşetten uçarlar. Göğün kenarına geldiklerinde, melekler hemen onlara yetişir ve onları döverler, kamçılarlar… İnsanlar, arkalarını dönüp kaçarlar. Muhakkak ki onlar için, Allah’ın emrinden hiçbir kurtarıcı kurtaramaz. 0 zaman insanların bazıları bazılarını çağırmaya başlarlar, işte bu Allâhü Teâlâ hazretlerinin şu kavl-i şerifidir:
-“O arkanıza dönüp gideceğiniz gün….” Mümin: 40/32,
Onlar bu haldeyken yer çatlamaya başlar. Yeryüzü bir uçtan diğer uca kadar yarılıp çatlamaya başlar. İnsanlar daha önce benzerini görmedikleri bir hadise görürler. Bu yüzden onları büyük bir sıkıntı ve şiddet tutar. BüyüklüöünÜ ancak Allah bilir.
Sonra göğe baktıkları zaman onu erimiş maden gibi görürler. Sonra gök yarılır. Yıldızlar dökülür. Güneş ve ay tutulup katlanır ve dürülürler.
‘Mezarındaki ölülerin bu hadiselerin hiçbirinden haberleri olmaz. (Râvî) Ebü Hüreyre (r.a.): Ya Resûlallah (s.a.v.)!
-“Hele sûr üfürüleceği. üfürülüp de bütün göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, Allah’ın dilediği müstesna olmak üzere hepsi feza’ ile ürperdiği ve her biri ona hor-hakir geldikleri gün ne müthiştir?” en-Neml: 27/87,
Kavl-i şerifinde, Allâhü Teâlâ hazretlerinin diledikleri müstesna olan kimseler kimlerdir? Sordu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Şehitlerdir!”
Dehşet ve korku ancak dirilere ulaşır. Şehitler ise Rablerinin katında nzıkiandırılan kimselerdir. Allâhü Teâlâ hazretleri onları o günün dehşet ve korkularından koruyup emin kılmıştır. O günün şiddeti, Allâhü Teâlâ hazretlerinin Öyle bir azabıdır ki onu mahlukatınin en şerlilerine gönderir. İşte Allâhü Teâlâ hazretlerinin şu kavl-i şerifidir:
-“Ey o bütün insanlar! Rabbinize korunun; çünkü o saat zelzelesi çok büyük bir şeydirl 1 Onu göreceğiniz gün, her emzikli emzirdiğinden geçer ve her yüklü kadın hamlini vaz’eder ve nâsı hep sarhoş değillerdir ve lâkin Allah’ın azabı şediddir!” El-Hac: 22/1-2,
O azap içerisinde bütün kollar, Allah’ın uzamasını dilediği kadar kalırlar. Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri İsrafil Aleyhisselâm’a “ölüm nehfa’sını üflemesini emreder. İsrafil Aleyhisselâm ölüm üfürüşünü üfürür. Bu üflemenin ardından Allâhü Teâlâ hazretlerinin diledikleri hariç yer ve göklerin ehli bütün mahlukatı hemen o an düşüp ölür.
Sonra ölüm meleği Azrail Aleyhisselâm Allâhü Teâlâ hazretlerine gelir.
-“Ya Rabbil Senin dilediklerin müstesna bütün gök ve yer ehli öldü!” der. Allâhü Teâlâ hazretleri, kimlerin kaldığını en iyi bilen olduğu halde sordu:
-“Kimler kaldı?” Azrail Aleyhisselâm;
-“Ya Rabbi ölmeyecek olan Sen,
Hamale-i Arş (Arşı taşıyan melekler…),
Cebrail Aleyhisselâm,
Mikâil Aleyhisselâm
Bir de ben (Azrail Aleyhisselâm…)
Bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri,
-“Cebrail ve Mikâil’de ölsün!” buyurdu. Böylece Cebrail Aleyhisselâm ile Hazret-i Mikâil’de ölürler…
Sonra Azrail Aleyhisselâm, Cebbar olan Allâhü Teâlâ hazretlerine gelir;
-“Ya Rabbi! Cebrail ve Mikâil de öldü!” dedi.
Allâhü Teâlâ hazretleri, her şeyi kendisi bildiği halde sordu:
-“Kim kaldı?” diye sordu. Azrail Aleyhisselâm;
-MYa Rabbi! Hiç ölmeyecek olan Hay. Kayyûm ve Bakî olan Senî Hamele-i Arş ve ben,” der.
Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“Hamele-i Arş melekleri de ölsünler!” Hamel-i Arş, melekleri de ölürler.
Ondan sonra Allâhü Tealâ hazretleri, Arş’a Sûr’u İsrafil’den almasını emreder.
Sonra Azrail Aleyhisselâm gelir:
-“Ya Rabbi! Hamel-i Arş’ta öldü!” der. Allâhü Teâlâ hazretleri her şeyi bildiği halde sordu:
-“Kim kaldı?” Azrail Aleyhisselâm:
-“Ya Rabbi Hay. Kayyum ve Bakî olan Sen ve (mahlukattan) ben kaldım!” der. Allâhü Teâlâ hazretleri.
-“Sen de benim mahlukatimdan birisin, seni ve gördüğün her şeyi yarattım. Sen de hemen öl!” der. Bunun üzerine Azrail Aleyhisselâm’da öldü.
Ne zaman ki, doğurmayan ve doğrulmayan bir olup kimseye muhtaç olmayan vâhid (bir) ve Kahhâr olan Allâhü Teâlâ hazretleri yalnız kalır. İşte o zaman Evvel olduğu gibi Âhir de O olmuştur. Gökleri ve yeri yazılı kağıtların tomarını dürür gibi dürüp. onları döşer. Sonra da üç kere onları kudret eliyle yakalayıp, dürmesinin akabinde üç defa:
Cebbar Benim!
Cebbar Benim!
Cebbar Benim! Buyurur.
Sonra (harf ve ses gibi noksan sıfatlardan münezzeh olan) Allâhü Teâlâ hazretleri, kendi kelâmıyla üç kere seslendi:
-“Bu gün mülk kimindir?”EI-Mümin 16, diye nida eder. (Bütün canlılar öldüğü için) Allâhü Teâlâ hazretleri kendi zatına cevap verir:
-“Vâhid (bir) ve Kahhâr olan Allah’ındır!” Mümin: 16, Bu konuda Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“O gün ki yeryüzü başka şekle tebdil olunur, semâvat da… ve hep o vâhid-kahhâr olan Allah için fırlarlar;” İbrahim: 48, Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“Bir de sana dağlardan soruyorlar, binaenaleyh de ki: “Rabbim onları un ufak edip savuracak da yerlerini düpedüz bomboş bırakacak: onda ne bir eğrilik, ne bir yumruluk göremeyeceksin!”‘ Taha: 105-107,
Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri bütün mahlukata tek bir sayha ile nida eder. Bu nida üzerine mahlûkatın hepsi daha önce bulundukları gibi, o değiştirilen arazide, içinde olan içinde, üstünde olan üstünde olmak üzere bu yeni yeryüzünde bulunurlar.
Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, onların (yeni arazinin ve ölülerin) üzerine Arş’ın altında bir yağmur yağdırır. Göğe yağmasını emreder. O da kırk gün yağar.
Yağmur insanların (ve yerin) üzerine tam on iki zira1 kadar yükselir. Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, cesetlerin bitmelerini emreder. Cesetler, kalkan otu veya yeşilliklerin bitmesi gibi biterler. Cesetler, tekâmül ederler ve tekâmül edip. eski hâline gelirler.
Allâhü Teâlâ hazretleri:
-“Hamele-i Arş, dirilsin!” buyurur. Onlar da hemen dirilirler. Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, İsrafil Aleyhisselâm’a emreder; o da sûra ağzının üzerine koyar. Daha sonra Allâhü Teâlâ hazretleri,
-“Cebrail ve Mikâil dirilsin!” buyurur. Onlar da hemen dirilirler.
Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, ruhları çağırır. Müslümanların ruhları nur gibi parlayarak, kâfirlerin ruhları ise kapkaranlık (zulmetler içinde) getirilirler. Hepsini kudret eliyle yakalar ve sûrun içine atar.
Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri İsrafil Aleyhisselâm’a “Yeniden diriliş nefhâ”sına üfürmesini emreder. İsrafı! Aleyhisselâm, ba’s (yeniden diriliş) nefhâsını üfürür. Bütün ruhlar, gökle yer arasını dolduran anların kovanlarından çıktığı (ve etrafa dağıldığı) gibi, ruhlar da sûrlardan çıkarlar.
O zaman, Allâhü Teâlâ hazretleri;
-“İzzetim ve Celâlim hakkı için, elbette her ruh cesedine dönecektir! Buyurur. Bu emir üzerine yerin içinde bulunan cesetlerine girmeye başlarlar. Önce insanların burunlarından girip, sonra bedenlerin içerisinde (zehirli hayvanlar tarafından) sokulan kişinin içinde zehir yürüdüğü gibi yürürler, sonra da onların üzerinden toprak yarılıp açılır.
Ben toprağın kendisinden varılacağı (ve topraktan çıkacak) kimselerin ilkiyim.
(Bu şu âyeti kerimenin manâsıdır:)
-” Özleri düşkün düşkün kabirlerden çıkarlar, sanki çıvgın çekirgeler gibi çağırana koşarak der ki kafirler: “Bu pek zorlu bir gündür!” el-Kamer:7- 8,
Yalınayak, çıplak, sünnetsiz bir halde, dirilirler ve süresi yetmiş sene olan bir mevkif te duracaksınız. Ne sizlere bakılacak ve ne de aranızda hüküm verilecektir. O kadar ağlayacaksınız ki göz yaştan dökeceksiniz. Göz yaşlarınız tükenecek sonra kan ağlayacaksınız. 0 kadar terleyeceksiniz ki, ter ağzınıza kadar çıkıp dayanacaktır veya çenelere ulaşacaktır.
0 zaman siz:
-‘”Bizim için Rabbimize kim şefaatçi olacak ki aramızda hüküm versin” diyeceksiniz. Sonra Allah Teâlâ hazretlerinin kendi kudret eliyle yarattığı, kendisine ruhundan üflediği ve kendisiyle karşılıksız konuştuğu babanız Adem Aleyhisselâm’dan bu hususta daha hak sahibi kim olabilir?’ diyerek; hep birden Adem Aleyhisselâm’a gelip; kendisinden bu hususta talepte bulunacaksınız. O da,
-‘Ben bu işin sahibi değilim” demek suretiyle bundan çekinecek.
Böylece (insanlar) şefaat için bütün peygamberleri tek tek araştırıp dolaşacaklar. Fakat her peygambere geldiklerinde o, onlara karşı bu şefaate yanaşamayacaklarını beyân edeceklerdir. Ta ki bana gelecekler. Ben de ‘Fahs a giderek secdeye kapanacağım.
Ebu Hureyre (r.a.) hazretleri sordular:
-‘”Ya Resulallah! Fahs nedir?’ Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
“Arşın ön tarafıdır”
{Sonra Efendimiz s.a.v. hazretleri devam etti:
Ta ki Allahü Teâlâ hazretleri, bana bir melek gönderir. O melek benim pazılarımdan tutarak beni kaldırır ve Aliahü Teâlâ hazretleri bana;
-” ‘Ya Muhammedi’ diye hitap eder. Ben de:
-“Evet! Ya Rabbü’ derim.
Allahü Teâlâ hazretleri, en iyi bilen olduğu halde;
-“Halin nedir?’ diye sorar. Ben de;
-‘Ya Rabbü Bana şefaat vaad ettin, öyleyse beni mahlûkatın hakkında şefaatçi Kıl da onlar arasında hüküm ver!” derim.
Allahü Teâlâ hazretleri:
-‘Muhakkak seni şefaatçi kıldım. Ben (hareketten münezzeh olduğum halde) size gelip aranızda hüküm vereceğim” buyurur. Bunun üzerine ben de döner ve insanlarla birlikte dururum. Biz o halde dururken; gökten şiddetli bir gürültü duyarız da o bizi korkutur.
Derken birinci kat semanın ehli, yeryüzünde bulunan cin ve insanların iki misli olarak inerler. Yere yaklaştıklarında yer onların nuruyla parlar ve safları tutarlar. Biz onlara;
-” ‘Rabbimiz sizin aranızda mı?’ (Size hüküm mü veriyor) deriz. Onlar;
-‘Hayır! o gelecektir’ derler.
Sonra ikinci kat semanın ehli, daha önce inmiş olan meleklerin iki misli ve yeryüzünde bulunan cin ve insanların iki katı olarak inerler. Yere yaklaştıklarında yer onların nuruyla parlar ve onlar da safları tutarlar. Biz onlara
-‘”Rabbimiz sizin aranızda mı?’ deriz. Onlar;
‘Hayır! o gelecektir’ derler.
Sonra (üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve) yedinci kat dahil bütün sema tabakalarının ehli olan melekler bu katlanarak artmayla yeryüzüne inerler. Neticede Cebbar Teâlâ hazretleri, buluttan gölgeler içinde, meleklerle tecelli eder.
O gün O’nun Arşını sekiz melek taşır. Bu gün ise dört tanedir. Ayakları yedi kat yerin son hududunda olup; yer ve gökler onların bellerine gelmektedir. Arş ise onların omuzları üzerindedir. Onlar sesli yaptıkları teşbihlerinde:
Arş’ın ve azametin sahibini teşbih ederiz
Mülk ve melekût’un (maddi ve manevi bütün alemlerin) sahibini tenzih ederiz,

Hiç ölmeyecek diriyi teşbih ederiz.
Yaratıkları öldürüp kendi ölmeyen Zatı tenzih ederiz.
0, son derece teşbih edilen, son derece mukaddes olan, ziyadesiyle münezzeh olandır., 0 Kuddüs’dür,
Meleklerin ve Ruh’un (Cibril-i Emin’in) Rabbi olan, o yüce Rabbimizi tenzih ederiz Mahlukatı öldürüp kendi ölmeyen yüce Rabbimizi teşbih ederiz..” derler.
Bundan sonra Allahü Teâlâ hazretleri, kürsüsünü dilediği yere koyarak kendi kelamıyla kullarına:
-‘”Ey cinler ve insanlar topluluğu! Ben sizi yarattığım günden bu gününüze kadar dinledim. Sözlerinizi duyuyor, amellerinizi görüyordum. Şimdi siz de beni dinleyin:
-“İşte bunlar sizin amelleriniz ve defterlerin izdir ki size okunmaktadır, artık
hayır bulan Allah’a hamdetsin/ başkasını bulan ise kendini tenkit etsin’ diye nida eder.
Sonra Allahü Teâlâ hazretleri, cehenneme emreder de ondan uzun ve karanlık bir boyun çıkar. Bundan sonra Allahü Teâlâ hazretleri buyurur:
And vermedim mi size “Ey ademoğulları! Şeytan’a kulluk etmeyin, o size açık bir düşmandır!” diye. Ve, ‘Bana kulluk edin, doğru yol budur!’ diye?! Böyle iken celâlime karşı o içinizden bir çok cibilletleri yoldan çıkardı. Ya o vakit sizin akıllarınız yok muydu? Bu, işte o cehennem ki va’dolunur dururdunuz; Bugün yaslanın ona bakalım küfür ettiğiniz için! (Yasin: 60-64). Sonra Allahü Teâlâ buyurur:
-“Ve haydin ayrılın bugün ey mücrimler ey günahkârlar!” Yasin: 59
Böylece Allahü Teâlâ hazretleri insanları ayırır ve ümmetler diz üstü çökerler. Bu hususta da Allahü Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor:
-“Ve her ümmeti görürsün ki diz çökmüştür, her ümmet kitabına davet olunuyordun ‘Bugün o yaptığınız amellerin cezası verilecek! İşte kitabımız yüzünüze karşı hakkı söylüyor; çünkü biz sizin yaptıklarınızı hep istinsah (kopya) ediyorduk…” el-Câsiye: 28-29,
Bundan sonra Allahü Teâlâ hazretleri, cinler ve insanlar hariç, bütün mahlûkat arasında hüküm verir. Vahşi hayvanlar ve diğer hayvanlar arasında hükmeder. O kadar ki, boynuzlu hayvan aleyhine boynuzsuz için hükmeder. Kısas uygulanır.
Bütün bunlar bitip hiçbir hayvanın diğerinde alacağı kalmadığında Allahü Teâlâ hazretleri, onlara
-Toprak olun!” buyurur. Bütün hayvanlar toprak olurlar.
“O gün ki kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve diyecek ki kâfir: ‘Ah ne olaydı ben bir turab (toprak) olaydım!'” Nebe sûresi: 40,
Sonra Allahü Tealâ hazretleri, kulları arasında hükmetmeye başlar. İlk hükmolunan şey kan davaları olur. Allah yolunda öldürülenlerin hepsi şah damarları kan aktığı bir halde başlarını taşıyarak gelirler ve (katillerini ; göstererek)
-” ‘Ey Rabbimiz! Filan filan kimseler bizi katletti’ derler.
Allahü Teâlâ hazretleri en iyi bilen olduğu halde,
-‘”Siz öldürüldünüz değil mi?’ diye sorar, onlar da,
-‘”Ey Rabbimiz! Biz izzet senin olsun diye öldürüldük1 derler. Allahü Teâlâ hazretleri de onlara:
-‘Doğru söylediniz’ buyurur. Yüzlerine güneşin nuru gibi bir nur verir, sonra melekler onları cennete götürürler…
Allah yolundan başka niyetlerle öldürülenler de, şah damarından kan aktığı halde başlarını taşıyarak gelirler ve (katillerini göstererek)
-‘Ey Rabbimİz! Filan filan kimseler bizi katletti’ derler.
Allahü Teâlâ hazretleri, en iyi bilen olduğu halde:
‘(Siz) niçin öldürüldünüz?’ diye sorar. Onlar da,
-‘Ey Rabbimiz! Biz izzet senin olsun diye öldürüldük,” derler. Allahü Teâlâ hazretleri onlara,
-‘Siz (benim yolumda öldürülmüş görülseniz bile, sizin niyetiniz benim azametim, yolunda olmadığı için helak oldunuz” buyurur.
Sonra öldüren her bir kişi mutlaka öldürdüğüne karşılık öldürülür. Zulüm yapan herkes de yaptığı zulme karşılık mutlaka cezalandırılır. Yine de her şey Allahü Teâlâ hazretlerinin dilemesindedir. Allahü Teâlâ hazretleri, dilerse kuluna azap eder; dilerse rahmet eder.
Sonra Ailahü Teâlâ hazretleri, kalan kullar arasında hüküm verir. O derece ki kimsenin yanında kimsenin hakkı kalmaz. Mutlaka Allahü Teâlâ hazretleri, mazlumun hakkını zâlimden alır: Hatta süte su katıp satanı sütü sudan ayırması için zorlar.
Allahü Teâlâ hazretleri bundan da fariğ olunca, bütün mahlukata sesini işittiren bir münadi:
“Her kavim, kendi ilahlarının ve Allah’ı bırakıp da taptıklarının yanına gitsin” diye seslenir. 0 zaman Allah’tan başka bir şeye tapan herkesin önüne o ilahlarının bir sureti sokularak mutlaka çıkartılır…
0 gün meleklerden bir melek Üzeyr Aleyhisselam’m suretine; diğer biri de Meryem oğlu Isa Aleyhimesselam’in suretine sokulur. Yahudiler ona, Hıristiyanlar da buna tabi olurlar, sonra ilahları onları cehenneme çeker. Bu hususta Allahü Teâlâ hazretleri şöyle buyurdu:
-“Haberiniz olsun ki siz ve Allah’tan başka taptığınız nesneler hep cehennem mermisisiniz, siz O’na vürûd edeceksiniz.
Oniar ilâh olsalardı ona vürûd etmezlerdi, halbuki hepsi onda muhalled kalacaklar.” Enbinya: 98-99,
Artık içlerinde münafıkların da bulunduğu müminlerden başkası kalmaz. Allahü Teâlâ hazretleri onlara dilediği bir hey’ette (şekil ve hareketten münezzeh olduğu bir halde) gelerek:
-“Ey insanlar! insanlar (ilahlarının peşine) gitti! Siz de ilahınıza ve ibadet eder olduğunuza tabi olun!” buyurur.
Onlar da;
-Vallahi bizim Allah’tan başka ilahımız yoktur. Biz ondan başkasına ibadet etmezdik”dedi!er.
0 zaman Mevla Teâlâ hazretleri;
-“Ben sizin Rabbinizim!’ der. Onlar (bunun imtihan olduğunu sanarak),
-“Biz senden Allah’a sığınırız’ derler. Sonra Allahü Teâlâ hazretleri;
-‘Sizinle Rabbinizin arasında, onunla kendisini tanıyacağınız bir nişan ve alâmet var mı?” diye sorar. Onlar;
“Evet’ derler.
O zaman Allahü Teâlâ hazretleri, onlara sakından keşfedip (müminlere heybetini gösterip), azametiyie tecelli buyurunca, O’nun Rableri olduğunu anlarlar. Çeneleri üzerine yüzükoyun secde eder oldukları halde yere kapanırlar.
Her münafık da (secde etmek isteyince) ensesi üzere geri düşer, Allahü Teâlâ hazretleri, onların bellerini sığır boynuzları gibi yapar (da eğilmeye güç bulamazlar). Sonra Allahü Teâlâ hazretleri, onlar (in yerden kaldırılmaları) için izin verir (melekler onları) kaldırırlar.
Allahü Teâlâ hazretleri cehennemin ortasına, bıçağın veya kılıcın keskin tarafı gibi olan Sırat11 kurar… Sıratın üzerinde, geçeni aşağı çeken kancalar, çengeller ve sa’dan {her tarafında demir gibi dikenleri olan, devenin otladığı bir bitki) dikeni gibi dikenler vardır. Onun önünde çok kaygan, ayaklan üzerinde sabit duramayacağı bir köprü vardır….
Sırat köprüsünün üzerinde (insanların kimi)
Göz açıp kapama.
Yahut şimşek çakma.
Veya rüzgar esmesi gibi,
Ya da iyi cins koşucu atlar,
Veya süratli koşan süvariler.
Yahut yayalar gibi….
insanlar amellerine göre farkı hızlarla) geçerler.
(Onlardan kimi) selametle kurtulur:
Kimi yara bere içinde kurtulur,
Kimi de yüzü üstü cehenneme şiddetle atılır…..
Cennet ehli cennete vardığında,
-‘Bizim için Rabbimize kim aracı olur da (onun şefaatıyla) cennete gireriz? derler. Sonuçta;
-“Allahü Teâlâ hazretlerinin kudret eliyle yarattığı kendisine ruhundan üflediği ve kendisiyle karşılıklı konuştuğu babanız Adem’den bu hususta daha hak sahibi kim olabilir?’ derler.
Hep birden Adem Aleyhisselâm’a gelirler, kendisinden bu hususta talepte bulunurlar. Adem Aleyhisselâm, bir zellesini anlatarak,
-“Ben bu işin sahibi değilim, lakin siz Nuh’a gidin, çünkü o, Allah’ın Resullerinin ilkidir” der.
Bunun üzerine mahşer ehli Nuh Aleyhisselâm’a giderler. Ondan da şefaat talep ederler. Nuh Aleyhisselâm da bir zellesini anlatarak;
-‘Ben bu işin yetkilisi değilim. Siz ibrahim’e gidin, çünkü Allah onu Halil (dost) seçmiştir”der.
Mahşer ehli ibrahim Aleyhisselâm’a varırlar, ona da aynı talepte bulunurlar. O da bir zellesini zikrederek,
-“Ben bu işin sahibi değilim, siz Musa’ya gidin, (çünkü Allah onu sırdaş olarak kendine yaklaştırmış, onunla konuşmuş ve ona Tevrat indirmiştir” der.
0 vakit Musa Aleyhisselâm’a giderler. Kendisinden şefaat istendiğinde o da bir zellesini anlatarak:
-“Ben bunun ehli değilim, lakin siz Allah’ın ruhu ve kelimesi olan Meryem oğlu isa’ya gidiniz,” der.
Meryem oğlu Isa Aleyhisselâm’a gelirler. Şefaat taleplerini arz ederler. Isa Aleyhisselâm;
-“Ben sizin sahibiniz değilim ve lakin siz Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerine gidin,” der.
Bu arada insanlar bana gelirler. Rabbim katında benim Üç şefaat hakkım vardır. Allah onları bana vaad etti. Ben de yürüyüp cennete giderim. Cennetin kapısının halkasından tutup açılmasını isterim, hemen kapı bana açılır. Selamlanır ve ‘Merhaba’ denilerek karşılanırım….
Cennete girdiğimde Rabbime bakınca secdeye kapanırım. AllahÜ Teâlâ hazretleri, bana m ahi u katından hiç birine izin vermediği şekilde hamd ve tazimde bulunmam için müsaade etti. Sonra bana:
‘Habibim Ahmed! Resulüm ya Muhammedi Başını kaldırl Şefaat eti (şefaatin) kabul olunacaktır…. İste! (isteğin sana) verilecektirl’ buyurur.
Başımı kaldırdığımda Allahü Teâlâ hazretleri en iyi bilen olduğu halde,
‘Halin nedir?’ diye (bana) sorar. Ben de,
-“Ya Rabbii Bana şefaati vaad ettinî öyleyse beni cennete girecekler hakkında şefaatçi kıl ki, cennete girebilsinler!” derim. Bunun üzerine Allahü Teala hazretleri:
-“Muhakkak ki ben seni şefaatçi kıldım ve onlara cennete girmeleri için izin verdim,” buyurur…. (Bunun üzerine cennet ehli cennete girerler….)
Canım (kudret) elinde olan Zat’a yemin ederim ki, cennet ehli, ailelerini ve evlerini bildiği kadar siz, dünyadaki ailelerinizi ve evlerinizi bilemezsiniz. Onlardan her biri yetmiş iki zevcesinin yanına girerler. Bunlardan yetmişini Allahü Teâlâ hazretleri yoktan yaratmış (hûriler)dir. İkisi de Adem Aleyhisselâm’ın evlâdından dünyadaki hatunlardır. Onlar (dünya kadınları) Allahü Teâlâ hazretlerine dünyada ibadet ettikleri için, Allahü Teâlâ hazretlerinin yoktan yarattığı {cennet kadınların in -hurilerin) üzerine üstünlükleri vardır.
Yakuttan bir köşkte bulunan hanımlarından ilkinin yanına girdiğinde, onu incilerle bezenmiş altından bir taht üzerinde otururken bulur ki, üstünde ince ve kalın ipek kumaşlarından yetmiş kat elbise bulunur.
Sonra o kişi elini onun iki omuzu arasına koyup baktığında elbiselerinin, derisinin ve etinin ötesinden kendi elini, onun göğsünden görür. Şüphesiz ki o, sizin biriniz içi boş yakutun ipini gördüğü gibi hanımın bacağındaki iliği görür. Onun göbeği kocası için bir ayna, kocasınmki de onun için bir aynadır.
O, hanımının yanında iken ne o hanımından usanır ve ne de hanımı ondan bıkar. Her defa onunla yakın olmak istediğinde mutlaka onu bakire olarak bulur. Ne onun tenasül uzvu gevşer ve ne de hanımının ki acı çeker. O sıra kendisine.
-“Muhakkak biz anladık ki, sen usanmazsın da, usanılmazsın da (sen de hanımında birbirinizden usanmayacaksınız), fakat burada hastalık ve ölüm yoktur, senin başka hanımların da var’ diye nida edilir.
O da hanımının yanından çıkarak diğer hanımlarına tek tek uğrar, her birine geldiğinde, hanımı ona;
-“Vallahi cennette senden güzel bir şey göremiyorum ve cennet içinde bana senden daha sevgili hiç bir şey yoktur’ der.
Cehennem ehli cehenneme düştüğünde cehenneme Rabbinin yarattığı kullardan, amellerinin kendilerini helak ettiği bir takımları düşer ki, ateş onlardan kiminin sadece ayaklarını yakalar, daha ileri geçmez. Bazısını ateş yarı dizlerine kadar, kimini dizlerine, bir kısmını da bellerine kadar tutar. Kiminin de yüzü
müstesna bütün vücudunu kaplar. Ancak Allahü Teâlâ hazretleri yüzünü ateşe haram kılmıştır.
0 zaman ben,
-‘Ya Rabbii Ümmetimden ateşe düşenler hakkında beni şefaatçi kili* derim…
Allahü Teâlâ hazretleri de;
-“Tanıdıklarınızı çıkarın!’ buyurur. Bunun üzerine İçlerinden tek fert kalmayacak şekilde onlar çıkartılırlar….
Sonra Allahü Teâlâ hazretleri, şefaat izni verince, şefaat etmeyen hiç bir peygamber ve şehit kalmaz. Allahü Teâlâ hazretleri,
-“Kalbinde bir dinar ağırlığında imân bulunanı (cehennemden) çıkarın.”
buyurur.
Böylece onlardan bir fert kalmayacak şekilde hepsi (cehennemden) çıkarılırlar. Sonra Allahü Teala şefaat ederek;
-“Kalbinde bir dinarın üçte ikisi kadar imân bulduğunuzu da çıkarın” buyurur. Sonra
-“Üçte bir kadar,” buyurur. Sonra,
-‘Dörtte biri kadar’ buyurur. Sonra ,
-‘Bir kırat kadar’ ve en sonunda,
-‘”Hatta bir hardal tanesi kadar imân bulduğunuzu (cehennemden) çıkarın!” buyurur.
Bunun üzerine onlar da çıkarılır… Hatta içlerinde imân sahibi bir kişi bile kalmaz. Nihayet Allah için bir hayır yapan bile ateşte kalmaz ve şefaat hakkı olan bütün fertler; (Yani:
1- Peygamberler,
2- Evliya.
3- Âlimler
4- Şehitler,
5- İlim talebeleri de şefaat etmemiş kalmaz…)
O kadar ki, Allah’ın bu rahmetini gören iblis bile kendisine şefaat edilir ümidiyle uzanır.
Sonra Allahü Teâlâ hazretleri;
-“Ben kaldım! Ben ise rahmet edenlerin en rahmetlisiyiml” buyurur ve Allahü Teâlâ hazretleri, (kudret) elini cehenneme sokup, kendisinden başka kimsenin sayamayacağı miktarda çok kimseleri, kömür gibi oldukları halde oradan çıkarır…
Onlar, hayat ırmağı denilen bir nehre atılırlar ve dere kenarında yetişen tane gibi biterler ki onlardan güneş görenler yeşil, gölgede kalanlar san olur; böylece onlar inci misali yetişirler de boyunlarında,
-“Rahman Teala’nın azatlısı olan cehennemlikler’ diye yazılırlar…
Cennet ehli onları bu yazı ile tanırlar… Halbuki Allah için hiç bir hayır işlememişlerdir. Bu yazı boyunlarında olarak, Allah’ın dilediği kadar cennete bekledikten sonra onlar;
Ey rabbimiz! Bu yazıyı bizden sil! Derler allahü teala hazretleri de onlardan o yazıyı siler .

Kaynak : Ed dürr’l-mensur:c. 7, s. 256,257-258, 259-260,261,262.
(Tam metni, eddürrül mensurdan ilave edilen kıyamet hadisi burada bitti.)

İsmail Hakkı Bursevi (k. S.) Ruhu’l –Beyan Tefsiri Dipnotlardan 7/539

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Kıyamet, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

İlahi – Estağfirullah El Azim – Arafat Hac 2015

Posted by Site - Yönetici Ekim 19, 2015

İlahi – Estağfirullah El Azim – Arafat Hac 2015

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Video, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: