Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 21 Ara 2013

Köleliğin ( Cariye ) Tarihi.

Posted by Site - Yönetici Aralık 21, 2013

Köleliğin ( Cariye ) Tarihi.

Köleliğin tarihi, insanlar, ayrı ayrı topluluk oluşturdukları zamana kadar uzanır.
Adem Aleyhisselâm’dan sonra yeryüzüne dağılan çocuklarının ayrı ayrı toplulukları oluşturmasıyla kölelik başladı. Birbirleriyle iletişimleri kopan kavimler, zamanla birbirlerine düşman oldular. Birbirlerine saldırdılar. Mallarını talan ettiler. Genç ve güzel kız ve kadınlarını kaçırdılar. Çocuklarını kaçırıp hizmetlerinde kullandılar. İşte kölelik böyle başladı…

Eski Medeniyetlerde kölelik:
Mısırlılar: Eski Mısır ve Yakın Doğu’da savaş esiri kölelerle, komşu kabile veya kavimlerden kaçırılan insanlar, babalan veya başka yakınları tarafından köle diye satılan çocuklar ve borçlarına veya işledikleri bazı suçlarına karşılık köle statüsüne geçirilen insanlar büyük bir sayıya ulaşmaktadır.
Firavun, bütün İsrail oğullarını köleleştirmişti. Firavun ve onun akrabaları Yahudilerden istedikleri şahısların yakasından tutup işlerinde ücretsiz olarak çalıştırabiliyorlardı Yahudiler, kendilerine zulüm ve binbir türlü Fşkence eden Fira-vun’un yüzünü görme şerefinden! mahrumdular.
Bir Yahudi’nin Firavun’un yüzüne bakması yasaktı.
Firavun, şehirde geziye çıktığı zaman, önünde çavuşları yürür ve halka Firavun’un gelmekte olduğunu duyururdu. Çavuşların:
-“Firavun Geliyor! Firavun Geliyor!”, sesini işiten Yahudiler, kaçacak delik arıyorlardı.
Eğer orada bir duvar varsa elleriye yüzlerini kapatıp; hemen yüzüstü duvara yaşlanırlardı… Duvar bulunmazsa yüzü koyun yere yatmak mecburiyetindeydi-ler. Kız ve kadınlarına her türlü kötülüğü reva görüyordu. Onlara birer câriye gözüyle bakıyordu. Firavun bir kişi, bir kabileyi değil, bir milleti esir ve köle etmişti. Firavunlar, hükümdarlar, kâhinler vâ eşraf, kölelerin üzerinde tam bir hakka sahiptiler, dilediklerini öldürüyor ve dilediğini yaşatıyordu.

Hint: Hindistanda köleler, insan olarak kabul edilmiyordu. Onların kanunda; “Köle ancak Brahmanlara hizmet etmek için yaratılmıştır,” deniliyordu.Efendisine söven bir kölenin dili kökünden kesilir. En küçük suçlardan dolayı köleler öldürülürdü.

Iran: İran’da kölenin yaşama hakkı yoktu, ikinci kere bir hata işlediği zaman sahibi onu kendi eliyle öldürürdü.

Çin: Cinde, bir kişinin kendi öz kızına bile isim verilmezken, kadın kölelerin cariyelerin halini siz düşünün! Orada kölelerin hiçbir hak ve hukuku yoktu.

Yunanlılar: Yunanıların yanında bir köle ile ahırdaki hayvanın hiçbir farkı yoktu. Köle iş gördüğü ve cariyeler, kendilerini eğlendirdikleri nisbette yeme ve içme haklan vardı. Bunun dışında kölenin yaşama hakkı yoktu. Hatta Yunanlı filozoflar bile bu işte kendi kavimlerinden daha ileri derecedeydi, insanların hürriyeti üzerine pek kafa yormazlardı.

Romalılar: Roma hukukunda, lus Gentlum’a göre kölelerin hiçbir değeri yoktu. Başlangıçta âzâd edilmeleri de yasaklanmıştı. Sonraları köle azadına imkân sağlanmıştır. Eski Yunan ve Roma’da köleliğin başlıca kaynaklarını savaş esirleri ile korsanlık vb. yollarla kaçırılan veya yabancı (barbar) ülkelerden getirtilen insanlar ve kölelerden doğmuş olan çocuklar oluşturuyordu. Önceleri, borçlunun borcuna karşılık alacaklısına köle olma kuralı ve terkedilmiş çocukları büyütüp yetiştirenlerin elinde köle sayılması uygulaması söz konusu iken, bu tali kaynak sonradan yasaklanmıştır. Bu dönemde kölelerin hayat şartlarının son derece elverişsiz olduğu ve bu durumun zaman zaman büyük sosyal patlamalara sebep olduğu bilinmektedir. Roma hukukunda belirli bir dönemde kölelerin evlenme hakkı yoktu. Ancak köle ve cariyelerin kendi aralarında cinsel hayat yaşamalarına ses çıkarılmıyordu.

Eski Fransa: Fransızlar, köleleri insan kabul etmezlerdi. Hür bir insan bir cariyeyi nikah ile alıp onunla evlenseydi, o kişi de hemen köle olurdu.

Yahudiler: Kendileri asırlarca Firavun’a köle olan Yahudiler. Musa Aleyhisselâm’ın getirmiş olduğu dini ve o dindeki köleler ile ilgili ilâhî emir ve yasaklan zamanla kendilerinin lehine bozdular. Musa Aleyhisselâm’ın dinini tahrif ederken, kölelerin hak ve hukuklarını da ortadan kaldırdılar. Bu gün elimizde bulunan Tevrat, köleler ile ilgili olarak şu hükümleri içerir:
1 – Kişinin borcuna karşılık kendisini köle olarak satması (Levililer, 35:39),
2- Alacaklıların, mal bırakmadan ölen borçlunun çocuklarını köle edinebilmesi (II. Krallar, 4:1-7),
3- Bir kimsenin kendi öz kızını satabilmesi bunlar arasında sayılabilir.
Tevrat’ta, köle azadı ile ilgili bir hüküm yer almamıştır. Ancak efendisi tarafından gözü kör edilen veya dişi kırılan yahudi olmayan kölenin hürriyetine kavuşacağından söz edilir (Çıkış, 21:26).

Hıristiyanlar: Isa Aleyhisselâm’ın getirmiş olduğu hak dini kısa bir sûre içerisinde bozan Hıristiyanlar, dinî bütün hükümleri kendi istek ve arzularına göre tahrip ettiler. Köle azadı ile ilgili olarak geçen hükümleri değiştirdiler. Onun için bu gün elimizde bulunan incil’de de köle azadından söz edilmez.
İslâm Dininde Köle: Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin bi’seti zamanında, insan insanın kurduydu. Bütün devletler bir diğerine saldırıp erkeklerini köle ve kadınları câriye olarak alıyorlardı. Arap Yarımadası’nda ve Hicaz yöresinde kölelik uygulaması vardı. Bunların büyük çoğunluğunu Afrikalı siyahiler teşkil etmekte idi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin müezzini Bilâl-ı Habeşî de bunlardan biriydi. Arabistandaki köleler ele geçirilenler tarafından satılmış ve el değiştire değiştire Mekke’ye kadar getirilmiş esirler veya kıtlıklar yüzünden aileleri tarafından satılmış çocuklardı. Arap Yanmadası’na başka beldelerden getirilen köleler de vardı. Meselâ; Ikrime b. Ebî Cehl’in kölesi ile Ezrak b. Ukbe es-Sekafı ve Suheyb-i Rûmî Rum menşeli kölelerdi. Ancak Suheyb, kendisinin aslen arap olduğunu ve bir savaş sonucu Rumlara esir düştüğünü söylemiştir. Selmân-ı Fârisî Iran’lı idi. Kaçırılarak Yahudilere satılmış, müslüman olmak için Bursa şehrinden Medine’ye kadar gelmişti. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, hürriyetine kavuşması için Selmân’a (r.a) para yardımında bulunmuştur. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin sonraları âzât edip, evlatlık edindiği Zeyd b. Harise (r.a) ise Arap kölelerden idi (tbn Hişam, es-Sîre, Mısır 1375, I, 214-222; Taberî, Tarihu’1-Ümem ve’1-MüIük, Kahire, 1939, I, 227; Belazürı, Ensabu’l Eşraf. Nşr. Muhammed Hamidullah, Kahire 1959,1, 357-367).
Görüldüğü gibi, İslâm yedinci Miladî yüzyıl başlarında köleliği topluma yerleşmiş ve o çağda var olan güçlü devletlerde tabii kabul edilmiş bir halde buldu. Köleliği tek yanlı ve kesin bir kararla kaldırma yoluna gitmedi. Çünkü böyle bir şey Müslümanlara büyük zarar verirdi. Düşmanlar, senin kadın ve kızlarını esir ettiklerinde câriye olarak kullansınlar. Senin çocukları götürüp pazarlarda satsınlar; sende onların esirlerini kendilerine geri teslim et, bu davranış Müslümanların arasında büyük fitnelere yol açardı. O dönemin insanları İslâm’dan soğurdu. Gerçi bu durum bazen olmuştur. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, cömertliğiyle meşhur olan Hatem-i Tay’in kızını ve onun bütün kabilesini birden azat etti. Bunun misâlleri çoktur. Fırsat ve imkanı doğduğu zaman savaş esirlerinin serbest bırakılması olmuştur.
tslâmiyette köle edinme yolu: islâmiyet, köleliğin kaynağını yalnız savaş hâline bağladı. Savaş sonrasında esirler için uygulana gelen bazı alternatifler vardır.
Birincisi: Esirlerin öldürülmesidir. Bu, vicdanları rahatsız ettiği gibi, galip tarafın intikam duygularını kamçılamaktan başka bir yarar sağlamaz. İslâm tarihinde bu uygulanmamıştır.
İkinci yol, savaş esirlerinin kurtuluş akçesi (fidye-i necat) vermesi. Bedir esirlerine böyle davran ılmıştır.
Üçüncüsü: Eğitim ve bilgilerinin aktarılmasıyla serbest bırakılmaları. Bedir e-sirlerinden okuma ve yazma bilenlerin, on Müslüman çocuğa okuma ve yazma Öğretme karşılığında serbest bırakılması gibi…
Dördüncüsü: Esir değişimi yoluyla serbest bırakılmasıdır. Fakat, yenilen tarafın kurtuluş akçesi verememesi veya değişim için elinde esir bulunmaması yahut düşman tarafını yeniden güçlendirmemek için galib ülkenin yukarıdaki alternatifi kabul etmemesi hâlinde bir tıkanıklık doğmaktadır. Esirlerin karşılıksız af ilan ederek salıverilmesi ise, onları ele geçirmek için canını ortaya koyan İslâm savaşçılarının hakkına tecavüz sayıldığından pek az başvurulan bir alternatif olmuştur.
Beşincisi: Esirlerin meccânen salıverilmesidir. Meccânen salıvermek (menn). İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre, düşman esirlerinin meccânen salıverilmesi caiz değildir. Çünkü bu, düşmanın güçlenmesine yol açacağı gibi, hayatını ortaya koyarak bunları esir eden mücahitlerin haklarına da bir çeşit tecavüz sayılır. İmam Şâfıi ise, meccânen salıvermeyi caiz görür. O, Hz. Peygamber’in, Yemame halkının büyüğü Sümâme b. Osal’i meccânen salıvermesini delil getirir (Ömer Nasuhi Bilmen, Istilâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, III, 402).
Altıncısı: Esirleri köle statüsüne sokmaktır. Bu duruma göre. savaş esirlerinin karşılıklı veya karşılıksız serbest bırakılması mümkün olmayan durumlarda geriye iki yoldan birisi kalır.
a) Öldürülmek
b) Köle olarak yaşamını sürdürmek.
Bu duruma göre, kölelik, öldürülmenin alternatifi olarak ortaya çıkmaktadır. Savaşçıların genellikle genç yaşta bulundukları dikkate alınırsa, yenilgi yüzünden hürriyetini kaybeden kimsenin önünde uzun bir ömrü vardır ve hürriyetini elde etmesi ümidi Devamlı olarak vardır. Ölüm hâlinde ise artık diğer bütün alternatifler ortadan kalkmış olur. İşte köleliğin yasaklandığı günümüzde, bir savaş sonrası uygulamada, esirlerin serbest bırakılmadığı durumlarda, onların tek tek veya toplama kamplarında topluca öldürülmeleri olayı ile karşılaşılmaktadır. İşte bu nedenle İslâm, köleliği tam olarak kaldırmamış ve gerektiğinde başvurulmak üzere kapıyı aralık tutmuştur… Ancak bununla birlikte savaş esirlerinin mutlaka köle edinilmesi diye kaideyi külliye yoktur.
Diğer yandan köleliğin tek yanlı bir kararla kaldırılması İslâm toplumlarının aleyhine bir sonuç da verebilir. Çünkü gayri müslim toplumlar, savaş sonrası müslüman esirleri Devamlı olarak köle (eştirirken, İslâm toplumlarına bu imkânın verilmemesi ve esirleri serbest bırakması onun zayıflaması sonucunu doğurur.
İşte İslâm yukarıda birkaçına temas edilen sebeplerle köleliği kaldırmamış, fakat getirmiş olduğu çeşitli tedbirlerle kaynağını yalnız savaş esirlerine münhasır kılmış diğer kaynaklara izin vermemiştir. İslâm’da bir kişinin kendi çocuğunu veya hür bir insanı köle diye satması haramdır. Bir kişinin bir kabileye saldırıp onların kız ve kadınlarını câriye olarak alma hakkı yoktur. Bu haram-dır ve hakka tecâvüzdür.
İslâm hukukuna göre köle ve câriye olması için: mutlaka gayri müslimlerle bir savaş sonucunda Müslümanların galip gelmeleri sonucu esir alınmış olan kişiler ve bu kişilerin köle ve câriye halinde iken doğan çocuklarıdır.
Yani kölelik Islâmın getirdiği bir sistem değildir. İslâm köleliği ıslâh etmiştir. Kölelere haklar verdi.
Köle ve cariyeler beş kısma ayrılırlar: Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tarih, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: