Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 19 Oca 2015

19 – Kadı Muhammed Zahid ( K.S ) Silsile-i Saadat- Altun Silsile – Büyük Zatlar

Posted by Site - Yönetici Ocak 19, 2015

Kadı Muhammed Zahid ( K.s) Kabri Özbekistan - Semerkand  Hisar Vahş köyü,Silsile-i Saadat- Altun Silsile,hace muhammed emkenegi hazretleri  ozbekistan-buhara 2 copy

19 – Kadı Muhammed Zahid ( K.S ) Silsile-i Saadat- Altun Silsile – Büyük Zatlar

Nakşbendiyye’nin Ubeydullah Ahrar’dan İmam-ı Rabbani’ye kadar olan dönemdeki adı”Ahrariyye.” Ubeydullah Ahrar’dan emaneti alan ise Muhammed Zahid. O da silsiledeki Yakub Çerhî’nin kızının oğlu. Reşehât’ta kendisinden “Kadı Muhammed” diye bahsedildiğine bakılırsa dinî ilimlerde “Kadılık” payesine ulaşacak bir derinliğe sahip olduğu, belki kadılık da yaptığı anlaşılmaktadır. Dini ilimlerde belli bir derinlik kazandıktan sonra tasavvufa meyletti. 855/1451 yılında Ubeydullah Ahrar’a intisab etti. On iki yıl süreyle şeyhinin yanında ve hizmetinde bulundu. Silsiletü’l-arifîn ve tezkiretü’s-Siddikıyn adlı Farsça eserinde özellikle şeyhi ile olan münasebetlerini Nakşî tarikatı adabını, tasavvufun belli esaslarını anlatmaktadır. Şeyhinin vefatından sonra yerine irşad makamına oturdu. 936/1529 yılında vefat edinceye kadar bu görevi sürdürdü. Kabri Hisar’da Vahş denilen yerdedir.

Kadı Muhammed Efendi, gençlik yıllarından itibaren riyazat ve mücâhedeye meraklı, ibadete düşkün bir kimseydi. Belki de bu yüzden “Zahid” lakabıyla anılır olmuştu. Ubeydullah Ahrar’a İntisabı:
Kadı Muhammed Efendi, şeyhi Ubeydullah Ahrar’a intisabını şöyle anlatıyor:
– Şeyh Nimetullah adında biriyle Herat’a gitmek üzere Semerkant’tan yola çıktık. Mevsim yaz, havalar çok sıcaktı. Şaduman köyüne gelince orada birkaç gün konakladık. Biz orada iken Ubeydullah Ahrar hazretleri de o köye geldi. Ziyaretine gittik. Tanıştıktan sonra aramızda güzel konuşmalar oldu. Sohbet sırasında Ubeydullah Ahrar, içimdeki bazı sorulara cevap verdiği gibi Herat’a gidiş sebeplerimizi de tek tek saydı. İnsan ruhunu okuyan kamil bir zat karşısında olduğumu anladım. Ancak içimdeki Herat’a gitme arzusu kaybolmadı. O bana Herat’a değil, Buhara tarafına gitmemi tavsiye etti.
Ertesi sabah yolculuk için izin almaya gittim. Beni kapıda karşılayan bir müridi, “Efendi hazretlerinin yazı yazmakla meşgul olduğunu” söyledi. Bir süre sonra geldi ve elindeki kağıdı bana uzatarak:
“Bu. benim sana nasihat ve vasiyetimdir” dedi. Kağıtta şunlar yazılıydı: “İbadetin hakikati benlikten geçmek, Allah’ın azameti karşısında titremek, tazarru ve inkisar halinde bulunmaktır. Bu manalar gönülde, ilahî azameti taraf taraf görmekle doğar. Bu saadete aşk ve muhabbetle eritir.

Aşk ve muhabbetin zuhuru Kainatın efendisine uymakla kabildir. İttiba; yani O’na uymak, uymanın yolunu bilmeye bağlıdır. Bunun için peygamber varisi, maneviyat alimi mürşitlere uymak gerekir. Alimliğini dünya kazancına vesile sayan, makam ve itibar sahibi olmaktan başka hırsı olmayan ilim ehlinden uzak durmak lazımdır. Kendilerim büsbütün musiki ve sema ve raksa veren ve halkın eline bakan dervişlerden uzak durmak icap eder. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat itikadına zıt fikirler dinlemekten sakınmak şarttır. İlim tahsilim Allah Rasulü’ne ittibaın zaruri bir sonucu olarak görmek ve ilme bu gözle bakmak tek çıkar yoldur.”
Kadı Muhammed, bu vasiyeti alıp okuduktan ve Ubeydullah Ahrar’a veda ettikten sonra Buhara yolunu tuttu. Veda sırasında Ubeydullah Ahrar, kendisine Sa’deddin Kaşgarî’nin oğlu Şeyh Gilan’a verilmek üzere bir mektup daha verdi. Mektupta şunlar yazılıydı: “Bu mektubu getiren zata dikkat edin, alaka gösterin. Onun uygunsuz yabancılarla dolaşmasına mani olun, onu aranıza alın.” Kadı Muhammed, elinde bu mektupla yola koyuldu. Buhara’ya varıncaya kadar, başına gelmedik kalmadı. Hummadan göz ağrısına kadar türlü dertlere müptela oldu. Altı tane at değiştirdi. Nihayet Buhara’ya vardı. Fakat karşı konulması imkansız bir cazibe onu Semarkand’a Ubeydullah Ahrar cihetine doğru çekiyordu. Biraz dinlenip kendisini toparladıktan sonra uçarcasına tekrar Semerkand yolunu tuttu. Yolda Taşkent’e uğradı. Orda Şeyh İlyas Aşkî’yi ziyaret etmek istediyse de kitaplarını ve eşyalarını kaybetti. Bunun üzerine bu ziyaretten de vazgeçti ve kendisinin cazibe merkezi olan Semerkant’a, mürşidinin yanına koştu. Şeyhi onu kapıda karşıladı ve “Hoşgeldin, safalar getirdin, merhaba” diye hüsn-i kabul gösterdi.
Ubeydullah Ahrar onda üstün bir istidad sezmişti. Çünkü o, tasavvufun inceliklerim ve ariflerin zarif nükte ve mefhumlarını kavramakta tam bir maharet sahibiydi. Ubeydullah Ahrar hazretleri ince sırları, mürid ve halifeleri içinde en çok onunla konuşurdu. Hatta bazan onun bu konudaki tepkisini ölçmek için şöyle sorardı: “Bizim söylediklerimiz, çocukluğunda anne-babandan, gençliğinde hocalarından öğrendiğin inanç ve bilgilere ters düşmüyor mu? Bu anlattığımız incelikleri kavramada sıkıntı çekmiyor musun?” “Hayır” cevabım alınca da: “Öyleyse seninle bu konuları konuşabilirim.” derdi. Aslında büyük mürşitlerin ilmi hakikate dair konuları ancak istidadlı müritlerine anlatmaları adabdandı. Çünkü herkese anlayabileceği dilden konuşmak, anlayabileceği ölçüde anlatmak gerekliydi.

Diri Kedi, Ölü Aslan:
Kadı Muhammed Zahid, şeyhinin hizmetinde bulunduğu yıllarda Semerkant’ta Hoca Zekeriya adlı bir şeyhin kabrini ziyarete gider. Fakat kendisinde bir fevkaladelik hisseder, dayanılmaz bir karın ağrısıyla ayağım türbe kapışma koymuşken, kendini dışarı atar. Şeyhinden izinsiz geldiği için bunların basma geldiğine hükmeder. Adeta irade ve ihtiyarı elinden alınmış bir halde şeyhinin yanına döner. Muhammed Zahid, daha. bir şey söylemeden Ubeydullah Ahrar ona: “Bilmez misin ki, diri kedi, ölü aslandan üstündür” diyerek irşadda, ölmüş şeyhlere değil, hayatta olan mürşitlere bağlanıp rabıta yapılması gerektiğine işaret eder.

Fakirlikle Sınanması:
Ubeydullah Ahrar hazretleri son demlerini yaşamaktadır. Bütün evlatları ve halifeleri etrafını çevrelemişlerdir. ? Kendisinden emaneti teslim alacak Muhammed Zahid de ordadır. Ubeydullah Ahrar der ki:
– “Bizim ihvanımızdan her birinin fakirlik ve zenginlikten birini seçmesi gerekmektedir. Kadı Muhammed, sen bunlardan hangisini seçersin?” O da şu cevabı verir:
– “Ben, sizin bize münasip göreceğinizi seçerim”
Bunun üzerine Ubeydullah Ahrar, muhasiblerinden birine dönerek şöyle buyurur:
– “Mevlana Kadı Muhammed’e dört bin altın verin. O fakirliği seçti. Bu meblağı yanındaki ihvanın geçimi için sermaye yapsın, ihvanın geçim işi zihnini meşgul etmesin.”
Kadı Muhammed belki de fakrı ve bilinmezliği ihtiyar ettiği için, hakkında yazılanlar ve bilinenler pek sınırlıdır.
– rahmetullahi aleyh-

H.z Allah şefeatlerine nail eylesin. Amin.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Silsile-i Saadat- Altun Silsile, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam Alimleri | Etiketler: | Leave a Comment »

Şeyhlik Miras Yoluyla Geçmez

Posted by Site - Yönetici Ocak 19, 2015

Şeyhlik Miras Yoluyla Geçmez

Şeyhlik Miras Yoluyla Geçmez

Zamanımızda, iş tamamen değişti hatta daha mürit olmayan bir kişi. şeyhlik iddia etmeye başladı. Câhil ve dalâlet üzere olan kişiler şeyhliği haber vermektedir; cehalet ve dalâletinden dolayı…. (Câhil ve sapıkların şeyhliğini kabul edenler de câhil ve sapık kişilerdir…)

Câhil ve sapık şeyhler,
1- isimlerinin anılmasını,
2- Şöhretlerinin yayılmasını,
3- Müritlerinin çok olmasını
4- Bu yolda makam, mevki, kabul ve rant elde etmek için gayret ederler…

Bu câhil şeyhler, bu büyük işi (mürşitliği ve irşad makamını) ve büyük övgüye layık olan (velayet makamını ve şeyhliği) çocukların oyuncağı, şeytanın maskaralığı ve güleceği şey haline getirdiler…
Hatta şeyhlik makamına miras yoluyla oturmaya başladılar.
Onlardan biri öldüğü zaman, o şeyhin oğlunu hemen onun makamına oturtuyorlar, şeyhin oğlu ister büyük ve isterse küçük olsun…
1- Ondan hırkalar giyiyorlar.
2– Onunla bereketleniyorlar.
3– Onu meşâyih-i izamın menzil ve mertebesine koyuyorlar.
İşte bu (velilik, şeyhlik ve mürşitliğin dede ve babadan miras alma işi İslâm âlemi ve Müslümanlar için);
1- Büyük bir musîbettir
2– Beladır.
3– Felâkettir
4– Umûmî bir hal almıştır.
5- Bu zamanın câhil ve sapık şeyhleri arasında yayılmıştır! Şeyhliği baba ve dededen alanların tarikatları gerçekten tamam olmuş, nuru sönmüş ve kesilmiştir.
Onların haberlerini en iyi bilen Allâhü Teâlâ hazretleridir.

Abdülkadir Geylânî hazretleri, Seyyid Ahmed Rufâî hazretleri, Şâh-ı Nakşibend Muhammed Behâüddîn hazretleri, Necmeddin-i Kübrâ hazretleri. Şeyh Ahmed Bedevî hazretleri gibi. herkes tarafından tanınan ve bilinen eviiyâ’nın hiçbiri şeyhlik makamını babasından almadığı gibi, oğluna miras olarak bırakmamıştır.
Bu gerçeği öğrenmek için Allah’ın velî kullarının mübarek hayat hikâyelerini okumanız yeterlidir. (Altunsilsile, Hılyetü’l-Evliyâ. Câmiu’l-Kerâmâti’l-Evliyâ, Tabakâtü’l-Kübrâ, Evliyalar Ansiklopedisi, İslâm Âlimleri Ansiklopedisi, Hadîkatü’I-Evliya gibi mübarek kitablara bakınız.)

Eviiyâ’nın büyüklerinden Mansûr el-Betâhî hazretlerinin vefatı yaklaşınca hanımı;
– Efendi! Oğluna vasiyet et onu yerine vekîl bırak.” Dedi.
Mürşidi-i kâmil olan Şeyh Mansûr el-Betâhî hazretleri;
-Hayır, kızkardeşimin oğlu Ahmed Rufâiyi yerime vekil bırakacağım.” Dedi.
Hanımı çok ısrar etti. Ağladı. “Oğlumuz varken sen başkalarını yerine ‘şeyh” tayin ediyorsun. Bizden sonra çocuklarımızın kıymeti kalmaz gibisinden çok söylendi. O büyük zat hanımını, susturmak için. oğlu ile talebesi Ahmed Rufai’yi yanma çağırdı.

Haydi bana biraz Çİçek toplayın getirin-” Dedi. Gittiler- Oglu demet demet Her biri değişik renkteydi, İnsanın İçini açıyordu. Hoş kokular saçıyordu.
Ahmed Rufâî ise eli boş döndü. Boynunu büktü. Mahçûp bir edâ ile hocasının yanına geldi. Hocası:
-“Neden çiçek toplamadın?” diye sordu.
Üzüntülü üzüntülü cevap verdi.
-“Efendim! Elimi uzattığım her çiçek Allâhü Teâlâ’yı teşbih ediyordu. Koparmaya kıyamadım.
Hamını bu hâli görünce şeyhliğin babadan oğula miras yolu ile geçen bir makam, mevki, saltanat ve mal olmadığını anladı. Sesini çıkarmadı. İsrarından vazgeçti. Seyyid Ahmed Rufaî Hazretleri; “Tarikat, şeyhlik ve evliya olma derecesi, dede ve babadan kimseye miras kalmaz. Çalışmakla olur. İbâdetle olur. Göz yaşları dökmekle olur. Müslümanları sevmekle olur,” Mecâlisi Ahmed Rufâî. s. 47, buyurmaktadır.

Şeyhlik makamı babadan oğula geçmez. Şeyhlik makamı maddî bir makam değildir.
Şeyhlik makamı manevî bir makamdır.Şeyh olmak için bir kişinin önce evliya ve âlim olması lazım, ilim velayet makamına eren kişi. ilim. amel, takva ve ihlâs ile Allah’a yaklaşır. Evliyâullah’tan olur.

Mütercim.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/144-145.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 3 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: