Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Köleliğin ( Cariye ) Tarihi.

Posted by Site - Yönetici Aralık 21, 2013

Köleliğin ( Cariye ) Tarihi.

Köleliğin tarihi, insanlar, ayrı ayrı topluluk oluşturdukları zamana kadar uzanır.
Adem Aleyhisselâm’dan sonra yeryüzüne dağılan çocuklarının ayrı ayrı toplulukları oluşturmasıyla kölelik başladı. Birbirleriyle iletişimleri kopan kavimler, zamanla birbirlerine düşman oldular. Birbirlerine saldırdılar. Mallarını talan ettiler. Genç ve güzel kız ve kadınlarını kaçırdılar. Çocuklarını kaçırıp hizmetlerinde kullandılar. İşte kölelik böyle başladı…

Eski Medeniyetlerde kölelik:
Mısırlılar: Eski Mısır ve Yakın Doğu’da savaş esiri kölelerle, komşu kabile veya kavimlerden kaçırılan insanlar, babalan veya başka yakınları tarafından köle diye satılan çocuklar ve borçlarına veya işledikleri bazı suçlarına karşılık köle statüsüne geçirilen insanlar büyük bir sayıya ulaşmaktadır.
Firavun, bütün İsrail oğullarını köleleştirmişti. Firavun ve onun akrabaları Yahudilerden istedikleri şahısların yakasından tutup işlerinde ücretsiz olarak çalıştırabiliyorlardı Yahudiler, kendilerine zulüm ve binbir türlü Fşkence eden Fira-vun’un yüzünü görme şerefinden! mahrumdular.
Bir Yahudi’nin Firavun’un yüzüne bakması yasaktı.
Firavun, şehirde geziye çıktığı zaman, önünde çavuşları yürür ve halka Firavun’un gelmekte olduğunu duyururdu. Çavuşların:
-“Firavun Geliyor! Firavun Geliyor!”, sesini işiten Yahudiler, kaçacak delik arıyorlardı.
Eğer orada bir duvar varsa elleriye yüzlerini kapatıp; hemen yüzüstü duvara yaşlanırlardı… Duvar bulunmazsa yüzü koyun yere yatmak mecburiyetindeydi-ler. Kız ve kadınlarına her türlü kötülüğü reva görüyordu. Onlara birer câriye gözüyle bakıyordu. Firavun bir kişi, bir kabileyi değil, bir milleti esir ve köle etmişti. Firavunlar, hükümdarlar, kâhinler vâ eşraf, kölelerin üzerinde tam bir hakka sahiptiler, dilediklerini öldürüyor ve dilediğini yaşatıyordu.

Hint: Hindistanda köleler, insan olarak kabul edilmiyordu. Onların kanunda; “Köle ancak Brahmanlara hizmet etmek için yaratılmıştır,” deniliyordu.Efendisine söven bir kölenin dili kökünden kesilir. En küçük suçlardan dolayı köleler öldürülürdü.

Iran: İran’da kölenin yaşama hakkı yoktu, ikinci kere bir hata işlediği zaman sahibi onu kendi eliyle öldürürdü.

Çin: Cinde, bir kişinin kendi öz kızına bile isim verilmezken, kadın kölelerin cariyelerin halini siz düşünün! Orada kölelerin hiçbir hak ve hukuku yoktu.

Yunanlılar: Yunanıların yanında bir köle ile ahırdaki hayvanın hiçbir farkı yoktu. Köle iş gördüğü ve cariyeler, kendilerini eğlendirdikleri nisbette yeme ve içme haklan vardı. Bunun dışında kölenin yaşama hakkı yoktu. Hatta Yunanlı filozoflar bile bu işte kendi kavimlerinden daha ileri derecedeydi, insanların hürriyeti üzerine pek kafa yormazlardı.

Romalılar: Roma hukukunda, lus Gentlum’a göre kölelerin hiçbir değeri yoktu. Başlangıçta âzâd edilmeleri de yasaklanmıştı. Sonraları köle azadına imkân sağlanmıştır. Eski Yunan ve Roma’da köleliğin başlıca kaynaklarını savaş esirleri ile korsanlık vb. yollarla kaçırılan veya yabancı (barbar) ülkelerden getirtilen insanlar ve kölelerden doğmuş olan çocuklar oluşturuyordu. Önceleri, borçlunun borcuna karşılık alacaklısına köle olma kuralı ve terkedilmiş çocukları büyütüp yetiştirenlerin elinde köle sayılması uygulaması söz konusu iken, bu tali kaynak sonradan yasaklanmıştır. Bu dönemde kölelerin hayat şartlarının son derece elverişsiz olduğu ve bu durumun zaman zaman büyük sosyal patlamalara sebep olduğu bilinmektedir. Roma hukukunda belirli bir dönemde kölelerin evlenme hakkı yoktu. Ancak köle ve cariyelerin kendi aralarında cinsel hayat yaşamalarına ses çıkarılmıyordu.

Eski Fransa: Fransızlar, köleleri insan kabul etmezlerdi. Hür bir insan bir cariyeyi nikah ile alıp onunla evlenseydi, o kişi de hemen köle olurdu.

Yahudiler: Kendileri asırlarca Firavun’a köle olan Yahudiler. Musa Aleyhisselâm’ın getirmiş olduğu dini ve o dindeki köleler ile ilgili ilâhî emir ve yasaklan zamanla kendilerinin lehine bozdular. Musa Aleyhisselâm’ın dinini tahrif ederken, kölelerin hak ve hukuklarını da ortadan kaldırdılar. Bu gün elimizde bulunan Tevrat, köleler ile ilgili olarak şu hükümleri içerir:
1 – Kişinin borcuna karşılık kendisini köle olarak satması (Levililer, 35:39),
2- Alacaklıların, mal bırakmadan ölen borçlunun çocuklarını köle edinebilmesi (II. Krallar, 4:1-7),
3- Bir kimsenin kendi öz kızını satabilmesi bunlar arasında sayılabilir.
Tevrat’ta, köle azadı ile ilgili bir hüküm yer almamıştır. Ancak efendisi tarafından gözü kör edilen veya dişi kırılan yahudi olmayan kölenin hürriyetine kavuşacağından söz edilir (Çıkış, 21:26).

Hıristiyanlar: Isa Aleyhisselâm’ın getirmiş olduğu hak dini kısa bir sûre içerisinde bozan Hıristiyanlar, dinî bütün hükümleri kendi istek ve arzularına göre tahrip ettiler. Köle azadı ile ilgili olarak geçen hükümleri değiştirdiler. Onun için bu gün elimizde bulunan incil’de de köle azadından söz edilmez.
İslâm Dininde Köle: Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin bi’seti zamanında, insan insanın kurduydu. Bütün devletler bir diğerine saldırıp erkeklerini köle ve kadınları câriye olarak alıyorlardı. Arap Yarımadası’nda ve Hicaz yöresinde kölelik uygulaması vardı. Bunların büyük çoğunluğunu Afrikalı siyahiler teşkil etmekte idi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin müezzini Bilâl-ı Habeşî de bunlardan biriydi. Arabistandaki köleler ele geçirilenler tarafından satılmış ve el değiştire değiştire Mekke’ye kadar getirilmiş esirler veya kıtlıklar yüzünden aileleri tarafından satılmış çocuklardı. Arap Yanmadası’na başka beldelerden getirilen köleler de vardı. Meselâ; Ikrime b. Ebî Cehl’in kölesi ile Ezrak b. Ukbe es-Sekafı ve Suheyb-i Rûmî Rum menşeli kölelerdi. Ancak Suheyb, kendisinin aslen arap olduğunu ve bir savaş sonucu Rumlara esir düştüğünü söylemiştir. Selmân-ı Fârisî Iran’lı idi. Kaçırılarak Yahudilere satılmış, müslüman olmak için Bursa şehrinden Medine’ye kadar gelmişti. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, hürriyetine kavuşması için Selmân’a (r.a) para yardımında bulunmuştur. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin sonraları âzât edip, evlatlık edindiği Zeyd b. Harise (r.a) ise Arap kölelerden idi (tbn Hişam, es-Sîre, Mısır 1375, I, 214-222; Taberî, Tarihu’1-Ümem ve’1-MüIük, Kahire, 1939, I, 227; Belazürı, Ensabu’l Eşraf. Nşr. Muhammed Hamidullah, Kahire 1959,1, 357-367).
Görüldüğü gibi, İslâm yedinci Miladî yüzyıl başlarında köleliği topluma yerleşmiş ve o çağda var olan güçlü devletlerde tabii kabul edilmiş bir halde buldu. Köleliği tek yanlı ve kesin bir kararla kaldırma yoluna gitmedi. Çünkü böyle bir şey Müslümanlara büyük zarar verirdi. Düşmanlar, senin kadın ve kızlarını esir ettiklerinde câriye olarak kullansınlar. Senin çocukları götürüp pazarlarda satsınlar; sende onların esirlerini kendilerine geri teslim et, bu davranış Müslümanların arasında büyük fitnelere yol açardı. O dönemin insanları İslâm’dan soğurdu. Gerçi bu durum bazen olmuştur. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, cömertliğiyle meşhur olan Hatem-i Tay’in kızını ve onun bütün kabilesini birden azat etti. Bunun misâlleri çoktur. Fırsat ve imkanı doğduğu zaman savaş esirlerinin serbest bırakılması olmuştur.
tslâmiyette köle edinme yolu: islâmiyet, köleliğin kaynağını yalnız savaş hâline bağladı. Savaş sonrasında esirler için uygulana gelen bazı alternatifler vardır.
Birincisi: Esirlerin öldürülmesidir. Bu, vicdanları rahatsız ettiği gibi, galip tarafın intikam duygularını kamçılamaktan başka bir yarar sağlamaz. İslâm tarihinde bu uygulanmamıştır.
İkinci yol, savaş esirlerinin kurtuluş akçesi (fidye-i necat) vermesi. Bedir esirlerine böyle davran ılmıştır.
Üçüncüsü: Eğitim ve bilgilerinin aktarılmasıyla serbest bırakılmaları. Bedir e-sirlerinden okuma ve yazma bilenlerin, on Müslüman çocuğa okuma ve yazma Öğretme karşılığında serbest bırakılması gibi…
Dördüncüsü: Esir değişimi yoluyla serbest bırakılmasıdır. Fakat, yenilen tarafın kurtuluş akçesi verememesi veya değişim için elinde esir bulunmaması yahut düşman tarafını yeniden güçlendirmemek için galib ülkenin yukarıdaki alternatifi kabul etmemesi hâlinde bir tıkanıklık doğmaktadır. Esirlerin karşılıksız af ilan ederek salıverilmesi ise, onları ele geçirmek için canını ortaya koyan İslâm savaşçılarının hakkına tecavüz sayıldığından pek az başvurulan bir alternatif olmuştur.
Beşincisi: Esirlerin meccânen salıverilmesidir. Meccânen salıvermek (menn). İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre, düşman esirlerinin meccânen salıverilmesi caiz değildir. Çünkü bu, düşmanın güçlenmesine yol açacağı gibi, hayatını ortaya koyarak bunları esir eden mücahitlerin haklarına da bir çeşit tecavüz sayılır. İmam Şâfıi ise, meccânen salıvermeyi caiz görür. O, Hz. Peygamber’in, Yemame halkının büyüğü Sümâme b. Osal’i meccânen salıvermesini delil getirir (Ömer Nasuhi Bilmen, Istilâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, III, 402).
Altıncısı: Esirleri köle statüsüne sokmaktır. Bu duruma göre. savaş esirlerinin karşılıklı veya karşılıksız serbest bırakılması mümkün olmayan durumlarda geriye iki yoldan birisi kalır.
a) Öldürülmek
b) Köle olarak yaşamını sürdürmek.
Bu duruma göre, kölelik, öldürülmenin alternatifi olarak ortaya çıkmaktadır. Savaşçıların genellikle genç yaşta bulundukları dikkate alınırsa, yenilgi yüzünden hürriyetini kaybeden kimsenin önünde uzun bir ömrü vardır ve hürriyetini elde etmesi ümidi Devamlı olarak vardır. Ölüm hâlinde ise artık diğer bütün alternatifler ortadan kalkmış olur. İşte köleliğin yasaklandığı günümüzde, bir savaş sonrası uygulamada, esirlerin serbest bırakılmadığı durumlarda, onların tek tek veya toplama kamplarında topluca öldürülmeleri olayı ile karşılaşılmaktadır. İşte bu nedenle İslâm, köleliği tam olarak kaldırmamış ve gerektiğinde başvurulmak üzere kapıyı aralık tutmuştur… Ancak bununla birlikte savaş esirlerinin mutlaka köle edinilmesi diye kaideyi külliye yoktur.
Diğer yandan köleliğin tek yanlı bir kararla kaldırılması İslâm toplumlarının aleyhine bir sonuç da verebilir. Çünkü gayri müslim toplumlar, savaş sonrası müslüman esirleri Devamlı olarak köle (eştirirken, İslâm toplumlarına bu imkânın verilmemesi ve esirleri serbest bırakması onun zayıflaması sonucunu doğurur.
İşte İslâm yukarıda birkaçına temas edilen sebeplerle köleliği kaldırmamış, fakat getirmiş olduğu çeşitli tedbirlerle kaynağını yalnız savaş esirlerine münhasır kılmış diğer kaynaklara izin vermemiştir. İslâm’da bir kişinin kendi çocuğunu veya hür bir insanı köle diye satması haramdır. Bir kişinin bir kabileye saldırıp onların kız ve kadınlarını câriye olarak alma hakkı yoktur. Bu haram-dır ve hakka tecâvüzdür.
İslâm hukukuna göre köle ve câriye olması için: mutlaka gayri müslimlerle bir savaş sonucunda Müslümanların galip gelmeleri sonucu esir alınmış olan kişiler ve bu kişilerin köle ve câriye halinde iken doğan çocuklarıdır.
Yani kölelik Islâmın getirdiği bir sistem değildir. İslâm köleliği ıslâh etmiştir. Kölelere haklar verdi.
Köle ve cariyeler beş kısma ayrılırlar:
1-Kınn,
Z- Müdebber,
3- Mükâteb,
4- Müstesi,
5- Ümmü veled.
Kınn: Âzâd edilmesi, söz konusu olmayan köle ve câriyedir. Müdebber: Azâd edilmesi, efendisinin ölümüne bağlı olan köle ve câriye, Mükâteb: Bir bedel karşılığında âzât edilmek üzere efendisiyle sözleşme yapan köle ve cariye (sözleşme yapan cariyeye müennes sîgası ile mükâtebe denilir.)
Müstes’î: Kısmen âzât olup, hürriyetinin geri kalan kısmını kazanabilmesi için çalıştırılan köle ve câriyedir.
Ümm-ü veled: Çocuk annesi demektir. Efendisinden çocuk doğuran câriyedir. Bunlar bir çeşit ev hanımı olmuş olurlar.
Köle, hukukî muamele ve tasarruflara konu olabildiği için bir yönüyle “mal” sayılırken, iman, ibadet, muamelât ve ceza hukuku alanındaki sorumluluk ve yükümlülükleri dikkate alındığında “edâ” ve “vücûb” ehliyeti kısıtlanmış kendine özgü bir insan statüsündedir.
Velayet, şahitlik ve kaza görevinden âciz olması ve mülk edinememesi köleliğin ehliyet arızası yönünü güçlendirir.
Kölelerde inanç özgürlüğü vardır. Bir müslümanın yanında ve mülkiyetinde bulunan köle veya cariyenin inanç özgürlüğü vardır. Gayri müslim olarak kalabileceği gibi, İslâm’a girmesi ve Islâmî akideye sahip olması da hakkıdır. Ancak efendisi onu, buna zorlayamaz. Çünkü iman kalb işi olduğu için, zor karşısında inanmış görünmek kişiyi “münafık” durumuna düşürür. Bu durum çoğu zaman, karşı taraf için, kişinin gerçek yüzüyle görünmesinden daha zararlı olabilir. Müslüman köle, ibadet ve dini yükümlülükler bakımından temelde hür insanlar gibidir. Ancak ehliyeti kısıtlı olduğu için, bu yükümlülükler onun gücü ile sınırlıdır.
“Allah hiçbir kimseyi gücünün yeteceğinden başkası ile yükümlü tutmaz” (el-Bakara, 2/286).
Bu yüzden köle ve câriye namaz ve oruçla yükümlü olmakla birlikte, mülk sahibi olamadığı için zekât ve hac’tan muaftır. Fitır sadakası efendisi tarafından verilir. Cihadla yükümlü değildir. Cariyelerin örtünme konusundaki sorumlulukları, hür kadınlara göre sınırlıdır.
Kölelerin mülk ve tasarrufu ve muamelâtı: Köle, mülkiyete ve tasarruflara konu olması bakımından eşya gibidir. Alınıp satılabilir, hibe edilebilir, kiralanabilir, ortak mülkiyete konu olabilir. Eksik vücûb ehliyeti vardır. Mülk edinemediği için, kazandıkları efendisine ait olur. Bu yüzden ona karşı yapılacak haksız fiilden elde edilecek diyet ve erş gibi tazminatları efendisi alır. Başkasına karşı işleyeceği haksız fiillerde ise köle kendi mülkiyetiyle sorumludur. Efendisi bu zararı ödemezse, zarar gören kölenin mülkiyetini devretmek zorunda kalır.
Efendisi köleye hukukî tasarruflarda bulunma izni verebilir. Böyle bir köleye “me’zûn” denir. Me’zûn, borçlardan şahsen sorumlu sayılır. Efendisi bunları ödemezse, köle satılarak bunlar Ödenir. Kazandığı efendisine ait olur. Ancak efendi köle ile “mükâteb” anlaşması yapmışsa köle vücûb ve edâ ehliyetine de sahip olur. Çünkü bu durumda belli bir bedeli kazanarak efendisine ödeyince hürriyetine kavuşabilecektir. Bu da onun mülk edinmesini gerektirir. Efendi, verdiği tasarruf izninden her zaman dönebilirken “mükâteb” sözleşmesi dönü-lemeyen bir tasarruftur.
Kölelerin haklan: İslâm hukuku (fıkıh) kölelere büyük haklar tanımıştır. Köle haksız yere dövülmez.
Kısas gibi hukukî bir geçerlilik olmadan köle öldürülmez. Köle evlenir. Köleye zulmedilmez.
Köleye iyi davranılır. Hazret-i Ömer (r.a.)’ın kölesiyle nöbetleşe deveye bindikleri meşhur bir hadisedir.
Köle giydirilir.
Köle doyurulur. Aç bırakılmaz.
Kölenin inanç ve özgürlüğü vardır.
Köle Müslüman olmaya zorlanmaz.
Kölelerin fırsat eşitliği vardır.
islâm tarihinde kölelerin arasında çıkmış birçok âlim (Hasan Basrî hazretleri) evliya (Rabiatül-Adeviyye r.h. gibi) bir çok devlet adamı (Sokullu Mehmed Paşa) bir çok komutan (Tank bin Ziyâd gibi) büyükler yetişmişlerdir.
Câriye, dişi köledir. Dişi kölelere câriye denilmesinin sebebi: Müslümanların giriştikleri cihad sırasında esir edilen veyahut para ile satın alınan kadın ve kızlar. Başkasının mülkü olan köle kadına “Câriye” denir. Câriye kelimesi aslında denizin üzerinde akıp giden gemiye denir. Cariyeler de efendilerinin emir ve hizmetleri çerçevesinde hareket etmeleri sebebiyle bu ismi almışlardır (Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuku Islâmiyye ve Istılâhâtı Fıkhıyye Kamusu, 3/344).
Cariyeliğin kaynağı, savaş esiri kadınlardır. Savaş sonrasında tıpkı erkek esirler hakkında olduğu gibi kadın esirler de ya karşılıksız olarak, ya fidye karşılığı serbest bırakılırlar veya köle olarak gazilere dağıtılırlar. Hiç şüphesiz bu alternatiflerden biri tercih edilirken, karşı tarafın elindeki müslüman esirlerin durumu ve İslâm’ın maslahatı gözetilerek tercih yapılır.
Kadın esirler öldürülmez: Savaşta esir alınan kadınlarla, çocukları öldürmek ittifakla caiz görülmemiştir. Bunlar hakkında diğer alternatifler söz konusu olur. Esir alınan karı-koca birlikte İslâm ülkesine getirilmişlerse nikâh bağı devam eder. Yalnız kadın gelmişse bu bağ ortadan kalkar (Bilmen, a.g.e.,3 /402).
Cariyelerin işgal ettikleri mevki ve tesir, köle ve azatlıların mevki ve tesirlerinden aşağı değildir. Bu esirler kim olursa olsun cihada katılan müslüman askerler arasında paylaştırılacak ganimetlerdendir. Cariyelik, kölelik gibi, insanın yeryüzündeki mevcudiyeti kadar eskidir. Tarih boyunca kendisinde bir kuvvet ve kudret gören, bir başkasını hizmetinde kullanmış ve ona tahakküm etmiştir. Bunda kadınla erkeğin farkı yoktur. Köleler gibi cariyelerin de alınıp satılması tabii olarak insanlığın geçirdiği sayısız merhaleden sonra başlamış olması gerekir.
İslâm dışı toplumlarda kölelerden çok cariyeler kullanılmıştır. Çünkü cariyelerin talim ve terbiyesi pek kazançlı bir iş olduğundan, bu yolla para kazanmak isteyen kişi esir pazarına gider, zekâ ve istidat sahibi bir câriye satın alır, ona şiir ve edebiyat, şarkı ve çalgı, ev idaresi gibi şeylerden birini öğrettikten sonra aldığı fiyatın birkaç katına satardı. Bu cariyelerden bazıları, hanendelik, şiir veya edebiyatta fevkalâde maharet sahibi olmalarından dolayı çok pahalı satılırlardı.
Cariyelerin azat edilmesi: Köleler gibi cariyeler de sahipleri tarafından azat edilirlerdi. Esir azat etmek, islâm nazarında önemli bir sevap olarak kabul edildiği için, müslümanlar köle ve cariyelerini azat ederlerdi. Azat edilen câriye veyahut köleye, efendisi tarafından ıtıknâme yani özgür olduğuna dair bir belge verilirdi, içlerinden bu ıtıknâmeleri muska gibi boyunlarına takanlar vardı.
Cariyeler iyi muamele görürlerdi. Sert efendilere tesadüf eder ve memnun olmazlarsa, diğer birine satılmasını teklif eder; arzusu yerine getirilmediği takdirde kaçarak kendini sattırırdı. Bununla birlikte kıskançlık yüzünden hırpalananlar da olurdu. Ayrıca cariyelere “halayık” denirdi.
Cariyelere iyi davranmak: islâm hukukunda cariyeler diğer kadınlardan farklı bir statüye tabidirler. Efendileri nafakalarını ödemek ve iffetlerini korumak mecburiyetindedirler. Onlara iyi davranılması da Kur’öîi’da emredilmektedir:
“Hem Allah’a ibâdet edin ve O’na hiçbir şeyi şerîk koşmayın. Sonra babaya, anaya ihsan edin; akrabanıza da, öksüzlere de, yoksullara da, yakın komşuya da, uzak komşuya da, arkadaşa da, yolda kalmışa da, ellerinizdeki memlûklere de… Her halde Allah, kurumlu, öğüngen olanların hiçbirini sevmez” (en-Nisa, 4/36).
Cariyeler evlendirilir: Cariyeler evlendirilir. Bekar bırakılmazlar. Câriye bir köleyle evlenebildiği gibi hür bir kişiyle de evlenebilir.
“Bir de sizden olan dulları ve kölelerinizden, cariyelerinizden, salihleri evlendirin; eğer fukara iseler, Allah onları fazlından gına verir! Allah vasî’dir, alîm’dir.” En-Nur: 24/32,
Evlenen câriye başkasının nikahlısı olduğu için sahibi onunla cinsel ilişkide bulunmaz. Zina olmuş olur.
Köle ve cariyelerin evlenmesi efendilerinin iznine bağlıdır. Erkek köle mehri ve evliliğin getireceği bazı mâlî yükümlülükleri bizzat karşılamak zorunda kalacağı için, onun evlenmesi efendisini de ilgilendirmektedir. Bu yüzden kölenin evlenmesinde efendisinin rızası aranmaktadır. Efendi köleyi evlenmeye zorladığı takdirde, köle hürriyetine kavuşunca muhayyerlik hakkına sahiptir.
Efendileri, yediklerinden onlara yedirir, giydiklerinden giydirirler. Azat edilmeleri sözkonusu edilmemiş olan cariyeler alınıp satılabilirler. Ancak azat edilmeleri efendilerinin ölümüne bağlı olanlar, azat edilmeleri karşılığında kendilerinden bir bedel talep edilmiş olanlar ya da efendilerinden çocuk getirmiş olup “Ümmü Veled” statüsünü kazanmış olanlar alınıp satılamazlar.
İslâm gerek kölelerin, gerek cariyelerin hürriyetlerine kavuşturulmaları konusunda teşvikte bulunmuş, ayrıca bir çok suça keffâret olarak âzât edilmelerini öngörerek hürriyetlerine kavuşmaları için gerekli yollan çoğaltmıştır. Cariyelik ve kölelik, İslâm adına müslüman olmayan toplumlarla yapılan savaşların ortaya çıkardığı bir kurum olup, bugün için kendiliğinden ortadan kalkmış bulunmaktadır.
Bir erkek cariyesinin milk-i yemine sahip olduğu için aynı zamanda onun mülki mutasına da sahiptir. Herhangi bir nikâh ve merasim yapmadan câriyesiyle cinsel ilişkide bulunabilir. Bu cariyenin kendisinin mahreme olması ve başkasıyla evli olmaması gerekir.
Evli olan câriye ile cinsel ilişki de bulunamaz. Sahibi ona el süremez, haramdır.
Sahibinin mahreme olan (yani kendisiyle evlenilmesi haram olan bir kadın du¬rumunda bulunan) cariyelerle sahibi cinsel ilişkide bulunamaz.
Babasının cinsel ilişkide bulunduğu câriye babanın ölümünden sonra oğluna miras kalsa, oğlu o câriyle ile cinsel ilişkide bulunamaz.
Cariyelerde belirli bir sayı yoktur. Bir adamın bin tane cariyesi bile olabilir. Hepsiylede cinsel ilişkide bulunması caizdir. Hür kadınlar gibi cariyelerde belirli bir sayı sınırlaması yoktur.
Aynı zamanda oğlun cinsel ilişkide bulunduğu cariyeye baba da cinsel ilişkide bulunamaz.
Sahiplerinin cinsel ilişkilerinden doğan çocukların nesepleri sahihtir.
Cariyeler asla fahişe değillerdir. Onun için bir ev halkı onu kullanamaz. Sahibi kimse o kullanabilir.
Kadınlar, sahip oldukları köleleriyle nikahsız olarak cinsel İlişkide bulunamazlar. Haramdır.
Köle ve Cariye âzât etmek: İslâm dini köle âzât etmeye çok önem vermiştir. Hatta bazı günahların dünyevî cezasını köle âzât etmek olarak beyan etmiştir.
1- Özürsüz olarak orucunu bozanlar, ya altmış gün keffâret orucu tutarlar ve eğer oruç tutmaya sihhatları el verişli değilse köle âzât etmek…
2- Yemin kefaretinde on fakiri giydirmek veya doyurmak veya bir köleyi âzât etmek gerekir.
3- Zihâr yapanların keffâreti için öngörülen cezalardan biri de köle âzât et¬mektir. İslâm fıkhında buna benzer cezalar vardır.
Hadis-i şerifler:
Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri
buyurdular:
-“Kim Müslüman bir köleyi âzât ederse, Allahü Teâlâ hazretleri o kölenin her uzvuna (organına) karşılık o kimsenin her bir uzvunu cehennem ateşinden âzât eder. Hatta fercine (mahrem yerine) varıncaya kadar.” Sahihi Buhâri: 6221,
-“Kim bir mü’min köleyi âzât ederse; o köle kendisi için cehennem ateşinden kurtuluştur.” Ebû Davud: 3453.
Ebû Zerr Gifârı (r.a.) hazretlerinden rivâye olundu:
-“Ben Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine sordum:
-“Ya Resûlellah (s.a.v.)! Hangi amel daha faziletlidir?” Buyurdular:
-“Allah’a iman ve Allah yolunda cihâd etmek!” Yine sordum:
-“Hangi köleyi âzât etmek daha faziletlidir?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bu¬yurdular:
-“Sahibinin yanında en hoş ve pahaca en değerli ve kıymetli olan köleyi âzât etmektir!” Sahihi Müslim: 119,
Ebû Zer Gifâr (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu: Buyurdular:
-“Benimle Müslüman kardeşlerimden birinin arasında söz geçti. Onun annesi acem bir câriye idi. Ben de onu annesinin durumuyla ayıpladım ve incittim. O da gidip beni Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine şikâyet etti. Ben Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle karşılaştım. Efendimiz {s.a.v.) hazretleri bana:
-“Ey Ebâ Zerr! Gerçekten sen kendisinde câhiliyet eseri bulunan bir kişisin!” buyurdu. Ben de:
-“Yâ Resûlellah (s.a.v.) birine küfredecek olan kişi. onun anne ve babasına söver (bende öyle ettim)” dedim. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bana:
-“Ey Ebâ Zerrl Gerçekten sen kendisinde câhiliyet eseri bulunan bir kişisini Muhakkak ki onlar (köle ve cariyeler) sizin kardeşlerinizdir. Allâhü Teâlâ Hazretleri onları sizin ellerinizin (hükmünüzün ve idarenizin) altına koydu. Kimin tasarrufunun altında bir kardeşi (köle ve câriye) varsa;
Yediğinden ona yedirsin.
Giydiğinden ona giydirsin.
Onlara hakkından gelemeyeceği yükü yüklemesin.
Yapamayacakları işi vermesin,
Şayet ağır iş vermişseniz onlara yardım edin!” Sahihi Müslim: 31139,
İşte görüldüğü gibi köle ve cariyelik Islâmın getirdiği bir şey değildir. İslâm köle ve cariyelerin haklarını savundu. Ve onların hürriyetlerine kavuşması için teşviklerde bulundu. Köle ve cariyelere insanca davranılmasını emretti.
İslâm dünyasında Cennet-mekân Sultan İkinci Abdulhamid Han Hazretlerinin emriyle bütün sarayda ve âlimlerin ittifakı ile bütün İslâm âleminde kölelik ve cariyeliğe son verildi.
Günümüzde câriye: Günümüzde hukukî olarak cariyelik kalktı. Fakat gayri meşru olarak yine de Amerika, Suudi Arabistan ve Hindistan gibi bazı ülkelerde iki milyon kadar köle ve cariyenin olduğu sanılmaktadır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: