Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 26 May 2015

DÜŞÜNCE HANGİ SAHADA OLUR VE KAPSAMI NEDİR?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 26, 2015

tefekkür,dua,zikir,rabita,

DÜŞÜNCE HANGİ SAHADA OLUR VE KAPSAMI NEDİR?

Düşünce sahasının sonu yoktur. Zira ilimler sınırsızdır. Düşünce bütün ilimler için geçerlidir. Fakat din için olmayanları anlatmak gayemizin dışındadır. Din ile ilgisi olanı da genişçe açıklamanın sonu gelmeyeceğinden kısaca anlatalım.

Din için gerekli olan işlerden gayemiz kul ile Allah arasında olan işlerdir.
Kul tefekkür yolu ile Yüce Allah’a kavuşur. Kulun tefekkürü (düşüncesi) ya kendi hakkında, ya da Yüce Allah ile ilgili olur.
Kulun düşüncesi Yüce Allah olursa ya Allah’ın zatı ve sıfatları hakkında, ya da acaip işleri ve yaptıkları hakkında olur. Kulun düşüncesi kendi nefsi için olursa, ya Allah’ın sevmediği günah ve felakete götürücü şeylerle ilgili olur, ya da Allah ‘ın sevdiği, kulu ona yaklaştırıcı sıfatlarla ilgili olur.
Sonuç olarak konumuzu dört saha halinde düşünebiliriz. Bunun da aslı iki şeydir: İyi ve kötü olanlar.

Kul, devamlı sevgilisini düşünen aşığa benzer. Eğer sevgilisini düşünmezse, aşkı eksik olur. Zira tam aşk başka bir şeye ve düşünceye yer vermeyen aşktır. Onun için aşığın aklı devamlı olarak sevgilisinin güzelliği ve şekli, yahut onun hareketleri ve ahlakı ile meşgul bulunur. Eğer kendini düşünürse, ya kendisini sevgilisine sevdiren şeyi, yahut da sevgilisinin sevmediği şeyden sakınması gereken şeyi düşünür. Aşk ile olan her düşünce, bu dört şeyle ilgili olur. Allah aşkı ve din sevgisi düşüncesi de
bu dört şeyle ilgili olur.

1. SAHA: Kendi nefsini düşünmek ve kötü sıfatların ne olduğunu bilip ondan sakınmaktır. Kötü sıfatlar ya görünür günahlar, yahut da kalpte olan kötü ahlaktır. Günahların da çeşitleri çoktur. Zira açık günahların bazısı dil, göz, el ve benzerleri gibi yedi organla ilgilidir. Bazısı da bütün vücutla ilgilidir. Kalpteki pislikler de böyledir. Bunların her biri için üç düşünce hali bulunur:

a) Filan iş yahut filan sıfat iyi midir, kötü müdür? Bilinmez. Ancak tefekkürle bilinir.

b) Eğer o sıfat kötü ise, “Ben bu sıfat üzere miyim, değil miyim?” diye düşünmek. Zira nefsin sıfatlarını kolaylıkla bilmek mümkün olmaz. Belki tefekkürle mümkün olur.

c) Nefsinin kötü sıfatları varsa, ondan kurtulmak için ne gerekiyorsa onu yapmalıdır. Her gün bir saat bu durumu düşünmeli ve aklına ilk olarak, görülen günahlar gelmelidir.
Örneğin; dilinin bugün bir şeyler konuşacağını, yalana sapabileceğini düşünmeli ve bundan sakınmanın çarelerini araştırmalıdır. Yine haram yeme tehlikesi varsa bundan nasıl kurtulabileceğini düşünmelidir. Bunun gibi, vücudunun diğer organlarını aklına getirmeli ve günaha saplanmamaları için ne yapmak gerektiğini saptamalıdır.
Bu düşünceleri bitirince sevap kazanmak için neler yapacağını düşünmeli ve bunları tatbik etmelidir.
Mesela: Demelidir ki, dil Allah ‘ı anmak ve insanları rahat ettirmek için yaratılmıştır. Bende şu şekilde Allah ‘ı anabilir ve şöyle konuşarak birisinin kalbini sevindirebilirim. Göz de ahiret saadetini elde etmek için yaratılmıştır. O halde şu din adamına saygı ile şu günahkara da hakaret gözü ile bakıp gözün hakkını ödeyeyim. Muhtaç olduğum zaman da sabretme sevabını kazanayım. Bu gibi şeyleri düşünmekten geri kalmamak gerekir. Zira bazen bir saatlik tefekkür etmekle öyle bir şey akla gelir ki,
ondan dolayı bütün ömrü boyunca günah işlemekten vazgeçer. Onun için: “Bir saat tefekkür, bir yıllık ibadetten üstündür.” buyrulmuştur. Zira bazen bir saat düşüncenin faydası bir ömür boyunca devam eder.
Görünür günahların düşüncesi bitince, kalp ile ilgili günahlara yönelmelidir.
İbadetlerin yalnız Allah için olması, kalbin kötü ahlaktan temizlenmesi, kurtarıcı şeylerin elde edilmesi düşünülmelidir.

İnsanı felakete sürükleyen on şey vardır:
1- Cimrilik,
2- Kibir,
3- İkiyüzlülük,
4- Kıskançlık,
5- Bencillik,
6- Öfke,
7-Yemek hırsı,
8- Konuşma hırsı,
9- Mal sevgisi,
10- Mevki sevgisi.
Bu on şeyden kurtulan gayesine erer.

İnsanı kurtuluşa erdiren şeylerde ondur:
1- Günah işlediğine pişman olmak,
2- Belaya sabretmek,
3- Kazayı (Allah’ın emrini) kabul etmek,
4- Nimete şükretmek
5- Allah’tan korkmak,
6- Allah’tan ümit kesmemek,
7- Dünyadan yüz çevirmek,
8- İbadetleri yalnız Allah için yapmak,
9- İnsanlara karşı iyi davranmak,
10- Allah’ı sevmek.
Bunların her biri için düşünülecek çok şey vardır. Bu da bu konular hakkında daha önce yazdıklarımızı okuyup bilenlerce anlaşılır. Hatta insan sürekli olarak yanında, üzerinde bu sıfatların yazılı bulunduğu bir kağıt bulundurulmalı, birisine çare bulduğu zaman onun üzerine çizgi çizip diğerleri ile meşgul olmalıdır.

2. SAHA: Yüce Allah’ı düşünmek. Yüce Allah ‘ı düşünmek ya zatını, ya sıfatlarını, ya da yaptığı, yarattığı, yarattığı şeyleri düşünmektir. En üstün düşünce, Yüce Allah ‘ın zatı ve sıfatları ile ilgili düşüncelerdir. Ancak insanlar buna dayanamadıklarından ve akılları ermediğinden şeriat bunu yasaklamış , “Yüce Allah’ın zatını düşünmeyin, O’nu anlayamazsınız.” demiştir. Bunun zor olması, Yüce Allah’ın celal ve büyüklüğünün gizli olmasından değil, bilakis çok parlak olmasından ve insan gözünün zayıf, çaresiz ve güçsüz bulunmasından ileri gelir. Nitekim yarasa kuşu gündüz uçamaz. Zira gözü zayıf olduğu için gün ışığına dayanamaz. Ancak akşam olunca gün ışığı azalır ve o da o zaman uçmağa başlar. Halktan olanların derecesi de, yarasa derecesindedir. Ama sıddıklar derecesine ulaşanlar buna bakmaya dayanırlar. Ancak onlarda her zaman dayanamazlar. Bazen güçsüz kalırlar. İnsanın güneşe bakabilmesi, fazla bakınca da gözlerinin kamaşması gibi. Bunun gibi, büyük velilerin de devamlı olarak bakmaları halinde akıllarının bozulması ihtimali vardır.
O halde büyük veliler; Allah’ın gerçek sıfatlarını bakarlar, ancak onları insanlara anlatamazlar. Sadece sıfatlarına yakın sözcükler kullanabilirler.
Yüce Allah âlimdir, dileyicidir, söyleyicidir gibi. Muhatap olan kimse bu anlatılanları kendi sıfatları cinsinden anladığı için temsil ve benzetme olur.
O halde şöyle demek gerekir: Allah söyleyicidir, fakat onun sözü harf ve seslerden meydana gelen senin sözün gibi değildir. Fakat dinleyici bu çeşit anlatımı kaldıramadığı için inkar yoluna gider. Yine Yüce Allah’ın zatı senin zatın gibi değildir. O ne cevherdir, ne arazdır, ne biryerdedir, ne bir yöndedir, ne âleme bağlıdır, ne ondan ayrıdır, ne âlemin içindedir, ne dışındadır, dersen inkar eder; “Bu mümkün değil” der. Zira anlatılanları kendi ile karşılaştırmakta ve bu sözlerin büyüklüğünü anlamamaktadır.
Çünkü cahillerin bildiği büyüklük padişah ve reislerin büyüklüğü olup, taht üzerinde oturmak ve yanlarında hizmetçilerin bulunmasıdır. Onlara Yüce Allah ‘ın sıfatları anlatıldığı zaman, O’nun büyüklüğünü padişahlarınki gibi düşünüp elbette eli, ayağı, dili ve ağzı vardır, derler.
Eğer sineğinde düşünebilme yeteneği olsaydı, o da insanlar gibi düşünerek, beni yaratanın kanat ve kolları var. Zira bana verdiği güç ve kuvvetin kendisinde bulunmamasına imkan yoktur, derdi. İnsanlar da bütün işleri bu mantık tarzına göre kendileriyle karşılaştırırlar. Bu yüzden şeriat Allah’ın zatını düşünmeyi yasaklamıştır.

Geçmiş büyükler kelam ilmini yasaklamışlardı. Yüce Allah hakkında açıkta “Alemin içinde değildir, dışında da değildir. âlemle beraber olmadığı gibi ayrı da değildir” demeyi uygun görmemiş lerdir. Yalnız “Yüce Allah hiçbir şeye benzemez, hiçbir şey de ona benzemez.” demekle yetinmeyi emretmişler. Uzun uzadıya değil de kısaca anlatmışlar. Zira insanların çoğunun aklı bunu kavrayamaz. Bunun için bir Peygambere şöyle vahiy geldi:
Benim kullarıma zatımla ilgili şeylerden söz etmeyin, zira inkar ederler. Anlayabilecekleri kadarını söyleyin.
Öyle ise Allah’ın zatı ile ilgili şeyleri söylememek ve bu hususu düşünmemek daha iyidir. Ancak olgun insanlar bunun dışında kalır. Ama onlar bile sonunda dehşet , hayret ve şaşkınlığa düşmekten kendilerini kurtaramazlar.

O halde Yüce Allah’ın yüceliği ve işlerindeki acaiplik düşünülmelidir. Zira var olan her şey O’nun gücünün ve yüceliğinin narundan bir kıvılcımdır.
Güneşe bakılmasa bile, ışıklarının aydınlattığı yere bakılabilir.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: