Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 12 Nis 2015

Şeyh Abdülhvâhid Bin Zeyd (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Nisan 12, 2015

Şeyh Abdülhvâhid Bin Zeyd (k.s.) Hazretleri Kimdir

Şeyh Abdülhvâhid Bin Zeyd (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Şeyh Abdülhvâhid bin Zeyd (k.s.) hazretleri. Tebe-i tabiînden olup, Basra’da Doğumu kesin olarak bilinmemektedir. Abdülvâhid bin Zeyd hazretleri, Tabiîn devrinde meşhur hadîs ve fıkıh âlimleri olan, Ebû İshâk, A’meş, Hasan-ı Basrî, Âsım’ül-Ahval, Salih bin Han, Amr bin Meymûn, Ebû İshak Şeybânî gibi âlimlerden ders aldı.
Hadîs ve fıkıh öğrenerek bu İlimlerde söz sahibi oldu. Tebe-i tabiîn devrinde Basra’da yetişen meşhur hadîs ve fıkıh âlimlerinin ileri gelenleri arasında yer aldı.
Zamanını ilim öğrenmekle ve ibâdet yapmakla geçirdi.
Senelerce sabah namazını yatsı namazı abdestiyle kılıp, geceleri uyumamışttr.
Duası çok makbuldü. Hadîs ilminde sika, sağlam güvenilir bir râvi olup rivayetleri “Kütüb-i Sitte’de” yer alır.
Öğrendiklerini İnsanlara öğretmeye çalışırdı.
Cuma namazından sonra evinin çevresi hadîs ve fıkıh öğrenmek isteyen talebelerle dolardı.
Bıkıp, yorulmadan saatlerce ders verir ve onların yetişmelerini isterdi. Bir dakikasının boşa geçmesini istemez, ya öğrenir yahut da öğretirdi. Derslerine sâdece namaz vakitlerinde ara verdiğini talebeleri anlatmışlardır.
Abdülvâhid bin Zeyd, dünyâya değer vermemesi, devamlı ibâdet ve ilimle meşgul olması, herkese iyilik etmesi ile dikkati çekerdi. İnsanlar onu sever ve hürmet ederdi. Yaşayışı ve hikmetli sözleriyle pek çok kimsenin doğru yola girmesini sağlamış, herkese örnek olmuştur.
Abdülvâhid bin Zeyd hazretleri yaşadığı ibret verici hadîselerden bâzılarını, insanlara nasîhat ve ders olması bakımından nakletmiştir.
Şöyle anlatmıştır: Bir rahibin odasının yanına yaklaşıp, ey rahip diye çağırdım. Fakat cevap vermedi. Üçüncü defa çağırışımda başını uzatıp:
“Ey kişi ben rahip değilim. Rahip, Allahü Teâlâdan korkan, O’na saygı gösteren, belâsına sabredip, kazasına razı olan, nîmetlerine şükredip onun için tevazu gösteren, izzet karşısında zilleti kabul eden, kudretine teslim olup, heybet ve azameti karşısında eğilen. hesap ve azabını düşünen, gündüzünü oruç, gecesini ibâdetle geçiren, Cehennem’i hatırladıkça uykusu kaçan kimseye denir. Ben ise saldırgan bir köpeğim. İnsanlara zararım dokunmasın diye kendimi buraya habsettim.” dedi. Bu sözleri üzerine şöyle sordum:
“Allahü Teâlâyı bildikten sonra insanları Allahü Teâlâdan uzaklaştıran şey nedir?”
“Kardeşim! İnsanları Allahü Teâlâdan ancak dünyâ malı ve sevgisi uzaklaştırır. Çünkü dünyâ isyan ve günah yeridir. Aklı başında olan dünyâyı kalbinden çıkarıp, günahlarına tövbe ederek kendisini Allahü Teâlâya yaklaştıracak şeye yönlendirir.” diyerek daha önce kendisinin îmân ettiğini söyledi.

Yine şöyle anlatmıştır: Hacca gitmiştim. Yanımda bir genç durmadan Peygamber efendimize salâtü selâm getiriyordu. Bâzı yerlerde okunması daha uygun dualar olduğu halde, genç her yerde duâ yerine salevât okuyordu. Dikkatimi çekti ve kendisine sordum. Genç şöyle dedi:
Babam ile birlikte hacca gitmiştik. Yolda uyudum. “Kalk baban Öldü.” dediler. Kalktım gerçekten babam ölmüştü. Aynı zamanda yüzü de kararmıştı. Ölümü ve ayrıca yüzünün kararması beni daha da üzdü. Bu üzüntü ile tekrar uykuya daldım. Bu sırada rüyamda siyah yüzlü dört kişi ellerinde demir kamçılar olduğu halde, babama yaklaştılar. Tam vuracakları zaman nur yüzlü bir zatın geldiğini, onlara dönerek; “Vurmayın!” dediğini, eli ile de babamın yüzünü sıvazlayarak nûrlandırdığını, sonunda bana; “Artık uyan, baban nûrlanmıştır.” diye söylediğini gördüm. “Sen kimsin?’ diye sorduğumda, “Ben Peygamberim, bana salevât getirdiği için ona şefaat ettim.’ dedi. Uyandım, söylendiğigibiydi. Bu sebeple ben de salevât-ı şerîfeyi devamlı okuyorum.

Yine buyurdular: Bir defasında Beyt-i Mukaddese gitmek üzere yola çıktım. Fakat yolu şaşırdım. Nereden gideceğimi bir türlü bilemedim. Bu şaşkın halde karşıma bir kadın çıktı. Bana yaklaştı; “Ey garib kimse, yolunu mu şaşırdın?” diye sordu. Sonra: “Allahü Teâlâyı tanıyan kimse nasıl garib olur? Onu seven nasıl yolunu şaşırır?'” dedi. Sonra da bana elindeki değneği uzatıp; “Bu asanın ucundan tut, Önümden yürü.” dedi. Asanın ucundan tutup önünde yürümeye başladım. Yedi adım kadar yürüdüm ve kendimi Mescid-i Aksâ’da buldum. Gözlerimi oğuşturarak kendi kendime;
“Herhalde yanlış görüyorum, nasıl olur?” dedim. Bunun üzerine bana yol gösteren kadın; “Ey kişil Senin yürüyüşün zâhidlerin, benimki de ariflerin yürüyüşüdür! Zâhid yürüyerek. arif ise uçarak gider. Yürüyerek giden uçarak gidene nasıl ulaşabilir?” dedi ve gözden kayboldu. Onu bir daha hiç görmedim.

Şeyh Abdülvâhid bin Zeyd (k.s.) hazretleri, . 793 (H. 177) veya 802 (H. 186)’de, bir rivayete göre de 805 (H. 189) senesinde vefat etmiştir.

Daha geniş bilgi için bakınız: Evliyalar Ansiklopedisi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: