Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 05 Oca 2015

20 Bin Tarihi Halı Çöpe Atıldı..

Posted by Site - Yönetici Ocak 5, 2015

20 Bin Tarihi Halı Çöpe Atıldı..

tarihi hali,

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tarih, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ABDEST VE GUSÜL (BOY ABDESTİ)

Posted by Site - Yönetici Ocak 5, 2015

ABDEST VE GUSÜL (BOY ABDESTİ)

ABDEST VE GUSÜL (BOY ABDESTİ)

Namazın şartlarının birincisi hadesten tahârettir:

Hades cünüb veya abdestsiz olmak demektir.

Hadesten taharet, su bulunup kullanılması mümkün olan yerde gusül lâzım olduysa gusül abdesti, abdest lâzım olduysa abdest almak, su bulunmayan yâhud kullanmak mümkün olmayan yerde teyemmüm etmektir.

Abdestin farzları dörttür:

Yüzünü yıkamak, ellerini dirsekleri ile beraber yıkamak, başın dörtte birini mesh etmek ve ayaklarını topukları ile yıkamaktır.

Sünnet üzere abdest şöyle alınır: Besmele ile ellerini yıkayıp ağzı misvaklar. Sonra ağzını ve burnunu üçer kere yıkadıktan sonra hadesten tahârete niyet edip farzların aralarını kesmeden (bir âzâ kurumadan diğerine geçerek) tertîb üzere sırası ile başından başka diğer azaları üçer kere yıkar.

Başının tamamını (kaplama) mesh etmek ve parmaklarının ve sakalının aralarını hilallemek ve kulaklarının içini şehâdet parmağının içi ile ve ardını başparmağının içi ile meshetmek de sünnettir. Kalan üç parmağının arkası ile boynunu meshetmek, ellerini ve ayaklarını yıkamaya sağ yanından başlamak müstehabdır.

Abdesti bozan şeyler:

Önden ve arkadan çıkan şeyler ve arkadan çıkan yel, herhangi âzâdan kan ve irin çıkması veya sarı su akması, -balgamdan başka şeyi- ağız dolusu kusmak, yatarak veya -alındığında düşeceği şeye- dayanıp uyumak, delirmek, bayılmak, sarhoş olmak, namazda yanında olan kimsenin işiteceği kadar gülmek.

Guslün farzları üçtür:

Ağzı, burnu ve bütün bedeni yıkamaktır.

Sünnet olan gusül şöyledir: Evvelâ ellerini yıkayıp istincâ yerlerini ve diğer yerlerde necâset var ise onu temizleyip abdest aldıktan sonra başına ve sağ omuzuna ve sol omuzuna su döküp bütün azaları üçer kere yıkamaktır. İlk yıkamada eliyle ovmak sünnettir.

Cum’a namazı ve bayram namazları için gusül abdesti almak da sünnettir.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

5 – Beyazid-i Bestami ( k.s.) Silsile-i Saadat- Altun Silsile – Büyük Zatlar

Posted by Site - Yönetici Ocak 5, 2015

Bayezıd-i Bistami(Bestami) Hazretlerinin kabri. Silsile-i Saadat- Altun Silsile,Bayezıd-i Bistami kimdir,Bayezıd-i Bistami güzel sözleri

5 – Beyazid-i Bestami ( k.s.) Silsile-i Saadat- Altun Silsile – Büyük Zatlar

Bayezid-i Bistami hazretleri, Silsile-i aliyyenin beşincisidir. Arifler sultanı diye meşhurdur. İsmi Tayfurdur. Üveysi idi. Kendisinden kırk yıl önce vefat eden imam-ı Cafer-i Sadık hazretlerinin ruhaniyetinden istifade etti.113 âlimden ilim öğrenmiştir. Son derece âlim, fâdıl ve edip idi.

Daha annesinin karnında iken kerametleri görülmeye başladı. Annesi ona hamile iken şüpheli bir şeyi ağzına alacak olsa, onu geri atıncaya kadar karnına vururdu.

Çocukken bir gün cami avlusunda oynuyordu. Şakik-i Belhi hazretleri, “Bu çocuk büyüyünce zamanının en büyük velisi olacak” buyurdu. Hadis âlimlerinden bir zat, onu görünce çok hoşuna gitti. “Güzel çocuk, namaz kılmasını biliyor musun?” dedi. Bayezid-i Bistami, “Evet Allah dilerse becerebiliyorum” cevabını verince; “Nasıl?” diye sordu. O da “Buyur yâ Rabbi! Emrini yerine getirmek üzere tekbir alıyor, Kur’an-ı kerimi tane tane okuyor, tazim ile rükuya varıyor, tevazu ile secde ediyor, vedalaşarak selam veriyorum” deyince, o zat hayran kalarak; “Ey zeki çocuk! Sende bu fazilet ve derin anlayış varken, insanların başını okşamalarına niçin izin veriyorsun?” diye sordu. Ona, “Onlar beni değil, Allahü teâlânın beni süslediği o güzelliği meshediyorlar. Bana ait olmayan bir şeye dokunmalarına engel olmam uygun olur mu?” dedi.

Anneye hizmet.

Küçük yaşta iken okumaya başladı. Dikkatle derslerine devam ediyordu. Bir gün okuduğu bir âyet-i kerimenin (Lokman suresi: 14) tesiri ile eve döndü. Annesi merak edip niçin erken döndüğünü sorunca, şöyle cevap verdi: “Öğrendiğim bir âyet-i kerimede, Allahü teâlâ, kendisine ve sana itaat etmemi emrediyor. Ya sana hep hizmet edeyim veya beni serbest bırak, hep Allahü teâlâya ibadet ile meşgul olayım” dedi. Annesi; “Sen beni bırak Allahü teâlâya ibadet et” dedi. Bundan sonra, kendini Allahü teâlâya verdi, emirlerinin hiç birisini yapmakta gevşeklik göstermedi; ama annesinin hizmetini de ihmal etmedi. Annesinin küçük bir arzusunu, büyük bir emir kabul edip, her durumda yerine getirmeye çalışırdı. Çünkü Allahü teâlânın emri de böyle idi.

Soğuk bir kış gecesi idi. Annesi yatarken su istedi. O da hemen fırladı. Fakat testide su yoktu. Çeşmeye gidip, testiyi doldurdu. Eve geldiğinde, annesinin tekrar uykuya dalmış olduğunu gördü. Uyandırmaya kıyamadı. Testi elinde olduğu halde bekledi. Epey müddet sonra annesi uyanıp “Su, su!” diye mırıldanarak uyandı. Oğlunun bu hâlini gören annesi; “Yavrum, testiyi niçin elinde tutuyorsun?” dedi. O da, “Uyandığın zaman, suyu hemen verebilmek için testi elimde bekliyorum” dedi. Annesi; “Ya Rabbi! Ben oğlumdan razıyım. Sen de razı ol!” diye dua etti. Belki de annesinin bu duası sebebiyle, Allahü teâlâ ona evliyalığın yüksek mertebelerine kavuşmayı ihsan etti.

İbadet zevki

Gençlikte yaptığı bazı ibadetlerden zevk alamıyordu. Bu durumu annesine anlatırdı ve yetişmesinde, terbiye edilmesinde bir kusur bulunup bulunmadığını sorardı. İçimde beni Rabbimden alıkoyan bir şey hissediyorum. Fakat sebebini bilmiyorum” dedi. Annesi epey düşündükten sonra, “Evladım tek şey hatırlıyorum. Sen daha küçüktün. Komşulara oturmaya gitmiştim. Kucağımda iken ağlamaya başladın. Bir türlü susturamadım. Seni susturmak için ocakta pişmekte olan tarhanaya komşudan izinsiz parmağımı batırıp ağzına koydum” dedi. Bunun üzerine annesinden, o komşuya gidip helallik dilemesini istedi. Annesi helalleştikten sonra ibadetlerinden zevk almaya başladı.

Bir gece seher vakti Allah dedi. Sonra düşüp bayıldı. Ayılınca, niçin bayıldığını sordular. (Sen kim oluyorsun da ismimi ağzına alıyorsun? şeklinde bir ses gelir diye çok korktum da onun için bayılmışım) buyurdu.
Biri, “Bu derecelere nasıl kavuştunuz?” diye sordu. Ona “Her yerde Allahü teâlânın gördüğünü ve bildiğini düşünüp, edebe riayet etmekle” diye cevap verdi.

Bir gece otururken ayaklarını uzatmıştı. (Sultanla oturan edebini gözetmeli) diye bir ses duyup hemen toparlandı.
Buyururdu ki:
Allahü teâlâyı an, dilini, başka işlerle uğraşmaktan koru. Nefsini hesaba çek. İlme yapış ve edebi muhafaza et. Merhamet sahibi ve yumuşak ol. Allahü teâlâyı unutturacak her şeyden uzak dur. Bir kimsenin, Allahü teâlâya olan sevgisinin gerçek olup olmadığının alameti, kendisinde deniz misali cömertlik, güneş misali şefkat ve toprak misali tevazu gibi üç hasletin bulunmasıdır.

H.z Allah şefeatlerine nail eylesin. Amin

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Silsile-i Saadat- Altun Silsile, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam Alimleri | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Malın Ve İlmin Zekâtı

Posted by Site - Yönetici Ocak 5, 2015

zekat,Malın Ve İlmin Zekâtı

Malın Ve İlmin Zekâtı

İlmin zekâtı, yüzde yüzdür. İlim ehlinin zekatı; layık olana o ilmi vermek, ilmî meseleleri öğretmektir. Alimler uzun çalışmalarla öğrendiklerinin tamamını vermekle mükelleftirler. Alim, ilminin zekatını yüzde yüz olarak verdiği gibi, hasadını yapan insan da öşür ya da zekatını belirlenen oranlarda vermelidir. Zira bu oran alim için yüzde yüz iken, diğerleri için yirmide bire, onda bire hatta kırkta bire kadar düşmektedir.

Hazreti Allah her hasat yapan insan için zekât vermesini münasip görmüştür. Zira zekât ve öşür daha çok kazanmaya sebeptir. Tıpkı âlim ilmini aktardıkça hem kendisi hem de anlattıkları için ilminin bereketi ve değeri arttığı gibi, zekât ve öşürde de böyledir. Bu duruma tersinden bakıldığında ilim tahsil eden alim ve hasat toplayan esnaf ya da çiftçi için zarar ve ziyan vardır.

Zekât için Tefcîru’t-Tesnim adlı kitapta “Mal, öldürücü zehir, zekât onun panzehiridir.” sözünden sonra şu hadisi şerif zikredilir:“Bir toplulukta fuhşun ortaya çıkması, yaygın ve öldürücü, salgın hastalıkların çoğalmasına sebeptir. Ölçü ve tartıda noksanlık; kıtlık, geçim darlığı ve zulme sebeptir. Zekâtın verilmemesi; yağmurun kesilmesine sebeptir; eğer hayvanlar olmasa idi onlara yağmur yağmazdı.” Bütün bu musibet ve felaketlere mani olmak için alim ilmini seferber ediyorsa, ticaret ve tarım ehli de zekat ve öşrünü bu yolda sarf etmelidir.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Zekat, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: