Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 10 Oca 2015

10 – Hace Arif-i Rivegeri hazretleri – Silsile-i Saadat- Altun Silsile – Büyük Zatlar

Posted by Site - Yönetici Ocak 10, 2015

Hace Arif-i Rivegeri ( Rivgivi )  (ks) kabri - Türbesi  Riveger köyünde Buhara Özbekistan

10 – Hace Arif-i Rivegeri hazretleri – Silsile-i Saadat- Altun Silsile – Büyük Zatlar

Arif-i Rivegeri hazretleri, Silsile-i aliyyenin onuncusudur. Buhara’ya 30 km uzaklıkta bulunan Riveger köyünde dünyaya geldi.
Küçük yaşta tahsile başladı. Zeka ve kavrayışının parlaklığı sebebi ile hızla ilerledi. Bu esnada ilim ve hikmet sahibi, ibadet şartlarını harf harf yerine getiren, insanlara doğru yolu göstermede zamanın kutbu Abdülhalık Goncdüvani hazretleri ile tanıştı ve bütün dünyası değişti. Daha ilk günde ebedi saadet tacının başına konduğunu hissetti. Derhal kendisine bağlandı, vefatına kadar hiç ayrılmadı.

Hocası ilk sohbetinde ona şöyle dedi:
“Hak yolcusu talebe, zamanının değerini gayet iyi bilmelidir. Üzerinden vakitler geçip giderken kendisinin ne halde olduğunu sezmeye bakmalıdır. Şayet geçen bir an içinde, huzurlu olduysa, bunu iyi bir hal bilmeli. “Allahıma şükürler olsun” demelidir. Eğer gafletle geçip gitmiş ise, hemen onu telafi etme yoluna gitmeli, yüce Yaratana nefsani mazeretini bildirip Ondan bağışlanmasını dilemeli, estağfirullah demelidir…”

Arif-i Rivegeri, hocası Abdülhalık-ı Goncdüvani hazretlerinin hayatlarında ona hizmet etmekle meşhur olup, pek çok feyz ve bereketlere kavuştu. Yüksek üstadının vefatından sonra onun yerine Peygamber efendimizin ve Eshabının yolunu insanlara öğretme işine memur oldu. Himmet, inayet ve gayretlerini Allahü teâlâyı arayanlara sarf etti.

Pek çoğunun hidayete ve evliyalık makamlarında yüksek derecelere kavuşmalarına vesile oldu. Zamanının bir tanesi idi. Herkese çok iyi ve yumuşak davranır, kimsenin kalbini kırmazdı. Nefsinin istediklerini hiç bir zaman yapmaz, istemediklerini yapmak, ruhunu yükseltmek için çok çalışırdı. Haramlardan şiddetle kaçar, hatta harama düşmek korkusu ile mubahların fazlasını terk ederdi. Geceleri vaktini hep ibadetle geçirir, gündüzleri talebe okutur, sünnet olduğu için; gündüz öğleden önce bir miktar uyurdu. Buna kaylule denir. Peygamber efendimizin sünnetini çok iyi bilir, onun unutulmaması için çok gayret gösterirdi.

Sohbetlerine şöyle başlardı:
“Allahü teâlâ hepimizi dünya ve ahiretin efendisi ve bütün insanların her bakımdan en yükseği ve en iyisi olan Resulullaha tâbi olmak saadetiyle şereflendirsin! Çünkü Cenab-ı Hak, Ona tâbi olmayı, Ona uymayı çok sever. Ona uymanın ufak bir zerresi bütün dünya lezzetlerinden ve bütün ahiret nimetlerinden daha üstündür. Hakiki üstünlük, Onun sünnet-i seniyyesine tâbi olmaktır.”

Arif-i Rivegeri hazretleri uzun bir ömür yaşadı. Kabrini ziyaret edenler, onun feyiz ve bereketlerine kavuşmaktadır. Onu vesile ederek Allahü teâlâya yapılan dualar kabul olmaktadır.

Bir gün Abdülhalık-ı Goncdüvani’yi gördü,
Çarşıdan erzak almış, evine dönüyordu.
Bir hizmetim dokunsa diye düşündü bir an,
Yükü taşımak için, izin istedi ondan.

Hazret-i Abdülhalık, onun bu teklifini,
Peki evlat diyerek, verdi elindekini.
Sonra yüzünü dönüp, bir nazar etti ona.
Adeta o yeniden gelmiş oldu cihana

Değişiverdi hemen, bir başka oldu hâli,
Çünkü kaplamış idi, onu aşk-ı ilâhi.
Bir gün eski hocası, rastladı yine ona,
Hakaretler ederek, dedi. “Dön okuluna!”

Bu hoca, her nasılsa, şeytana uymuş idi,
Gerçi bu günahına pişmanlık duymuş idi.
Arif-i Rivegeri, üstün firasetiyle,
Anlayıp, şöyle dedi, ona kırık kalbiyle;
“Efendim, bu gariple, uğraşacağınıza,
Niçin bakmıyorsunuz, dünkü günahınıza.”
Görünce talebenin böyle kerametini,
Anlamıştı bu hâlin, nereden geldiğini.
O da Abdülhalık-ı Goncdüvani’ye gitti,
Talebe oldu ona, yıllarca hizmet etti.

*********
H.z Allah şefeatlerine nail eylesin. Amin.

*********

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Silsile-i Saadat- Altun Silsile, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam Alimleri | Leave a Comment »

Un ve ekmek

Posted by Site - Yönetici Ocak 10, 2015

ekmek,ekmegin faydalari,ekmek neden yapilir, ekmekteki katki maddeleri,katkilar,E-471,ekmek,Un ve ekmek

Un ve ekmek

Eski ABD Tarım Bakanlığı Müsteşarı ve BM Dünya Gıda Programı icra Direktörü Catherine Bertini içinde bulunduğumuz durumu şöyle özetliyor: ?Gıda güçtür! O’nu davranışları değiştirmek için kullanırız. Bazıları bunu rüşvet olarak adlandırabilir. Özür dilemiyoruz!?

Ekmek, özellikle Anadolu insanının vazgeçilmezler listesinin ilk sırasında. Sağlıklı ve besleyici bir ekmek, öğütülme dışında hiçbir işleme tabi tutulmamış ?tam buğday unu?ndan yapılır. En besleyici un; karışık buğday türlerinin, hiçbir işleme tabi tutulmadan ve kepeği de ayrıştırılmadan değirmende öğütülmesi ile elde edilen undur.

Bugün çoğu fırın, ‘benzoil peroksit’ gibi kanserojen katkı maddeleri ile beyazlatılan ve ?beyaz un? olarak adlandırılan kalitesiz ve kepeksiz unları kullanır. ‘Kepekli ekmek’ diye satılan ekmekler, kalitesiz unlara dışarıdan kepek eklemesi ile elde edilir ki; bu durum besin değerini düşürdüğü için asla önerilmeyen bir yöntemdir. Çoğu fırında hijyen kurallarına dikkat edilmeden; içeriğini üreticilerin, satıcıların hatta akademik çevrelerin bile bilmediği, sayısı otuzları bulan karışımlardan elde edilen katkı maddeleri eklenmiş ekmekleri(!) üretiyor.

Bu ekmekler, insanları beslemek bir yana ?gizli açlık? çekmelerine, alerjenlerden kansere kadar sayısız hastalıklara neden olmakta.

Bu ve zikredilmemiş pek çok sebepten ötürü, küçük özel değirmenlerden ‘tam un’ alınarak ya da buğday alıp, tam buğday unu yaptırılarak, evlerimizde ekmek makineleri veya başkaca yöntemlerle kendi ekmeğimizi üretmemiz en sağlıklı yol olacaktır. Bize zararsız diye tanıtılan yapay mayaların, farelerin beyinlerinde tümör oluşumuna sebep olduğunu, ekşi mayaların ise insanı hızlı yaşlandırdığını ve bağırsakların emilimini geri iterek zarar verdiğini göz ardı etmemeli. En azından hazır mayalar yerine önceki hamurdan ayrılan ve buzdolabında saklanan ekşi mayaların kullanılması da, sağlık açısından önemli.

Bunun yanı sıra günümüzde bakkal ve marketlerde ambalajsız biçimde satılan ekmeklere sayısız el ile temas ediyor. Bu temas sonrası bulaşan mikropların toplum sağlığını nasıl tehdit ettiğini, en başta bu ülkenin yöneticileri bugüne kadar hiç dert edinmedi. Makarnayı ekmekle tüketen ve günlük besin ihtiyacının yüzde 55’ni ekmekten sağlayan bir toplumun ekmek kalitesinden daha öncelikli bir sorunu olabilir mi? Elbette olmamalı. Lakin vakıa odur ki, bu ülkenin çözüme kavuşturulması gereken en önemli sorunu, yine ekmektir ve çözüme yönelik ne Tarım ne de Sağlık Bakanlıklarında hiçbir çaba görmemekteyiz.

Türkiye’de bir kişi, günlük ortalama 400 gr ekmek tüketiyor. Ancak ekmeğin kalitesizliği ve sağlıksız şartlarda üretilmesi yetersiz beslenme sorunu ortaya çıkardığından, hemen herkes potansiyel hasta konumuna düşüyor. Bu durum başta ilaç firmaları olmak üzere sağlık sektörünü mutlu etmeye elbette yetiyor.

Devletin çözüm üretemediği kalitesiz, niteliksiz ve ambalajsız ekmekleri tüketmediğimiz zaman, sektör kendi çıkarı hesabına bu sorunu çözmek zorunda kalacaktır. İnsan dışındaki canlılar, önüne konan her şeyi tüketmez. Çünkü diğer canlılar fıtratın dışına çıkıp isyan ederek kendi kendilerine zarar vermiyorlar. Lakin ?akıllı? olan bunun farkında değil!

Öte yandan hayatın her alanına müdahil bir dinin ekmekle ilgili bir çözümünün olmaması düşünülemez. Ancak Müslümanların önemli bir kısmı buna merak bile ediyor değil. Halbuki hayatın her alanına müdahil bir dinin ekmek gibi bir nimete yönelik çözümünün olmaması mümkün olabilir mi?
O halde ekmek konusunda birkaç Hadi Şerif’i naklederek konuyu daha iyi anlamaya çalışalım. ‘Resulüllah s.a.v. hiç kepeksiz undan yapılmış beyaz ekmek yedi mi?’ sorusuna Sehl İbn-u Sa’d r.a. ?Hayır! Resulüllah s.a.v., Allah’ın O’nu peygamber olarak gönderdiği günden ölünceye kadar hiç beyaz ekmek görmedi’ cevabını verirken ‘Elekleriniz var mıydı?’ sorusuna ise ‘Hayır! dedi. (Buhari, Et’ime 22, 10; Tirmizi, Zühd 38, (2365))

Resul-i Ekrem s.a.v. ?Annemden sonra annemdir? buyurduğu Ümmi Eymen r.a.’nın anlattığına göre: ‘Kendisi bir unu eleyip ondan Peygamber s.a.v. için ekmek yapmıştır. Resülullah: ‘Bu nedir?’ diye sormuş, O da: ‘Bu bizim diyarda yaptığımız bir yiyecektir. Ben ondan sizin için bir ekmek yapmak arzu ettim’ demiştir. Efendimiz de: ‘Şu eleyip ayırdığın kepeği, öbürüne un kısmına geri kat, sonra yoğur ve ekmek yap’ buyurmuştur.? (Kütüb-i Sitte 6984)

Hz. Aişe r.a. annemiz anlatıyor: ‘Resulüllah s.a.v. odama girmişlerdi. Düşmüş bir ekmek parçası gördüler. Hemen onu alıp silerek yediler ve: ?Ey Aişe! Kıymetli olan ekmeğe hürmet et! Zira şu ekmek, bir kavme nefret edip kaçmışsa bir daha dönmemiştir? buyurdular.? (Kütüb-i Sitte 6990)

Ekmek sorunu çözen ülkelerin sağlık sonunu büyük oranda çözmüş ve koruyucu hekimlik alanında başarılı ülkeler olduğunu ve de kepeksiz olması nedeniyle B12 vitaminin eksikliği ile beyazlatılmış ekmek yüzünden şeker hastalığındaki artışları göz önüne alırsak Hz Peygamber s.a.v. tavsiyelerinin önemi açıkça anlaşılıyor olmalı.

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.B.D. akademisyenlerince ?Ekmek fırınlarının yönetmeliklere uygunluğunun değerlendirilmesi? başlıklı 136 fırın üzerinde yaptıkları denetim ve inceleme raporunda yer alan bulgular dikkat çekici olmasının yanı sıra ürpertici de.

Rapor özetle ?Ekmek, Türkiye’de insan beslenmesindeki başlıca gıda maddesidir. Vitamin B, proteinler ve mineraller içerir. Ayrıca ekmek iyi bir enerji kaynağıdır. Ülkemizde ekmeğin hijyenik koşullarda üretimi konusunda birçok eksiklik bulunmaktadır. Yapılan tüm denetimler ve uygulanan cezalar durumun düzeltilmesi konusunda yetersiz kalmaktadır. Tanımlayıcı tipteki bu araştırmanın amacı, fırınların yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığını belirlemek ve sorunları tanımlamaktır. Araştırma sonucunda 136 fırından 92’sinin (%67,6) ruhsatlı, 44’ünün (%32,4) ruhsatsız olarak faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. ruhsatı olan fırınların (sadece) %6,5’i (7 fırın) denetim sonuçlarına göre sorunsuz olarak bulunmuştur. Faaliyeti durdurulması gereken fırın sayısı ruhsatlı fırınların yarısını (%50,46) oluşturmaktaydı. Araştırma sonucunda ruhsatsız olarak çalışan fırınlar saptanmıştır. Fırınların çoğunun yönetmeliklere uygun olmayan şartlarda üretim yaptıkları tespit edilmiştir? demekte.

Diğer taraftan ekmeklere eklenen E472a-f kodlu ‘Mono ve Digliserid Diasetil Tartarik Asit Esterleri’nin bitkilerin yanı sıra hayvanlardan da elde edilmekte. Bazı profesörlerimizin özensiz aklama fetvasını görmezlikten gelerek bu katkı maddesinin domuz menşeli olma ihtimali belirtmekte yarar var. Bu durumda bu katkı maddesini şüpheli hale getirmeye yetmekte.

Hollanda Wageningen Üniversitesi web sitesinde E472a-f kodlu katkı maddesini kaynağını için ?Gliserol, doğal yağ asitleri ve diğer organik asitlerden (asetik, laktik, tartarik, sitrik) üretilen sentetik yağ esterleridir. Yağ asitleri genelde bitkisel kökenlidir. Fakat hayvansal kaynaklı yağ asitleri de kullanılabilir. Hayvansal yağların (domuz yağı gibi) kullanımı dışlanamaz. Bundan dolayı; birtakım gruplar, örneğin, etin yanı sıra süt ve süt ürünleri de yemeyen vejeteryanlar, Müslümanlar ve Yahudiler bu ürünlerden uzak durmalıdır? bilgi ve uyarılarını yapmakta. ‘Bizim kattığımız bitkiseldir’ diye beyan edenleri sözlerinin muteberliğinin tartışmalı olduğu bir çağda kazar sizin.

Son olarak ekmekler genetik mühendisliğinin en kolay sirayet edebileceği ürünlerden biri olduğunu belirtmeli. Gerekçesi ne olursa olsun tam undan üretilmeyen, endüstriyel katkı maddeleri eklenmiş ekmeklerden özellikle de E472 kodlu katkı maddesi ile amylase, dough, catalase, conditioner ve lactase gibi maddelerin şerlerinden emin olabilmek için uzak durmalı.

Kemal Özer

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: