Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Olmaz hacı Efendi olmaz. O senin gördüğün rüyayı ben de gördüm..

Posted by Site - Yönetici Aralık 4, 2013

Olmaz hacı Efendi olmaz. O senin gördüğün rüyayı ben de gördüm..

Olmaz hacı Efendi olmaz. O senin gördüğün rüyayı ben de gördüm..

Küfür ve Büyük Günahlar

İbn-i Abbâs (r.a.)’dan rivayet olundu. Buyurdular:
“Altı şey helak edicidir. Onların tevbeleri yoktur.

O helak edici günahlar;
1 – Yetimin malını yemek,
2- Namuslu kadına iftira etmek,
3- Harpten kaçmak,
4- Sihir ve büyü yapmak,
5- Allah’a şirk koşmak,
6- Peygamber öldürmek.

Ne mutlu! İçinde yetim bulunan eve! Yazıklar olsun! İçinde yetim bulunan eve!” Buyurdular.

Yani içinde bulunan yetimin hak ve hukukuna riâyet etmeyen ve yetimin kıymetini bilmeyenlere yazıklar olsun! Onlar için cehennemin veyl deresi vardır.
Yetimin hakkına riâyet edip, yetimin kıymetini bildikleri zaman da onlara ne mutlu! Onlar için cennetin tubâ ağaçları vardır!

Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri yetimleri bizzat himaye ediyordu:
Bir bayram sabahı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, çocukların neşeli neşeli oynadıklarını gördü. Çocukların neşeli olmaları Peygamber Efendimizi sevindirdi. Onlara sevgi ile baktı. İçlerinde birinin elbiseleri yırtık, boynu bükük, gözleri yaşlı idi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, çocuğa yaklaştı:
Niçin ağlıyorsun? Neden arkadaşların gibi sen de gülüp oynamıyorsun?
Çocuk kendisiyle konuşan zâtın Peygamber Efendimiz olduğunu bilmiyordu:
-Efendim! Babam Resûlüllah’ın ilan ettiği gazvesinde vefat etti. Annem de bir başkasıyla evlendi. Ben de evde tek başıma yapayalnız kaldım. Ne yiyeceğim var, ne içeceğim ve ne de giyeceğim. Bu arkadaşlarım biraz sonra sevinçle evlerine gidecekler. Büyük bir sevinç ile anne ve babalarının boyunlarına sarılacaklar. Hepsinin sıcak birer yuvaları var. Arkadaşlarım “Anne-baba” dedikçe benim içim kan ağlıyor.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, mübarek elleriyle çocuğun göz yaşlarını sildi. Şefkat ile çocuğun ellerinden tuttu. Kucağına aldı. Bağrına bastı:
-İster misin. Ben senin baban olayım, Âişe annen. Ali amcan, Fatıma ablan. Hasan ve Hüseyin kardeşlerin, olsun, dedi.
Bunun üzerine çocuk kendisiyle ilgilenen kişinin Peygamber Efendimiz (s.a.v.) olduğunu anladı. Çığlık atarak:
Niçin razı olmayayım yâ Rasûlellah, dedi.
Peygamber Efendimiz {s.a.v.) Hazretleri o yetim ve kimsesiz çocuğu mübarek sırtlarına alarak evine götürdü.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri o yetim ve kimsesiz çocuğu evlâd edindi. Başını yıkadı. Elbisesini değiştirip güzel elbiseler giydirdi. Karnını doyurdu. Çocuk gülerek, sevinerek, arkadaşlarının yanına gitti.
Arkadaşları başına üşüştüler. Hayretle sordular:
Ne oldu sana, az önce ağlıyordun; şimdi gülüyor ve seviniyorsun?
Çocuk:
Biraz önce açtım, şimdi karnım doydu. Elbiselerim eskiydi, şimdi ise yeni oldu. Az önce kimsesiz bir yetim idim; ama şimdi Rasûlüllah babam, hazreti Aişe annem. Hasan ve Hüseyin karşdeşlerim, Hazreti Ali amcam ve Hazreti Fatıma da ablam oldu. Ben sevinmeyeyim de kim sevinsin? dedi.
Bunun üzerine orada bulunan bütün çocuklar “Ne olaydı, bizim babalarımız da Allah yolunda şehid olsaydı da biz de bu büyük şerefe erseydik” diye temenni de bulundular.

Bu güzel hikâye yetimin değerini çok güzel beyan etmektedir:

Bir bayram arefesinde, dul bir kadın yanında babadan yetim kalmış çocuğu ile zengin bir Hacı İbrahim’in dükkanına girer:
-“Bildiğiniz gibi bu çocuğun babası savaşta şehid düştü. Yarın da bayram. Evde yiyeceğimiz olmadığı gibi çocuğun giyeceği de yok. Allah rızâsı için biraz yardım...” diye utana sıkıla dilenir.
Hacı Efendi fakir kadına yardım etmediği gibi hiddetli bir sesle:
-“Bıktım sizden… Sizin için mi çalışıyorum. Defol surdan.” diye kadını azarlar. Hacının bu çıkışı üzerine kadının gözleri dolar. Ağlayarak dükkandan çıkar.
Hacının karşısında aynı mağazadan bir dükkanın sahibi olan Abraham isimli yahudi, o fakirin ızdırabını anladı. Kadının ve çocuğunun ağlamalarına dayanamadı. Gönlü buz gibi eridi, inceldi. İnsanî duygularla kadına yaklaştı:
-“Nedir hanım, hacı efendi niçin bağırdı?” diye sordu. İmanlı ve şuurlu fakir kadın, Yahudiye hacıyı şikâyet etmek yerine:
-“O benim büyüğümdür. Döver de, kovar da, sana ne oluyor?” diye cevap verdi.
Bir bayram arefesinde bir annenin ve çocuğunun yokluktan ağlayışına dayanamayan yahudi Abraham yine ısrar etti:
-“Bacım ben de insanım, rahmetli kocanı tanırdım. İyi bir insandı. Bana çok faydaları dokunmuştu. Dükkanıma gel istediğini al. Benden aldıklarını sadaka değil rahmetli kocanın bana olan iyiliklerinin yerine kabul et” gibisinden sözler ederek kadını ve yetim çocuğu dükkanına gelmeye ikna etti.
Yahudi Abraham dul kadına ve yetim çocuğuna en güzel ve en pahalı bayramlıklar verdi. Kadının çocuğunu giydirdi, kuşandırdı. Az önce Hacı Efendinin dükkanında üzülen ve dünya başına dar gelen fakir kadın ve yetim çocuğunun içine yaşama sevinci girdi. Yüzlerine pembe pembe güller açıldı. Yahudi Abraham’ın dükkanından çıkarken kadın candan ve gönülden dua etti:
-“Allah sana iman nasip etsin. Sen bizi bu dar günümüzde ve mübarek bayram arefesinde giydirdiğin gibi Cenab-ı Allah da sana cennette köşkler versin, sana cennet elbiselerini giydirsin.”Masum çocuk da annesinin duasına “Âmin” dedi. Dul ve yetimi dükkanında kovan Hacı İbrahim efendi, o gece bir rüya gördü. Rüyasında kıyamet kopmuş ve kendisi cennete girmişti. Cennette gezerken gayet güzel, gözleri kamaştıran bir köşk gördü. Baktı ki köşkün kapısında kendisinin ismi yazılı idi. “Demek ki burası bana ait” diyerek köşkün kapısından içeri girmek istedi. Fakat kapıda bekçi melekler:
-“Giremezsin” dediler.
-“Bu köşk benim değil mi?”
-“Düne kadar senindi ama, maalesef dün senden alınıp başkasına devredildi….”
Hacı neye uğradığını anlayamadı. O telaş ve heyecan içerisinde uyandı. “Dün çocuklara iyilik etmemekle hata ettim” diye düşündü. Sabah olunca doğru Yahudi Abraham efendinin dükkanına gitti.
-“Abraham efendi dünkü, dul kadın ve yetim çocuğa kaç altın değerinde elbise verdin?” diye sordu.Yahudi:
-“On altın değerinde” -“Al sana onun iki katı” -“Hayır olmaz” -“On katını vereyim.” -“Olmaz.
-“Yüz katını vereyim, iki yüz katını vereyim. Sen altın ve gümüşü seven bir kişisin iste bin katını vereyim….”
Abraham Efendi tebessüm eder:
-“Olmaz hacı Efendi olmaz. O köşk yüz altın bin altın ile satın alınmaz. O senin gördüğün rüyayı ben de gördüm... Cennete girebilmek için işte müslüman oluyorum:
Eşhedü en iâ ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûluh” (Şehâdet ederim ki. Allahü Teâlâ’dan başka ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed {s.a.v.) onun kulu ve Resulüdür.)
Sen Cenab-ı Allah’ın rızasını kazanmak ve Cennete girip ebedî saadete kavuşmak istiyorsan eskiden olduğu gibi ihlas ile Allah’a ibâdet et ve kapına gelen fakir, dul ve yetimleri azarlama, boş çevirme, insanlara iyilik yapmaya baki” dedi.

Kaynak : Ramazan-ı Şerif ve Oruç s. 34-37, Ömer Faruk Hilmi.
İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/452-454.

2 Yanıt to “Olmaz hacı Efendi olmaz. O senin gördüğün rüyayı ben de gördüm..”

  1. sonsuzluk said

    Çok güzel hocam ibretlik bir hikaye.Allah razı olsun …

    Amin amin. Allah cumlemizden razi olsun.

    Beğen

  2. bilal said

    bizlere doğruları duyup yapmamıza vesile olan kullarından rabbim razı olsun. rabbim iki cihanda yüzünü güldürsün…amin.

    Site Yøneticisi : Allah sizlerden razi olsun.Bu guzel dualariniz icin tesekkur ederiz.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: