Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Mayıs 2014

Az Nimete Şükür

Posted by Site - Yönetici Mayıs 31, 2014

Cennet,cehennem,Az Nimete Şükür

Az Nimete Şükür

Hazret-i Ali (r.a) buyurdular:
-“Size yakın olan nimetler ulaştığında, şükür azlığıyla uzaktaki nimetleri kaçırmayın!
Bu sözün manâsı şudur: Kim kendisine vasıl olan ve elinde hâsıl olan nimetlere şükretmezse; o kişi, henüz daha eline geçmeyen nimetlerden mahrum olur. Uzaktaki nimetleri kaybeder…
Ne kadar olursa olsun elindeki nimetlere sen şükretmeye bak.
Akıllı kişi bir nokta kadar olan nimete bile şükreder.
Şükret nimetlere, şükrü elden bırakma ki, şükretmeyenler mahrum olurlar… 

Kaynak : Keşşaf; c. 1, s. 713, 293 

Edep ve Cehennem Ateşi ?

Kişi, şükür ve iman ile cehennem ateşinden kurtulur.
Yoksa (şükür ve imandan mahrum olanlar) kendi nefislerini cehennem ateşine arzetmiş olurlar.
Onlar azaba müstahak olmuş ve azarlanmayı hakketmişlerdir.
Ta’zîbin vechi (azab etme yönüne) gelince muhakkak ki hikmette kullan edeplendirmek vacibtir.
Allâhü Teâlâ hazretleri ateşi yarattı ki, mahlukat Allâhü Teâlâ hazretlerinin Celâl ve Kibriyâsını bilsinler. Celâlinin sun’unda bir korku ve heybet içinde olsunlar diye yarattı…

Resulü (s.a.v.) hazretlerinin halka getirdiği edebiyle edeplenmeyenleri, Allâhü Teâlâ hazretleri cehennem ateşiyle edeplendirir.

Akıl ehli dünyada cehenneme bakarak ondan ibret alsınlar.
Âhirette de onu işiterek korksunlar…
Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, kamçısını hep ehli beytinin göreceği yere asardı ki edebi terketmesinler diye,…

Rivayet olundu:
Allâhü Teâlâ hazretleri, Musa Aleyhisselâm’a şöyle vahyetti:
-“Ben cehennem ateşini benden olan bir cimrilikten yaratmadım.
Ve lakin ben dostlarımla düşmanlarımın aynı bir evde toplanmalarını hoş karşılamadım... (Onun için cehennem ateşini yarattım…)

Niçin Cehennem?

Allâhü Teâlâ hazreteri mü’minlerden bazı âsî kullarını cehennem ateşine koyar ki cennetin kadru kıymetini bilsinler. (Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri kendilerini cennete koyduğunda.) Allâhü Teâlâ hazretlerinin ne kadar büyük bir azabı defettiğini anlasınlar ve nimetlere ta’zim etsinler diyedir. Çünkü nimetlere ta’zîm etmek hikmette vacibtir…

Kaynaklar : Keşşaf; c. 1, s. 713, 293
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri 5/795.

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Evliyâullâhı inkâr eden şakîdir.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 30, 2014

Evliyâuüâhi inkâr eden şakîdir. Âhirzamanda Vaaz Fayda Vermez Olur

Evliyâullâhı inkâr eden şakîdir.

Onlara saygı göstermeyen ve onlara eziyet eden kişi dalâlete girmiştir.
Bir evliya (veya bir âlimde) bulunmayan bir şey ile ve onun hakketmediği bir makamın ziyadesiyle onu seven ve onu olduğundan fazla büyüten kişi de böylece eşkıyadır, sapıktır…
Büyüklerin çoğunun derecesi ve durumu bu cümle üzeredir .
Te’vilât-i Necmiyye’de de böyledir.

Evüyâullâh’tan dolayı üç kişi, sapıtabilir:
1- Evliyâullâh’a eziyet eden, düşman ve evliya’yı sevmeyenler.
2- Evliyâullâh’ı olduğu derecesinden ziyâde bir makama çıkaran sevgide çok aşırı gidenler.
3- Evliyâullâh olmadığı halde, insanlara “Ben şeyhim!”, “Ben evliyayım!” ve “Ben ermiş insanım” diyen veya bu havayı vererek ya da böyle bir imâ’da bulunarak, halkı çevresine toplayan ve onların mürşid-i kâmili bulmalarına mâni olan, müteşâyih ve şeyhlik taslayan maddeperest kişiler aduvullâh (Allah’ın düşmanlarıdır. Onların iman ve nikahlarından korkulur. Çünkü deden babadan şundan veya bundan şeyhlik taslayanlar, dini ve halkın temiz duygularını istismâ eden mal, makam, mevki, şöhret, çıraklık ve dünyalık peşinde koşanlardır.

Gerçek bir evliya olmadan herhangi bir sebeple ben evliyayım ve mürşidim diyenlerin âhirette görecekleri azab zinâkâr kadınların azabından daha çetin ve daha kötü olacaktır. Bu tür şeyhlerin müridleri de veledi zinadır. Terbiyeleri mümkün olmayan sokak çocuklarıdır. Cümlesine yazıklar olsun! Allah hidâyet nasip etsin Amin. Mütercim.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/58-59

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam Alimleri | Etiketler: | Leave a Comment »

İSTANBUL`UN FETHİ`NİN BİLİNMEYEN TARAFLARI

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2014

Göynem - Beyşehir

İSTANBUL`UN FETHİ`NİN BİLİNMEYEN TARAFLARI

29 Mayıs 1453 günü, tarihin en velveleli hâdisesi cereyan edecek ve İstanbul, Fâtih Sultan Mehmed Hân(k.s.) ve onun aziz ordusu tarafından fethedilecektir. Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin müjdesi gerçekleşecektir. Hele hele, nice uzun zamandır fetih yıldönümlerini artık ezberlenen klişe sözlerle anmaktayızdır. Başka bir tâbirle fethin bilinmeyen ya da sözü edilmeyen azameti hakkında kafa ve gönül yormaktan kaçınmaktayızdır. Oysa fetih; öncesi, yaşandığı ânı ve bugüne kadar uzanan sonrası olarak incelenmeye lâyık ve buna muhtacızdır da.

1. 1453 yılı Mayıs ayının 27’si Pazar günüdür. Liguryalı Papaz Tommasso Parantucelli yani o günün etiketi ile Papa V. Nicolas Romada pazar ayininde ağlamaklıdır. Der ki: “Haber aldım. Bizans’a gönderdiğimiz donanma Boğaz’dan içeri girememiş, Cermen ve Frank cengâverleri dağılmışlar. Askere almak istediğimiz Mora’daki Rumlar ise, ‘Orada pis latinlerden başka kimse yok… Bize ne onlardan’ demişler…” (Archives du cite de Vatican, c. 97, ch. 102, fgl 2, eton University)

View original post 689 kelime daha

Posted in Genel | Leave a Comment »

Çocuklarınızı Allah ile korkutmayın!

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2014

Çocuklarınızı Allah ile korkutmayın!,Çocuğun Dini Eğitimi evde başlamalı‏

Çocuklarınızı Allah ile korkutmayın!

Eğer kalbindeki Allah sevgisini öldürmek ve onu Allah’tan korkmaz bir insan haline getirmek istemiyorsanız çocuklarınızı Allah’la korkutmaktan sakının.
Anne-babaların, bağımsız ve kendi istekleri doğrultusunda hareket etmeye özenen çocuklarını terbiye etmek için, ”Anne sözü dinlemeyeni Allah taş yapar. Yemeğini tabağında bırakanı cehennemde yakar. Kötü laf söyleyeni dilsiz yapar.” gibi uyarılarla haz.Allah’la korkutması yanlıştır. Kimi ailelerde çocuğun vicdanî gelişmesi anne ve babanın örnek davranışlarıyla değil, Allah korkusu ve dinî baskılarla sağlanmaya çalışılmakta ve haz.Allah’ın, yapılan her hatayı günah defterine yazdığından ve ahirette çekeceği işkencelerden bahsedilerek çocuk sindirilmektedir. Bu yola sık sık başvurulacak olursa çocuk kendisini suçlu görecek, aynı zamanda haz.Allah’a karşı, korkuyla karışık bir öfke de geliştirecek, belki de haz.Allah’tan nefret edecektir.(ALLAH MUHAFAZA)

Araştırmalar sonucunda çocukların iki yaşından itibaren din ile karşılaştığı, üç-dört yaşından sonra “nasıl/neden?” sorularıyla her şeyin aslını ve bu arada yaratıcı gücün mahiyetini araştırdığı ortaya çıkmıştır.
Çocuklara haz. Allah’ı anlatırken haz.Allah’ın onu sevdiği ifade edilmeli ve haz.Allah sevgisi üzerinde durulmalıdır. Annelerin çocukları haz.Allah’la korkutmaları çocukların ruh sağlığı açısından zararlıdır. Çocuğa öncelikli olarak Allah’ı cezalandıran, azap veren biri olarak tanıtmak, İslam’a terstir. Bir diğer yanlış ise çocuğun, (HAŞA)”Allah baba kızar, seni cezalandırır.” ifadesidir. Bu ifade tarzı Hristiyan teslis inancının bir taklididir ve yanlıştır.

İŞTE AİLELERE KÖTÜ ÖRNEKLER

Bir gün bir baba, üç-dört yaşlarındaki kızına, dinî konularda bilgi vermek ister. En çok her şeyi yaratan haz. Allah’ı; sonra da bize iyi ve güzel davranış şekillerini öğreten Peygamberimizi sevmemiz gerektiğini söyleyince çocuk, ”Ben Peygamber’i Allah’tan daha çok seviyorum.” der. Babası şaşkınlıkta sebebini sorunca; ”Annem bana, ‘Allah yalan söyleyeni cehennemde yakar.” dedi. Allah’ın cehennemi varmış, Peygamberin cehennemi olmadığı için ben onu daha seviyorum.” cevabını verir.
Altı yaşlarında bir erkek çocuğu yaramazlık yaptığı zaman devamlı, ”Allah seni sevmez, cehennemde yakar.” telkinleriyle vazgeçirilmeye çalışılmaktadır. Bir sabah kahvaltısında çocuk birdenbire, ”Baba, bizim köyde de Allah var mı?” diye sorar. Çocuğun bu sorusunu merak eden babası, ”Oğlum Allah her yerde vardır; ama niçin soruyorsun?” deyince çocuk, ”Eğer orada Allah yoksa, oraya gidecektim de…” cevabını verir

Şerife Şevval Kardelen Hocamıza Bu Güzel Yazı İçin Teşekkür Eder Sizlerinde Dualarını Bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

İŞTE Kanuni Sultan Süleyman

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2014

Kanuni Sultan Suleyman

İŞTE Kanuni Sultan Süleyman

Dünya tarihine adını altın harflerle yazdırmış büyüklerimizi gerçekten tanıyor muyuz? Onların hayatlarında en sade yaşayanımızdan devlet adamlarımıza kadar, alabileceğimiz pek çok örnek bulunduğunun ne kadar farkındayız? Çocuklarımız bile bir başka kültürün film kahramanlarının hayalî dünyasında yaşarken, örnek olabilecek gerçek kahramanlar bizde. Elini tutan Avrupalı kralın, “dünyanın en mutlu adamı benim!” dediği büyük hükümdarlar bizde. Oysa şimdi…

Yetmişüç yaşındaydı. Ayaklarındaki rahatsızlıktan dolayı yürüyemiyordu. Kendisine dinlenmeyi tavsiye eden hekimlere ve nedimlerine:

Benim gibi bir padişah rahat döşeğinde ölmemelidir. Biz, gazâ meydanlarının hakanıyız.” diyordu.

26 Ağustos 1521’de Belgrad’ın fethi ile açılan şan ve şeref dolu dönem, 1 Mayıs 1566’da başlayan Zigetvar seferleriyle devam ediyordu.

Kırkbeş yıllık bir zaman dilimine, Belgrad, Roma, Mohaç, Viyana, Bağdad, Korfo, Budin, Estergon, Tebriz ve Nahcivan seferlerini sığdırmış ve şimdi onüçüncü seferine çıkıyordu.

Mohaç’ta sadece Macar ordusunu değil, Macar devletini de yıkmış, Avrupa’da kendine denk hükümdar tanımamış, Avrupa kralları ancak Osmanlı’nın vezir-i azamına denk sayılmıştı.

Budapeşte’nin alınması ile Avrupa’da nice uzun süre kalmanın sırrına kavuşmuştu.

Viyana Osmanlı’nın Avrupa’da ikiyüz yıl daha kalmasının kilit noktasıydı.

Avrupalı tarihçiler bu fetihler için şu tespitleri yapıyorlardı:

Osmanlılar, fütühatlarını son derece zekice bir program içerisinde planlamışlardır. Gereksiz bir şehir, gerekli olan bir kaleden önce asla zabt ve fethedilmemektedir. İstanbul’un fethedilmesi için öncelikle Niğbolu, Varna ve Kosova noktalarında tampon güvenlik noktaları tesis edilmiş ve bunu Avrupalılar ancak 17. asrın ortasına doğru anlayabilmişlerdir.

Buralar zabtedildikten sonra İstanbul ele geçirilmiş ve bir merkez etrafında dönen pergel gibi, Osmanlı, sağ adımlarla Afrika’ya, Güney Rusya’ya, Akdeniz’e ve Avrupa’ya hakim olabilmiştir.

Ve Kanuni, 34 yaşında genç bir padişah olarak dedelerinin izinden giderek aynı stratejiyi uygulamış, Viyana’yı kuşatmış fakat alamamıştı. Biliyordu ki, Viyana’nın alınmasındansa, baskı altında tutulması daha önemliydi.

İki ay Avrupa’da Orduyu Hümayunla gezinmesine rağmen, karşısına hiçbir Avrupa kralı çıkamamıştı.

Şimdi 70 yaşın üzerinde, beyaz elbiseler içerisinde, çavuşların methiyeleri, mehter ve tiyek sesleri arasında, sancak ve tuğların gölgesinde atının üzerinde dimdik yeni bir sefere çıkıyordu.

Bütün İstanbul yollara dökülmüş:

“- Padişahım çok yaşa!” diye, tezahüratta bulunuyorlardı. Onu böyle at üstünde dimdik sefere giderken gören halk, coşku içerisinde padişahlarını yolcu ediyordu. Oysa hekimler bir kaç gün evvel:

“- Efendimiz, sarayın kapısından bir arabayla çıksan…” diye yalvarmışlardı. Fakat Sultan Süleyman bunu reddederek:

“- Tebam beni hep at üstünde gördüler. Şimdi araba içerisinde görürlerse yürekleri yanar.” cevabını vermişti.

Ordu 19 Haziran’da Belgrad’a vardı. Erdel Kralı Sigismund padişahın ayağını öpmek için huzura çıkmış, padişah buna izin vermeyerek elini uzatınca, kral bu iltifat karşısında:

“- Dünyanın en mesut adamı benim” diyerek sevincini göstermişti.

Ordu, Eğri’ye varıncaya kadar seferin hedefini öğrenememişti. Eğri’ye varıldığında hedefin Zigetvar olduğu açıklanmıştı. Nihayet 5 Ağustos 1566’da Zigetvar önlerine varılmıştı.

Muhasara başladığında, uzun ve meşakkatli yolculuktan bitap hale gelen padişah büsbütün sarsılmış olarak yatağa düşmüştü.

Kale zorlu çıkmıştı. Şiddetle karşılık veriyordu. Padişah hasta yatağında sık sık Sokullu Mehmed Paşa’yı yanına çağırarak bilgi alıyordu. Bir gün Sokullu:

“- Top sesleri sizi rahatsız eder, acaba otağ-ı hümayunu biraz geride kursak nasıl olur?” diyecek olunca, padişah şiddetle tepki gösterip:

“- Sen ne söylersin lala? Top sesleri bize ninni gibi gelir. Biz barut dumanları arasında yıllar geçirdik. Allah kuvvet verse de asker kullarımın arasında yer alsam.” diye karşılık vermişti.

Aradan birkaç gün daha geçmişti. Sultan Süleyman sabırsızlıkla yatağından fırlayarak doğrulunca, hekim Bedrettin Çelebi yatağa doğru koşmuş:

“- Aman sultanım ne yaptınız? Mübarek vücudunuzu zedelersiniz. Yatınız.” diye yalvarmıştı. Gözleri çakmak çakmak olan padişah:

“- Bu kale benim bağrımı yakar. Dilerim Hak’tan, ateşlere yanar! Giydirin benim libaslarımı, verin kılıcımı! Yeniçeri kullarımla metrislere atılmak isterim!” Sonra ellerini kaldırarak:

“- Yarabbi, Zigetvar’ı ihsan etmeden canımı alma!” diye dua etmişti. Durumu haber alan Sokullu ve nedime otağa koşarak padişahı teskin etmeye çalışmışlardı. Ama Sultan Süleyman hiddetli bir sesle onları azarlıyordu:

“- Neden mani olursunuz, ben padişahınız değil miyim? Ya sen lala, sen neden gayret göstermezsin? Neden ispat-ı liyakat eylemezsin?

Yorulmuş olarak, yanıbaşındaki Bedrettin Çelebi’ye dayanan padişahı yatağına yatırdılar.

Dışarıda kıran kırana büyük bir mücadele devam ediyordu. Saatler geçiyordu. Padişahın sabırsızlığı arttı:

“- Bu ocak halâ yanmakta devam edecek mi? Halâ zaferi müjdeleyecek olan davul seslerini işitmeyecek miyim?” diye soruyordu.

İhtiyar arslan, Muhteşem Süleyman, Cihan Padişahı Kanuni, gözlerini fani aleme Zigetvar’ın alındığını göremeden kapadı.

Ertesi gün Zigetvar alınmıştı.

Sokullu herhangi bir karışıklığa meydan vermemek için vefatı bir süre gizledi.

Kanuni’nin cenaze namazı üç yerde kılındı. İlki Zigetvar önlerinde, ikincisi oğlu II. Selim’in katılımı ile Belgrad sarayında 25 bin kişi ile, üçüncüsü ise İstanbul’da Süleymaniye Camii musallâsında. Bu namazda Süleymaniye ile Fatih arasındaki bütün meydan ve sokaklar dolmuş ve 500 kişi imamla beraber tekbiri tekrarlayarak muteşem kalabalığa ancak işittirebilmişti.

Babası Yavuz Sultan Selim’den almış olduğu 6.5 milyon km2 olan Osmanlı Devleti’nin topraklarını 15 milyon km2’ye yükselten Kanuni Sultan Süleyman, “bir sultan-ı azimü’ş-şan idi ki, her kıtada hutbesi yürür ve bin bir kal’ada nevbeti vurulurdu.”

Kanuni Sultan Süleyman, hem büyük bir asker, hem dahi bir idareci ve hem de eşine ender rastlanır bir devlet teşkilatçısı idi.

Batı aleminde Muhteşem ve Büyük ünvanlı, şairlik mahlası olarak Muhibbî, büyük gazaya iştirak ettiği için Gâzi olan Kanuni Sultan Süleyman için şarkiyatçı Ortalon şunu söyler:

Sultan Süleyman’ın eserleri bir sıraya konulsa en alt katta muharebeleri, onun üstünde bıraktığı abideler ve en üstte ise kurmuş olduğu ilmî ve hukukî müesseseler gelir.

Şerife Şevval Kardelen Hocamıza Bu Güzel Yazı İçin Teşekkür Eder Sizlerinde Dualarını Bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlılar, Tarih, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Hazreti Allah ve Resulu’nun Sağlık Hakkındaki tavsiyeleri.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 27, 2014

Water Red Heart

Hazreti Allah ve Resulu’nun Sağlık Hakkındaki tavsiyeleri.

Sıhhatli olmak en büyük nimetlerdendir. Çünkü, dünyayı kazanmak da, ahreti kazanmak da sıhhatle mümkündür. Peygamberimiz A.S. da sağlık hakkında şöyle buyurmuştur:

“* Sizlerden her kim vücutça sağlıklı, nefsinden, malından korkusuz ve huzurlu, günlük yiyeceği de yanında olarak sabahlarsa, sanki dünyanın bütün nimetleri kendisinde toplanmış gibi olur (Tirmizi zühd Hadis 2346).”

Yine benzer bir hadislerinde aynı konuya işaret etmişlerdir:

“*Emniyetli (Korkusuz) yaşamak ve sağlıklı olmak iki büyük nimettir ki, insanlardan pek çoğu bu iki nimetten mahrumdur” (İ. Sünnî vr. 10b).

Yine bir başka hadislerinde;

Sağlık lı mümin, hastalıklı müminden daha iyi, daha üstün ve Allah’a daha sevimlidir” buyurmuşlardır (İbni Mâce zühd Hadis 4168) .

Bir başka hadislerinde de;

“* Ey insanlar! Şüphesiz ki dünyada insanlara, imân ve sağlıktan daha kıymetli bir şey verilmemiştir. Böyle olunca, yüce Allah’tan bunları isteyiniz” buyurdu (Müsned 1/8).

İslâmiyet, sağlık noktasında koruyucu hekimliği ön plâna çıkarır. Bir başka ifâde ile, hastalıkların sebeplerini dikkate verir ve bunlara riayet edilmesini ısrarla ister. Bu hususta özellikle az yeme tavsiye edilmektedir.

Nitekim bir hadislerinde Peygamber A. S.

“* İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma kâfidir. Mutlaka yemesi gerekirse, midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes alıp vermeye (havaya) bırakmalıdır” buyurmuştur (Tirmizi zühd Hadis 2380).

Çok yeme, pek çok hastalığın sebebi olarak gösterilmiştir:

Bir çok hastalığın gerçek sebebi çok yemedir” (C. Sağır 1/36) .

Yine bir başka hadislerinde aynı konuya işaret etmiştir:

Allah’a en sevgili olanınız; az yiyenleriniz, vücut bakımından da hafif olanlarınızdır
(Kenzü’l Ummal 3/7084).

Sağlığın muhafazası için her türlü tehlikelerden uzak durulması istenir.
Nitekim Peygamber A.S.

Her kim korkuluksuz bir damda yatıp uyur da, geceleyin damdan düşüp ölürse sorumluluğu kendisine aittir. Her kim de fırtınalı bir zamanda deniz yolculuğuna çıkar, fırtınaya yakalanıp ölürse, bunun da sorumluluğu kendisine aittir” buyurmuştur (Müsned 5/79, 271).

Yine Peygamber A.S. kirli ve pis şeylerden sakındırmıştır:

Her kim elinde et kokusu (bulaşığı) olduğu halde, yıkamadan yatıp uyur, bu sebeple de kendisine bir şey isabet ederse, ancak kendisini suçlasın” (Ebu Davud etime Hadis 3852)

Cenab-ı Hak, dünyada imtihanın gereği , pek çok hikmetlerine binaen, insanların da sünnetulah’a riayet etmemesinin bir sonucu olarak, insanlara bir takım hastalıklar vermektedir. Bununla beraber, bütün hastalıkların da tedâvi çarelerini halk etmiştir.

İsrâ Suresi’nin 82. âyetinde Cenab-ı Hak,

Biz Kur’an-ı kerimi müminler için bir şifa ve rahmet olarak indirdik” buyurmaktadır.

Yunus Suresi’nin 57. âyetinde ise,

Ey insanlar! (İşte bu Kur’anı kerim) size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olan dertlere bir şifa, müminler için doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet olarak gelmiştir.” ifadesi yer alır.

Peygamber A.S. da;

İki şeyde şifa vardır. Kur’anı kerim okumakta ve bal şerbeti içmekte” buyurmaktadır
(Hakim tıp 4/200) .

Peygamberimiz A.S. her hastalığın tedâvisinin mümkün olduğunu beyan etmiştir:

haz. Allah, şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır” (Buhari, tıp Hadis 7/12) .

Bir başka hadislerinde de şöyle buyurmuşlardır:

Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz! Çünkü haz. Allah, ölüm ve ihtiyarlıktan başka şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır” (İbni Mâce, tıp Hadis 3436) .

Şerife Şevval Kardelen Hocamıza Bu Güzel Yazı İçin Teşekkür Eder Sizlerinde Dualarını Bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Sağlık, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Peygamberimiz ( s.a.v. )`in Diger Peygamberlerden Üstünlügü …

Posted by Site - Yönetici Mayıs 26, 2014

Peygamberimiz ( s.a.v. )`in Diger Peygamberlerden Üstünlügü .

Peygamberimiz ( s.a.v. )`in Diger Peygamberlerden Üstünlügü …

Allâhü Teâlâ hazretleri, diğer peygamberlere verdiği bütün faziletlerden daha üstün faziletler ve mu’cileri Efendimiz (s.a.v.) hazretleri verdi.
Adem Aleynisselâm kudret eliyle yarattı.
Allâhü Teâlâ hazretleri. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek göğsünü genişlettip iman, hikmet ve nübüvvetle doldurdu, (şerh-i sadır…)
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin nuru Adem Aleyhisselâm’ın alnında olduğu için meleklere ona secde etmesi emir olundu. Adem Aleyhisselâm’a eşyanın isimleri öğretildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de ilimlerin isimleri ve zatları (müsem-mâ) öğretildi. Müsemmânın rütbe bakımından isimlerden daha üstün olduğuna asla şüphe yoktur. (Müsemmâ ile yapılan bir eğitim en makbul ve kalıcı öğretimdir… Keşke bu günkü eğitim bu inceliği yakalaya bilse…)

ldrîs Aleyhisselâm‘ı Allâhü teâlâ hazretleri yüksek makamlara çıkarttı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de Allâhü teâlâ miracı verdi. Onu yüksekler yükseğine çıkarttı.

Nuh Aleyhisselâm‘ın ümmetine tufanı verdi. Nuh Aleyhisselâm ve ona iman edenleri boğulmaktan kurturdı. Allâhü teâlâ hazretleri. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini de semâ’dan gelecek olan (sel, felâket, ateş gibi) azablardan emin kıldı.

İbrahim Aleyhisselâm “a Nemrûdun ateşi selâmet oldu. Bunun benzeri Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine verildi. Onun sayesinde harp ateşi söndü. Yine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri miraç gecesinde “ateş denizi”ne uğradı. Ateş ona zarar vermedi, ibrahim Aleyhisselâm hüllet makamı verildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de ondan daha ziya muhabbet makamı verdi. İbrahim Aleyhisselâm, halilurrahmân idi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ise Halilullâh idi… İbrahim Aleyhisselâm putları kırdı. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin gelmesiyle bâtıl yıkıldı, hak geldi.

Musa Aleyhisselâm‘a asâ’sınm deniz olma mu’cizesi verildi. Ebû Cehil, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini görüp kendisine taş atacağı sırada, İki omuzlarının üzerinde büyük birer yılan gördü. Korkup kaçtı.

Musa Aleyhisselâm’a yed-i beyzâ verildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine de nur verilmişti. Onun mübarek yüzündeki nuria bir kişi, karanlık bir gecede yere düşürmüş olduğu dikiş iğnesini veya siyap ipini rahatlıkla yerden bulabilirdi.

Musa Aleyhisselâm’a kelâm verildi. Onun benzeri isrâ ve miraç gecesinde Efendimiz (s.a.v) hazretlerine de ilâhî hitap verildi. İlâhî hitap,
Musa Aleyhisselâm’a Tur-i Sina’da tecelli etti; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de yedi katların üstünde sidre-i müntehâ’nın bile ötesinde tecelli etti.
Musa Aleyhisselâm için deniz yarıldı; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine de ay yarıldı… Musa Aleyhisselâm’a yeryüzünde tasarruf etmesi verildiyse de Efendimiz (s.a.v .) hazretleri de semâ âleminde tasarruf etmesi verildi. Musa Aleyhisselâm’a duanın icabeti verildiyse Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sayısızca duaları kabul olundu. Musa Aleyhisselâm için, taştan su fışkırdi; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ise parmaklarında su fışkırdı…

Yusuf Aleyhisselâm‘a güzelliğin yarısı verilmişti. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine güzelliklerin ve kemâlin hepsi verildi. Yusuf Aleyhisselâm’a rüyaların tabiri verildi; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine tabirlerin hepsi verildi.

Davud Aleyhisselâm‘a demiri eritme ve hamur gibi yoğurma imkânı verildiyse de bundan fazlası ve hatta tahtaların bile erimesi verildi.

Süleyman Aleyhisselâm‘ın emirlerine cin verildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin emrinde ise melekler verildi. Cebrail Aleyhisselâm ile beraber meleklerden ordular verildi.

Isa Aleyhisselâm‘a ölüleri alaca hastalığı (abraş) ve ölüleri diriltme mucizeleri verlid. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine bunların hepsi verildi.

Daha fazla ma’lumât için bakanız. Şerhü’l-Kasîde-i Bürde, s. 80-81, Ömer bin Ahmed el-Harbûtî,

http://www.yukarikayalar.wordpress.com

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Mi’rac Gecesinde Yapılması tavsiye edilen ibadetler.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 25, 2014

Göynem - Beyşehir

Mi’rac Gecesinde Yapılması tavsiye edilen ibadetler.

Mi’rac Gecesinde Yapılması tavsiye edilen ibadetler.

Receb-i şerîfin 27′nci gecesi „Mi’rac gecesi“dir. Yatsı namazından sonra 12 rek’at „Hacet namazı“ kılınır. Beher rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namaza niyet: „Yâ Rabbî, rızâ-i şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili habîbin Resûl-i Zîşan Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-i ilâhîne mazhar eyle, Allâhü Ekber.

Namazdan sonra:

4 Fâtiha-i şerîfe,

100 defa:

سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym
100 İstiğfâr-ı şerîf,
100 Salevât- şerîfe
okunup duâ yapılır.

Bu namazda, İhlâs-ı şerîfeler 100′er adet okunursa veya bu namaz 100 rek’at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren…

View original post 64 kelime daha

Posted in Genel | Leave a Comment »

Akşemseddîn Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 25, 2014

fetih,fatih,Akşemseddîn Hazretleri

Akşemseddîn Hazretleri Kimdir ?

Akşemseddîn Hazretlerinin asıl ismi Muhammed b. Hamza olup; lakabı Akşeyh’tir. Evliyâ’nin büyüklerinden Şihâbuddin Sühreverdî Hazretlerinin neslindendir.
1390 (H. 792) senesinde Şam’da doğdu.
Yedi yaşında babası ile Anadoluya gelip Amasya’nın kavak nahiyesine yerleştiler. Akşemseddİn Hazretlerinin babası büyük bir âlim ve evliya bir insandı.
Mezara koydukları gece ölüsünü çıkarıp yemek İsteyen kurdu eliyle boğduğu için kendisine “kurdboğan” lakabı verilmişti.
Akşemseddİn Hazretleri, iyi bir tahsil gördü.
Medrese tahsilini tamamladıktan sonra Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin dergâhına girip; orada tasavvuf ilmini elde etti.
Şeyhinin vefatından sonra İrşâd makamına oturdu.
Akşemseddİn Hazretleri büyük bir âlim, evliya olduğu gibi aynı zamanda iyi bir doktordu. 0 dönemde mikrobu keşfetmişti.
Akşemseddİn Hazretleri, 1459 (H. 863) yılında Göynükte vefat etti.

H.z Allah şefeatlerine nail eylesin. Amin.

Posted in Akşemseddin H.z, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Cehennemin Derekeleri – Münafık Kimdir?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 24, 2014

Cehennemin Derekeleri - Münafık Kimdir,gayya_(cehennem_çukuru)_cehennemi_kuşatan_surlar

Cehennemin Derekeleri – Münafık Kimdir?

Cehennemin derekeleri yedidir…
Cehennemin tabakalarına “derekat” adı verildi. Çünkü bazıları bazıları üstünde, birbirlerini kuşatmış ve birbirinin ardı sıra geldikleri içindir.

Cehennemin derekâti, cennetin dereceleri gibidirler. Cennetin derecelerinde en yüksek olanın sevabı en büyük olandır. Cehennemin derekelerinde en alt ve en aşağıda olanın azabı da o derece şiddetlidir.

Derk ve Esfel

İbni Mesûd (r.a) hazretlerine, “Cehennemin en alt derekesi” soruldu. İbni Mesûd (r.a.) buyurdular:
-“Kapısı bulunmayan demirden kapısı bulunmayan bir tabakadır…

Münafık`in Azabı

Sual: Eğer sen, Münafıkın azabı neden kâfirden daha şiddetlidir?” diye soracak olursan:
Cevâb: Derim ki: Münafık, küfürde kâfir gibidir. Münafık kâfirden küfrüne fazla olarak, din ile istihza (Kur’ân-ı kerimi eğlenceye almak) ve Müslümanlara hud’a (hile yapmış)dir. Bütün bunlardan dolayı münafıklar, küfür cihetinden daha habis ve daha çirkindirler.

Münafık Kimdir?

Suâl: Eğer sen desen ki: “Münafık kimdir?”
Cevâb: Derim ki, Şeriatta münafık, imanını izhâr edip küfrünü gizleyen kişidir.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular.
“Üç (kötü davranış) vardır. Kimde bu şeyler (bulunacak) o-lursa o kişi münafıktır.. O kişi, oruç tutsa, namaz kılsa ve hatta kendisinin Müslüman olduğunu zannetse bile o münafıktır.
0 şeyler:
1 – Konuştuğu zaman yalan söyler.
2- Vaad ettiği zaman vaadinden döner.
3- (Bir şey) emânet bırakılsa ihanet eder.”

Sır Katibine Göre Münafık?

Hazret-i Hüzeyfe (r.a.)’a soruldu:
-“Münafık kimdir?”
-“İslâmı vasfedip; onunla amel etmeyendir!” buyurdular.

Nifak Zahir Oldu

Hasan-i Basrî (r.h.) hazretleri buyurdular:
-“(Daha önce nifak gizliyken) şimdi öyle bir zaman geldi ki, nifak beliriverdi; sarık sardı, kemer taktı, silah kuşandı, eline kılıcı aldı yani Haccâc…”

Şiddetli Azab Kimleredir?

Abdullah bin Ömer (r.a.) hazretleri buyurdular: Kıyamet günü en şiddetli azab üç fırkaya olacaktır.
1- Münafıklar.
2- Mâide ashabından kâfir olanlar ,
3- Âl-i Firavun’dur.
Allâhü Teâlâ hazretleri münafıklar hakkında şöyle buyurdu:
“Her halde münafıklar, cehennemin en alt tabakasındadır-lar. İhtimali yok; onlara bir kurtaracak da bulamazsın.” Teâlâ “Mâide ashabı” için söyle buyurdu:
“Allah buyurdu ki: “Ben onu sizlere elbette İndiririm, Fakat, ondan sonra içinizden her kim nankörlük ederse, artık onu âleminden hiç birine yapmayacağım bir azap ile tâzip ederim.”
Âl-i Firavun hakkında Allâhü Teâlâ buyurdular:
“Ateş!… Onlar sabah-akşam ona arzolunur dururlar. Saat kıyam edeceği gün de ‘Tıkın Âl-i Firavun’u en şiddetli azaba!”

Kaynaklar : Keşşaf; c. 1, s. 713, 293
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/782-783

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: