Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 04 Ağu 2014

Bizden hakkı olan gelip alsın!

Posted by Site - Yönetici Ağustos 4, 2014

Nûşirevân,Nuşirevan

Bizden hakkı olan gelip alsın!

Nûşirevân öldüğü zaman, onun tabutunu bütün memleketinde gezdirdiler.
Ve bir münâdî sürekli bağırıyordu:
-“Bizden hakkı olan gelip alsın!”
Kendi vilâyetinde (yönettiği ülkesinde) kendisinden bir kuruş alacağı olan bir kimse bulunmadı.
Bundan dolayı Nûşirevân adaletle meşhur oldu.
Hâtemü’t-tayy, cömertlikle meşhur olduğu gibi…
Hatta adalet neredeyse onun lakabı oldu.
Onun hiç zulmü ve haksızlığı olmadığı için, adalet lafzı, onun üzerine mutlak olarak kullanıldı. Adaletinin zuhuru sadece onu övmek içindir

İslâm tarihinde Hazret-i Ömer (r.a.)’ın adaleti çok meşhurdur. Hazret-i Ömer (r.a.), Nuşirevân’dan daha âdil idi. Hazret-i Ömer (r.a.)’ın adaletinin iyi işlenildiği ve onun adalet dolu güzel hayatından en güzel şekilde anlatıldığı eserlerin başında, merhum Av. Abdurrahman Şeref Laç’ın kaleminden Fazilet Neşriyatın yayınlamış olduğu “İslamın Âdil Ve Cesur Reisi Halife Hazret-İ Ömer isimli eserdir. O adil halifenin hayatını okumak ve onun adaletini öğrenmek isteyenleri bu kitabı tavsiye ederim.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 315.

Posted in ADALET, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Âlimler Zâlimler

Posted by Site - Yönetici Ağustos 4, 2014

Tablo (19)

Âlimler Zâlimler

“Aynü’l-Meânî” isimli kitabda buyuruldu:
Âlim (ve evliya) kişi, zâlimlerin bekasına dua etmekten kendisini korumak için asla zâlimlerin meclisine gitmemelidir.

(Hadis-i şerifte) varid oldu:
-“Kim zâlim kişiye beka (mülk, saltanat ve hayatının devamı) İçin dua ederse; o kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerinin arzında (yeryüzünde Allâhü Teâlâ hazretlerinin kullarına zulmedilmesini ve) Allâhü Teâlâ hazretlerine isyan edilmesini gerçekten seviyor, demektir.” [Ihyâ-u Ulûmiddin: c. 2. s. 144, Keşfü’1-Hafâ: 2474,]

Muhakkak ki insanlara nasihat edip, yağcılığı terk etmek gerekir.

Bu gun, ne yazık ki, kendisine âlim ve evliya süsü veren dinin istismarını yapan ve dini geçim kapısı, dindarlığı maîşet yolu haline getiren; dindar kisvesine bürünmüş bir çok sahte şeyh ve hocaların (devrin Bersis ve Bel’âmlarının) sürekli zâlimlerle iç içe olduğunu, zâlimlere yağcılık ettiklerini, zulmü alkışladıklarını ve sürekli zâlimlerin ardı sıra yürüdüklerini esefle görmekteyiz. Yazıklar olsun!..

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 313.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ramazan orucunu tutmakta zorlanan, sonra da tutamayacak kadar yaşlı olan birisi tutamadığı günleri nasıl telâfi eder?”

Posted by Site - Yönetici Ağustos 4, 2014

Arafattwo

Ramazan orucunu tutmakta zorlanan, sonra da tutamayacak kadar yaşlı olan birisi tutamadığı günleri nasıl telâfi eder?”

İslâmiyet kolaylık ve rahmet dînidir. İslâm dînini gönderen Allah ü Zülcelâl Hazretleri kolaylıktan başka bir şey emretmemiş, İslâm dînini bizzat yaşayarak bize tebliğ eden Allah Resûlü (asm) kolaylıktan başka bir şey yaşamamış ve tebliğ etmemiştir.
Mübârek Ramazan ayında herkes orucun hadsiz hudutsuz sevabına gark olurken, sağlıkla ilgili problemlerimiz nedeniyle biz, bu ayın yüksek sevabını orucumuzla talep etmeye güç yetiremeyebiliriz. Hiç gam ve keder yok. İslâmiyet rahmet ve kolaylık dînidir. Orucumuzla bu ayın sevabına erişemez isek, niyetimizle ve fidyelerimizle erişmemiz inşaallah mümkündür.

Şüphesiz, bu aydaki orucu şiddetli hastalığı veya zaafiyeti nedeniyle tutmaya güç yetiremeyenler için de bu rahmet kapısı kapanmış değildir. Rahmetin onları dışarıda bırakması düşünülebilir mi? Bu dîn eksiksiz herkesi kâmilen kucaklamıştır. Oruç tutmaya güç ve tâkati olmayan, fakat acziyeti ve zaafiyeti ile yalnız Allah’ın dergâhına sığınan, yalnız Allah’tan isteyen, yalnız Allah’tan uman, yalnız Allah’tan bekleyen hastaların ve yaşlıların rahmetin dışında kalmasına Rahmân-ı Rahîm hiç râzı olur mu?

İşte, Ramazan ayında oruç tutmaya güç yetiremeyen ve her geçen gün bünyesi zafiyete uğrayan güçsüz, zayıf, yaşlı ve hastaların bu ibâdetin sevabından mahrum kalmamaları ve oruç farîzasını yerine getirmiş sayılmaları için dînimizde kolaylıklar getirilmiştir.
İyileşinceye kadar oruçtan muâfiyet şeklinde tezahür eden kolaylıktan sonra, hastanın iyileşmemesi ve hastalığının artması, ilerlemesi ve sıhhate kavuşmaması gibi devam eden sağlık problemleri karşısında dînimiz tekrar şefkat kucağını açmış ve onları yeni bir çözümle tekrar kucaklamıştır.
Hiç şüphesiz bu şefkat doğrudan Rabb’imizden gelerek, fakîrlere dönük bir hîbe mâhiyetinde tecellî etmiştir. Kur’ân’ı keriminde Cenâb-ı Hakkın, “Oruca dayanamayanlar bir düşkünü doyuracak kadar fidye verirler”1 emri bu kolaylığı îlân eder.

Demek, güçsüzlükleri, âcizlikleri, hastalıkları, ihtiyarlıkları ve sâir olumsuz halleri nedeniyle oruç tutamayanlar, oruç tutamadıkları gün sayısınca, her güne bir fidye vermek sûretiyle bu ibâdeti yapmış sayılacaklardır.

Fidye miktarı, her bir oruç günü için bir fakîri bir günlük doyuracak kadar para veya belirli miktarlardaki gıdâ maddelerinden oluşur. Bir fidye miktarı, bir fitre miktarına eşittir: Buğdaydan yarım sa’; arpa, hurma ve kuru üzümden bir sa’dır. Sa’ bir hacim ölçüsü birimidir ve bir sa’ takrîben 2.75 litredir; bu da yaklaşık 3 kilograma denk düşmektedir. Bu rakamları günümüze aktaracak olursak, bir fitrenin asgarîsi 10 liraya denk düşmektedir. Bir fidye de asgarî 10 lira üzerinden verilebilir. Bu miktar, kişinin imkân ve el genişliği ile doğru orantılı olarak artırılabilir.

Fidyenin Ramazanın içinde verilmesi Ramazan ayının hürmet ve bereketine daha uygun düşmektedir. Fakat iyileşme umudu bulunan hastalar fidye vermek için acele etmeyebilirler. Çünkü hastalar iyileştikleri zaman, daha önce verdikleri fidyeye bakmadan tutamadıkları oruçları tutmakla mükellef bulunmaktadırlar.

Sağlıklarında fidyelerini kendileri ödeyemeyenler, öldükten sonra fidyelerinin ödenmesini vasiyet edebilirler. Böyle bir vasiyetin bulunması halinde, geride bıraktığı malın üçte biri fidyeyi ödemeye yeterli ise mîrasçılarının bu bedeli ödemeleri dînî bir vecîbe olur.
Vasiyeti yoksa veya malının üçte biri fidyenin ödenmesine yeterli değilse, mîrasçılarının sırf hayır ve fazîlet olarak bu fidyeyi kendi mallarından kendi rızâları ile ödemelerinin makbûle geçen bir davranış olacağı muhakkaktır.

Fidye ödeyebilecek kadar mâlî güce ve imkâna sahip bulunmayanlardan bu yükümlülük ölümle birlikte düşer. Ancak ölene kadar bu fidyeyi ödeme gayreti içinde olmaları gerekir.Ayrıca ıskatı savm ile de ödenebilir allahü teala en iyisini bilendir.

Güç yetiremediğimiz ibâdetler için bize çözüm içinde çözüm sunan Hâlık-ı Rabb-i Rahîm’e sonsuz şükürler olsun.

Bu yazi icin ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamiza tesekkur eder,sizlerinde dualarini bekleriz.

KAYNAK
1- Bakara, 2/184.)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Oruç, Ramazan-ı Şerif, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: