Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Eylül 2014

Kurban Risalesi

Posted by Site - Yönetici Eylül 30, 2014

KURBAN KESME VAKTİ,KURBAN EDİLMESİ CÂİZ OLMAYAN HAYVANLAR,KURBAN EDİLMESİ CÂİZ OLAN HAYVANLAR,KURBANLIK HAYVANLAR,SEFERÎ İÇİN KURBAN,Hacılar da seferîdir

Kurban Risalesi

Âlemlerin Rabb’i Allah’a hamdolsun. Resûlüne, Âl ve Ashâb’ına salât-ü selâm olsun.

KURBAN: Kulluk borcunu ödemek niyetiyle vakti içinde kurbanlık hayvanı kesmektir.
Müslüman, hür, mukîm ve dînen zengin sayılan erkek ve kadına her sene kurban kesmek vâciptir.
Kurbandan maksat, dünyada vâcip olan borcun ödenmesi, âhrette fazl-ı Îlâhî ile sevaba kavuşmaktır.
* * *
SEFERÎ İÇİN KURBAN
Seferde olan kimseye kurban vâcip değildir. Seyâhate çıkıp da “Kurbanı falan yerde keserim,” diyenin kestiği kurban nâfile olur. münâsip olan, kurbanı oturduğu yerde kesmektir. Sonra dilediği yere gider.
Hacılar da seferîdir. Hacc-ı Kıran ve hacc-ı temettû yapanların kurbanları vâcip olarak orada teşekküren kesilir. Diğer hacıların orada kesmesi, nâfile ve müstahap olur.

KURBANDA NİSÂB
Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla 20 miskal (96 gram 22 ayar) altın veya 200 dirhem (640 gram) gümüş veya bunların kıymetinde parası, ticâret malı olan kimseye kurban kesmek vâciptir.
Kurban kesmek için bu servette nemâ (çoğalmak) ve üzerinden bir sene geçmek şart değildir. Bayramın üçüncü günü de nisâba mâlik olsa kurban kesmek vâcip olur.
* * *
ASLÎ İHTİYAÇLAR
Oturacak ev ve döşemesine yetecek eşya.
Binek, (hayvan, bisiklet, motosiklet, otomobil vb.)
Bir adet silâh.
İş elbisesi, günlük elbise ve bayramlık olmak üzere üç kat giyecek.
Kendisine ve bakımı üzerine vâcip olan kimselere bir sene yetecek nafaka.
Çift sürmede kullanılan bir çift hayvan (at. Katır, manda öküz vb. veya bir traktör) ile zirâat âletleri.
Sanatkârın âletleri.
Her eserden bir takım, kitaplar. (Okumasını bilmeyenlerin elinde bulunan
kitaplar, bu hükmün dışında olup kurban nisâbına dahildir.)
* * *
KURBANLIK HAYVANLAR
Kurban dört cins hayvandan olur. Koyun, keçi, sığır ve deve. Manda sığır cinsine dahildir.
Şartları: ehlî, belirli bir yaşa ulaşmış ve ayıpsız olmak lâzımdır.
Vahşî sığır, ehlîleştirilmiş olsa da, kurban olmaz. Ehlî iken sonradan vahşîleşen kurban olur.
Devenin beş seneliği, sığır ve mandanın iki seneliği, koyun ve keçinin bir seneliği kurban olur. altı ayını dolduran kuzu, anası kadar gösterişli ise kurban olur. oğlak yaşını doldurmadıkça kurban olmaz.
Koyun ve keçi ne kadar büyük olsa da bir kişi için kurban olur. deve, sığır ve manda yedi kişiye kadar kurban edilebilir. Yedi kişiden biri kurban, ikinci adak, üçüncü akîka, dördüncü Peygamberimize veya üstazı, hocası, babası, vâlidesi veya akrabasından biri için, beşinci Harem’de avlanma cezası için, altıncı hediye, yedinci nâfile kurbana niyet etseler Hanefî mezhebince câizdir. İçlerinden biri etlik veya ticâret için iştirak ederse veya hiç niyet etmezse, hepsinin kurbanı hederdir. (kabul olunmaz.)
Kurbanı alamadan önce iştirak etmek evlâ; sonradan iştirak mekruhtur.
Kurbana iştirak eden bütün ortakların “Kurban, ibâdet ve sevabına” niyet etmeleri ve ortakların hisselerinin eşit olması şarttır. (Mülteka)
* * *
EFDAL OLAN KURBAN
Eti çok ve pahası yüksek olandır.
Gözleri, karnı, ayakları ve göğsü siyah olan koyunu kurban etmek övülmüş ve ziyâdesiyle efdal görülmüştür.
Sığırın dişisi, koyun ve keçinin erkeği efdaldir.
* * *
KURBAN EDİLMESİ CÂİZ OLAN HAYVANLAR
Kurbanın boynuzlu, boynuzsuz, boynuzu biraz kırık veya husyeleri buruk olması kurban edilmesine mânî değildir.
* * *
KURBAN EDİLMESİ CÂİZ OLMAYAN HAYVANLAR
– Bir veya iki gözü kör,
– Görme hassasının çoğu gitmiş,
– Ayağı kırık,
– Kesileceği yere yürüyemeyecek kadar topal,
– Ölüm hastası,
– Dilinin veya kulağının veya burnunun veya kuyruğunun veya tenasül uzvunun çoğu kopmuş,
– Dilsiz doğmuş, kulaksız doğmuş,
– Dişlerinin çoğu dökülmüş,
– Meme uçlarının çoğu kopmuş,
(Koyun ve keçinin birer memesi, sığırın iki memesi kesilmişse)
– Zayıf ve uyuz,
– Kan işeyen.
Bu gibi özürler bulunan hayvan kurban olmaz.
Yavrulaması yakın olan hayvanı kesmek mekruhtur.
Eğer kurban alındıktan sonra, böyle bir özür hâsıl olursa, zengin olan başkasının kurban eder. Fakire kurban vâcip olmadığından alırken dahî ayıplı olsa onu kesmesi kafidir.
* * *
Kurbanı kesmeden önce tüylerini kırpmak, sütünden istifâde etmek mekruhtur. Tüylerini kırpmışsa, tasadduk eder.
Hayvanı kesileceği yere sürüyerek götürmek mekruhtur.
Diri hayvanın bir uzvunu kesip yemek, haramdır.
* * *
KURBAN KESME VAKTİ
*Şehirlerde bayram namazından sonra; göçebeler, köydekiler, yani bayram namazı kılmak vâcip olmayan yerde oturanlar şafak söktükten sonra keserler.
*Kurbanı bayramın ilk günü kesmek efdaldir. Gece kesmek mekruhtur.
*Kurban başka bir yerde (vekâleten kesilecek)se, kurbanın kesildiği yerdeki vakte itibar edilir.
*Üst üste üç günün her birinde başka başka kurban kesilebilir.

KURBANI KİM KESER?
*Erkek – kadın, elinden gelen kendi kesmeli… elinden gelmemek erkek için ayıptır.
Kendisi kesemiyorsa, yanında bulunur, güzel niyet eder başkasına kestirir. Kitap ehli olan Hıristiyan’a veya Yahûdi’ye kestirmek mekruhtur.
Peygamberimiz S.A.V., Vedâ Haccı’nda yüz deve kurban ettiler. Kendi yaşları olan altmış üç adedini bizzat kesmişler, otuz yedisini Hz. Ali’ye kestirmiştir.
*Müslüman kadın, erkek, genç, yaşlı (bunamış da olsa), hayızlı, cünüp, abraş (alaca hastalığı olan) kimselerin kestiği helâldir.
*Kitap ehli olan, dilsiz ve sünnetsiz olanların kestikleri mekruhtur.
*Dinsiz, Mecûsi, puta tapan, mürted, cebriye, İncil’i kasten değiştiren Hıristiyan, Besmeleyi kasten terk eden kimselerin kestiği helâl olmaz.
* * *
İKİ KİMSE YANLIŞLIKLA BİRBİ RİNİN KURBANINI KESSE
Kesilen hayvan kesenin kurbanı olmak üzere câizdir. tazmin icâp etmez.
Eğer mevcut iseler her biri kestiği kurbanı alır, yenmesine mânî hal yoksa, helallaşırlar. Eğer aralarında ihtilâf olursa, her biri diğerine etin kıymetini öder. Para artarsa tasadduk edilir.
Bir kimse başkasına âit kurbanı izinsiz olarak kesse ve kendisi için niyet etse, kurban sâhibine âit olur.
* * *
KURBAN KESME USÛLÜ
Koyun, keçi, ve sığır eziyet vermeden sol tarafı üzerine kıbleye karşı yatırılır. Ayaklarından üçü bağlanır, üstte kalan sağ arka bacağı bağlanmaz. Sığırın dört ayağını da bağlamakta beis yoktur.
Deve ayakta iken kurban edilir. Sol ön ayağını bağlayarak yıkmak da câizdir.

A–Niyet:
Kurban kesen:
Yâ Rabb’î, niyet eyledim rızâ-i şerifin için kurban kesmeye…
Şu vücûdum çok kabahat ve günahlar işledi. Bunu sana kurban etmem lâzım. Lâkin sen haram kıldın. Bu günahkâr vücûduma bedel olmak üzere bu kurbanı kesiyorum. Kabul buyur,” diye niyet eder.
Kurban vekâleten kesilecekse, vekil olan, “Sahibinin niyetine” diye niyetlenir.
Bir kimse kendisine bırakılan kurbanı sahibinin izni olmadan kesse, bunu ödemesi icap etmediği gibi, sahibinden de kurban borcu düşer. Çünkü buna delâlet yoluyla izin verilmiştir. (Büyük İslâm İlmihâli)
Kurban, üç tekbir getirip “Bismillâhi Allahü Ekber” diyerek kesilir.

B-Kurban Kesmek:
*Boğazın iki tarafındaki “vedec” denilen iki büyük damarla, nefes ve yemek içmek borusunu kesmektir.
Bu dördün üçü kesilse hayvan helâl olur. (Mülteka)
Kezâ, yemek ve nefes boruları kesilse ve şah damarlarının ekserîsi de kesilmiş olsa, helâldir.
* Bıçak bilemeyi ve boğazlamayı başka bir hayvana göstermek mekruhtur. (Dürrü Muhtar)
*Bıçak kesmezse, hayvan yaralı beklerken bilemek haramdır. (Vahdetî)
*Kör bıçakla kesmeye uğraşmak, hemen murdar iliği kesmek, ensesinden kesmek, hayvanı lüzumsuz incitmek, canı çıkmadan yüzmeye başlamak veya kelleyi gövdeden ayırmak, hayvanı kıbleye çevirmeden kesmek mekruhtur.
*Kesilmeden ölen hayvan murdar olduğu gibi, boğulan, başı koparılan, beynine tokmak vurarak öldürülen, veya kulak tozuna şiş saplanarak öldürülen hayvanlar da murdardır.
Bir yerden yuvarlanan veya bir hayvanla süsleşerek veya kurt parçalayarak ölen hayvan murdar olur. ölmeden yetişip kesilmedikçe yenmez.
Hasta hayvan kesildiğinde hareket eder yahut kan akarsa yenir. Bu iki alâmetten biri olmaz ve keserken canlı olduğu bilinmezse yenmez.
Kurban murdar olunca eti yenmez, kurban borcu da ödenmiş olmaz.
Alınan kurban, kesilmeden ölürse, zengin tekrar alıp keser. Fakirse lâzım gelmez.
* * *
KURBAN KAYBOLUR VEYA ÇALINIRSA?
Yerine başkası kesildikten sonra da bulunsa, fakir onu da keser. Çünkü nâfile kendisine vâcip olmuştur. Zenginse, kestiği kurban yeter.
* * *
KURBANDAN CANLI YAVRU ÇIKARSA?
O da kesilip yenir. Ölü çıkarsa yenmez.
* * *
KURBAN, GÜNÜNDE KESİLMEZSE?
Vâcip olan veya nezir edilen kurban, vakti içinde kesilmez de, elde kalır, günü geçerse, aynen ve tamamen tasadduk edilir. Ölmüşse, kıymeti tasadduk edilir, gelecek seneye bırakılmaz.
* * *
KURBAN KESİLDİKTEN SONRA
İki rekât teşekkür namazı kılınır. Fatihadan sonra, birinci rekâtta İnnâ A’taynâ, ikincide, İhlâs-ı Şerif okunur.
* * *
KURBAN KESEMEYENLERİN İBÂDETİ
Mâlî durumu kurban kesmeye müsâit olmayanlar, Bayramın birinci günü öğleden sonra iki rekâtta selâm vererek altı rekât namaz kılar.
Niyet:
Yâ Rabb’î, âciz kulun kurban kesemedi. Şu vücûdumu huzurunda yere sererek kurban ediyorum. Beni de kurban kesenlerden eyle!
Birinci rekâtta: 1 Fâtiha, 1 İhlâs-ı Şerif
İkinci de: 1 Fâtiha, 1 İnnâ A’taynâ
Üçüncü de: 1 Fâtiha, 1 Kul Yâ eyyühel kâfirûn
Dördüncü de: 1 Fâtiha, 1 İhlâs-ı Şerif
Beşinci de: 1 Fâtiha, 1 Felâk sûresi
Altıncı da: 1 Fâtiha, 1 Nâs Sûresi okunur.
* * *
KURBANIN ORTAKLAR ARASINDA TAKSİMİ
Ortak kurbanın etini tahmînî olarak, göz kararı ile taksim etmek câiz değildir; taksim, mutlaka tartarak yapılmalı; helâlleşmek kâfi gelmez. (Zâhire)
Etle beraber derisi, ayakları, başı, ciğeri, yağları, hülâsa her çeşit uzvundan eşit seviyede paylaşılırsa, tahmînî olarak taksim câiz olur. (Kadıhan)
Ortaklar eti taksim etmeden pişirip yiyebilirler.
* * *
KURBANIN ETİ
Nezir dışında, kesilen kurban etinden sahibi zengin de olsa, yiyebileceği gibi, fakir olmayanlara da yedirip dağıtabilir. (Büyük İslâm İlmihâli, S. 419, Madde 27)
Kurbanın eti üçe taksim edilerek bir kısmını çoluk çocuğu ile yer, bir kısmı eşe dosta yedirilir veya dağıtılır, bir kısmı da fakirlere verilir.
Âilesi kalabalık olup fazla varlıklı olmayanların tasadduk etmeyip çoluk çocuğuna yedirmesi müstahaptır. (Hülâsa)
Bu hükümler, avama göredir. Havas, kestikleri kurbanın etinden sadece iftar eder, kalan kısmı sadaka olarak dağıtırlar.
Bir görüşe göre de fakir, kestiği kurbanın etinden yiyemez; tahrîmen mekruhtur. Bazı âlimler “Nezir gibidir” dediler. (Büyük İslâm İlmihali, S.419, Madde 27)
Bazı âlimler “Diliyle nezir etmedikçe yer” dediler. (Hülâsa)
Kurban ortaklarından biri kazaya, biri edâya niyet etse, yenmez tasadduk edilir. (İbni Âbidîn)
Kurban eti satılmaz.
* * *
KURBANIN YENMEYEN YERLERİ
1-Kesildiğinde akan kan,
2-Tenâsül uzuvları,
3-Yumurtaları,
4-İdrar kesesi,
5-Öd kesesi,
6-Bezeler.
* * *
KURBAN DERİSİ
Deri aynen hayra verildiği gibi, satılıp parası da verilebilir.
En üstünü Dinimizin gelişip yayılması için vermektir.
Seccâde, dağarcık veya evde kullanılan demirbaş eşya yapılabilir, veya bir şeyle değiştirilebilir, denilmiş.
Yenen içilen bir şeyle değiştirilemez.
Kurban eti ve derisi, kesen kimseye emeği karşılığı olarak verilmez.
Satılıp parası alınmaz.
Aksi halde bedeli tasadduk edilir.
* * *
AKÎKA KURBANI
Yeni doğan çocuk için Cenâb-ı Hakk’a teşekküren kesilendir.
Bu kurban, çocuğun doğumundan bulûğuna kadar kesilebilir. Doğumun yedinci gününde kesmek efdaldir. O gün çocuğun başı tıraş edilip saçları ağırlığınca altın veya gümüş sadaka edilir.
Akîka kurbanı etinden sâhibi de, başkaları da yiyebilir. (Büyük İslâm İlmihali, S. 421)
* * *
ÖLMÜŞLER İÇİN KESİLEN KURBAN
Bir kimse kendi malından sevabını ölmüşlerine bağışlamak üzere kurban kesebilir. Bunu, diğer kurbanlar gibi bayram günlerinde kesmek vâciptir.
Mevtâ için kesilen kurban etinden sâhibi yiyebilir, fakat, mîras bırakanın emriyle ona kesilen kurban eti tamamen tasadduk edilir.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Kurban, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kurban Nasıl Kesilir ?

Posted by Site - Yönetici Eylül 30, 2014

KURBAN NASIL KESİLİR

KURBAN NASIL KESİLİR?

Kurban kesmeye “Yâ Rabbi! Şu vücudum sana karşı o kadar hata ve isyan etti ki affedilebilmem için bu vücudu sana kurban etmem lazım. Fakat sen insan kurban etmeyi haram kıldığından vücuduma bedel olarak bu hayvanı kesiyorum, kabul eyle.” diyerek niyet edilir. Besmele-i şerîfe ile;

İnnî veccehtü vechiye lillezî fetara’s-semâvâti ve’l-arda hanîfen ve mâ ene mine’l-müşrikîn.” ve

“Allâhümme hâzâ minke ve leke. Allâhümme inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi’l-âlemîn, lâ şerîke lehû ve bizâlike ümirtü ve ene evvelü’l-müslimîn” duâlarını okuduktan sonra; “Allâhü ekber, Allâhü ekber, lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd, Bismillâhi Allâhü ekber.” deyip hemen kesilir. Kurbanın şu dört şeyi kesilir:

1) Nefes borusu,

2) Yemek borusu,

3 – 4 ) İki şah damarı

Bu dördünü de kesmek sünnettir. Bunlardan üçünü kesse helâl olur.

Deveyi gerdanından, koyun, keçi ve sığırı çene ile göğüs arasından, yumrucuk denilen kemiğin altından boğazlamak sünnettir.

Kurbanı kıbleye doğru yatırıp (ön ayakları ile arka sol ayağını) bağlayarak kesmek sünnettir.

Kolaylık için sığırların dört ayağını bağlamak câizdir.

Deve ayakta kesilir.

Eğer hayvan kaçarsa veya insana hücûm ederse yâhut kuyuya düşüp de boynundan kesmek mümkün olmazsa, kesilmesi niyetiyle “Bismillâhi Allâhü Ekber” diyerek, bir bıçakla veya kesici bir şeyle (herhangi bir yerinden) yaralamak sûreti ile öldürülse helâl olur.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kurban, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

KURBANIN MÜSTEHABLARI

Posted by Site - Yönetici Eylül 29, 2014

Kurban Çeşitleri

KURBANIN MÜSTEHABLARI

1- Kurban edilecek hayvanı kurban günlerinden evvel alıp beslemek.

2- Kesileceği yere incitmeden ve hürmet ile götürmek.

3- Becerebiliyorsa kendisi kesmek.

4- Kesemiyorsa ehil bir kimseyi vekil edip kesilirken hazır bulunmak. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“Ey Fâtıma, kalk ve kurbanının kesilmesine şâhid ol. Zîrâ kanından ilk damlası yere düştüğünde, işlediğin her bir günâhın af ve mağfiret olunur. Ve ‘İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi”l-âlemine lâ şerîke leh.’ duâsını oku.”

5- Bıçağın büyük ve keskin olması.

6- Kurbanın iki şah damarı ile yemek ve nefes borusunu kesmek.

7- Hayvan ölmeden derisini yüzmemek.

8- Kurbanı keserken kurbanın âzâ(organ)ları ve parçaları mukâbilinde kendi vücûdunun ve bütün âzâlarının cehennemden âzâd olmasına niyet etmektir.

KURBAN KESERKEN BESMELEYE DÂİR

“Bismillahi Allâhü Ekber”den sonra hiçbir şey ile meşgul olmayıp kurbanı hemen boğazlamak şarttır.

Besmeleden sonra bıçak bilenirse besmeleyi tekrar etmek lâzımdır. “Bismillâhi Allâhü Ekber” dedikten sonra kurban yerinden kalkıverse yatırılıp keserken tekrar besmele çekilir.

Besmeleden sonra elindeki bıçağı bırakıp diğer bir bıçak alsa besmeleyi tekrar etmek lâzım olmaz.

Lâkin bir kurban üzerine besmele okuduktan sonra onu bırakıp diğerini kesecekse besmeleyi tekrarlamak lâzımdır. Birkaç kurbanı birbiri ardınca boğazlasa her birinde besmeleyi tekrarlamak lâzımdır.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kurban, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hacca Gidemeyen Müslüman Ne Yapmalı ?

Posted by Site - Yönetici Eylül 28, 2014

Hacca Gidemeyen Müslüman Ne Yapmalı

HACCA GİDEMEYEN MÜSLÜMAN NE YAPMALI?

Hacca gidemeyen Müslüman, Arefe günü öğle ile ikindi arası, kendini Arafât’ta kabûl ederek Allah rızâsı için 2 rek’at namaz kılar. Her rek’atte; 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 Kul yâ eyyühel-kâfirûn, 10 İhlâs-ı şerîf okur.

Namaza şu niyetle başlanır: “Yâ Rabbi, bugün şu saatlerde Arafat’ta milyonlarca müslümanın ‘Lebbeyk‘ diye ilticâ ettiği zamanda, âciz kulun orada bulunamadı. Bu kulunun rûhunu onlarla beraber kılıp, benim ilticâmı da onların ilticâsına ilhâk buyur. Orada afv-ı umûmîye mazhar kıldığın kullarına beni de ilhâk eyle!..” Allâhü Ekber. Namazdan sonra:

* 70 İstiğfâr-ı şerîf,

* 11 veya 70 adet, “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l- mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve, yümît, ve hüve Hayyün lâ yemûtü biyedihi’l-hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr” tevhîdini okur.

* 3 veya 11 yâhut 70 kerre “Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd” diyerek tekbir getirir.

* 100 defa aşağıdaki tesbîhi okur: “Sübhânellezî fi’s-semâi arşuhû, Sübhânellezî fi’l-ardı sültânühû, Sübhânellezî fi’l-ardı hukmühû, Sübhânellezî fi’l-cenneti rahmetühû, Sübhânellezî fi’l-kabri kazâühû, Sübhânellezî fi’l-kıyâmeti adlühû, Sübhânellezî fi’l-bahri sebîlühû, Sübhânellezî rafea’s-semâe, Sübhânellezî beseta’l-arda,

Sübhânellezî lâ melce’e ve lâ mence’e minhü illâ ileyh.” Arefe günü öğleden sonra Hızır aleyhisselâm ile İlyâs aleyhisselâmın Arafât’ta buluştuklarında okudukları şu duâyı da -mümkünse- 100 defa okumalıdır:

“Bismillâhi mâşâallâhü lâ yasrifü’s-sûe illallâh, Bismillâhi mâşâallâhü lâ yesûku’l-hayra illallâh, Bismillâhi mâşâallâhü lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm.”

Bundan sonra duâ edilir.

Kaynak : (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Davâsında Pes Etmeyen Havva Binti Zeyd (radıyallahu anhâ)

Posted by Site - Yönetici Eylül 27, 2014

Hanım sahabeler, Havva binti zeyd,

Davâsında Pes Etmeyen Havva Binti Zeyd (radıyallahu anhâ)

Havva binti Zeyd radıyallahu anhâ putperest kocasından gördüğü ezâ ve cefâlara rağmen Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin yolundan ayrılmayan bir mücâhide hanım!.. İnancından aslâ taviz vermeyen bir iman eri!.. Önüne çıkartılan engelleri aşmasını bilen ve bu uğurda sürekli mücâhede ederek hayat geçiren bir cihad eri… Hicretten önce İslâm’la şereflenen, Ensar’dan bir hanım sahâbî…
O, Medine’lidir. İslâm’ın ilk devirlerinde İslâm’la şereflendi. Babası Zeyd ibni Seken el-Evsî’dir. Annesi Abdüleşhel oğullarından Akreb binti Muaz’dır.
O, Bedir savaşında şehid düşen sahâbilerden Râfî ibni Yezid’in kızkardeşidir.
Havva (r. anhâ) dâvâsında pes etmeyen ve inancı uğrunda çok mücâdele vermiş bir hanımdır. İslâm’ı yaşama konusunda çok çileler çekti. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize biat ederken verdiği söze sâdık kalabilmek için çok gayret gösterdi. Önüne çıkan engelleri aşabilmek için sabır ve metanetle hareket etti.
İslâm’ın ilk dönemleri çilelerle geçmişti. O dönemin müslümanlarının müşterek kaderi sanki çile çekmek idi. Putperestler İslâm’a engel olmak için akla hayale gelmedik engeller çıkartıyorlardı.
Müşrikler yeni dinin yayılmasına fırsat vermek istemiyorlardı. Müslüman olanlara her türlü ezâ cefâyı revâ görüyorlardı. Havva (r. anhâ) da kocasının engelleriyle karşı karşıyaydı. Onun söz ve davranışlarından çekmekteydi.
O, İslâm gelmeden önce Kays ibni Adiy ile evlenmişti. Bu evlilikten Sâbit adında bir oğlu dünyaya gelmişti. Kocası putperest idi. Hanımı Havva’nın müslüman olmasını bir türlü kabullenemedi. Ona sürekli engeller çıkarttı. Onun inancını yaşamasına fırsat vermedi.
Kays bu hususta öylesine inatçıydı ki, hanımının İslâm’dan vazgeçip putperestliğe dönmesini isteyecek kadar ileri gitti. Her işinde onu aşağıladı ve her davranışını hor, hakir gördü. Elinden gelen her türlü kötülüğü yaptı. Onu İslâm’dan uzaklaştırmak için çalıştı.
Havva (r. anhâ) azim ve irâde sahibi bir hanımdı. Kocasının önüne çıkardığı engellere aldırış etmeden, sabırla yoluna devam etti. Ezâ ve cefalara katlanarak müslümanca yaşamağa gayret etti. Allah’a ve Rasûlullah’a bağlılığından aslâ tâviz vermedi.
Havva (r. anhâ) gönlünü Allah ve Rasûlullah sevgisiyle o derece doldurmuştu ki, çektiği çilelere, ezâ ve cefâlara hiç aldırış etmiyordu. Fakat onun çektiği sıkıntılar tâ Mekke’de bulunan
İki Cihan Güneşi efendimize kadar ulaşmıştı.
Ümmetinin üzerine titreyen Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi vesellem efendimiz Havva (r. anhâ)’nın bu sıkıntılardan nasıl kurtulabileceğini ve ona nasıl destek olabileceğini düşünmeye başladı. Karşısına bir fırsatın çıkmasını bekledi.
Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz İslâm’ın ilk günlerinde davâsını anlatabilmek için Mekke’de kurulan panayırları dolaşırdı. Çevre kabîlelerden gelen ziyaretçilerle tanışır onlara İslâm’ı anlatırdı. İrşad ve tebliğ vazifesini buralarda devam ettirirdi.
İki Cihan Güneşi efendimiz birgün Zül-Mecaz panayırına gelmişti. Burada Medine’den gelen Kays’la karşılaştı. Ona yakın ilgi ve sevgi gösterdi. Birlikte oturup konuştu. Hanımı Havva (r. anhâ) İslâm’la şereflendiği için onun da müslüman olmasını çok arzu ediyordu. Ona İslâm’ı anlattı. Müslüman olması için çok çaba sarfetti. Fakat Kays bir türlü Allah Rasûlüne teslim olamadı. İslâm’a koşamadı. Kendine göre mazeretler ortaya koyarak şöyle söyledi:
– “Beni davet ettiğin bu din gerçekten güzel bir şey. Fakat beni harp telâşı, savaş bu dini kabul etmekten alıkoydu.” dedi.
Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimiz onun İslâm’a gelmesi için teşvik edici sıcak sözler söyledi. Künyesiyle hitab ederek sevgi ve yakınlığını göstermeye çalıştı. Ona:
– “Ya Ebâ Yezid! Seni Allah’a çağırıyorum.” buyurdu.
Kays’ın davranışlarında bir yumuşama görüldü. Rasûlullah (s.a.) efendimize karşı gönlünde bir sevgi oluştuğu tahmin edildi ama tam teslim olamadı. Aynı mâzeretleri ileri sürerek ilk defa söylediklerini tekrar etti. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz Kays ile uğraşmaktan vazgeçti. Hanımı Havva (r. anhâ)’ya yaptıklarını hatırlattı. Kulağına kadar gelen ezâ-cefâlardan bahsetti ve:
“Duyduğuma göre hanımına kötülük ediyormuşsun. Senin dinini terk edeli ona zulmediyormuşsun. Allah’tan kork, bana söz ver ve bir daha böyle yapma!” dedi.
Kays bu yumuşak tavır ve tatlı dille söylenen sözlerden etkilenerek şöyle dedi.
– “Ne hoş konuştunuz. Peki… Bundan böyle ona hayırla muamele edeceğim. Hoşlandığı şeyleri yapacağım.” diyerek söz verdi.
Kays, Medine’ye dönünce hanımı Havva (r. anhâ)’ya karşı davranışları çok değişti. Daha önce her türlü hakaret ve işkenceyi yapmakta iken şimdi gayet yumuşak hareket ediyordu. Hanımı Havva (r. anhâ)’ya şöyle dedi:
“Arkadaşın Muhammed’i gördüm. Benden, senin hakkını korumamı istedi. Getirdiği din konusunda, o dinden dolayı sana zulmetmemem için benden söz aldı. Allah’a yemin ederim ki, ona verdiğim sözü yerine getireceğim. O sözümde duracağım. Sen artık istediğin gibi yaşayabilirsin. Senin din işin beni ilgilendirmez. Vallahi bundan böyle benden sana kesinlikle bir zarar gelmeyecektir. Benden ezâ-cefa görmeyeceksin.” dedi.
Havva (r. anhâ) ömrünün geri kalan kısmında İslâm’ın güzelliklerini daha rahat yaşamak üzere bir fırsat yakalamış oldu.
O, gizli tuttuğu İslâmî vazifeleri âşikar yapmağa başladı. Huzur ve mutluluk içerisinde Allah’a kulluğunu îfâ etti. İbadetlerini herkesin gözü önünde kılar oldu. Müslümanlık adına gizlediği şeyleri bütünüyle açığa vurdu. Kocası Kays’tan en küçük bir tepki görmedi. Kays artık hiçbir aykırı davranışta bulunmuyordu. Öylesine değişmişti ki, Müşrikler kendisine gelip:
– “Ya Ebâ Yezid! Karın Muhammed’in dinine tâbi olmuş, öyle mi?” diye sataşıyorlardı. Kays da onlara karşı şöyle cevap veriyordu:
– “Ben ona kötü davranmamaya, kendisinin hakkını korumaya dâir Muhammed’e söz verdim.” diyordu.
Havva binti Zeyd (r. anhâ) inandığı İslâm’a böylesine teslim olmuştu. Çektiği çileler âdeta onun azmini bileylemişti. Sabır ve sebâtı sayesinde Allah Teâla ona böylesi bir fırsat vermiş ve rahatça inancını yaşar hale gelmişti.
O, “Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır.” düsturunun açık bir örneği olmuştu.
Cenâb-ı Hak’tan Havva (r.anhâ)’nın mücâdelesinden, azim ve irâdesinden hisseler alabilmeyi ve şefaatlerine erebilmeyi niyaz ederiz. Amin.

Bu yazı için Şerife Şevval Kardelen hocamıza teşekkür eder,sizlerinde dualarını bekleriz.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Rüşvet Ehli Cehennemliktir.

Posted by Site - Yönetici Eylül 26, 2014

Rüşvet,Rüşvet Ehli Cehennemliktir. Ehli Cehennemliktir.

Rüşvet Ehli Cehennemliktir.

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Haramdan meydana gelen her ete en layık olan şey cehennem ateşidir.
-“Allâhü Teâlâ hazretleri, rüşvet veren, rüşvet alan ve rüşvete aracı olana lanet etti.
Hadis-i şerifin metninde geçen kelimesinden murad, rüşvet alan ile rüşvet veren arasında yürüyen ve aracılık yapan kimsedir. [Müsned-i Ahmed: 21365,]

Memur ve Rüşvet

iş görmekle vazifeli memurların rüşvet almaları haramdır. Çünkü Müslümanların işlerini mal karşılığı olmaksızın görmek (görevli ve yetkili kişilere) vaciptir.
Onların bu iş karşılığında ayrıca (ücret veya) rüşvet almaları haramdır.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/516.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Halvetiyye tarikatı Nedir ?

Posted by Site - Yönetici Eylül 25, 2014

Halvetiyye tarikatı Nedir

Halvetiyye tarikati.

Halvetiyye tarikati, Suhreverdiye’nin bir kolu, Kübreverdiyye’nin bir şubesi olan ve Şeyh Ebu Abdullah Sirâcüddin tarafından kurulan bir tarikattır. Sirâcüddin Ebu Abdullah’a Halvetiyye’nin birinci piri denilmektedir.

Ebu Abdullah önceleri Tebriz yakınlarında “Hoy” şehrinde, sonra Mısır’da ve oradan da Hicaza giderek ilmî çalışmalarına başlamış; bir süre sonra Sultan Üveys’in daveti üzerine Herât’a gelmiş orada 750/1349, diğer bir rivayette 800/1397 yılında vefat etmiştir.
Şeyh Sirâcüddin Ebû Abdullah’ın yedi defa hacca gittiği, sahralarda dolaşırken bir gün içi boş ve çok büyük bir çınar ağacı görüp, halvete niyetle kırk erba’în’i bir biri ardınca burada tamamladığı için tarikatına Halvetiye denilmiştir. Abdullah Bosnevî hazretleri, “Semaratü’lfuâd” adlı eserinde, halvet kelimesinin “hı” sının, sivâ’dan kalb kuvvetine; “lâ’mın zikir lezzetine: “vav”ının zahir ve bâtını korumak ile ahde vefaya; “te”sinin temkine; “ye”sinin zorluklardan kolaylığa; “he”sinin ise müşahedeye delâlet ettiğini zikreder. Halvetiye tarikatı günümüzde inkıta’a uğramış tarikatlardandır. Mütercim.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/612-614.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ZİLHİCCE AYI VE İLK ON GECENİN FAZİLETİ

Posted by Site - Yönetici Eylül 25, 2014

ZİLHİCCE AYI VE İLK ON GECENİN FAZİLETİ

ZİLHİCCE AYI VE İLK ON GECENİN FAZİLETİ

Bu akşam idrâk edeceğimiz kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esâsından biri olan hac farîzasının îfâ edildiği umûmî af ayıdır. Arafât’a çıkıldığı, Allâh için milyonlarca kurbanın kesildiği ve bir senelik hesapların görülüp amel defterlerinin kapandığı mukaddes bir aydır.

Zilhiccenin ilk on gecesi “leyâlî-i aşere” yâni 10 mübârek gecedir. Bu ayda, noksanların tamamlanması için istiğfâr, salevât-ı şerîfe, diğer duâlar ve tesbîh namazına devamda hayır vardır. Hacca gidemeyen mü’minlerin bu günlerde oruç tutmaları çok büyük fazîlettir. O bakımdan Kurban bayramından evvel dokuz gün oruç tutmalı, 10. günü kurban kesilinceye kadar bir şey yemeyip kurban etinden yemelidir. Bu mendubdur. Hiç olmazsa 8’inci gün ile beraber 9’uncu günü (Arefe günü) oruçlu olmak lâzımdır. Arefe günü sabah namazından bayramın 4’üncü günü ikindi namazına kadar, bütün farznamazların arkasından Teşrîk tekbîri (Allâhü Ekber Allâhü Ekber, Lâ ilâhe ilallâhü vallâhü ekber, Allâhü Ekber ve lillâhil-hamd) okumak kadın-erkek her mükellef Müslümana vâciptir.

ZİLHİCCENİN İLK ON GÜNÜNDE NE YAPILIR?

Zilhicce ayının birinden onuna (yâni Kurban Bayramının ilk gününe) kadar, her gün sabah namazlarından sonra: 10 salevât-ı şerîfe:

Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.

10 istiğfâr:

Estağfirullâhe ‘l-Azîm el-Kerîm ellezî lâ ilâhe illâ Hüve ‘l-Hayye ‘l- Kayyûme ve etûbü ileyk ve nes’elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l- hidâyete lenâ innehû hüve ‘t-Tevvâbü ‘r-Rahîm.

10 tevhid:

Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l- hamdü yuhyî ve yümît ve hüve Hayyün lâ yemûtü biyedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr” okunur.

Kaynak : (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Zilhiccenin İlk On Günü İhsan

Posted by Site - Yönetici Eylül 24, 2014

Zilhiccenin İlk On Günü İhsan

Zilhiccenin İlk On Günü ihsan

Zilhicce ayının ilk on günü hakkında şöyle varid oldu:
Muhakkak ki kim bu günlerde bir miskine bir sadaka verirse; o kişi sanki Allah’ın resul ve nebîlerine tasadduk etmiş (yardımda bulunmuş) gibi (sevap alır…)

Ve kim (bu günlerde) bir hastayı ziyaret ederse, o kişi sanki evliyâullah ve budala (abdalları-Allâhın has kullarını) ziyaret etmiş gibi olur.

Ve kim bir cenazede bulunursa, o kişi, Bedrin şehitlerinin cenazelerine katılmış gibi olur.

Ve kim bir mümini giydirirse; Allâhü Teâlâ hazretleri de ona cennetin hüllelerini giydirir.

Ve kim bir yetime iltifat edip, lütuf ve ihsanda bulunursa; Allâhü Teâlâ hazretleri, onu kıyamet günü arşının gölgesinde gölgelendirir.

Ve kim, ilim meclislerinden bir mecliste bulunursa, sanki o kişi enbiyâullah’ın (Allah’ın peygamberlerinin) ve resulü (s.a.v.) hazretlerinin meclisinde bulunmuş gibi olur….

Revzatü’l-Ulemâ isimli kitapta da böyledir.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/62.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İslâm’da türbe/kabir ziyareti ve tevessül

Posted by Site - Yönetici Eylül 24, 2014

İslâm’da türbekabir ziyareti ve tevessül,imam buhari, kabir ziyaretleri, mezar ziyaretleri,kabir,arefe gunu,semerkand buhari

İslâm’da türbe/kabir ziyareti ve tevessül

Son yıllarda pek çok şeyde olduğu gibi “türbe ziyaretleri” konusunda da aşırılılıklardan kurtulup, ölçülü davranma, ölçülü konuşma yolunu bir türlü tutturamadık. Bu noktada maalesef halkımızın olduğu kadar, akademisyenlerimizin de sıkıntıları var. Halbuki onlar, toplumun önderleri, yol göstericileri olarak halkı itham etmek yerine, onlara doğruyu anlatma konumunda olmalıydılar.

İşte bu yazının hazırlanmasındaki asıl maksat, halkımıza bu işin doğrusunu anlatmaya çalışmaktır. Yoksa herhangi bir kişi veya grubu itham değildir.

Evet, halk birçok alanda yanlışlıklar yapabilir, eksiği, noksanı, hataları olabilir… Nitekim yapılan kabir ziyaretlerinin pek çoğunun, dinimiz açısından ele alındığında ne maksada, ne de usûl ve âdâba uygun olduğu görülür… Doğrudan HAZ.Allah’tan başka hiçbir şeyden, hiçbir kimseden herhangi bir istekte bulunulmaz. Bu doğru… Her şeyi veren de alan da hakikatte HAZ.Allah’tır. İbadetin her nev’i/türü de sadece HAZ.Allah için yapılır; buna kesilen kurbanlar da dahil… Ancak dinimizde bir de “tevessül” denilen kavram var. Yani, HAZ.Allah’ın yardımını dilerken araya bir vasıta koyarak, “yâ Rabbi, filan kulunun (peygamberin, evliyanın, şeyhin,…) hatırı, yüzü suyu hürmeti, nezdindeki makamı-mertebesi için bana şunu ver, lûtfet, şu dileğimi kabul buyur…” demek… Buna da meşru değildir, şirktir diyemeyiz. Dinimizdeki bu uygulamayı göz ardı edemeyiz.

Yardım Allah Teâlâ’dan istendiğine göre, verecekse araya aracı/vasıta koymadan da verebileceğine inanıldığına göre, “dileklerin kabulünde faydalıdır” inancı ile araya, Hakk’ın sevgili kullarından birini koyup, “onun hatırı için” demek, elbette ki şirk olmaz. Tam tersine bu davranış, Allah Teâlâ’nın, zatına yaklaşmaları için mü’minlerden uymalarını istediği bir usûlün yerine getirilmesi olur.(1)

O bakımdan İslâm âlimlerinin pek çoğuna göre, özellikle de tasavvuf erbabınca Peygamber Efendimiz (s.a.v.), diğer peygamberler (aleyhimüsselâm), ashâb-ı kiram (r.anhüm), velîler (k.esrarahüm), hatta salih ameller vasıta kılınarak HAZ.Allah’a dua edilmesi, ondan yardım istenmesi meşru görülmüş, hatta teşvik edilmiştir. Bu konuda diriler için caiz olan ölüler için de caizdir… Zaten mü’minler ölmez; onlar için ölüm, mekân değiştirmekten ibarettir. HAZ.Allah’ın sevgili kulları ise, fani dünyadan ayrıldılar diye, onun katındaki itibar ve değerlerinden bir şey kaybetmez; bilakis yükleri hafiflemiş, yardımları daha da sür‘atlenmiş olur.

Cenab-ı Hakk’a niyazamız; başta Habîbi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) olmak üzere diğer bütün sevdiklerinin hatırı için, çalışmalarımızı rızâsına uygun, okuyanlara da faydalı kılmasıdır.
***

Ölüm ve kabristanlar

ÖLÜM, KABİR-TÜRBE VE MEZARLIK KAVRAMLARI

İnsan hayatı, diğer bütün canlılar gibi, doğumla başlayıp ölümle biter. Ölümü tatmayan bir canlı yoktur. “Her can ölümü tadacaktır…”(2) “Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!”(3) HAZ.Allah’tan başka her şey fânidir; sonradan yaratılmış, sonu olan varlıklardır. Başlangıcı ve sonu olmayan tek varlık Allah Teâlâ’dır. Kıyamette ondan başka her şey yok olacaktır.

İnsan hayatında ölüm, çok önemli bir hâdisedir. İslâm inancına göre mü’minler ölmez, sadece geçici ve sıkıcı olan bu hayattan kalıcı ve ferah olan öbür hayata göçerler. Yeter ki insan, cennetin vizesi durumunda olan imanla ruhunu teslim edebilsin… Hatta vahye dayalı olmayan dinlerde bile, ölümden sonra ruhun yaşadığı inancı vardır. Evet vardır; ölüm ruhla değil cesetle alakalıdır; ruh ölmez, bu doğru. Ama nerede olacak?! Asıl önemli olan da burası… Cennette nimetler içerisinde, saadetler deryasında mı yüzecek; yoksa cehennemin o amansız azabı içerisinde, sürgit yanıp kavrulacak mı?

İşte bu ölüm hâdisesinin, İslâm toplumlarında, bir takım dinî icapları vardır. Bunlara aykırı olmamak kaydıyla, zaman içerisinde bazı âdet ve gelenekler de oluşmuştur. Fıkıh kitaplarında, “Cenazelerin hükümleri” ana başlığı altında, ölümle-ölüyle ilgili bütün hususlar ele alınmıştır. Dileyen oralara bakabilir.

Ölünün gömülmesi için hazırlanan yere, ziyaret edilen yer yani ziyaretgâh anlamında mezar veya ölü gömülen yer mânasında kabir denir. Birçok mezarın bulunduğu yere mezarlık, kabristan ya da makbere adı verilir. Büyük insanların, devlet başkanlarının, velilerin, salihlerin, şehitlerin gömüldüğü âbide görünüşlü mezarlar ise kümbet, türbe, yatır gibi adlarla anılır. Kabir için kullanılan diğer isimlerden bazıları ve anlamları da şöyledir:

Darîh: Yerdeki yarık, çukur, tuzak, kabir, mezar.
Hazîre: Duvarla çevrili mescid, cami, medrese ve tekke civarındaki küçük mezarlık.
Makber, medfen: Ölünün gömüldüğü mekân.
Meşhed: Şehidin gömüldüğü yer.
Merkad: Uyuma yeri, istirahatgâh.
Türbe, kümbet: Mezar üzerine yapılan bina.
Yatır: Evliyanın, salih zatların (ermişlerin) mezarı.

İslâm’a göre dünya hayatının sonu, âhiret hayatının başlangıcı olan ölüm, pek büyük ve çok mühim bir hâdisedir. Hadîs-i şerifte buyurulduğu gibi “Kabir, âhiret yolcusunun konakladığı ilk duraktır. İşte kim onun azabından kurtulursa, artık ötesi ondan kolaydır. Eğer ondan selâmete eremezse, ötesi ondan da çetindir.”(4)
Sinesinde mü’mini-münkiri, müşriki-münafığı, iyiyi-kötüyü ayırt etmeden barındıran kabir, salih Müslümanlar için cennet bahçelerinden bir bahçe, münkir ve münafıklar ile günahkârlar için de şiddetli ve dehşetli bir çukurdur. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Birbirinizi gömmemeniz endişesi olmasaydı, kabir azabı çekenlerin feryatlarını size duyurması için Allâh’a dua edecektim”(5) buyurmuşlardır.

Dünyada iken karı ile kocanın, evlat ile ana-babanın, öğrenci ile hocanın, dost ve ahbapların arasını bozmak için birinden söz alıp diğerine götüren… Ondan aldığı lafı berikine taşıyan… Neticede halkı birbirine düşürüp toplumun huzurunu kaçıran koğucular, kabirde dehşetli bir azap ile karşılaşacaklardır. O bakımdan mü’minlerin, bu ve benzeri kötü huylardan şiddetle kaçınmaları, onlardan uzak bulunmaları lazımdır.
***

KABİR ZİYARETİ

Öncelikle kabirleri-kabristanlar’ı, türbeleri temiz tutmak, ağaçlandırmak, güzelce muhâfaza etmek hayatta olanlar için önemli bir vazifedir.

Kabirlerin üstüne oturmak, çiğneyip üzerinden geçmek mekruhtur,(6) ölüye saygısızlıktır. Böyle bir davranış âdetâ onların haklarına tecâvüzdür. Bundan mümkün olduğunca kaçınmalıdır. Hadîs-i şeriflerde şöyle buyurulmuştur: “Kabirler üzerine oturmayınız, kabre doğru namaz kılmayınız.”(7) “Birinizin kor parçası üzerine oturup da ateşin elbisesini yakıp derisine kadar ulaşması, kabrin üzerine oturmasından daha hayırlıdır.”(8) Ancak kabristana ait başka yol bulunmadığı takdirde, Kur’an-ı kerim okumak -meselâ bir Fâtiha onbir İhlâs-ı şerif okuyup ruhlarına hediye etmek- şartıyla, kabirlerin aralarında oturmakta, üzerlerinden geçmekte bir mahzur olmaz. Bu durumda onlar o kişiyi bir nûr olarak görür ve onun kendilerine de uğramasını arzu ederler.

Kabirlerin yanında uyumak, çevrelerini kirletmek, yaş otlarını yolmak ve yaş ağaçlarını kesmek mekruhtur. Kabristandaki otlar, ağaçlar yaş bulundukları müddetçe, bir nevi hayata sahip demektir. Bunlar hâl diliyle Allah Teâlâ’yı tesbih ederler; bu vesîleyle orada yatan iman sahiplerinin rahmet-i ilâhiyeye nâil olacakları ümit edilir.(9) Nitekim İbn Abbas’tan (r.anh) şöyle rivayet edilmiştir: Resûlüllah (s.a.v.), bir gün iki kabre uğradı ve “Bunlar azap çekiyorlar. Azapları da büyük bir günahtı” buyurdular. Sonra da sözlerine şöyle devam ettiler: “Evet, biri nemîmede (laf getirip götürme) bulunurdu; diğeri de idrar sıçrıntısına karşı korunmazdı.” Ardından da yaş bir hurma dalı istedi ve bunu ikiye böldü. Birini bir kabrin, diğerini de öbür kabrin üzerine dikti. Sonra da, “Umulur ki, bunlar kuruyuncaya kadar, bu kabir sahiplerinin azâbı hafifleyecektir”(10) buyurdular.

Onun içindir ki, bazı yerlerde kabirlerin üzerine mersin ağacı dalları koymak âdet olmuştur. Fakat bu hususta aslolan yaş ağaçların dikilmesidir. Sahîh-i Buhâri şârihi Aynî merhumun dediği gibi, “Kabirlerin üzerine mücerred yaş, güzel kokulu çiçekler, yeşillikler koymak bir şey değildir. Sünnet olan, ağaç dikmektir.”

Kabirleri haftada bir gün, bilhassa cuma ve cumartesi günleri gidip ziyaret etmek menduptur.(11) Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz “Kabirleri ziyaret ediniz; çünkü ziyaret ölümü hatırlatır”(12) buyurmuşlardır. Ölümü hatırlamak ise, nefsin ihtiraslarını frenler ve insanın doğru yolda devamını temin eder. Kabirdekiler için de rahmet ve mağfirete vesîle olur.

Dinimizde, bazı şartlara riâyet etmek kaydıyla, kadınların da kabirleri ziyâret etmesine müsaade edilmiştir. Hanımların dikkat etmesi gereken bu şartları kısaca şöyle sıralayabiliriz:

1) Tesettüre riâyet etmeli ve güzel koku kullanmamalı.

2) Kalabalık bir günde dahi olsa ziyaret esnasında asla erkeklerin arasına karışmamalı.

3) Ziyârete tek başına değil de ya mahremi olan bir erkekle veya birkaç kadın bir araya gelerek gitmeli.

4) Kabrin başında, mevtânın üzülmesine ve azap görmesine sebep olacak tarzda feryâd u figân ederek ağlayıp sızlamamalıdır. Peygamberimiz (s.a.v.), “Ölü, kendisine yas tutulması sebebiyle kabrinde azap olunur”(13) buyurmuşlardır.

Peygamberlerin (aleyhimüsselâm), evliyânın, salih zatların kabirleri de, onları vesile edinip mânevi bakımdan feyizlenmek-bereketlenmek, kendilerinden istifade edebilmek için ziyaret edilir… Velev ki uzak bir yerde dahi bulunsalar, onları ziyaret için yolculuğa çıkmak menduptur. Nitekim hadis-i şerifte, “(Dünya) işlerinde sıkıntıya düştüğünüz zaman, kabir ehlinden (salih zatlardan, onları vasıta ederek Allah’tan) yardım isteyiniz”(14) buyurulmuştur. Bu itibarla mü’min bunaldığında, darlandığında, kendisini çaresiz hissettiğinde sınırsız lûtuf ve ihsan sahibi âlemlerin Rabbi olan Allah’a sığınarak ondan yardım diler. Fatiha suresinde devamlı okuduğumuz, “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” mealindeki 5. âyet, mânevi bir kaynaktan yardım dilenecekse bunun ancak haz.Allah olabileceğini açıkça ifade etmektedir. Aslında maddi bir kaynaktan mesela güçlü-kuvvetli, varlıklı-zengin kimselerden gerekip de yardım istediğimizde de onlardan gelen yardımın haz.Allah’tan olduğunu bilmemiz, bu şuur ve idrak içinde olmamız icap eder. Çünkü onlara bu gücü veren de, bize yardım etmelerine izin ve imkan bahşeden de haz.Allah’tır.

Bu mevzuda tartışılan mesele, “tevessül” kelimesiyle ifade edilen “haz.Allah’ın yardımını dilerken araya vasıta koymak”tır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, “yardımın yalnızca haz.Allah’tan geleceği”ne inanmaktır. Şayet böyle değil de haz.Allah’tan başka bir varlığın da, ondan bağımsız olarak kullara yardım edebileceğine inanılırsa bu şirk olur. “Yardım, himmet, feyiz, rahmet, bereket…” yalnızca haz.Allah’tan gelir. haz.Allah’tan başkaları ise sadece vasıtadır.

*******Peki bu yardımı dilerken, yukarıda da zikrettiğimiz gibi, “Yâ Rabbi, filan kulunun (peygamberin, evliyanın, şeyhin,…) hatırı, yüzü suyu hürmeti, nezdindeki makamı-mertebesi için bana şunu ver, lûtfet, şu dileğimi kabul buyur…” dersek bu şirk olur mu? Şirk olmazsa meşru mudur, faydası olur mu?

Yardım haz.Allah’tan dilendiğine ve onun, verecekse araya vasıta koymadan da verebileceğine inanıldığına göre, “dileklerin kabulünde faydalıdır” inancı ile araya, haz.Allâh’ın sevgili kullarından birinin konması; yani “onun hatırı için” denmesi elbette ki şirk olmaz. Tam tersine bu davranış, Allah Teâlâ’nın mü’minlerden uymalarını istediği bir usûldür.(15)

Meşru mudur, faydası var mıdır?” sorusunu ise İslâm alimleri farklı şekillerde cevaplandırmışlardır. Bir kısmına göre ölmüş bir kimseyi araya koymanın faydası yoktur, böyle bir uygulamanın sahih delili de bulunmadığından meşru değildir. Ancak Ehl-i Sünnete mensup âlimlere göre ise, Peygamber Efendimiz, diğer peygamberler, ashâb-ı kiram, velîler, hatta salih ameller vasıta kılınarak haz.Allah’a dua edilmiş, ondan yardım istenmiştir. Diriler için caiz olan ölüler için de caiz olur… Zaten mü’minler ölmez; onlar için ölüm, mekân değiştirmekten ibarettir. haz.Allah’ın sevdiği kullar ise, fani dünyadan ayrıldılar diye haz.Allah katındaki itibar ve değerlerinden bir şey kaybetmezler; bilakis yükleri hafiflemiş, tavassutları daha da sür‘atlenmiş olur.
***

ZİYARET MAKSADI

Ölülerin mekânları olan kabirler, türbeler, mezarlıklar üç maksatla ziyaret edilir:

1. Ölüye faydalı olmak için.
Bu niyetle gidilip kabrin başında Kur’an-ı kereim okunur, haz.Allah’tan af ve mağfiret dilenir, duâlar edilir. Aslında kabir ziyaretleri, cenaze namazı esnasında ölüye yapılan dua gibidir. Hüküm olarak aynıdır, farklı bir durum bahis konusu değildir. Bu yapılanların, ölen mü’mine faydalı olacağı hususunda bütün âlimlerin ittifakı vardır. Ancak ölüye faydalı olmak maksadıyla sadece Müslümanların kabirleri ziyaret edilir. Çünkü İslâmi inanca göre, şartlarına uygun bir imanla Müslüman olarak ölmek esastır. İman olmayınca kişinin yaptığı ibadetlerin, işlediği hayır ve iyiliklerin, sahip olduğu ahlâki güzelliklerin kendisine bir faydası olmayacağı gibi, başkalarının onun için yaptığı dua ve niyazların da ona bir yararı yoktur. Nasıl ki abdestsiz namaz makbul değilse, iman olmadan yapılan hayır ve hasenatın da hiçbir kıymeti olmaz.

2. Hayatta olanlara faydalı olmak için.
Kabir ziyareti kalpleri yumuşatır-inceltir, gözü yaşartır, ahireti hatırlatır. Ölümden ibret alan insan; kin, hırs, haset, tamah, intikam gibi kötü huyları terk eder. Ebedî hayatta faydası olacak iyi huylara, ibadet ve tâatlere, hayır ve hasenata yönelir. Bu maksatla Müslüman olmayanların kabirlerini ziyaret etmek bile caizdir, hatta müstehap(16) olduğu hususunda âlimlerin ihtilafı yoktur.

3. Ölenin ruhundan yardım istemek için.
Bu maksatla kabir ve türbeleri ziyaret etmenin caiz olup olmaması hususunda, bugün olduğu gibi geçmişte de münakaşalar olmuştur. Adına tevessül denilen bu ziyareti, ileride ayrı bir bölüm ve farklı başlıklar altında geniş bir şekilde ele alacağız. Ancak şu kadarını hemen ifade etmekte fayda görüyoruz: Ölenleri de hayattakiler gibi üç sınıfta mütalaa edebiliriz. Şöyle ki:

a) Yardıma muhtaç olanlar,

b) Hallerinden ibret alınması gerekenler,

c) Kendilerinden faydalanılabilecek olanlar.

Hal böyle olunca peygamberler, evliyalar, şehitler ve salihlerin ruhaniyetlerinden faydalanmak için onların kabirlerini-türbelerini ziyaretle kendilerini vasıta ederek Allah Teala’dan yardım istemenin makul ve meşru olduğu da kendiliğinden ortaya çıkacaktır, diye düşünüyoruz. Zira onlardan istimdat (yardım istemek), meselâ “Medet yâ Seyyid Abdülkadir Geylanî!” demek, onun manevi rütbesinden, ruhaniyetinden medettir. Yoksa zatından ve cesedinden yardım beklemek değildir.

Keza Peygamber Efendimize (s.a.v.) getirdiğimiz salavât-ı şerifelerin meyvelerine/faydalarına asıl muhtaç olan bizleriz. Sevgili Peygamberimiz Cenab-ı Hakk’ın, “(Resûlüm!) Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik”(17) hitabına mazhar olmakla onun hazinesi zaten ilâhi rahmetle doludur. Bu sebeple getirilen salavât-ı şerifeler, o dolu hazinenin taşmasına vesile olur da, pek çok hayır ve bereket olarak tekrar bizlere döner.
***

ZİYARET ÂDÂBI

* Ziyaretçi, kabrin ayak ucuna varıp yüzünü mevtanın yüzüne doğru döner ve “es-Selâmü aleyküm dâre kavmin mü’minîn. Ve innâ inşâallâhü biküm lâhikuun.(18) Es’elüllâhe lî ve lekümü’l-âfiyeh”(19) diyerek selâm verir.

* Kişi, ziyâret sırasında kabrin üzerine oturmaz. Şayet bir mâzereti varsa, kabri çevreleyen duvar veya demire dayanarak oturabilir. Bu esnada, mümkünse “Yâsîn” sûresini okur. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Kim Allâh’ın cemâlini görmek dileğiyle ‘Yâsîn’ sûresini okursa, geçmiş günahları af olunur. Onu mevtâlarınızın yanında okuyunuz”(20) buyurmuşlardır. Şayet şartlar, vaziyet, vakit müsâit değilse; bir Fâtiha onbir İhlâs-ı şerif veya bir Fâtiha ile yedi yahut da üç İhlâs-ı şerif okuyup orada yatan mü’minlerin ruhlarına bağışlar.

* Türbelere, yol kenarlarındaki ulu ağaçlara, şuraya-buraya iplikler, bezler-paçavralar bağlamak, oralarda mum yakmak suretiyle dileklerde bulunmak bid‘attir, hurâfedir, caiz değildir. Bu gibi haller asla İslâmi bir davranış olamaz, tasvip edilemez.

* Türbelerin yanında kurban kesmek de bid‘attir, cahiliye devri âdetlerindendir. Halk, “filan dedeye veya yatıra kurban adadım, şu işim olursa ona kurban keseceğim” diyor. Kurban mâli bir ibadettir; ibadetlerin her türü ise sadece haz.Allah’a yapılır. Kurban da haz.Allah için kesilip eti fakir fukaraya dağıtılır, sevabı ölüye bağışlanır… Yoksa yatıra, evliyaya kurban kesilmez… Keza, karşılama merasimlerinde gelen kişi adına da kurban kesilmez; kesilirse o kurban murdar olur, eti yenmez.

* Makbul olur düşüncesiyle kabir yanında namaz kılmak, kabirlerin üstüne mescit yapmak ve kabir civarını mescit haline getirmek de cahiliye âdetlerindendir.

Bu yazı için Şerife Şevval Kardelen hocamıza teşekkür eder,sizlerinde dualarını bekleriz.

DİPNOTLAR
(1) Kur’ân-ı Kerim, Mâide sûresi, 5/35.
(2) Kur’ân-ı Kerim, Ankebût sûresi, 29/57.
(3) Kur’ân-ı Kerim, Nisâ sûresi, 4/78.
(4) Feyzu’l-Kadîr, 2, 379; Tirmizî, Sünen, Zühd, 32.
(5) Hâfız el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 4, 361
(7) Müslim, Sahîh, 3, 62.
(8) Müslim, Sahîh, 3, 62.
(9) Bilmen, Ömer Nasuhi, B. İslam İlmihali, İstanbul, s. 265-6-7.
(10) Buhâri, Sahîh, Vudû‘, 55, 56; Müslim, Sahîh, Taharet, 111.
(12) Müslim, Sahîh, 3, 65.
(13) Müslim, Sahîh, 3, 41.
(14) Müfti’s-Sekaleyn ( Şeyhülislâm İbn-i Kemâl Paşa, 40 Hadis.
(15) Kur’ân-ı Kerim, Mâide sûresi, 5/35.
(17) Kur’ân-ı Kerim, Enbiya sûresi, 21/107.
(18) Ebû Dâvud, Sünen, Cenâiz, 83
(19) Müslim ve Nesâî’de Büreyde’den
(20) el-Münavi, Muhammed Abdurrauf, Feyzu’l-Kadîr, 6, 200.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: