Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Haziran 2015

İSTİKAMET HİZMET OLMALI

Posted by Site - Yönetici Haziran 30, 2015

Afrika kuran hizmetleri

İSTİKAMET HİZMET OLMALI

Önce gözlerimiz alıştı, sonra ruhlarımız… Yapılan her hataya üzülmemiz gerekirken, gülüp geçer olduk. Unuttuk Allah -celle celâlühû- ve Rasûlü’nü… Her şey, bu dünyadan ibaret sandık. Haz vardı, fazlası vardı; ama gönül yoktu, ruh yoktu. Hele insanın küçük kıyameti olan ölüm hiç yoktu hayatımızda. Binmiştik bir alâmete, gidiyorduk kıyamete…

Öyle bozulmuştuk ki, nereyi tutsak dökülüyordu. Düzeltmeye nereden başlayacağımızı şaşırdık. Cevabı belliydi; önce kendimizi, sonra çevremizi ve halkalar şeklinde yayılarak bütün dünyayı… Ama biz daha “elif”i bilmeden daldık insanların içine; sonu mâlûm, boğulduk… Bu sefer bir ümitsizlik dalgası kapladı içimizi, ağladık, ağladık… duyan olmadı sesimizi… Anladık ki, bizi tek işiten, Rabbimiz’miş.
Dost O’ymuş, yâr O’ymuş, gerisi hep boşmuş. İnsan, elden boşuna destek beklermiş. Herkesin derdi kendine yetermiş. Kimsenin kimseye ayıracağı zamanı yokmuş. Takılmışız kendimize, etrafı görmemecesine, kuyudan çıkmaya çalıştıkça batmışız…

Hani nerede “tebliğ” ve “hizmet aşkı”? Öğrendiklerimiz lâfta mı kaldı? Ne olacaktı herkesi delirten sudan biraz da biz içelim, âlemin tek akıllısı biz miydik? Yoksa deliler içinde aslında akıllı olan biz, deli mi görünüyorduk? Yum gözünü, kapa ağzını, salla başını, al maaşını… Bu muydu yaşamak? Bazıları dayanamadı, bunalımlara girdi; bir kenara çekildi. Bazıları sustu, hiçbir şey söylemedi; bazıları da kendilerine deli damgası vurulmasına rağmen hâlâ gerçekleri söylüyorlar.
İşte asıl cesur olan onlar… Kıymetleri sonradan anlaşılacak olanlar… Onlar da olmasa kime tutunacağız; kim yol gösterecek bize?
Ne zaman güzel bir insan gitse, bil ki kıyamet yaklaşıyor. Ama şimdi “Dünya iyilerin yeri değil!” diyerek bir köşeye çekilme zamanı değil. Elimiz, dilimiz, kalemimiz, malımız ve canımızla içimizde ve dışımızda savaşma vakti… Her şeye rağmen hizmete devam… Derviş olmak istiyorsan çileye mecbursun. Eğer anlayabiliyorsan, her çekilen dert, seni, O’na daha da yaklaştırıyor. Gören göz ol, bakan değil. Eşyayı dinle, bütün varlıklara O’ndan ötürü hürmet et. O zaman bulacaksın şu herkesin aradığı huzuru…

Bu yolun başı incinmemek, sonu incinmemek!.. Bunu öğrendiysen, gayri gam çekme… Kolay değil, ama mecbursun gayret etmeye, karınca gibi yolunda ölmeye…

Helâl olsun bunu yapabilenlere!
Selâm olsun, gönlü güzel olanlara ve içinde kin tutmayanlara!..
Helâl olsun!..

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

KURAN-I KERİMDE BİRLEŞELİM DİYORUM AMA NASIL

Posted by Site - Yönetici Haziran 29, 2015

Islamic_Wallpaper_Quran_004-1366x768 copy

KURAN-I KERİMDE BİRLEŞELİM DİYORUM AMA NASIL

TUTTURMUŞLAR, “Bütün Müslümanlar Kur’ân’ı kerimde birleşsin…” deyip duruyorlar. Peki nasıl birleşecekler, onu anlatmıyorlar.

Soruyorum:

1. İmamı Eş’arî’yi ve İmamı Mâturidî’yi itikad önderi olarak kabul eden Ehl-i Sünnet; Allah cisim değildir, zamandan mekândan, cihetten, inmekten çıkmaktan, insanlar gibi organlara sahip olmaktan münezzehtir diye inanıyoruz. Muhammed ibn Abdilvehhab’ı imam kabul edenler tersini söylüyor. Evet bu iki zümre Kur’ân’da nasıl birleşecek?

2. Ehl-i Sünnet bütün Ashab-ı Kiramı din konusunda âdil olarak kabul ediyoruz. Bazı fırkalar ise birkaç sahabi dışındakileri münafık olarak görüyor. Bunlar Kur’ân’ı kerimde nasıl birleşecekler?

3. Fıkhı ve mezhepleri faydalı ve zarurî gören Ehl-i Sünnet ile mezhepleri put olarak gören ehl-i bid’at Kur’ân’ı kerimde nasıl birleşecek?

4. Kur’ân’ı kerimde ve çok sahih Cibril hadîsinde kadere iman şartı var. Ehl-i Sünnet kadere iman ediyor, bazı ehl-i bid’at ise kaderi reddediyor. Bunlar Kur’ân’ı kerimde nasıl birleşecekler?

5. Ehl-i Sünnet ulemâsı ve fukahası dinde reform, dinde değişiklik, dinde yenilik, dinde başkalaştırma yapılamaz diyor; ehl-i bid’at fırkalarından biri olan Fazlurrahman’ın Tarihsellik mezhebi Kur’ân”ı kerimin , Sünnetin ve Şeriat’ın nice muhkem hükmünü, bu devirde geçerli değildir diye inkâr ve red ediyor. Ehl-i Sünnet ile ehl-i bid’at bu konuda Kur’ân”ı kerimde birleşebilir mi?

Evet Kur’ân’ı kerim dinimizin temel kaynağıdır, Kelamullahtır, yaratılmamış Kelam-ı Kadim’dir ama onda birleşmek kuru lâfla, boş edebiyatla olmaz. Kur’ân”ı kerimde birleşmenin şartları vardır. Bu şartlara uyulmaz ise birleşme olmaz.

1. Kur’ân’ı kerimin gerçek icazetli müfessirler tarafından yapılmış muteber tefsirleri esas alınacaktır.

2. Heva ve re’y tefsirlerine itibar edilmeyecektir.

3. Ehliyetsiz cahiller Kur’ân’ı kerimi kendi kafalarına göre yorumlamayacaktır.

4. Kur’an-ı kerimi ehliyetli ve icazetli ulemâ tarafından Sünnet-i seniyyenin ışığında tefsir edilecektir.

5. Hz.Allah’a noksan sıfatlar izafe eden ehl-i bid’ate kulak verilmeyecektir.

6. Bir asırdan fazladır süre gelen icmâ-i ümmet dışlanmayacaktır.

7. İlim, irfan, takva, fazilet, firaset sahibi ulemâ Kur’ân’ı kerimde ‘ birleşme konusunda rehber kabul edilecektir.

İslâm dünyasındaki 72 bozuk fırka ve onların yüzlerce şubesi hep Kur’ân-ı kerim diyor.

Mirza Gulam Ahmed Kadiyanî -hâşâ- nebidir, kendisine vahiy gelmiştir diyen Kadiyanîler de Kur’ânı kerim diyor, Kur’ân-ı keim okuyor.

Tevbe sûresinin son iki ayeti Kur’ân’ı kerime sonradan ilave edildi hezeyanını savuran 19cu Reşad Halife de Kur’ân diyor.

(HAŞA) HZ.Cebrail, Hz. Ali’ye verilecekti, Cibril şaşırdı da Hz. Muhammed’e verdi diyen Gurabiye taifesi de Kur’ân-I KERİM diyor.

Haricîler gece gündüz Kur’ân-I KERİM okuyor.

Velhasıl İslâm dünyasında ne kadar bid’at ve dalalet fırkası ve cereyanı varsa hep Kur’ân-I KERİM diyor.

İsmini vermeyeceğim şu meşhur reformcu ilâhiyatçı da avaz avaz Kur’ân-I KERİM diyor.

İslâm’da tesettür yoktur diyenler Kur’ân-ı kerim diyor.

Evet biz Müslümanlar Kur’ân’ı kerimde nasıl birleşeceğiz? Mesele buradadır.

Peygamber-i Zişan’dan (, Ashab kiramdan, Tâbiîn hazaratından, Tebe-i Tâbiîn hazeratından ve onları takip eden kuşaklardan bu yana on binlerce büyük müctehid, ulemâ, fakih, müfessir, muhaddis gelip geçmiştir. Kur’ân’ı kerimde birleşmek ancak ve ancak onlara tâbi olmakla, onları taklid etmekle gerçekleşebilir. Onlar inkâr edilirse, onlar devre dışı bırakılırsa birlik olmaz, tefrika ve parçalanma olur.

Kur’ân’- kerimde birleşmek konusunda Vehhabîler muhatab bile alınmaz.

İslâm âlemindeki yüz milyonlarca tarikat mensubu sufîyi müşrik ve kafir ilan edecekler ve sonra Kur’ân’ı kerimde birleşilecek. Böyle bir şey mümkün müdür?

Mücessime taifesini tenkit ve ikaz etmeyeceğiz, onlarla Kur’ân’ı kerimde birleşeceğiz… Olur mu böyle şey? Kur’ân’ı kerimde birleşmek için öncelikle Cenâb-ı Hakk’ı kemal sıfatlarla sıfatlamak ve noksan sıfatlardan tenzih etmek gerekir.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Güzel Bir Sohbet İyi Bir Nasihat.

Posted by Site - Yönetici Haziran 28, 2015

Güzel Bir Sohbet İyi Bir Nasihat.

Güzel Bir Sohbet İyi Bir Nasihat.

ESSELAMÜ ALEYKÜM:
Ahir zamanda dinini öğrenmek için ALLAHIN YOLUNU tercih eden asrın Ayşe’lerine, Fatıma’larına, Hatice’lerine, Sümeyye’lerine olsun.
Rabb’im şu an lafzını öğrenmekle başladığınız dini mübini İslam’ın şuur ve hakikatine de ulaştırsın.
İçinde yaşadığımız çağın bilgi çağı olmasına rağmen, toplumdaki ahlaki çöküntünün artması ne kadarda manidar. Şuur olmadan öğrenilen bilgilerin malumat olma dışında pek anlamı olmuyor. Oysa ilmin gayesi nedir? Yunus’umuz cevaplasın;

İlim ilim bilmektir,
İlim kendini bilmektir,
Sen kendini bilmezsen,
Ya nice okumaktır…

Kendini bilmek” bir ömür süren bir serüvendir. Kendini bilmek neden mühim? “Men arafe nefsehu fekad arafe Rabbehu” Nefisini bilen Rabbini bilir… Rabb’e giden yol, kendini bilmekten geçiyor çünkü.

Çağın unutturmak istediği budur sevgili KARDEŞLERİM. Dışı parlak ambalajlarla kaplı ışıltılı dünyayı cazip gösterip, asli vazifeyi unutturmak. Bir genç kız önce fıtratını bilecek. Kadınlık fıtratını. Bozulmamış fıtratın pusula ibresi HAZ.Allah’ı ve peygamberini gösterir.

Çünkü Efendimizin beyan buyurduğu üzere; ‘‘Kur’an-I KERİM ve insan ikiz kardeştir” Yaratılıştan tanıştır onlar. Gelelim Kadınlık fıtratına, Kadının fıtratında neler var? En başta annelik istidadı. Küçücük bir kız çocuğunun bebeğine annelik yapması, onu besleyip büyütmesi fıtratın içindeki annelik sinyalidir.

Demek ki her genç kız müstakbel anne adayıdır. Ayağına Cennetin serileceğini müjdeleyen Peygamber müjdesine mazhardır. Bir genç kız ileride sahip olacağı çocuğunun yüzüne ak bir şekilde bakabilmek için evlilikten önceki hayatını dikkatle yaşamalıdır. Kendisine ilham olacak rehberler, yol gösterecek yıldızlar bulmalıdır. Ama bunu sakın günümüzde ”Star‘ olarak adlandırılan sahte yıldız olarak telakki etmeyin.

Bülbülü rehber edinen gül bahçesine, kargayı rehber edinen leşe gider.

İslam tarihi, Osmanlı tarihi yüzlerce hakiki yıldız olan analarımızla doludur, iç dünyamızı onlarla aydınlatmalı hayat yolunda onları rehber edinmeliyiz. O analar kadınlık fıtratını muhafaza etmiş nadide şahsiyetlerdir. İman dolu yürekleri ile içinde bulundukları çağa, zulme meydan okumuş Rabb’imiz tarafından taltif edinmiş incilerdir.

Ve bugün evlenirken Allah’ın rızasını dahi hatırına getiremeyen bir gençlik… Hakiki yıldızları kaybettiğimiz için mi yolumuzu şaşırdık? Bir yuvanın kurucusu erkek ve kadının fıtratı bozulunca yuvalarında ayarı kaçtı, Cennetin başlangıcı olan aile Cehenneme döndü adeta. Bize ne oldu sevgili KARDEŞLERİM?

Merhum Arif Nihat Asya’nın dediği gibi;

Bize bir nazar oldu, Cumamız pazar oldu,

Bize ne olduysa, Hep azar azar oldu…

Toplumun kurtuluşu kadının kurtuluşuna, kadının kurtuluşu kadının fıtratı selimesine dönmesiyle mümkündür. Çağın zehirlerine karşı Kur’an-ı Kerime bakacak olursak onu sadece söz olarak değil şuuruna da ererek öğreneceğiz.

Şu kurslarımızda aldığımız bilgiler sözden manaya, manadan anlaşılmaya, anlaşılan da yaşayışa dönüşmüyorsa ne anlamı var öğrendiklerimizin? Bize bir diriliş lazım, uyanış lazım, canlanma lazım…

Küfür mukaddes değerlerimizi zahiren alamadı ama bize ruhumuzu kaybettirerek en büyük zararı verdi. Nasıl mı? Kadınlık fıtratının bir gereği olan örtünün şeklini, ruhunu ve anlamını kaybettirerek. Evet örtünme de kadınlık fıtratının bir gereğidir. Örtünen kadın huzura erer. Çünkü örtü aynı zamanda edep, hayâ, iffet alametidir.

Hani yazar diyor ya; ”Kızaran yüzlere madalya takılmalı” çünkü kızarmak hayâ alametidir, Hayâ da efendimizin beyanıyla iman alametidir. Ne çok ihtiyacımız var kızarmaya…

Bizler bacısının yüzündeki peçeye namahrem eli değdi diye ölümü göze alan Sütçü İmam’ın torunlarıyız. Bu mücadele niçin yapıldı. Milyar verseler örtümü çıkarmam diyen anaların evladı, ne oldu da “milyar verseler örtünmem” der hale geldi.

Bakınız sevgili kardeşlerim ünlü bir Hollywood yıldızına rol icabı örtü takmak istiyorlar ”Rol icabı dahi olsa örtünmem” diyor. Medya, sinema, diziler, gazeteler vasıtasıyla Müslüman genç kızları örtüden utanır hale getirdiler.

Örtüsünü, edebini, fıtratını kaybetmiş bir genç kız, nasıl ana olacak?

İşte gerçek ana. Hanne Valide gibi evladını Rabb’e adayan ana. Hani Meryem validemizin anası Hanne senelerce evlat sahibi olamadı. En nihayet hamile kaldığını anlayınca Kur’an-ı Kerimde geçen şu duayı yaptı. ”Ya rabbi karnımdakini sana adadım kabul et. Şüphesiz ki sen işiten ve bilensin” (Âl-i İmran Suresi. 35)

Ana odur ki evladını ahirete bağlasın, dünyaya değil… Anne Hanne olursa evlat Meryem olur. Ana odur ki evladına ilk kelime olarak ”Allah”, ilk cümle olarak ta ”La ilahe illallah” dedirtir. Çünkü o yavruyu o anaya veren Allah azze celledir. Bu o ananın Rabb’e vefasıdır. Ana odur ki daha evladı karnındayken yavrusunu Rabb’e adasın.

Ey müstakbel analar, toplumun gözbebeği genç kızlar, kadınlık fıtratına dönmeden, ne hayırlı bir ana, ne de hayırlı bir eş olabiliriz. Mehmet Akif’in dediği gibi…

Yükselirse kadın beşer yükselir, Alçalırsa kadın beşer alçalır

Ana vardır çag kapatıp çağ açan Fatih doğurur…

Ana vardır şer saçan evlat doğurur.

Bayrak şairi Arif Nihat ASYA Fetih Marşında ne diyordu…

Yürü hâlâ, ne diye oyunda oynaştasın

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.

Kızım sen de Fatihler doğuracak yaştasın…

Sevgili kardeşlerim analık, zevcelik gibi şerefli bir vazifeye aday cennet güllerim! İslam’ın tadına vardığınız zaman gerçek değerinizi fark edeceksiniz. Sakın ola bu değeri geçici dünyanın sahte iltifatlarında aramayın.

Çünkü dünyada verilen değer sıfatlarınız gidince yani gençliğiniz güzelliğiniz gidince biter. Ama El-Vafi olan Allah, onun yolunda sarf edilen hiçbir şeyi zayi etmez. Allah yolunda giden gençliğe ebedi, solmayan bir gençlik verilir.

İlk şehide Hz. Sümeyye anamız gibi. Esmer zayıf bir hanımdı Sümeyye anamız. Ama gözü ahirete açık olan arifler Sümeyye anamız şehit olduktan sonra Cennetin kapısından gencecik ve çok güzel bir şekilde içeriye girdiğini müşahede ettiler.

Çok vatnizi almadan PEYGAMBERİMİZİN BUYURDUĞU GİBİ allaha dua ediyorum ya rabbi göz açıp kapaynca kadar bile olsa beni nefsimin eline bırakma ÜSTAZIM S. H. TUNAHAN hazretlerinin duasıyla ya rabbi son nefesimize kadar son nefesimiz dahil imandan itaattan ve allah yolunda sayru gayretten ayırma diye dua edelim .cenab- i hak yar ve yardımcımız olsun. Amin.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

Oruç Üç Çeşittir

Posted by Site - Yönetici Haziran 27, 2015

Ramazan, Eğlence Değil İbâdet Ayıdır,Oruç Üç Çeşittir

Oruç Üç Çeşittir

1- Câhillerin orucu,
2- Âlimlerin orucu,
3. Peygamberlerin orucu.

Câhiller oruç tutar, sadece yemezler içmezler fakat kötülüklerden, günahlardan uzak durmazlar.
Âlimler ise, kötülüklerden, günahlardan uzak dururlar.
Enbiya ise, şüpheli şeylerden de kaçar.

Oruç tutanların bayramı da üç çeşittir:
Câhiller, oruç tutup iftâr edince yerler, içerler bizim bayramımız budur, derler.
Âlimler ise, akşam olup iftar edince, cenâb-ı Hak eğer bizim orucumuzu kabûl etmiş ise, bu bizim bayramımızdır, derler.
Evliyâ ve peygamberlerin bayramı ise, oruçlarının kabûl olmasıyla beraber, cenâb-ı Hak râzı olduysa bayram ederler.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
Beş şey orucun sevabını giderir: Yalan, nemime yâni söz taşımak, gıybet, [Yabancı kadına] şehvetle bakmak ve yalan yere yemin.
Gıybetle meşgul olan kimselerin orucu hakîkatte oruç değildir.” [Yâni sadece oruç borcundan kurtulur, va’dedilen sevaba kavuşamaz.]
Peygamber efendimiz, “Yâ Rabbî, dilimi yalandan, kalbimi nifaktan, amelimi riyâdan, gözümü hıyanetten temizle ve koru! Gönülden geçenler senden gizli değildir.” şeklinde duâ etmemizi tavsiye ederlerdi.
Bunun için oruçlu olanın, riyâdan, gösterişten uzak durması sadece Allah rızasını düşünmesi lâzımdır.

Kaynak : 365 Gün dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gün Dua, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Oruç, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

ALLAH’IM !

Posted by Site - Yönetici Haziran 26, 2015

Dua

ALLAH’IM !
Tüm müslümanların
Dertlilerine deva Borçlularına eda
Hastalarına şifa,Gözlerine nur
Geçmişlerine rahmet Evlerine bereket ver.

ALLAH’IM !
Şu saatte Af olmayan kul,
Kabul olmayan dua,
Def edilmeyen bela,
Şifa bulmayan hasta,
Huzur bulmayan kalp,
Allah demeyen dil kalmasın

ALLAH’IM !
Bizlere sarsılmaz bir ahlak,
Şükredici bir beden,
Zikredici bir dil,
Hayırlı ve sağlıklı ömür,
Salih ve saliha evlatlar,
Dünya ve ahiret güzellikleri İhsan et.

ALLAH’IM !
Ruhumuzu daraltma,
Kalbimizi karartma,
Darda koyup aratma,
Hak yolundan saptırma
Bizi Senden başkasına yalvartma

ALLAH’IM !
Sahip olduklarımıza şükretmeyi bilen,
Kaybettiklerimiz için de isyan etmeyen kullarından olmamızı nasip et.
Ruhumuzu kabz edeceğin ana kadar.
Amin.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ramazân-ı Şerîfe Hürmetin Karşılığı ve Hürmetsizliğin Cezası…

Posted by Site - Yönetici Haziran 25, 2015

Ramazân-ı Şerîfe Hürmetin Karşılığı ve Hürmetsizliğin Cezası...

Ramazân-ı Şerîfe Hürmetin Karşılığı ve Hürmetsizliğin Cezası…

Herhangi bir özür ile oruç tutamıyanların, bu aya hürmet etmesi, oruç tutamadıkları günler, gizli yemeleri lâzımdır.
Bu aya hürmetsizlik çok tehlikelidir.

Ramazân-ı şerîfte umûmî yerlerde, müslümanların karşısında, oruç yiyenlerin ve oruç tutanları aldatarak, oruç tutturmıyanların îmânı gider.

Ramazan günlerinde lokanta, gazino, büfe gibi yiyip içme yerlerini işletmek günâhtır. Bunların, oruç yiyenlerden kazandıkları, helâl ise de, habîstir pistir, zararlıdır. Buralarını iftârdan sonra açmalıdır.

Oruca hürmet çok önemlidir.
Eskiden bugünkü gibi değildi.
Gayri müslimler bile müslümanların orucuna hürmet ederdi.
Açıkta yemezlerdi.
Yine böyle bir Ramazanda, gayr-i müslim bir kimse, evine geldiğinde, çocuğunu evin önünde açıktan yemek yediğini gördü. Hemen oğlunu azarlayıp,
– Evladım bilmiyor musun, bugün müslümanların oruç tutma günü. Nasıl böyle onların gözü önünde açıktan karnını doyuruyorsun. Çabuk gir içeri. Bir daha böyle açıktan yediğini görmiyeyim, dedi.
Aradan bir zaman geçtikten sonra, bu kimse vefat etti. Bu kimseyi, müslüman komşusu rü’yada gördü. Kendisini çok güzel yerlerde, rahat bir şekilde görünce merak edip kendisine sordu:
– Senin bu bulunduğun yer neresidir?
– Cennettir.
– Peki dünyada iken, İslâm dinine sen inanmazdın, nasıl oldu da Cennete girdin?
– Doğru, son zamanlarıma kadar müslüman değildim. Fakat, vefatıma yakın, îmân edip, müslüman oldum.
– Bu nasıl oldu?
– Bu büyük ni’mete kavuşmama sebep şu: Birgün Ramazanda çocuğumu açıkta yemek yediği için azarlayıp, oruca hürmet etmesini istemiştim. Cenab-ı Hakkın, beni bu hürmet sebebiyle ahir ömrümde, îmân ile şereflendirdiği bildirildi. Gördüğün gibi Cennette rahat içindeyim.

Kaynak : 365 Gün dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gün Dua, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Oruç, Ramazan-ı Şerif, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Oruc Tutmayan Müslümanlar Neler Kaybettiginizin Farkındamısınız !

Posted by Site - Yönetici Haziran 24, 2015

Oruc Tutmayan Müslümanlar Neler Kaybettiginizin Farkındamısınız !,Ramadan-2014-Wallpapers-HD-Islamic-Wallpapers copy.jpgvbg

Oruc Tutmayan Müslümanlar Neler Kaybettiginizin Farkındamısınız !

(Sahîh-i Buhârî)deki bir hadîs-i şerîfte de Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
Bir kimse, Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazîfe bilir ve orucun sevabını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları affolur.”

Bu hadîs-i şerîften anlaşılıyor ki, orucun Allahın emri olduğuna inanmak ve sevap beklemek lâzımdır. Günün uzun olmasından ve oruç tutmanın güç olmasından şikâyet etmemek şarttır. Günün uzun olmasını, oruç tutmayanlar arasında güçlükle oruç tutmayı, fırsat ve ganîmet bilmelidir.

Câbir bin Abdullah hazretlerinin haber verdikleri bir hadîs-i şerîfte, Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Allahü teâlâ benim ümmetime, Ramazan-ı şerîfte beş şey ihsân eder ki, bunları hiçbir peygambere vermemiştir:
1- Ramazanın birinci gecesi, Allahü teâlâ mü’minlere rahmet eder. Rahmet ile baktığı kuluna hiç azap etmez.
2- İftâr zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya, her kokudan daha güzel gelir.
3- Melekler, Ramazanın her gece ve gündüzünde, oruç tutanların affolması için duâ eder.
4- Allahü teâlâ, oruç tutanlara, âhırette vermek için, Ramazan-ı şerîfte Cennette yer ta’yîn eder.
5- Ramazan-ı şerîfin son günü, oruç tutan mü’minlerin hepsini affeder. Yâni Ramazan ayının tamamını oruçlu geçirenleri affeder.”

Kaynak : 365 Gün dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gün Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Oruç, Ramazan-ı Şerif, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Ramazan, Eğlence Değil İbâdet Ayıdır

Posted by Site - Yönetici Haziran 23, 2015

CHaCwSnWsAAGy5g copy

Ramazan, Eğlence Değil İbâdet Ayıdır

İlk ezan Sevgili Peygamberimiz zamanında 622 senesinde Bilâl-i Habeşî Hazretleri tarafından 15 Haziran’da okundu.

18 senelik yasaktan sonra, Türkiye’de 1950’de Arapça aslıyla okunması 1950’de serbest edildi. Tekrar ilk defa 16 Haziran’da okunmaya başlandı.

Bu sene Ramazan ayının ilk gecesi de, bugün 17 Haziran akşam ezanıyla beraber giriyor.

İlk teravih bu akşam, ilk sahur da bu gece.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) “Ramazan ayında şeytanlar zincirlenir” buyuruyor.

Nâs sûresinde bildirildiğine göre, insanların kalplerine / göğüslerine vesvese veren şeytanlar iki çeşittir: Cin şeytanları, insan şeytanları.

Zincire vurulanlar cin şeytanlarıdır. Onlar Ramazan’da vesvese veremezler.

İkinci kısma gelince…

Onlar ruhen şeytanlaşmış insanlardır. Aramızdadırlar. Vesveseleri açık olup, konuşup yazmakladır. Ramazan’da bile zincirlenmeyen en tehlikeli şeytanlar bunlardır.

Her Ramazan’da olduğu gibi, tabiiki bu Ramazan’da da oruç, teravih ve diğer ibâdetlerimizi boşa çıkarmak için var güçleriyle çalışacaklarından tanınmaları kolaydır.

Meselâ teravih namazının 20 rek’at olmadığını söylerler. Sonra bunu unutup, “Aslında teravih namazı diye bir namaz bile yok” derler.

İmsaktan sonra sahur yemeği yenmez diye bir şey yok. 55 dakika daha yiyip içebilirsiniz” derler.

Derken 55 dakikayı az görüp, “İmsaktan sonra 70 dakika daha yiyip içebilirsiniz” derler. Onu da kâfi görmez, “85 dakika sonraya kadar yiyin için” derler.

Yani kendi içlerinde bile tutarlı olmadıkları görülür. Ama görene…

Onları işte böyle tutarsızlıklarından tanıyabilirsiniz…

Önce sûret-i haktan görünüp doğru söyler doğru yazarlar. Meselâ, “Âdetli kadın oruç tutamaz. Oruçluyken âdet görmeye başlarsa orucu bozulur, kazâ etmesi lâzım” derler.

İtiraz gelmeyeceğini hissedip meydanı boş görür, vesvese zamanının geldiğine kanaat getirirlerse, bu söyledikleri doğru sözün tam tersini söylemekten çekinmez, “Âdetli kadın niçin oruç tutamasın? Allah oruç tutun diyor, siz oruç tutma diyorsunuz” diyerek insanları yanlışa yönlendirmeye çalışırlar.

Birkaç sene önce tam tersini söylüyordun. Ne oldu, din değişti mi?” dediğiniz zaman da dut yemiş bülbül gibi susarlar.

İnançta rüzgâr gülü gibidirler. Kâh Allah her şeyi bilir der, kâh “Allah geleceği ne bilsin? Allah ilerde senin kiminle evleneceğini ne bilsin” diyerek –hâşâ- Allah’a, noksanlık sıfatı verirler.

Böylelerinin şerrinden Allah’a sığınmak lâzımdır.

***

Yazımızın başlığında okuduğunuz gibi, Ramazan, eğlence değil ibâdet ayıdır.

Ama bazıları “Ramazan eğlenceleri” diyerek, alnı secdeye değmemiş kimseleri getirerek, Müslümanları tam da teravih namazı vaktinde oralara toplar, mübârek Ramazan gecelerini günaha bularlar.

Zaten gecelerin kısa olduğu bu mevsimde, oradan geç vakitte dönen Müslümanlar, ya zar-zor sahur yemeği yiyip yatar, sabah namazına kalkamaz veya ancak sahurdan sonra uyanır, sahursuz kalırlar.

Terâvihi nasıl ve ne zaman kılacakları da ayrı bir husus.

Ramazan’da insanları ibâdete değil de eğlenceye çağıranların sevapları(!), âhirette önlerine konulmak üzere kayda geçiyor.

Müslümanlar son senelerde başlarını kaldırıp, “Ramazan eğlenceleri de ne demek?” demeye başlayınca, ağız değiştirip “Ramazan etkinlikleri” demeye başladılar. Yapılan aynı ama eğlence etkinlik oldu.

Son senelerde, -hem de câmilerin yanı başında- yeni bir rezâlet başladı: Çalgılı-malgılı kaside ve ilâhîler söylenmesi…

İslam itikadına göre, “Kur’an’ı çalgı ile okumak küfürdür. Çalgı ile ilâhî ve kaside okumak da ona yakındır.

İslam târihinde, câmilere çalgı girmemiştir. Câmilere çalgı sokamayanlar, câmi cemaatini çalgılı toplantılara çağırıyorlar.

Ramazan; çalgı, dangır-dungur değil, ibâdet, Kur’an, hayır-hasenât, zikir, şükür ve günahları eritmeye çalışma ayıdır. Allah’ın rızasına çalgıyla değil, ibâdetle ulaşılır.

Ramazan ayının cümlemize hayırlar getirmesi duâsıyla…

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Ramazan-ı Şerif, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

UMRE GÜNLÜĞÜMDEN BİR KATRE

Posted by Site - Yönetici Haziran 22, 2015

UMRE GÜNLÜĞÜMDEN BİR KATRE

UMRE GÜNLÜĞÜMDEN BİR KATRE

İçinde beliren manevi bir hissin tezahürü müdür, yoksa uzaklardan, “hayır belki de yakından, çok yakından” alınan bir davete icabet midir bilinmez; lakin her hali ile ruhlarımıza tebliğ edilen emri îfâ etmek üzere mukaddes bir seferdir hac ve umre…

Derunî bir haz duyarak bir taraftan hiçliği itiraf eden Nâbi (1) edasıyla edep penceresinden bakarak düşersin yollara. Kulağında yankılanan “Sakın terk-i edepten kûy-ı mahbûb-i Hûda’dır bu, Nazargâh-ı İlâhî’dir, makâm-ı Mustafâ’dır bu” nidasıyla sarsılarak içten bir dua ile “Ya Rabbi! Edepsizlikten sana sığınırım.” diyerek atarsın adımları…

Geçireceğin her ânı dolu dolu yaşamak için verilen mücadelenin güzelliği saracak bütün bedeni. Çünkü döndüğünde rüyadan uyanmış hissi doğacak kalbinde. “Allah’ım ne güzel bir rüyaydı. Daha dün senin beytinde, senin Resûlünün ve onun ashabının beldelerindeydim. Ya Rabbi, bir daha aynı rüyayı görmeyi nasip et.” diye dua edeceksin.

Hiç çıkarmamak üzere giydiğimiz edep gömleği…

Uçağın tekerleri yere dokunur dokunmaz heyecan bir kat daha artıyor. Manevi iklimin sıcaklığı ile daha ilk nefeste kendini hissettiren, evvelce Resûlullah’ın teneffüs ettiği Medine havasını çekiyorsun içine… Bu iklimde geçirmişti mübarek ömrünü ve bu iklimde vermişti son nefesini. Hissiyata hâkim olamayarak şu satırlar dökülüyor dillerden.

Sensizlik;
Kum tanesi kadar sensizlik,
Çöllerin içinde kaybolan…
Yolların içinde kaybolduk efendim,
Uhud mu kıskandı seni Hîrâ mı?
Sevr mi kıskandı bizden Kasvâ mı?
Mekke mi kıskandı Medine mi?
Sensizlik, sürgün misâli efendim…

Edep gömleğini hiç çıkarmayarak usulca geçiyoruz yeşil kubbenin karşısına. Titrek ellerimizi kaldırarak ve bazen de kaldıramayarak, “bulanık zihinlerin müdahalesinden kendimizi kollayarak” Resûlullah’ı selamlıyoruz. Resûlullah, kendisini selamlayanlara mukabelede bulunacağını müjdelemişti. Hemen yanında bulunan Sıddık-ı Ekber ve Ömeru’l-Faruk efendilerimizi de selamlıyoruz. Arkasından Cennetü’l-Bakî’ kabristanlığına yöneliyoruz.

Aklımızda Peygamber Efendimiz’in mübarek sözleri: “Kim, bir tek namaz kaçırmaksızın benim mescidimde kırk vakit namaz kılarsa ona cehennem ateşinden berât ve azaptan kurtuluş yazılır. O, nifaktan da uzak olur.” (3) Sekiz günden az olan vaktimizde kaza niyetiyle kırk vakit namaz kılmanın ehemmiyetini hissediyoruz. Mescid-i Nebevi’de Âlemlerin Resulü’nün kokusunu hissediyor ve huzurundaymış gibi cennet bahçesinde meşhur sütunlar önünde iki rekât namaz kılmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Dünyayı ve hırsını unutarak müminlerin cennet bahçesinde iki rekât namaz kılabilmek için verdiği mücadeleyi görüp kendimiz de o mücadeleyi yaşayınca dünyanın faniliğini daha iyi idrak ediyoruz. Davet edilenlerin sayısı giderek artıyor düşüncesiyle şükrediyoruz.

Âlemlerin Resulünün hatıralarını yâd ediyoruz

Takva üzere yapılan ilk mescit, Kûba Mescidi… Taleâl bedru aleynâ, nidaları arasında Medine’yi münevver kılan Allah’ın Resulünün karşılandığı temiz belde. Temizliğine Peygamberimiz’in hayran kaldığı belde insanları, süt ve hurma ikram etmişlerdi Resul-i Ekrem’e. Bu mescide gelip iki rekât namaz kılmanın bir umre sevabına müsavi olduğu müjdesi, sevincimizi arttırıyor. Bir de kubbenin işaretli kısmı var ki orada namaz kılmanın tadını tarif ne mümkün. Zira Âlemlerin Resulü o işaretin altında kılarmış namazını. Hakkında Tevbe Suresinin 108. ayeti nâzil olan bu mescitten ayrılıp

Uhud Dağı’na doğru yol alıyoruz.

Hafif bir meşakkatle, Allah’ın Resulünün bir müddet için kullandığı sığınağa tırmanıyoruz. Ehl-i Beyt kokusu burada da çok keskin hissediliyor. Bu kokuyu dindirmek için dökülen katranlar ve verilen çabalara karşı, bulanık zihinlerin berraklaşması için burada da dua ediyoruz.

Başlarında bir NİNENİN çobanlık ettiği, Uhud Dağı’nda gezinen keçiler dikkatimizi çekiyor. Sarp kayalıklar arasında koşuşturan bu sürünün sahibi yaşlı nineyi ziyaret ediyoruz. Bizim gibi niceleri ziyaret etmiş olacak ki tatlı bir üslupla ikram ettiği hurma ve SÜT almadan yapamıyoruz. Sürü sabah çıkıyor ve akşam süt dolu olarak geri dönüyormuş. Yaşlı ninemiz, sağdığı o sütleri satarak geçimini sağlıyormuş. Bitki namına bir tutam ot dahi görmenin mümkün olmadığı bu tepelerin bereketinden keçiler de nasibini alıyor.

Uhud Dağı için söylenen hadis-i şerifleri aklımızdan geçirip burada yaşananları yeniden hatırlıyoruz. Zira bu şiddetli harpte 73 civanmert sahabî ile Resul-i Ekrem’in mübarek dişleri şehâdet mertebesine erişmişti. Uhud Dağı ve Uhud Harbi ile alakalı hissiyatımızı içimizde barındırarak Kıbleteyn Mescidi’ne doğru yol alıyoruz.

Kıbleteyn Mescidi, Peygamber Efendimiz’in en büyük arzularından birinin gerçekleştiği yer. İlâhi vahyin nazil olduğu ve ilk iki rekât namazın Mescid-i Aksa, son iki rekâtın ise Kâbe-i Muazzama cihetine doğru kılındığı mekân. Gönül pınarımızdan damlayan mısralar dökülüyor yine…

Sensizlik;
Bir garip misali sensizlik,
Hayatın içinde kaybolan…
Âlemin içinde kaybolduk efendim…
Kâinat mı kıskandı seni felekler mi?
Arş-u âla mı kıskandı bizden melekler mi?
Kudüs mü kıskandı Mi’râc mı?
Sensizlik, hüzün misali efendim…

Buradan Yedi Mescitler diye meşhur Hendek Harbi’nin cereyan ettiği Sel’ Dağı’nın eteklerine gidiyoruz. Harbin yapıldığı yedi mevziiyi ecdâd, yedi mescid yaparak ihya etmiş. Ancak günümüzde biri hariç kaybolmuş vaziyette.

Hendek deyince gözler elbette Efendimiz’in bizzat ashâbıyla ter dökerek kazdığı hendeği arıyor. 1960’lı yıllara kadar var olan hendek sonraları doldurularak asfalt yol haline getirilmiş. Oysa Resul-i Ekrem’e Şam, Yemen ve İran taraflarının anahtarları bu hendeklerde verilmişti. O kadar meşakkat çekmişlerdi ki karınlarına taş basıp bir parça hurma ve arpa ekmeği ile iktifa etmişlerdi. Bir koyunun etinin bir orduya yettiği yer de yine burasıydı. Şimdi bütün bu mucizeleri sinesinde taşıyan hendeği göremeyen gözlerimiz, zihnimizin derinliklerinde tasavvur ettiği hayal ile kalıyor. Çileli elli gün sonunda esen o kasırga, müşrikleri geri döndürmüş, müminlerin ise günahlarını silip süpürmüştü.

Bütün milletler bir ümmet olmak için Mescid-i Nebevi’ye koşuyorlar

Her vakit ayrı hislerin yaşandığı Mescid-i Nebevi’de saflar arasına kurulmuş sofralar Hendek günlerini hatırlatıyor insana. Akşam ezanına yakın kurulan sofralarda türlü hurmalar, çaylar ve bir parça ekmek ile nefis bir ziyafeti yaşıyorsunuz. Ekseriya oruçlu olan Müslümanlar bu sofralarda oruçlarını açarken diğerleri de ziyafete ortak oluyor. Aynı ümmetten olmanın verdiği hazzı, bu mukaddes mekanda daha ziyade hissediyoruz.

Mescid-i Nebevi’nin hemen yanı başında dört halifenin isimleri ile mescitler imar edilmiş. Resûl-i Ekrem’in yağmur duası yaptığı alanı, şimdi kubbeleri bulutu andıran, Gamame (bulut) Mescidini de ziyaret ediyoruz. Gamame Mescidi sanki ertesi sabah yağacak yağmuru müjdeler gibi ziyaretçilerle dolu.

Hazreti Ali Mescidi’nin karşı tarafında bir park dikkatimizi çekiyor. Koca otellerin arasında kalmış bu yeşil alan; zamanında Hazreti Ebu Bekir’in (r.a) bahçesiymiş.

İcabe Mescidi veya Beni Muaviye Mescidi ise Peygamber Efendimiz’in ziyareti esnasında namaz kılıp dua ettiği ve Rabbi’nden üç şey istediği mahalde kurulmuş. “Rabbimden üç şey istedim. Bana ikisini verdi, birini vermedi. Rabbimden ümmetimi kıtlıkla helak etmemesini istedim, onu bana verdi. Ondan ümmetimi suda boğarak helak etmemesini diledim, onu da verdi. Aralarında harp ve kargaşa çıkmamasını diledim, bunu bana vermedi”. (4)

Aman Allah’ım bu ne yağmur! Salı günü sabahına gök gürültüsü ve çakan şimşekler ile bardaktan boşanırcasına yağan yağmurla gözlerimizi açıyoruz. Bir taraftan içimizde Mekke-i Mükerreme’ye Beytullah’a doğru yolculuğun heyecanı ve ihramlarımızı giydik. Öğle namazı için yağmur altında Mescid-i Nebevi’ye gidiyoruz.

Hicret yolu

Peygamber Efendimiz’in hicret sırasında ve sonrasında defalarca gittiği Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicret güzergâhından gidiyoruz. Eski güzergâh göz önüne alınarak yapılan yoldan Mekke-i Mükerreme’ye doğru yol alacağız. Önce Zülhuleyfe’deki mescitte iki rekât namaz kılıp umre için niyet ediyoruz. Ve arada verilen mola ile yaklaşık sekiz saat sürecek seferimiz başlıyor.

İşte karşımızda mübarek Beytullah

Mekke, şehirlerin anası, Hazreti Âdem’in tesellisi, Hazreti İbrahim’in özlemi… Hicret için Mekke-i Mükerreme’den, baba ocağından ayrılırken, öyle buyurmuştu Resul-i Ekrem, “Ey Mekke! VAllahi sen, hiç şüphesiz ki Allah’ın yarattığı yerlerin en hayırlısı ve Allah’a en sevgili olanısın. Eğer senin halkın beni senden çıkmaya zorlamamış olsaydı, vAllahi seni terk etmezdim.” (5)

Hava, Medine-i Münevvere’ye göre daha sıcak. Gece vakti, gündüzü aratmayan aydınlık ve canlılığıyla Harem-i Şerif’e giriyoruz. Kâbe-i Muazzama’yı ilk ziyaret sırasında ret olunmayacak dua için, başımız önde kapıdan giriyoruz. Henüz sökümü tamamlanmamış revakların altında ilerliyoruz. Kalp atışları hızlanıyor ve usulca başımızı kaldırıyoruz. İşte karşımızda mübarek Beytullah. İçten ve samimi hislerle, heyecanla karışık sevinçle dualar, dualar…

Etrafına yeni kurulan platform sebebiyle önce bütünüyle göremiyoruz. Olsun diyoruz. Nasıl olsa bütünüyle de göreceğiz ve tavaf edeceğiz… Merdivenlerden iniyor ve tavaf başlangıcı olan Hacerü’l-Esved hizasına doğru ilerliyoruz. Daha doğrusu ilerlemeye çalışıyoruz. Tadilat çalışmalarından dolayı sökülen eski revakların yerinde çalışmalar devam etmekte. O kısmı yüksek panellerle çevirmişler. Sadece Mataf alanı dediğimiz tavaf yapılan mermer döşeli kısım var. Niyetlenerek tavafa giriş yapıyoruz.

Akıp giden sel misali… Hacerü’l-Esved hizasında ahdimizi tazeleyerek, kendimizi şahid tutarak, selamlayarak akıntıya bırakıyoruz. “Şüphesiz, Hacerü’l-Esved, yeryüzünde Allah’ın yemini; kudret eli, biat edilen elidir. Onunla kulları ile musafaha eder.” (7)

Her karesi bir dua mekânı Kâbe

Hazreti Âdem’in tövbesinin kabul olduğu ve Resul-i Ekrem’in de göğsünü, yüzünü ve ellerini açıp, tutunarak dua ettiği Mültezem’den (geçiyor, İbrâhim Aleyhisselam’ın ayak izlerinin bulunduğu Makâm-ı İbrâhim’e yaklaşıyoruz. Tavsiye edilen dualarımızı burada da okuyarak süren tavafımızda Kâbe’nin Rüknü Irakî köşesine ulaşıyoruz. Aynı zamanda Hicr-i İsmail’in, yani Hatim dediğimiz kısmın başladığı yere. Yarım daire şeklinde yerden bir buçuk metre kadar yükseklikte duvar ile çevrili bu kısım, Hazreti Aişe(r.a) vasıtasıyla bize ulaşan hadis-i şerife göre Kâbe-i Muazzama’nın içindendir.

Hatim kısmında yukarıda Kâbe’ye bitişik, Altın Oluk var. Buradan Kabe’nin üzerinde biriken yağmur suları tahliye oluyor. Bu oluğun altında ibadet etmenin mükafatı da büyük. Rüknü Şamî denilen köşeden de geçiyoruz. Şâmî yani Şam tarafına bakan köşe. Biraz ilerde hareketlilik var. Tavaf edenlerin tutmaya çalıştığı Rüknü Yemani’ye yaklaşıyoruz. Sağ eller kalkıyor ve sünnet-i seniyyeden olduğu için bu köşe de selamlanıyor. Rabbenâ Âtinâ dualarıyla tekrar Hacerü’l-Esved’e geliyoruz. Bu şekilde tavafı tamamladıktan sonra Makam-ı İbrahim’e yakın yer arıyoruz. İki rekât tavaf namazımızı kılmak için. Kalabalık da olsa yer bulunuyor ve namazımızı kılıp zemzem içmek ve sa’y yapmak üzere ayrılıyoruz matafdan.

Termoslardan soğuk ve ılık zemzem içmek mümkün. Ayakta, yüzümüz Kâbe’ye dönük vaziyette dualar okuyarak kana kana içiyoruz sudan. Sa’y alanına doğru ilerliyoruz. Sa’y için niyetlenerek önce Safa tepesinden başlayarak Merve tepesine kadar yürüyüş. Yaklaşık dört yüz metre mesafe olan bu iki tepe arasında kısa bir mesafede hervele (11) yapıyoruz.

Teheccüd ezanları yankılanırken Mekke-i Mükerreme semalarında kalabalıktan dolayı dış avluda kılıyoruz teheccüd ve sabah namazlarımızı…

Kimi Ahmed seni uzaktan tanır
Kimi yaklaşır da kör olur gider…

Tepeler oldukça fazla bu şehirde. Hayatı kolaylaştıran tüneller hançer gibi saplanmış bağırlarına. Her yer bina, her yer otel… Harem-i Şerif’i genişletme çalışmaları devam ediyor. Koca koca vinçler dört bir tarafı demir ağ gibi örmüş. Cennetü’l-Mualla’yı yürüyerek, ziyaret ediyoruz. Hazreti Hatice’ye (r.a) ve burada medfun ashab-ı kiram, tâbiin, tebe-i tâbiin, onlardan sonra gelenler… Hepsi için ve kendimiz için kaldırıyoruz ellerimizi.

Buradan Harem-i Şerif’e doğru ilerliyoruz. Cin Mescidi’ne geliyor, iki rekât namaz kılıp dua ediyoruz. Bu mescidin hususiyetini yeniden hatırlıyoruz. Aynı hizada diğer bir mescid, Şecere Mescidi. Âlemlerin Resûlü’nün dünyayı teşrif ettiği ve günümüzde kütüphane olarak kullanılan mekâna geliyoruz. Genişletme çalışmalarından dolayı buranın da kaldırılacağı ve yerine betonarme binalar inşa edileceği haberlerini işitiyoruz. İslam Tarihi ve Siyer-i Nebi kitaplarında ismi geçen, tarif edilen birçok yer bugün yerini binalara bırakmış vaziyette.

Mekke-i Mükerreme’yi çevreleyen tepelerde diğerlerinden farklı dikkat çeken bir tepe var. Mina yolu üzerinde ilk bakışta Beytullah’a doğru secde eder vaziyette olduğu anlaşılan bu mübarek dağ, nice manevi sırları barındırıyor sinesinde. Hz. Cebrail (a.s) Rabbimizden ilk tebliği buradaki Hira mağarasında yapmıştı. İlk vahiy, ilk emir, “Oku” nidası burada inmişti. Putperest bir iklimde burada inzivaya çekilen Allah Resulünü ve ona her gün erzak taşıyan, Hazreti Hatice valideyi düşünüyoruz. Bu tepeye çıkışı, inişi… Ne güzel bir dost, ne güzel bir eş…

Ters istikamette güney tarafta bir dağ ve sinesinde bir mağara Sevr. Manevi sırların müşahidi olan bir başka mekân. Çileli anlarda mucizenin tezahür ettiği, müşrik gözlere perde çeken örümcek ağları, aslında onların kalplerini temsil ediyordu. Ve güvercin yuvası… “Mekke senin yuvandır ya ResûlAllah, yine senin yuvan olacak.” der gibiydi. Müjdeciydi. Ve eşsiz dost. İkinin ikincisi de oradaydı. Sıddık-ı Ekber Efendimiz. Dilini tutup kalbini nura gark ettiği mekân burası. Uzaktan seyretmek kâfi.

Arafat…

İnsanlığın başlangıç noktası. Hazreti Adem ile Hazreti Havva validenin mahremi. Peygamber Efendimiz’in Veda Hutbesi’ni irad ettiği yere dikilmiş tabelada yazdığı gibi. Allah’ın Resulü tepenin üstündeki beyaz sütunun olduğu yere hiç çıkmamış, çıkılmasını da tavsiye etmemişti. Bölük bölük umreciler, buranın faziletini, tarihçesini anlatanlar ve onları dinleyen müslümanlar. Dua için kalkan eller, yaşlı gözler, hıçkırık sesleri…

Hazreti İbrahim’in oğlu Hazreti İsmail’i kurban etmek üzere götürdüğü yeri görüyoruz, yol üstünden. Beyaz bir taş ile işaret koyulmuş. Saray sınırları içinde kaldığından, yakınına gidemiyoruz.
Arafat’tan hemen sonra “yaklaşmak” demek olan Müzdelife’deyiz. Yaklaşmak, gönülden yaklaşmak, ama dünyadan uzaklaşmak. Hac mevsimi dolup taşan bu mekânlar umre zamanı tenhalaşıyor. Kur’an-ı Kerim’de “Meş’aril haram” (12) diye zikredilen ve Resûl-i Ekrem’in abdest alarak akşam ve yatsı namazlarını cem edip dua ettiği Müzdelife’de biz de ellerimizi kaldırıp dualarımızı ediyoruz. Genelde yol kenarından işaret edilerek gösterilen Müzdelife’de dua etmenin fazileti hususunda, çok hadis-i şerif var.

Cemerât’a doğru ilerliyoruz. Hazreti İbrahim’in (a.s) şeytanı üç defa taşladığı küçük, orta ve büyük şeytan diye adlandırılan cemeratı taşlamak haccın farizalarından biridir. Mina sınırları içindeki daha önceki yıllarda büyük izdihamların yaşandığı ve çok sayıda hacı adayının vefat ettiği bu yer, şimdi kat kat betonarme yapıyla çevrilmiş, giriş ve çıkışları ayrılmış intizamlı bir vaziyette.

Mina; asr-ı saadette Akabe Biatı diye meşhur olan Peygamber Efendimiz’in Medineliler ile görüşmeler yaptığı yer. Küçük Şeytan’a yakın bir mescid; Mescid-i Havf. Bir çok peygamberin medfun bulunduğu bu mescide Hazreti İbrahim’in oğlu İsmail’i (a.s) kurban etmeye götürürken tam da burada, vazifesini yerine getirip getirememe hususunda korkuya kapıldığı için bu isim verilmiş. Mir’âtü’l-Harameyn’de bildirildiğine göre Hazreti Âdem bu mescitte medfundur. Hazreti Âdem’ in cenâze namazını oğlu Şit (a.s.) kıldırdı ve Ebu Kubeys Dağı’na defnetti. Nuh Aleyhisselam’ın Hazreti Âdem’in kabrini gemiye alıp tufandan sonra Mescid-i Havf’deki bu minârenin altına defnettiği anlatılıyor.

Mescid-i Haram’a en yakın mîkat mahalli Hazreti Aişe mescidi diye meşhur olan Ten’im Mescidi. Umre niyetiyle bu mescide gidiyoruz. Hazreti Aişe validemize Resul-i Ekrem’in umreye niyetlenmesini bildirdiği yer. Ecdattan kalan mîkat mahalli olduğuna dair işaretlerin yanında sonradan yapılmış işaretleri de görüyoruz. Burada umre için niyetlenip bir umre daha yapıyoruz. Herkesin burada hemfikir olduğu nokta şimdiye kadar böyle bir kalabalık görmemeleri. Hakikaten Müslümanların rağbeti bizleri ziyadesiyle sevindiriyor.

Ehl-i sünnet ve’l cemaat akidesi için dua ediyoruz

Ehl-i sünnet ve’l cemaat akidesine bağlılığın ehemmiyetini burada daha çok müşahede ediyoruz. Zira Kur’an-ı Kerim’e hürmet, Beytullah’a hürmet, namazlarda huşu, sünnet-i seniyyeye uyma, kabirleri ziyaret gibi hususlarda birtakım farklılıkları burada görüyoruz. Duamız ehl-i sünnet ve’l cemaat akidesinin dünyanın her yerinde revaç bulması Sayısız mucize ve keramete şahit olmuş bu mübarek beldelerde her anı değerlendirmek ve ibadetle meşgul olmak hakikaten anlatılmaz bir his.

Ne çabuk geçiyor zaman. Memleketinize dönünce, rüyadan uyanmış gibi bir hissiyata kapılıyorsunuz. Acaba, diyorsunuz oralara gittim mi? Beytullah’ı gördüm mü? Evet, gittim ve gördüm. Ama rüya gibiydi. Kim bilir bu rüyayı tekrar görür müyüm? Görmek umuduyla…

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hac İbadeti, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Teravih Namazı

Posted by Site - Yönetici Haziran 21, 2015

Teravih Namazı

Teravih Namazı 

Ramazan ayında yapılan ibadetlere, diğer aylarda yapılan ibadetlerden kat kat fazla sevap verilir. Bunun için bu ay’ı çok iyi değerlendirmek lazımdır. Allahü teâlâ, Ramazan orucunu farz, gecelerini ihya etmeyi de sünnet eyledi.Teravih namazı sünnettir. Ramazan-ı şerifin her gecesinde kılınır. Cemaatle kılınması sünnet-i kifayedir.
Vitir namazı, yalnız Ramazan ayında cemaatle kılınır. Teravih namazı, vitirden önce ve yatsının son sünnetinden sonra kılınır. Teravih namazını, iki rekatte bir selam vermek suretiyle kılmak daha iyidir. Dört rekatte bir selam vermek de olur.

Teravih namazı, camide cemaatle kılınınca, başkaları evde yalnız olarak kılabilir, günah olmaz. Fakat camideki cemaat sevabından mahrum kalınır. Evde, birkaç kişi ile cemaatle kılınırsa, yalnız kılmaktan yirmiyedi kat fazla sevap kazanılır.

Allahü teâlâ mübarek Ramazan ayını gönderip, ona hususî bir kıymet verince, Hz. Ömer, bu büyük nimetin şükrünü eda etmek için, yirmi rekat namaz kılmayı kendisine vazife bildi. Eshab-ı kiram da bunu beğendiler. Durumu Peygamber efendimize bildirdiler. O da beğendi. Cebrail aleyhisselam gelip, Peygamber efendimize bildirdi ki:
Allahü teâlâ, Ömer’in ve eshabının yaptığı bu ibadeti kabul eyledi. Onda hatim okuyanları cennete koyacağına, onlardan razı olacağına söz verdi.

Peygamber efendimiz, teravihi hiç kılmasa bile hulefa-i raşidinin kılması, sünnet olması için kâfidir. Hadis-i şerifte, “Benim sünnetime ve benden sonra hulefa-i raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın” buyuruldu. Teravihin cemaatle kılınması (Sünnet-i kifaye)dir. Yani bir mahallede cemaatle kılınınca, diğerleri evde kılsa, sünnet îfa edilmiş olur.

Müekked sünnet olan teravihi ihmal etmemelidir! Hadis-i şerifte, “Ramazanda inanarak ve sevabını umarak teravih namazı kılanın, geçmiş günahları affolur” buyuruldu.

Teravih namazı mühim sünnetlerdendir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz, gecelerini ihya etmeyi de sünnet eyledi.

Kaynak : 365 Gün dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gün Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ramazan-ı Şerif, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: