Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Nisan 2014

Ey yavrucuğum! İş senin zannetiğinden daha zordur – Hikâye (insanlara iyilik)

Posted by Site - Yönetici Nisan 29, 2014

Abdestin Duaları,Abdest Nasıl Alınır,Abdest_by_onecatisi, Hikâye (insanlara iyilik)

Ey yavrucuğum! İş senin zannetiğinden daha zordur – Hikâye (insanlara iyilik)

Ebû Mensur bin Zükeyr (r.h.) hazretleri, zâhid ve sâlih bir zât idi. Vefatı yaklaştığında ağlaması çoğaldı. Ona soruldu: -“Ölüm anında neden çok ağlıyorsun?” Buyurdular: -“Daha önce hiç girmediğim bir yola giriyorum!

Ebû Mensur bin Zükeyr (r.h.) vefat etti. Sonra oğlu onu vefatının dördüncü gecesi rüyasında gördü.
Oğlu kendisine sordu:
-“Babacığım, Allâhü Teâlâ hazretleri sana ne yaptı? Sana nasıl muamele etti?” Ebû Mensur bin Zükeyr, buyurdular:
-“Ey yavrucuğum! İş senin zannetiğinden daha zordur.
“Allâhü Teâlâ bana buyurdular:
Ey Ebu Mensur, sana yetmiş yıl ömür verdim. Bu gün seninle beraber ne amelin var?” Ben:
-“Yar Rabbi! Otuz defa haccettim!” Allâhü Tealâ buyurdular:
-“Onları senden kabul etmedim!” Ben;
-“Ya Rabbi! Elimle kırkbin dirhemi senin yolunda tasadduk ettim!” dedim. Allâhü Teâlâ buyurdu:
-“Onları senden kabul etmedim!” Ben:
-“Ya Rabbi! Tam altmış yıl gündüzlerimi sıyâm (oruç tutarak); gecelerimi de kıyam (ibâdet ve namaz ile) geçirdim!” dedim. Allâhü Teâlâ buyurdular:
-“Onları senden kabul etmedim!” ben;
-“Allâhım! Tam kırk savaşa katıldım... (Kırk defa senin yolunda din düşmanlarıyla savaştım!)” dedim. Allâhü Teâlâ;
-“Onları senden kabul etmedim!” buyurdular. Ben;
-“Bu takdirde helak oldum!” dedim. Allâhü Teâlâ buyurdular:
-“Senin gibi bir kimseye azab etmek benim keremime yakışmaz. Ey Ebu Mensur! Hatırlar mısın hani falan gün, bir Müslümanın ayağı kaymasın diye yoldan bir taşı uzaklaştırdin? îşte bu iyi niyetle (Müslümanlara eziyet vermemesi için) yoldan kaldırmış olduğun bu taş sebebiyle sana rahmet ettim! Çünkü ben muhsinlerin (ihsan sahibi olanların) ecirlerini zayi etmem!

Müslüman Eziyet Etmez

Bu hikâyeden zahir oldu ki, yolda bulunan eziyet verici bir şeyi kaldırmak ve defetmek, rahmet ve mağfirete sebebtir… Dünyada insanlardan eziyeti gidermek mahşer günü (âhirette), büyük bir menfaat sağlar. Hususiyetle mü’minlere eziyet olmaması ve özellikle ehli ve aile eziyetlerini gidermek daha önemlidir. Çünkü;

Allâhım bizleri menfaatli ve faydalı kişilerden eyle! Zararlı ve muzır kişilerden eyleme! Âmin!

Kaynak : Tefsîr-i Kebir: c. 11, s. 43

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

H.z İbrahim – Halilurrahman İsmi Nerden Gelmiştir ?

Posted by Site - Yönetici Nisan 28, 2014

Allah,muhammed Allah'a Yönelememek

Hikâye (Halil İsmi ) Halilurrahman İsmi Nerden Gelmiştir ? 

Rivayet olundu:
İbrahim Aleyhisselâm, insanlara (kıtlık) isabet ettiği zamanlarda, Mısır’da bulunan bir dostuna adamlar gönderdi. Ondan erzak alıyorlardı. İbrahim Aleyhisselâm’ın dostu:
-“Eğer ibrahim Aleyhisselam, bu erzakı kendisi için istemiş olsaydı, elbette emrini hemen yerine getirirdim. Lakin ibrahim aleyhisselam bu erzakı müsâfırlere yedirmek için istemektedir, insanların başına gelen yokluk ve kıtlık bize de isabet etti!” dedi ve gelen adamlara bir şey vermeden geri gönderdi.

İbrahim Aleyhisselâm’ın gençleri, boş çuvallarla Mısırdan dönmekten utandılar. Çölde hararlarına (büyük çuvallarına) kum, çakıl ve taş doldurdular.
Hizmetçiler, bu kötü haberi (arkadaşının bir şey vermediğini) İbrahim Aleyhisselâm’a haber verdiler. İbrahim Aleyhisselam (kapısına gelen ihtiyaç sahiplerine verecek bir şey bulamadığı için) çok üzüldü. Gözleri yaşardı. Gitti uyudu.

İbrahim Aleyhisselâm’ın eşi, Hazret-i Sâre annemiz, uykudan uyandı. (Onun bir şeyden haberi yoktu. Adamlarının Mısır’dan un ve buğday getirdiğini sanıyordu. Kum dolu) Çuvalların başına gitti. Birini açtı. İçi en iyi un ile doluydu. Ekmek yaptırdı. İbrahim Aleyhisselam uyandı. Çok güzel bir ekmek kokusu hissetti. Sordu:
-“Bu size nereden geldi?” Hazret-i Sâre, buyurdu:
-“Senin Mısırlı dostundan…” İbrahim Aleyhisselam;
-“Hayir! dedi.
Bu belki benim halilim Allâhü Teâlâ hazretle-rindendir…”
Bu hadise üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri, İbrahim Aleyhisselâm’a “Halil” adını verdi.

Hikaye (Halilliğe layık)

Haber’de geldi:
Melekler, ibrahim Aleyhisselâm’ın malı ve hizmetçilerinin çokluğuna taaccub ettiler. Şaştılar, ibrahim Aleyhisselâm’ın beş bin koyun sürüsü vardı. Beş bin sürüyü güden bir o kadar çoban köpekleri vardı. Çoban köpeklerinin hepsinin boyunlarında altın tasma vardı.
ibrahim Aleyhisselam kırda (çölde) koyunlarına bakarken; insan suretinde bir melek ona göründü. Melek:
“Allâhü Teâlâ hazretleri, noksan sıfatlardan münezzehtir. Bütün ayıplardan arınmış ve tertemizdir. Allah, meleklerin ve ruh’un Rabbidir.”
ibrahim Aleyhisselam ona:
-“Rabbimin zikrini bir daha tekrarla; şu görmüş olduğun mallarımın yarısını sana vereyim!” dedi. Melek tekrarladı. İbrahim Aleyhisselam:
-“Rabbimi, tekrar teşbih et, sana malımın hepsini vereyim,” dedi.
Melek, İbrahim Aleyhisselâm’ın haline hayret etti. Ve:
-“Allâhü Teâlâ hazretlerinin seni Halîl (dost) edinmesine ve senin adının bütün millet ve dinlerde güzel anılmasına gerçekten sen layıksın,” dedi.
Buna göre, Halil’e halil adı verilmesi, meleklerin dilleri üzerinedir.

Dostluk

Kâd-ı lyâz (r.h.) hazretleri, “Şifâ-i Şerif isimli kitabında buyurdular:
Buradaki dostluk evlâtlıktan daha kuvvetlidir. Çünkü evlâdlıkta bazen düşmanlık olabilir. Allâhü Teâlâ buyurdu:
“Ey o bütün iman edenler! Haberiniz olsun ki eşleriniz ve evlatlarınızdan size düşman vardır.”
Dostlukla beraber düşmanlığın olması sahih değildir.

Halil Olmanın Şartları

Dostluğun şartı, kulun bütün hallerinde Allah rızâsı için Allâhü Teâlâ hazretlerine teslim olmasıdır.
Allâhü Teâlâ hazretleriyle beraber olmada hiçbir şeyi biriktirmemesi;
1- Malından,
2- Cesedinden,
3- Nefsinden,
4- Ruhundan,
5- Ebediliğinden,
6- Ehlinden,
7- Ve evlâdından hiçbir şeyi saklamaması…
8- Her şeyini halilinin yolunda seve seve vermektir. İbrahim Aleyhisselâm’ın hâli işte böyleydi…

Cânân’nın Yoluna Cân Kurban

O can ki, canân’a kurban olmadı.
Ten’in cifesi o candan daha iyi oldu.
Her kim ki dostun yolunda cân vermezse,
Murdar lâşe o candan daha iyidir…

Mecnûn’a Sordular

Mecnûn Benî Amir’e sordular:
-“Adın nedir?” Dedi ki:
-“Leylâ!

Kaynaklar : Tefsîr-i Kebir: c. 11, s. 43,
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/686.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Arş-ı âzamın çevresinde olan nehirleri ve melekleri bildirir.

Posted by Site - Yönetici Nisan 27, 2014

Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri,Arş-ı âzamın çevresinde olan nehirleri ve melekleri bildirir.

Arş-ı âzamın çevresinde olan nehirleri ve melekleri bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler tam bir ittifakla demişlerdir ki: Hak Taala, arş-ı âzamın çevresinde sekiz nehir yaratmıştır ki, dördü kardan beyaz ve soğuk, dördü baldan tatlı ve temizdir. Bu sekiz nehir, sürekli akarak, arş-ı âzamı tavaf ederler. Hak Taala, orada Harkail namında bir melek yaratmıştır ki, bütün eşyanın sırlarına yetmiştir. O melek, arşa gitmek isteyip, Hak Taaladan destur isteyerek arşı tavafa gitmiştir. Üç bin sene boyunca, sekizbin kanadıyla uçmuş ve bitkin düşmüştür. Hak Taala ona kuvvet verip, tekrar uçmasını murat etmiştir. Üç bin yıl daha arşın çevresinde gitmiştir ve acze düşmüştür. Hak Taala ona tekrar kuvvet ve kudret vermiş ve uçmayı emretmiştir. Üç bin yıl kadar yine gitmiştir ve tekrar acze düşüp görmüştür ki, dokuzbin senede ancak arşın bir ayağından ötekine yetmiştir. O, hayretteyken, Hak’dan şöyle nida gelmiştir: “Ey Harkail! Eğer kıyamete dek uçsan, arşımı tamamıyle tavaf edemezsin.”

Sekiz nehrin gerisinde arş-ı âzamın çevresinde bin perde nurdan, bin perde karanlıktan yaratılmıştır; ta ki, arşın nurunun şiddetinden çevresinde bulunan melekler yanmasınlar diye onları perdelemiştir. Bu perdelerin arasında yetmişbin melek yaratılmıştır; arşı kuşatan Rahman’a sürekli tesbih ederler. Arşı tavaf için çevresinde giderler ve günde iki defa arşı yüklenenlere selam verirler. Bunlara “saf tutan melekler” derler. Bunların arasında da yetmişbin saf melek yaratılmıştır. Bunlar ebedî ayakta durup: “Sübhanallahü ve’l-hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü ve’llahü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvee illâ billahi’l-aliyyi’l-azim.”

Bu safların gerisinde bir büyük yılan vardır ki, arş-ı âzamı kuşatır. Yılan, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Başı beyaz inciden, vücudu sarı altından, gözleri kırmızı yakuttan yaratılmıştır. Onun yüz bin kanadı vardır ki, kanatlarının her saçağının yanında bir melek tesbih eder bulunmuştur. O sarı yılanın tesbihinin sadasından melekleri titreme alır. Zira, bu, bütün meleklerin tesbihinin sadasına galip gelmiştir. ağzını açtıkça, gökleri ve yeri bir lokma etmesi mümkündür. Eğer o büyük yılan tesbihinde taltif ile ilham olunsaydı, onun sadasının mehabetinden bütün yaratıklar helak olurlardı.

Hak Taala, melekleri, değişik nurlardan ve çeşitli tavırlardan yaratmıştır. Arşa yakın olan meleklerin nurları şiddetli ve belirgindir. Arş meleklerinin nurlarına, sidre melekleri tahammül edemezler. Sidre meleklerinin nurlarına, göklerin ve yerin melekleri tahammül edemeyip, yanarlar. Bütün melekler, Hak’kın emirlerine göre amel ederler. Onar, insanlar gibi Hak Taala’ya âsi olmazlar. Gıdaları tesbihtir: Yemezler, içmezler, uyumazlar ve cinsi münasebette bulunmazlar. Çoğu insan suretinde olup, kanatları kuş kanatlarına benzer. Cisimleri latif olduğundan çeşitli suretlerde teşekkül ederler. Hak’kın emri ile hizmette göz kamaştıran şimşek gibi giderler. Her biri bir hizmettedir. Kimi, arşın çevresinde tesbih ve tavaf eder, kimi kürsüde, kimi sidrede, kimi cennette, kimi cehennemde, kimi gökte, kimi yerde, kimi ayakta, kimi kuutta, kimi rükuda, kimi secdede; sürekli tesbih ederler. Kimi, insanların hizmetine vekildir; gece-gündüz onları koruyup, amellerini yazarlar. Bunlara “Kiramenkatibin” ve “hafaza/koruyucu” derler.

Meleklerin de kendilerinden peygamberleri vardır.

Biri İsrafil aleyhisselamdır ki, sureti yukarıda anlatılmıştır.

Biri Cebrail aleyhisselamdır ki, altıyüz kanadı vardır, her kanadının yüz saçağı vardır. Her saçağının uzunluğu doğu ile batı arası kadardır. Bütün kanatları değişik renkte nurlardandır. Büyük cüssesi kardan beyazdır. Ayakları yerin altındadır ve öyle kuvvetlidir ki bir saçağıyla dağları unufak eyler. O, Hak Taala’dan yeryüzündeki peygamberlere selam ve kelam getirmeye vekildir. Şekil ve azamette İsrafil aleyhisselam gibidir.

Biri Mikail aleyhisselamdır. kanatlarının sayısını ancak Hak Taala bilir. O, denizdeki meleklerin vekilidir. Çünkü gökler ve yer meleklerle doludur. Her biri, yağmur yağdırmak gibi nica hizmetlere memurdur. Yağmur tanelerinin her birini bir melek indirir, kıyamete dek de bir daha ona nöbet gelmez. Her yere inen yağmur, Mikail aleyhisselamın reyi ve tedbiriyledir. Zira bu görev ona verilmiştir. O da, cüssece Cebrail aleyhisselam gibidir.
Peygamberlerden biri de Azrail aleyhisselamdır. O, can almaya vekildir. Bütün ruhları kabzeden odur. Bütün yeryüzü, onun huzurunda bir sofra misalidir. Rahmet ve gazap meleklerinden nice yüzbin ordusu vardır. Şekil ve büyüklükte, kanatlarının çokluğunda Mikail aleyhisselam gibidir. Hazreti İsrafil, Cebrail, Mikail ve Azrail (selam onlara olsun) dördü de bütün meleklerin reisi ve peygamberidirler ki; göklerde ve yerde olan meleklerin hepsi bunların emrine itaatkâr ve boyun eğmiş durumdadır.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Arş-ı âzamı ve muhterem taşıyıcılarının keyfiyetini bildirir.

Posted by Site - Yönetici Nisan 26, 2014

Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri,Arşın taşıyıcılarının cüsseleri kulak memeleriyle boyunları arası kuş uçuşuyla yediyüz yıllık mesafedir.

Arşın taşıyıcılarının cüsseleri kulak memeleriyle boyunları arası kuş uçuşuyla yediyüz yıllık mesafedir.

Arş-ı âzamı ve muhterem taşıyıcılarının keyfiyetini bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler, söz birliği ile demişlerdir ki; Hak Taâlâ, âlemin tamamını bir anda yaratmaya kâdirken altı günde yaratması, yani pazar gününden başlayıp âlemde bulunanları cuma gününde tamam eylemesi, kullarına her işte sabır ve ihtiyatı öğretmek ve anlatmak içindir.
Nitekim buyurmuşlardır ki: “And olsun ki gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve biz bir yorgunluk da duymadık.” (51/38).

Hak Teala kudretiyle, yeşil cevherin yüksek özünden arş-ı âzâmı yaratmıştır ki, onun nurunun büyüklüğü anlatılamaz. Bunun etrafı kırmızı yakut olup, bütün yaratıkların sıfat ve sûretleri burada nakşolunmuş, resmedilmiştir. Göklerin üstünde Rahman’ın arşı, meleklerin kıblesi kılınmıştır. Nitekim yeryüzünde Kâbe, yerdekilerin kıblesi kılınmıştır.

Arş-ı âzamın yetmiş bin lisanı vardır ki, her bir lisanı başka bir lügatla Hak Taala’ya tesbih eder, zikredicidir. Arş-ı âzamın dört sütunu vardır ki, her biri yerin derinliklerine ulaşır. Arş-ı âzam su üzerinde, su rüzgâr üzerindeyken Hak Taala dört büyük melek yaratmıştır; halen arşı taşıyanlar onlardır. Kıyamet gününde başka dört büyük melek yaratsa gerektir ve arşın taşıyıcıları o gü sekiz olsa gerektir. Arşın taşıyıcılarının her birinin dört yüzü vardır ki; bir yüz insan sûretinde tasvir olunmuştur. Her bir yüz, yeryüzünde kendi benzeri olan yaratıklar için Allah’dan rızık istemektedir. Arşın taşıyıcıları daima ayakta durup, arş-ı âzamı boyunları üzerinde yüklenmişlerdir. ayakları ise yedi kat yerden aşağıdadır. Allah’a yakın meleklerin hepsinden, Allah katında daha muhterem olan arşın taşıyıcılarıdır. Bu meleklerin birinin adı israfil’dir ki, arşın bir ayağı onun boynu üzerinde sapasağlamdır. Hak Taala’ın katında hepsinden daha aziz ve kerim olan odur. Sûrun sahibi odur ki, kıyamete dek Levh-i Mahfuza bakar. Sûra üflemek için hazır durur. Levh-i Mahfuzdan, Cebrail, Mikail ve Azrail aleyhisselamların işlerini, durumlarını ve amellerini açıklamakta, haber vermekte ve kendilerine ulaştırmakta mahirdir. Arşın taşıyıcılarından her birinin dört kanadı vardır ki, dört yöne yayılmışlardır. Arşın taşıyıcılarının yarısı kar, yarısı ateştir ki, biribirlerini söndürmeyip, yıldız böceği gibi biribiriyle kaynaşmışlardır.

Arşın taşıyıcılarının cüsseleri öyle büyüktür ki, kulak memeleriyle boyunları arası kuş uçuşuyla yediyüz yıllık mesafedir. Arşın taşıyıcılarına “büyük melekler” adı da verilmiştir. Arşın taşıyıcılarının kelimeleri, sürekli tesbih olup, şu sözler lisanlarının virdi kılınmıştır: “Sübhane zi’l’ mülki ve’l-melekut. Sübhane zi’l-arşi ve’l-izzeti ve’l-azameti ve’l-heybeti ve’l-kudreti ve’l-kibriyai ve’l-ceberuti Sübhane’l-meliki’l-mabudi Sübhane’l-meliki’l-mevcudi Sübhane’l-meliki’l-hayyi’llezi Lâ yenâmü ve lâ yemutü sübbuhun kuddûsün Rabbünâ ve Rabbü’l-melaiketi ve’r-ruh.”

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Levh-i mahfuzu ve kalemi inkar eden münafıktır.

Posted by Site - Yönetici Nisan 25, 2014

Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri,Levh-i mahfuzu ve kalemi inkar eden münafıktır.

Levh-i mahfuzu ve kalemi inkar eden münafıktır.

Arş-ı azamın altında olan kürsü, levh-i mahfuz, kalem, sidretülmünteha, tuba ağacı, İsrafil’in uru ve ruhların berzahını bildirir.

Ey aziz, malim olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala arş-ı azamın nurundan ve onun altında, kırmızı yakut renginde arşın ayağına bitişik dört sütun üzerinde bir büyük kürsü yaratmıştır. Onun sütunları yerin derinliklerine erişmiştir. Gökler, yerler ve kaf dağı kürsünün boşluğunda, çölde bir sofra misalidir. Ama bu tür benzetmelerden muart, miktarları sınırlamak değildir, büyüklüklerini anlatmaktır. Çünkü onların miktarlarını ancak onları var eden âlemin yaratıcısı bilir. Arştan murat, taht mülküdür, kürsüden murat da Allah’ın ilmidir, diye itikat edenler, hata etmişlerdir; âyet ve hadislere muhalif gitmişlerdir.

Hak Taala, arş-ı azamın altında, onun nurundan yeşil bir zebercet renginde büyük ve yeşil bir levha yaratmıştır. Etrafını kırmızı yakut renginde yer etmiştir. Zümrüt renginde bir yeşil kalem yaratmıştır ki, uzunluğu yüz yıllık mesafe gitmiştir. Onun içinde mürekkebi beyaz nur çıkardı. Çünkü Hak Taala, ona: “Ey kalem yaz!” diye nida kılmıştır. O an, bu heybetten kalem, ıstıraba gelmiştir ve gök gürültüsü sadası gibi bir sada ile tesbih edip, Hak’kın yürütmesiyle levh-i mahfuz üzerinde yürümüştür ve kıyamete dek hep olup olacakları yazmıştır. Levh-i mahfu yazıyla dolmuştur. Ondan sonra akan aktı kalem kurudu) tabirince, kalem kuruyup kalmıştır. iyi olan iyi, kötü olan kötü olmuştur. Lakin Hak taala, her gece ve gündüzde levh-i mahfuza üçyüzaltmış kere nazır edip, her nazarda bir nesne mahvedip yerine bi nesne koyar. Murat ettiğini işler. Nitekim: “Allah dilediği hükmü kaldırır, dilediğii de yerinde bırakır. Bütün kitapların esası onun katındadır.” (13/39) buyurmuştur Hak Taala bütün kulların işlerini levh-i mahfuza yazmıştır ki, göklerdekiler ve yerdekiler şunu bilsinler: Bütün yaratıkların hükümleri oradaki ilim üzere yürür ve ona uyar. O halde, levh-i mahfuzu ve kalemi inkar eden münafıktır.

Hak Taala arş-ı azamın altında ve onun nurundan, kürsü karşısında, cenetlerin üstünde beyaz inci benzeri bir boşluk yaratmıştır ki, bu, sidretülmünteha ve tuba ağacının asıl beslendiği yerdir. cebrail’in ve ona yakın meleklerin makamı buradadır.

Hak Taala sidretülmüntehada büyük bir ağaç yaratmıştır ki, ona tuba ağacı derler. Onun aslı sarı altındandır. Dallaı kırmızı mercandandır. Yaprakları yeşil zümrüttendir. Çeşitli meyveleri şekerdendir. Sonsuz dalları, cennet köşklerine sartmıştır. Sayısız meyvelerinden, cennettekiler zevkle toplarlar.

Sidretülmünteha ve arş-ı azam arasında yetmişbin perde tabakası yaratılmıştır; ta ki, sidrede olan melekler, arşın nurunun şiddetinden yanmayalar. Hak Taala arş-ı azamın altında ve onun nurundan arşın ayağına bitişik, kırmızı mercan renginde, boynuz ve kovan şeklinde, oldukça büyük ve uzun, içi boş bir nesne yaratmıştır. Onun boşluğunda birinci ve ikinci berzahı kılıp, yani insanların bedenlerine gelecek olan ruhların ve gelip gitmiş ruhların mekanı olup, göklerin ve yerlerin tabakaları yuvarlak ekmekler gibi onda düzülüp, o, onlara dokunmaksızın hepsini kuşatmıştır. Bu kuşatıcı boşluk, İsrafil’in surudur. Onun iç düzeyi, bal kovanındaki mumun yüzündeki gözenekler gibi göz göz olup, ilk berzah aleminde, bedenlere gidecek ruhlar için, ikinci berzahta bedenlerden çıkıp haşrı bekleyen ruhlar için o yüzeyin gözenekleri mesken ve sığınak olmuştur. Ruhlar, o çukurcuklarda, mertebelerine göre kıyamete kadar yuva ve makam tutup, her biri kendi makamında ikamet kılmıştır.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Ey kuş, dünyada beş vakit namazını eda eden kullarıma rahmet edip, cehennem ateşi…..

Posted by Site - Yönetici Nisan 24, 2014

Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Sidretülmüntehada olan meleklerin vasıflarını ve durumlarını,

Ve arşın horozu olan tavusun renklerini ve zikirlerini bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere demişlerdir ki: Hak Taala, sidretülmüntehada vekil kıldığı meleği, büyük bir cüssede ve acaip şekilde yaratmıştır.
Onun yetmiş yüzü vardır. Her yüzünde yetmiş ağzı vardır. Her ağzında yetmiş dili vardır. Her dili, başka bir lügatla Hak Taalayı devamlı tesbih eder.

Hak Taala, sidrede dörtbin saf melek yaratmıştır. Her saffın meleklerinin sayısı onbine yetmiştir.

Birinci safta olan melekler, sürekli secdeye varıp: “Sübhanallah” derler,

ikinci safta bulunan melekler, daima oturup: “Elhamdülillah” derler.

Üçüncü safta duran melekler, hep rükua varıp: “La ilahe illallah” derler.

Dördüncü safta kalan melekler, kıyamda durup: “Allahü ekber” derler.

Hak Taala, sidrede, yeşil zümrütten, minare şeklinde bir büyük direk yaratmıştır ki, sidreden yüksekliği yetmişbin fersah mesafededir. O direğin başında beyaz inciden büyük bir kubbe yaratmıştır. O kubbenin üzerinde tavus kuşu şeklinde, çeşitli cevherler renginde bir acaip melek yaratmıştır. Oun bin beşyüz kanadı vardır. Her kanadında yüzbin saçağı vardır. Her bir saçağı üzerinde üç satır yeşil yazıyla yazılmış yazılar vardır.
Birinci satırda: “Bismillahirrahmanirrahim“,
ikinci satırda: “La ilahe illallah Muhammedün resulüllah“,
üçüncü satırda: “Onun zatından başka her şey yokluğa mahkumdur
yazılmıştır. İşte buna arş horozu derler ki, o kanatlarını yaydıkça, onun saçaklarından cennettekiler üzerine nisan yağmuru gibi Hak’kın izniyle rahmet iner.

Namaz vakitlerinde, o arş horozu, kanatlarını birbirine vurup, feryat ile öter. Kanatlarının her bir saçağından başka bir sada peyga olup, cennetlerin ağaçlarının dallarını sabah rüzgarı gibi sallar. Onun ötüşünden, cennette olan huri ve gılman mesrur olup, odalardan başlarını çıkarıp, birbirlerini müjdelerler ki; “Muhammed sallallahüaleyhivesselamin ümmetinin namaz vakti gelmiştir. Şimdi hepsi ibadetle meşguldür.”

Hak Taâlâ, arş horozuna nida eder ki: “Ey kuş, niçin böyle feryat edersin?” O melek der ki: “Ey Allahım, mümin kulların dünyada sana ibadete yöneldikçe, ben onlar için senden rahmet isterim.” O zaman ona, Hak’kın hitabı gelir ki: “Ey kuş, dünyada beş vakit namazını eda eden kullarıma rahmet edip, cehennem ateşinden azat ederim. Naim cennetleriyle onları hisselendirir ve sevindiririm.” Bu hitap ile arş horozu hoşnut olmuştur. (Kudretiyle kainatı yaratan Allah münezzehtir. O, kainatları hikmetiyle benzersiz yaratmıştır. İlmiyle her şeyi kuşatmış ve her şeyi tek tek saymıştır.)

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Dövme Yapmak – Dövme yaptırmak

Posted by Site - Yönetici Nisan 23, 2014

Dövme Yapmak –  Dövme yaptırmak

Dövme Yapmak –  Dövme yaptırmak

Dövme yaptırmak. Dövme, kişinin deriyi iğne ile deşip sonra içine sürme veya çivit rengi boyası (eğer bunlar bulunmazsa, sütün içine kül katıp, bu karışımı iğne ucuyla deştikleri deriye) zerk etmeleridir.
Çivit boyası, iç yağının dumanı yani isidir.
Hazır oluncaya kadar onu dövme yapılan yere ilaçlarlar…

Dövmenin Giderilmesi

Şafiî’nin bazı ashabı (Şafiî mezhebinin bazı âlimleri) buyurdular:
-“Eğer mümkün ise dövmenin izâle edilip giderilmesi vâcibtir. (Yani farzdır – Şafiî mezhebi usûl-u fıkhında vacib, farz manasınadır-.)
Eğer normal olarak giderilmesi mümkün değilse, deriyi kaybetmekten korkulmuyorsa, cerahat (tıbbî müdâdele) ile alınmalıdır.”

Tabiî Halini Bozanlar

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, gerçekten;
1- “Nâmısa,”
2- “Mütenemmısa,”
3- “Vasıla,”
4- “Müstevsıle,”
5- “Vâsime,”
6- “Müstevşime,”
8- “Müstevşira”
9- Benzerî şekillerle kadınların tabiatını bozanlara Efendimiz (s.a.v.) hazretleri lanet ettiler.
“Vasıla,” başkasının saçlarını kendi nefsine (başına) eken kadın, demektir.
“Müstevsıle,” başkasına bu saçı başına ekmesini emreden ve isteyen kadındır.

Efendimiz {s.a.v.) hazretleri hadis-i şeriflerinde buyurdular:
Ibni Abbâs (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu: Buyurdular:
” Vasıla,”
“Müstevsıle.”
“Nâmısa,”
“Mütenemmısa,”Vâsime,”
“Müstevşime,” Bir hastalık olmaksızın bunu isteyen kadınlar mel’ûnduriar.

Ebû Davud (r.h.) hazretleri bu hadis-i şerifin tefsirinde buyurdular:
“Vasıla,” Kadınların saçlarına saç ekleyen kadındır.
“Müstevsıle,” bu işin kendisine yapıldığı kadındır.
“Nâmısa.” Kaşları nakşeden ve hatta onu incelten kadındır.
“Mütenemmısa.” bu işin kendisine yapıldığı yani kaşlarını incelten kadındır.
“Vâsime,” sürme veya mürekkep ile kişilerin yüzlerine dövme yapanlardır.
“Müstevşime,” dövme işinin kendisine yapıldığı kadındır, yüzüne, eline, kollarına veya vücûduna dövme yaptıranlardır… Ebû Davud: 3639.

Hayvan Saçlarından Peruk

Ama insanların dışındaki varlıkların saçları (ve sunî saçların) başa eklenmesinde (veya insan oğlunun saçının dışındaki saçlardan yapılan perukların giyilmesinde) bir beis ve sakınca yoktur.

Peruk veya Saç Örgüleri

Kadınların deve ve tavşan (gibi hayvanların tüylerinden) saç örgüleri edinmeleri caizdir.
Bu konuda tafsilâtta şöyle denildi:
Eğer kadının kocası yoksa (evli değilse) yine bu tür saç örgülerini edinmeleri caiz olmaz. Eğer kadın, bunu kocasının izni veya (eğer câriye ise) efendisinin izniyle yaparsa caizdir. Yok eğer kocası razı olmazsa caiz olmaz…
Eğer bu işi küçük (daha âkile ve bâliğa olmamış) kız çocuklarına yaptırırlarsa, o küçük kız çocuğu günahkâr olmaz. Çünkü o mükellef değildir. O işi yaptıran günahkâr olur…

Kadınların Sürtüşmeleri

hadis-i şerifte şöyle buyuruldu:
-“Kadınların kendi aralarında sürtüşmeleri (lezbiyenlik) onların (birbirleriyle olan) zinalarıdır.”

Kadına Benzemek

“Tahannüs”de böyledir. Tahannüste, erkeğin kadınlara benzemesi vardır. Tahannüs, bir erkeğin a’zalârında yumuşaklık izhâr etmesi (kadınlar gibi hareket etmesi) ve konuşurken kadınlar gibi dilini kırıp kıvırması (ve kadınlar gibi ince konuşmasıdır).

Livâta..

Livâta: Erkeğin erkekle cinsel ilişkide bulunmasıdır. Livâta, zina ve fahişelik gibi bir hayasızlık olup, kesinlikle haramdır. Livâtaya, oğlancılık veya homoseksüellik de denir. Livâta, insan şahsiyetine ve haysiyetine hiç bir şekilde yaraşmayan cinsî sapma ve sapıklıktır..
Livâtının tarihçesi, Lût Aleyhisselâm’ın kavmine kadar dayanır. Hz. Lût (a.s), sapıklığın, ahlâksızlığın, edepsizliğin en adîsi olan livâtanın yaygın olduğu Sedum halkına peygamber olarak gönderilmiştir. Sedum halkı, daha önceki milletlerde görülmeyen bu ahlâksızlıklarından dolayı daha dünyada iken ilâhî cezaya çarpıldılar- Livâtanın veya başka bir ifâde ile homoseksüelliğin İslâm hukukundaki cezası;
Livâta yapanlarda son zamanlarda çok tehlikeli olan turu ve Aids hastalığı görülmektedir. Şehvetlerin teskini için Allâhü Teâlâ hazretleri, erkek ve dişi yaratmıştır.
Erkek erkeğe cinsî yönden yönelmemeli ve kadın da kadınaErkek erkeğe cinsî yönden yönelmemeli ve kadın da kadına yönelmemelidir… Bu cinsel sapıtmalar, kesinlikle haramdır. Bunlara yol açan hareketler, davranışlar ve konuşmalar da haramdır… Mütercim.

Tüysüz Oğlana Bakmak

Tüyü bitmemiş oğlanların yüzlerine şehvetle bakmak haramdır.
Tüyü bitmemiş oğlanlarla oturmak haramdır. Çünkü bu oğlanlar, baştan aşağıya avrettirler.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 5/652.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , , , , , | Leave a Comment »

Ey insan! Ne Kadar Çok Sevinip Şımarıyorsun…

Posted by Site - Yönetici Nisan 22, 2014

Ey insan! Ne Kadar Çok Sevinip Şımarıyorsun…

Kulun Vazifesi

Kula düşen vazife ölüm gelmeden bütün günahlarından tevbe-i nasuh ile tevbe etmektir. Kişi ifrat ve aşırılıklarından dolayi işlemiş ve terketmiş olduğu Allah’ın farzlarından olan taksîrleri-ni tedârik etmeli…
Farzları hemen kaza etmelidir.
Zulmettiği mazlumlara haklarını vermelidir. Velev ki bu hak, birer dâne (zerre kadar) olsa bile… Her dâneyi sahibine teslim etmeli ve onlardan özür dilemelidir.
Diliyle;
1- Saldırdığı,
2- İncittiği,
3- Küfrettiği,
4- İftira ettiği,
5- İstihza ve alay ettiği,
6- Küçümsediği,
7- Gıybetini yaptığı.
Ve benzeri sekililerde diliyle kendisine taaruzda bulunduğu kişiden özür dilemeli ve hakkını helâl etmesini istemelidir.

İsmail Hakkıdan (ks)Sesleniş

Kalbiyle haklarında sû-i zanda bulunduğu (haklarında kötü düşündüğü) kişilerden özür dilemeli… Onların kalblerini hoş tutmalı.
Kişi ölünceye kadar üzerinde kaza edilmemiş bir farz; sahiplerine teslim edilmemiş bir zulüm ve helâllik alınmamış bir haksızlık üzerinde kalmamalıdır.

(Ey insan!) Ne kadar çok sevinip şımarıyorsun bu gün; insanların haklarında ileri geri konuşmak ve mallarını kendi mallarının içine katmakla!….

Bu gününden dolayı yarın çok pişman olacaksın çok! Yarın ilâhî adalet döşeğinin üzerinde durup; (bütün bedenin yaptıklarını konuşup ellerin şahitlik ederek) kötülüklerin senin yüzüne çarpıldığı zaman, gerçekten o gün sen;
1- Müflis,
2- Fakîr,
3- Âciz,
4- Alçak,
5- Rezîl,
6- Rüsvay,
7- Hiçbir hakkı vermeye gücü olmayan.
8- Özür beyân etmeye kadir olamayan bir kişi olursun!
9- O gün çok pişman olacaksın
10- “Va hasratâh”lar çekeceksin!

Ey miskin, o gün nasıl edeceksin: Sen dünya hayatın boyunca binbir zorluklarla işlemiş olduğun hasenat (iyiliklerinin) amel defterinde olmadığını ve amel defterinin boş olduğunu gördüğün; (büyük bir dehşete kapılarak;)
-“Hani benim hasenatım (iyiliklerim) neredeler?” diye sorduğunda; sana:
-“Senin hasenatın (iyiliklerin) düşmanlarına (kendilerine zulmettiğin hasımlarına) verildi!” denildiği; o gün halin nice olacak?

Ey kardeşim, amel defterleri uçuşup, mizanlar kurulduğu zaman…
Bütün insanların arasında senin adınla nida edilerek;
-“Falan oğlu falan nerededir? Gelsin Allah’ın huzurunda arzedilecektir?” diye çağırıldığında; vazifeli melekler, senin perçimlerinden tutup seni hesap için; Allâhü Teâlâ hazretlerine (adl-i ilâhîye’ye) yaklaştıracakları gün; çağırılan kişinin sen olduğunu bildiğin zaman isimlerin benzerliği seni hesap vermekten alıkoyamayacaktır… İşte o gün, o çağrı, senin kalbine büyük bir korku verir… (O kadar isim benzerliğinin arasında) çağırılan ve istenen kişinin sen olduğunu bildiğin o ân; mafsalların kesilir, u-zuvların titrer, zangır zangır titrersin! Rengin değişir, kalbin çarpar, Allâhü Teâlâ hazretlerine arzedilmek ve ilâhî adaletin önünde durman için safların en önüne çıkarılırsın. Bütün mahlukatın bakışları, senin üzerinde olur… Sen de onların ellerinde olacaksın. Sen ise senden ne istenildiğini ve sana ne yapılacağını iyi bildiğin için, kalbin uçacak ve korkun şiddetle artacaktır. İşte böyle bir gün hâlin nice olur?

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/598-599
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Altın Değerinde Öğütler

Posted by Site - Yönetici Nisan 21, 2014

Altın Değerinde Öğütler

 

Adaletsiz sultan, susuz nehir gibidir.

Amelsiz âlim tavansız ev gibidir.

Cömert olmayan zengin yağmursuz bulut gibidir.

Tevbesiz genç, meyvesiz ağaç gibidir.

Sabırsız fakir, ışıksız kandil gibidir.

Hayasız kadın tuzsuz yemek gibidir …

Ölümden önce ahlakı güzelleştirmek seçkinlerin adeti ve yoludur.

Salih amel kişinin (ayrılmaz) arkadaşıdır; kötü amel de böyle olduğu gibi…

 

Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/609-610.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Genel, Nasihat, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Şah Şucâ el-Kirmânî (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Nisan 20, 2014

Şah Şucâ el-Kirmânî (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Şah Şucâ el-Kirmânî (k.s.) hazretleri. Büyük velîlerdendir.
Doğum tarihi kesin olarak belli değildir.
Adı Şâh bin Şücâ, künyesi Ebü’l-Fevâris’tir.
Kirman pâdişâhının oğlu idi.
İyi bir tahsil gördü.
Sonra tevbe edip tahtı bıraktı.

Tevbesinin sebebi şöyle anlatılır:
-“Şâh Şücâ dünyâya geldiği vakit, göğsünün üzerinde yeşil bir hatla “Allah celle celâlühü” yazılıydı. Gençlik zamanında gezip tozmayı, eğlenmeyi kendine iş edinmişti. Saz çalıp, şarkı söylerdi.
Bir gece, bir mahallede, saz çalıp şarkı söylüyordu. Bir kadın evinden çıkıp, onu seyretmeye gitmişti. Kocası uyanıp karısını evde göremeyince, dışarı çıkıp karısını Şâh Şücâ’yı seyrederken görünce, Şâh Şücâ’ya; -“Ey zâlim! Tevbe etmenin zamanı gelmedi mi?” diye sordu. Şâh Şücâ’ bunun etkisinde kalarak;
-“Geldi, geldi…” deyip elbisesini yırttı ve sazı kırdı. Eve gelip gusül abdesti alarak, kırk gün dışarı çıkmadı ve bir şey yemedi. Bunun için babası; -“Bize kırk yılda vermediklerini ona kırk günde verdiler.” demişti. İşi evliyayı bulup, onunla sohbet etmekti. Ebû Türâb Nahşebî, Ebû Hafs, Ebû Ubeyd Busrî ve Yahya bin Muâz gibi âlimlerle sohbet etmiştir. Ebû Osman Hîrî talebesi iken, Şâh Şücâ’nın izniyle Ebû Hafs’ın talebesi olmuştur. Ebû Hafs, Şâh Şücâ’ya bir mektup yazarak: -“Nefsime, amelime ve kusuruma bakıp ümitsizliğe düştüm.” dedi. Şâh Şücâ ona cevap yazarak şöyle dedi:
-“Mektubunu kendi gönlüme ayna yaptım. Eğer hâlis bir şekilde nefsimden ümit kesecek olursam, saf bir şekilde Allâhü Teâlâya ümid bağlamış olurum. Şayet Allâhü Teâlâya saf bir şekilde ümit bağlarsam, Allahü Teâlâdan saf bir şekilde korkmuş olurum. 0 zaman kendi nefsimden ümit keserim. Nefsimden ümit kesince, Allâhü Teâlâyı zikredebilirim. Ben Allâhü Teâlâyı zikredince. Allâhü Teâlâ beni affeder. Allahü Teâlâ beni affedince halktan kurtulur, Allah dostları ile beraber olurum..” Şâh Şücâ Kirmânî buyurdu ki: “Evliyayı sevmekten daha kıymetli ibâdet olamaz. Evliyayı sevmek, Allâhü Teâlâyı sevmeğe yol açar. Allâhü Teâlâyı seveni Allâhü Teâlâ da sever.”
“Âbidlerin yaptığı nafile ibâdetler arasında, evliyaya olan muhabbet gibisi yoktur. Şâh Şücâ Kirmânî hazretlerinin tasavvuf hakkında “Mir’ât-ül-Hukemâ” isimli bir kitabı var.

Şâh Şücâ 276 (M. 889) yılında vefat etti.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/616-617.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: