Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 11 Ağu 2014

Ey ashabım! Bunları aranızda bölüşün!

Posted by Site - Yönetici Ağustos 11, 2014

Tablo (285)

Ey ashabım! Bunları aranızda bölüşün!

Mevlânâ (k.s.) hazretlerinin hikâyelerindendir. Mesnevî-i şerifte buyuruldu:
“Kâfir yedi karınla yemek yer; mü’min ise tek bir karınla yemek yer.” Hadis-i şerifin “varid” oluşunun sebebi:
Kâfirler, bir akşam üstü mescide girdiler.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine konuk oldular.
Dediler ki:
-“Ey herkese ikram ve ihsanda bulunan (cömert).
Sana konuk olarak geldik.
Bizler uzaktan gelmiş, yoksullarız;
Bizi fazlın, cömertliğin ve nurunla, nasiplendir…”
O herkese yardım eden, ikram ve ihsanda bulunan mübarek peygamber. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ashabına döndü:
-“Ey ashabım! Bunları aranızda bölüşün! Çünkü benim has¬letlerim size haslet oldu…” buyurdu.
Askerlerin bedeni padişahla doludur. Onun için onlar düşmana kılıç sallarlar.
Sen şahın hışmı ile kılıç sallarsın! Yoksa kardeşlere kızmak neden?
Senin suçsuz bir kardeşe ağır bir gürz ile saldırman ve ona aman vermeyisin, şahın hışmının yansıması iledir.
Padişah tek bir ruh oldu, askerlerse onunla doldular. Ruh su gibidir. Bu bedenlerse birer dere ve ırmak…
Şahın, ruh suyu tatlı ise ırmaklar da o tatlı suyla dolarlar.
Halk padişahının dinindedir. Çünkü Habibullah Efendimiz (s.a.v.) hazretleri böyle haber verdi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin bunları paylaşın emri üzerine ashâb’tan her birini alıp götürdü.
Ortada sadece iri yapılı, büyük cüsseli birisi kaldı.
O iri cüsseli şahsı hiçbir kimse götürmemişti. Kades tortusu gibi mescitte kalakalmıştı.
Onu da o müşfik yüce Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hazretleri alıp götürdü.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin süt veren yedi keçisi vardı.
Yemek vakti o keçiler sağılmak için gelmişlerdi.
Ehl-i beyt bu hale hayret edip üzüldüler. Çünkü o sütten bütün ehli beytin hisseleri vardı.
Davul gibi karnıyla o acayip adam on sekiz adamın yiyeceğini yedi. Uyku vakti gelince odaya çekildi. Cariye de öfkesinden kapıyı kapayıp, dışarıdan zincirini bağladı. Çünkü ona kızmış ve içerlen-misti. Kâfiri karın ağrısı gece yarısından sabaha kadar sıkıştırıp durdu.
Kâfir, yatağından kapıya koştuysa da onun dışarıdan bağlanmış olduğunu gördü. Onu açabilmek için ne kadar uğraştı ve denediyse de mümkün olmadı. Sıkışıklığı ona evi dar etti. O ar ve haya eseri şaşırdı, kaldı. Ne edeceğini bilemiyordu.
Bir hile olarak tekrar uykuya daldı. Düşte kendisini bir viranede gördü. Çünkü gönlünde viranelik vardı. Bundan dolayı rüyasında virane gördü.
O murdar kendisini ıssız bir viranede görünce, koyuverdi…. Uyandığında yatağını pislik içinde gördü. Iztırab ve hiddetinden deliye döndü. O an:
-“Böyle bir rezillik ve rüsvâylık toprakla bile örtülmez!” diye içinde geçirdi.
-“Bu uyku uyanıklıktan da beter… Bu taraftan yiyor o, taraftan pisliyorum! Bu ne kötü iştir! dedi.
Mezar içindeki kâfir gibi azap cinde feryad ve figan eyledi.
O gecenin geçip sabahın olmasını ve kapının açılmasını bekledi. O halini bir kimse görmesin diye okdan fırlayan yay gibi kaçıp gidecekti….
Sabah olunca… Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, kapıyı açtı. O şaşkın ve yolunu şaşırmışa yol verdi.
O dert ehli utanmasın diye Mustafa (s.a.v.) hazretleri kapıyı açıp kendisi gizlendi.
Böylece o kâfir, çıkıp gitsin ve kapıyı kimin açtığını görmesin ve utanmasın….
Kapının açılmasıyla kâfir kaçıp gitti….
Bir faziletli, o pislik dolu yatağı kasden Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin önüne getirdi. Ve:
-“Bak senin misafirin bu işi işledi!” dedi. Alemlere rahmet olarak gelen o yüce Resul (s.a.v.) hazretleri tebessüm ettiler.
-“Su kabı nerede? Bulup getirin de onu ben şimdi kendim yıkarım!” dedi. O zaman herkes ona:
“Ey bizlere Allah’ın lütfü ve rahmeti! Senin yoluna canımız ve bedenimiz feda olsun! Onu biz yıkarız sen üzülme! Bu el işidir; gönül işi değil….” dediler.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Evet biliyorum! Ama bunu şimdi benim yıkamamda bir hikmet gizlidir!”
O pisliği dikkatle ve iyice yıkadı. Bu hakkın emriyleydi, riya olarak değil…
Çünkü kalbi sen yıka, temizle bunda kat kat sır ve hikmetler var, demek istiyordu.
O kaçan kâfirin yadigâr bir heykeli vardı. Onun kayıp olduğunu görünce aklı başından gitti.
-“Her halde o heykeli gece kaldığım odada unuttum!” diye düşündü.
Gerçi mahcup idi ama, hırsı ona cesaret verdi. Hırs bir ejderhadır. Onu ufak tefek bir şey sanma
Heykelin peşine düşüp Hazret-i Ahmed (s.a.v.) hazretlerinin evine gedi!. Onu orada gördü.
Aynı zamanda, o kâfir, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin bizzat kendi elleriyle kendisinin pisliğini yıkamakta olduğunu gördü.
Bu manzara karşısında. Aklı başından gitti. Heykeli unuttu. Yakasını yırtarak feryat ve figan etmeye başladı.
İki elini yüzüne ve kafasına vurdu.
Başını duvara ve kapıya çarpıyordu.
Öyle ki burnundan ve başından kanlar akmaya başladı.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona şefkat ve merhamet gösterdi. Ağlayıp sızlaması haddi aştı. Onu teskin için, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, onu kucakladı. Lütuf ve keremiyle onu teskin edip sevindirdi. Can gözünü açıp ona aşinalık gösterdi….
Yüzüne su serpti, haydi şahadet getir dedi.
Mümin oldu. O yüce sultan:
-“Bu gece sen yine bizim misafirimiz ol!” buyurdu. O kişi:
-“Vallahi! Ta ebediyete kadar senin misafirinim! Her nerede olursam senin ferman ve emirlerinin bağlısı ve bendesiyim!”
Ya Resûlallah (s.a.v.)! Risâlet tamam oldu. Gerçekten sen hiç şüphesiz bütün güzellikleri bir kandil gibi gösterdin bizlere…..

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/351-354.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: