Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Kasım 2013

NİÇİN NAMAZ KILMASSIN BE MÜSLÜMAN

Posted by Site - Yönetici Kasım 20, 2013

mevlana

NİÇİN NAMAZ KILMASSIN BE MÜSLÜMAN

Sözlerime şu anlamlı ama çook şiddetli Hadis-i Şerif’le başlamak istiyorum.
NAMAZ DİNİN DİREĞİDİR.KİM ONU KILARSA DİNİNİN DİREĞİNİ DİKMİŞ OLUR.KİMDE KILMAZSA DİNİNİN DİREĞİNİ YIMIŞ OLUR.
Hiç şüphe yokki “Ben Elhamdülillah müslümanım” diyen kimsenin bu Hadis-i Şerif’ten kendisine bir ders çıkarması gerekir. Çünkü hadisi şerif gayet açık ve net.Herkez dininin direğinin kırıldığını kendince bir 30 saniye düşünebilirmi.
Gerçekten çoook şiddetli ve korkutucu öyle değil mi?Din direğinin kırılması.Resullullah’a(s.a.s) layık bir ümmet olamamak.Hatta ve hatta haz.ALLAH’a layık bir KUL olamamak…Gerçekten çok korkutucu.
Bir allah dostu şöyle söylüyor:
Eğer sizde MUHABBETULLAH (ALLAH’a karşı olan sevgi) varsa Resülullaha ittiba(uymak) edilecek.” Peki Allah’ın Resülünün keyf için namaz kılmadığı görülmüş mü?

Şimdi bu ayete bir bakalım.Resülullah’a acaba gerçekten ittiba ediyor muyuz? Hiç kaçırmaksızın bütün namazlarımızı kılıyor muyuz? Lütfen kimse gerçekten “Ben Allah’ı seviyorum
Allah Resül’unu örnek göstermiş ve ona benzemelisiniz demiş.Peki biz kime benzemeye çalışıyoruz acaba.Yoksa bir film yıldızına mı?Yoksa bir podyum mankenine mi?Acaba biz böyle olursak ALLAH bizi sever mi?

Bir örnek verip namaz kılmayınca lisan-ı halimizce(beden dili) ne demek istiyormuşuz onu anlayalım.Düşününki siz bir taburda askersiniz.Komutan sizi yanına çağrıyor. Size diyor ki “Yüz tane şınav çek”. SizSanane be adam ben seni takmıyorum ki” diyebilir misiniz? Derseniz tokadı yersiniz herhalde.
Peki ufak fani bir komutana bile bunları diyemiyorken Komutanlar Komutanı Cenab-ı Hak seni günde 5 defa ”Allahü Ekber Allahü Ekber” diye çağrıyor.Peki sen gitmeyerek lisan-ı halinle ne diyorsun.”Sen kimsin. Ben seni Takmıyorum.GELMİYORUUUM “ diyorsun.O zaman tokata müstahak olmaz mıyız?
Acaba namazı kılmamanın sebebi karşılık göremeyeceğini düşünmen mi? Hani haz.ALLAH SONSUZ MERHAMETKAR SONSUZ İSTENİLENLERİ VERENDİ?HANİ haz.ALLAH CENNET GİBİ BİR BAHÇE VERECEKTİ YOKSA İNANMIYOR MUSUN? Sen haz.Allah’ı mı sınıyorsun.
Bir allah dostu şöyle bir örnek veriyor namaz hakkında:
Allah günde bize 24 altın veriyor. Sadece bir şartla hergün 1 altınını ona geri iade etmen koşuluyla.Bu hikayeyi hakikate çevirelim.O 24 altın hergün verilen 24 saat ömür müddetidir.O geri verilen 1 saat ise namazdır.Evet 5 vakit namaz artı abdest günde en fazla 1 saate tekabül eder .
Bence herkez neden namaz kılmadığını tekrar gözden geçirmeli…
Söyleyeceklerim bu kadar yazıma Üstad Necip Fazıl’ın şu mısralarıyla son vermek istiyorum:
“Kimsecikler okşamaz beni madem,
Sen öp alnımdan, sen öp beni SECCADEM.

Bu Güzel Yazı İçin Şerife Şevval Kardelen Hocamızdan Allah razı Olsun.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

Asker Uğurlama Duası‏

Posted by Site - Yönetici Kasım 19, 2013

duaasker-ugurlama-duasi%e2%80%8fmamin-ne-demektir-2

Asker Uğurlama Duası‏

اَ لْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ لْعأَ لَمِينَ
و لصَّلأ ةُ و ا لسَّلأمُ علىَ رَ سؤُ لِنأَ مُحَمَّدِ وَ عَلَى األٍهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِىنَ

Ya Rabbel alemin!
Ya Rabbi! Bizler genç kardeşlerimizi vatani göreve uğurlamak üzere toplanmış bulunuyoruz,Türk gençliği vatan sevgisinin imandan olduğunu bilir,hudutlarda nöbet tutmanın nafile ibadetten faziletli olduğu şuuru ile ,bu görevi ifa eder .bu güzel duygu ve düşüncelerle onları askere uğurluyoruz.Gençliğimizin ruh yapısında:’’bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,Toprak eğer uğrunda ölen varsa VATAN dır.’’beytinin derin anlamı vardır.
Ya Rabbi! Bu heyecan,iman ve vatan sevgisi içinde görevlerini yapmalarını onlara nasib eyle,onlara güç, kuvvet, sabır ve sağlık vererek vatanı güzel koruma azmini nasib eyle.
Vücutlarına sıhhat ve afiyet, kalplerine sarsılmaz bir iman,ihsan eyle
Bu gençlerimizi ve cümlemizi, her türlü görünür görünmez kaza ve belalardan felaketlerden afetlerden ,Merhametinle muhafaza et Ya Rabbi!
Kahraman ordumuzu havada karada ve denizde daima Mansur ve muzaffer eyle Ya Rabbi!
Din ve Vatan uğruna ciğerpare evladını feda eden,’’Ölürsen şehid, kalırsan gazi;haydi yolun açık olsun’’diyerek uğurlayan anne-babaları ve uzaktan ve yakından bu merasime katılan bu cemaati iki cihanda aziz eyle Ya Rabbi!
Ya Rabbi! Dinimize ,devletimize milletimize, kötülük etmek isteyenlere fırsat verme, Vatanımızı ve milletimizi ve mukaddes değerlerimizi,gençliğimizin güç ve kuvvetleri ile her türlü tehlikelerden koru Ya Rabbi!

سُبْحأنَ رَبِّكَ رَبِّل عِزَّتِ عَمّأَ يَصِفُؤنَوَ سَلأَمٌ عَلَلْ مُرْسَلِىنَ
وَلْحَمْدُ لِللأهِ رَبِّلْ عَألَمِىنَ

Bu Güzel Yazı İçin Şerife Şevval Kardelen Hocamızdan Allah razı Olsun.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Dar-ül Harbde……

Posted by Site - Yönetici Kasım 18, 2013

Dar-ül Harb

Dâr-ül Harbde……

Dâr-ül-harbde, Kâfirlerin Mal, Can ve Irzlarına Saldırmak Harâmdır.

Kâfir Kadınların Başlarına, Kollarına, Bacaklarına Bakmak Harâmdır.

Kâfirin Malını Almak, Kalbini Kırmak, Müslüman’ın Malını Almaktan Daha Büyük Günâhtır.

Kâfirlerin Haklarına Dokunmamak, Kimseyi Dolandırmamak, Müslümanlık İcâbıdır.

Kâfirlerden de Gasp, Hırsızlık Gibi Gâyrîmeşrû Yol ile Alınan Şey, Mülk-i Hâbistir, Kullanılması Harâmdır, Sahibi Bulunmazsa, Fakirlere Sadaka Olarak Vermek Lâzımdır.

Hayvan Hakkı, İnsan Hakkından, Kâfirin Hakkı da Hayvan Hakkından Daha Büyük Günâhtır.

Başkasının Malını Ondan İzinsiz Alıp, Kullanıp, Zarar Yapmadan Yerine Bırakmak da Harâmdır.

[Kaynak : Hâdika]

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Büyüklerimiz yüzüklerine ne yazdırırlardı? – Yüzük Takmak Caizmidir ?

Posted by Site - Yönetici Kasım 18, 2013

1peygamberimizin-s-a-v-bir-duasi-efendimizin-s-a-v-aglamasi

Büyüklerimiz yüzüklerine ne yazdırırlardı? –  Yüzük Takmak Caizmidir ? 

Resulullah efendimiz gümüş yüzük kullanır ve yüzüğünü sağ eline takardı. Sol eline de taktığı görülmüştür. Sağ ele de, sol ele de takmak caizdir. Küçük parmağa veya yanındaki parmağa takılır. Üzerinde yazı bulunan yüzüğü, helaya girerken, sol elden sağ ele geçirmek iyi olur.

Numan bin Beşirin parmağındaki altın yüzüğü gören Resulullah efendimiz, (Cennete girmeden önce, niçin cennet ziynetini kullandın?) buyurdu. Demir yüzük kullanmaya başladı. Bunu görünce, (Niçin Cehennem eşyası taşıyorsun?) buyurdu. Bunu da çıkardı. Bronz yüzük taktı. Bunu görünce, (Niçin sende put kokusu duyuyorum?) buyurdu. Nasıl yüzük kullanayım, ya Resulallah dedi. (Gümüş yüzük takabilirsin. Ağırlığı da bir miskali [4.8 gramı] geçmesin ve sağ eline tak!) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)

Necrandan biri, elinde altın yüzükle Resulullahın huzuruna geldi. Peygamber efendimiz, ondan yüz çevirip buyurdu ki:
(Niçin elinde bir ateş parçası ile geldin?) [Nesai]

Gümüş yüzük erkeklere de caizdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Altın müşriklerin, gümüş, müslümanların süsüdür.) [Ramuz]

Erkeğin altın yüzük takması dört mezhepte de caiz değildir. (Mevahib-i Ledünniyye)

Büyüklerimiz yüzüklerine ne yazdırırlardı?

Peygamber efendimizin yüzüğünde, (Muhammedün Resulullah) yazılı idi. Muhammed aleyhisselam Allahü teâlânın peygamberi demektir.

Hazret-i Süleyman’ın yüzüğünde, (La ilahe illallah, Muhammedün resulullah) yazılı idi. Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed aleyhisselam Onun Resulü demektir.

Hazret-i Ebu Bekirinkinde, (Ni’mel kâdir Allah) yazılı idi. Her şeye gücü yeten Allah ne güzel, ne büyük kudret sahibi demektir.

Hazret-i Ömerinkinde, (Kefâ bil-mevt vaizan) yazılı idi. Vaiz olarak, nasihatçi olarak ölüm kâfi demektir. Ölümü günde yirmi kere hatırlayanın şehid olarak öleceği hadis-i şerifle bildirilmiştir.

Hazret-i Osmanınkinde, (Le-nasbirenne) yazılı idi. Elbette sabredeceğiz demektir. Sözünde durdu ve sabrederek şehid oldu.

Hazret-i Alininkinde, (El-mülkü lillah) yazılı idi. Mülk Allah’ın demektir.

Hazret-i Hasanınkinde, (El-izzetü lillah) yazılı idi. İzzet, şan ve şeref Allahü teâlâya mahsus demektir.

İbni Ömerinkinde, (Abedallah lillah) yazılı idi. Allah rızası için, Allah’a ibadet eden demektir.

Hazret-i Muaviyeninkinde, (Rabbigfir-li) yazılı idi. Ya Rabbi beni mağfiret eyle demektir. Oğlununkinde ise, (Rabbünallah) yazılı idi. Rabbimiz Allah demektir.

İmam-ı Ali Rızanınkinde, (Hasbiyallah) yazılı idi. Allahü teâlâ bana kâfi gelir demektir.

Kadı İbni Ebi Leylâ’nınkinde, (Ed-dünya garurün) yazılı idi. Dünya aldatıcıdır, güvenilmez demektir.

İmam-ı a’zam Ebu Hanifeninkinde, (Kul-il-hayr ve illâ fesküt) yazılı idi. Hayır konuş, hayır konuşmayacaksan sus demektir.

İmam-ı Ebu Yusufunkinde, (Men amile bi-re’yihi nedime) yazılı idi. Danışmadan, kendi görüşü ile hareket eden pişman olur demektir. İstişareye, ehline sormaya önem verilmesini bildirmektedir.

İmam-ı Muhammedinkinde, (Men sabere zafire) yazılı idi. Sabreden zafere kavuşur, sabreden muradına erer, arzusuna kavuşur demektir. Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde, sabredenlerle beraber olduğunu, sabredenlere mükafatlarını hesapsız vereceğini bildirmektedir.

İmam-ı Şafiininkinde, (El-Bereketü fil kanâ’ati) yazılı idi. Bereket kanaattedir, kanaat eden, kurtuluşa erer, zenginleşir demektir. Kanaat edene Allah kâfidir. Kanaat yenilmez ordu, bükülmez kılıçtır. Kanaat eden şükretmiş olur.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Fil Yavruları

Posted by Site - Yönetici Kasım 17, 2013

yavru-fil

Fil Yavruları

Hindistan’da yaşayan, irfan sahibi bilge bir kişi vardı. Uzak diyarlardan gelen birkaç dostunu gördü. Perişanlığı, açlığı ve yol yorgunluğu her hallerinden belli oluyordu. Bu ârif zat onlara acıdı. Başına gelebilecek tehlikeler konusunda uyarma ihtiyacı hissetti. Güzelce selâm verdikten sonra, tebessümle nasihatlerini sıraladı:
”Görüyorum son derece aç ve perişan bir haldesiniz. Kerbelâ çölünde kalmış gibisiniz. Birçok hastalıkla, dertlerle uğraşmışsınız. Sıkıntılar çekmişsiniz. Sizler benim dostlarımsınız. Tavsiyelerime uymanız bundan sonraki yolculuğunuz için çok önemli.
Karşınıza filler çıkacak. Onların çok körpe ve semiz yavruları var. Açlığınızı gidermek için, sakın fil yavrularını avlayıp lezzetli etlerinden yemeyin. Onları avlamak kolay ve çekici olabilir. Fakat, annelerinin pusuda olduğunu unutmayın. Eğer yavrusuna bir şey olursa, anne fil yavrusu için kilometrelerce yol yürür. Ağlayıp inleyerek yavrusunu arar. Bu sırada kızgınlıktan hortumundan ateş ve duman çıkarır.”
Seyahat eden dostlarına nasihat veren ârif zat, fillerin bir başka özelliğini de şöyle açıklardı.
”Yavrusuna çok düşkün olan filler, koklayarak onu hangi ağızın yediğini, hangi midede bulunduğunu tesbit eder. Anında cezasını verir” diyerek sözlerine devam etti. ”Kesinlikle hırs ve aç gözlülükle hareket etmeyin. Yiyecek arzunuz, geleceğinizi karartmasın. Bu öğütlerimi dinlerseniz,
başınız belâdan uzak olur. Kalbiniz ve ruhunuz sıkıntıya düşmez. Sonradan pişman olmamanız için ben görevimi yaparak sizi uyardım. Şimdi hepinize Allah, hayırlı yolculuklar nasip etsin. Selâmetle gidin” diyerek vedalaştı.
Bu yolcuların yolda yiyecekleri bitti. Kıtlığa düşüp dayanılmaz derecede acıktılar. Açlığın verdiği ıstırapla yol alırken, karşılarına yeni doğmuş, semiz ve iştah açan bir fil yavrusu çıktı.
İçlerinden Ebû Abdullah hariç, diğerleri aç kurtlar gibi fil yavrusunun başına üşüştüler. Ebû Abdullah, ikaz etmeye çalıştı. Ârif zatın söylediklerini hatırlattı. Fakat kimseye dinletemedi.
Fil yavrusunu kestikten sonra, güzelce kebap yapıp yediler.
Ellerini yıkayıp uzandılar. Günlerdir açlıktan sonra, karınlarını doyurmanın rehavetiyle uykuya daldılar.
Bütün ısrarlara rağmen, ârif zatın öğüdünü dinleyerek fil yavrusunun etinden yemeyen Ebû Abdullah’ı uyku tutmadı.
Açlıktan sürüyü bekleyen çoban gibi oturuyordu.
Bir zaman sonra, kızgın filin geldiğini gören Ebû Abdullah korkudan yerinden kıpırdayamadı. Yanına gelen fil, önce onun ağzını üç kere kokladı. Ecel terleri döküp titremekte olan Ebû Abdullah’ın etrafında birkaç tur attı. Onu incitmeden, uyumakta olan diğerlerinin yanına gitti.
Ağızlarını tek tek kokladı. Onların ağzından yavrusunun kokusu geliyordu. Her birini hortumuyla yukarı kaldırıp şiddetle yere vurdu. Adamları paramparça etti.

***
Bu hikâyede anne filden maksat, peygamberler ve evliyalardır.
Fil yavrularından maksat ümmet-i Muhammed’dir. Sâlih müminlerdir. Müminlere zulmetmek, rüşvet vermeye zorlamak, gıybetini yapmak enbiya ve evliyanın intikamına sebep olur.
Ey gafil insan! Fil yavrusunu kebap edip yiyen kişiler gibi sen de Allah’ın kullarının gıybetini yaparak etini yiyorsun.
Onlar yokken kötülüklerini söylüyor, günaha giriyorsun. Aklınızı başınıza alınız, ağzınızı koklayan Allah’tır. Ağzı temiz olanlardan başkası canını kurtaramaz.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Arıların hayatı

Posted by Site - Yönetici Kasım 16, 2013

arilarin-hayati

Arıların hayatı

Arılarda cemiyet hayatı çok düzenlidir. İşçi arı 6 hafta, erkek arı 6 ay, ana arı 5 yıl yaşar.
Petekler altıgen prizma şeklinde olup, en az balmumuyla en çok balı depo edebilecek şekilde imal edilir. Yapılan petekler kuvvet ve hafiflik bakımından birer harikadır. Altıgen prizma aynı zamanda dışarıdan zorlamaya karşı en dayanıklı şekildir. Petek hücreleri o kadar muntazamdır ki, 18. asırda yaşamış Fransız bilim adamı Remaur, bu hücrelerin çaplarının milletlerarası bir ölçü olarak kullanılmasını teklif etmiştir. Amerika’daki bir arı ile Türkiye’deki bir arı, aynı ölçülerde, aynı altıgen şeklinde petek yapmaktadır.

İşçi arılar, düşmanlara iğneleriyle karşı koyarlar. Her arı cemiyetinin kendilerine has kokusu vardır. Kovan nöbetçileri bu kokuyu taşımayan arıları içeri sokmazlar.

Erkek arıların görevleri ana arıyla çiftleşmektir. Sonbaharda ana arı ile yaptıkları zifaf uçuşundan sonra artık kovana yük olmaya başladıkları için, işçi arılar tarafından kovandan atılır.

Ana arı, kovanda tektir. Ortalama olarak dakikada 2, günde 2500 ve ömrü boyunca iki milyon yumurta yapabilir. Kendisinin, yumurta ve yavrularının bakımı, dadı işçi arılar tarafından sağlanır. Arı sütü ile beslenir. Kozadan çıktıktan 7 gün sonra kovanın bütün erkek arılarını peşine takarak “zifaf uçuşu” için havanın çok yükseklerine çıkar. Zayıf, yaşlı, iyi beslenememiş erkek arılar yorulup ölürler. Yorulmayan, sağlıklı bir grup erkek arı takip eder. Zifaf uçuşu bittikten sonra eski ana arının yerini almak üzere kovana döner. Eski ana arı, yeni ana arının çıkmasından bir hafta önce işçilerin yarısını alarak yeni bir yuva kurmak için kovandan ayrılır. Bu toplu halde kovandan ayrılmaya oğul verme denir. Ana arı, istediği zaman döllenmemiş yumurta da bırakabilir. Döllenmemiş yumurtalardan erkek arı, döllenmiş yumurtalardan ise dişi arı olur. Döllenmiş yumurtadan çıkan larva, arı sütü ile beslenirse, ana arı olur.
Gözle pek renkli görünmeyen çiçekler bile arılara mor ötesi ışınlarla rengârenk görünür. Arılar bu kabiliyetleri sayesinde bulut arkasındaki güneşi bile görür, kovanların ve çiçeklerin yerini hesap ederler. Yeşil ve kırmızıyı göremezler. Çünkü yeşil ve kırmızıyı görmede onlar için bir fayda yoktur. Görmemeleri iyidir. Arılar için esas mesele bal özü ile dolu çiçekleri görebilmektir. Öbürleri ile uğraşması boşa çalışmak olur. Bal özü olan çiçekler ortası sarı olarak netleşir ve arıyı doğruca nektar kaynağına çeker.

Arılar yapacakları bütün şeyleri nasıl öğrenirler? İşçiler çiçeklerin yerini keşfetmeyi, nektar emmeyi, polen toplamayı, bal petekleri yapmayı, larvalara bakmayı ve düşmanları iğnelemeyi nasıl öğrenirler? Bal arısı mühendis gibi petek yapar. Silindir yapsaydı aralarında boşluk kalırdı. Altıgen prizmalar arasında yer ziyan olmuyor. Dörtgen olsaydı hacimleri daha az olurdu. Bunu insanlar okumakla, öğrenmekle anlıyor. Öğrenmeyen kişi anlayamıyor. Arıya bunu bildiren kim?

Bütün bunları, onu yaratan ilham etmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Rabbin bal arısına, “Dağlarda, ağaçlarda ve çardaklarda kendine ev [kovan] edin. Sonra meyveler [ve çiçekler]den ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı [bal imalini öğrettiği] yollara gir” diye ilham etti. Arılar, insanlar için şifalı olan çeşitli renkte bal yapar. Bunda düşünenler için elbette büyük ibret vardır.) [Nahl 68, 69]

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Berat Kâğıdı – Cehennem’den âzâd olduğuna dâir berât kâğıdı.

Posted by Site - Yönetici Kasım 15, 2013

berat-kagidi-cehennemden-azad-olduguna-dair-berat-kagidi-berat-copy

Berat Kâğıdı –  – Cehennem’den âzâd olduğuna dâir berât kâğıdı.

Abdullah-ı Rûmî, bir sohbetinde Ebülleys-i Semerkandî’den naklen şöyle anlattı:

Bir târihte Bağdât’ta, zenginler hacca gidiyorlardı. Peygamber efendimizin aşkıyla yanan bir fakîr de, o sene hacca gitmeye niyet etti ve hac kâfilesiyle yola çıktı. Kâfile hareket etmeden önce, herkes eşi-dostu ile helâllaştı.

Şehir dışına çıkıldığında, zenginlerden biri bir fakîrin de hacca gittiğini görünce;

Bineğin yok, azığın yok. Sen hacca nasıl gideceksin? Bâri cebinde birkaç bin altının var mıdır?” diye alay etti.

Fakîr, bu zenginin alaylı sorusuna çok üzüldü ve;

Allahü teâlâ ne güzel vekîldir. Mahlûkâtın rızkını o vermektedir. Hepimiz O’nun verdiklerini yiyoruz.” diyerek, zenginin bulunduğu yerden mahzûn bir şekilde ayrıldı. Hac vazîfelerini yapana kadar da o zengine hiç görünmedi. Herkes Mekke-i mükerremeden, Medîne-i münevvereye yola çıktıkları zaman, o zengin, fakîri sağ sâlim tekrar karşısında görünce hayret etti ve;

Komşu, sen de buraya kadar gelip hac vazîfeni yapabildin mi?” diye sormaktan kendini alamadı.

Fakîr de;

Allahü teâlâya sonsuz hamdü senâlar olsun. Yüzümüzün karasına bakmayıp, bu mübârek makâmı ziyâret etmeyi nasîb etti. Geldim, Beyt-i şerîfi tavaf ettim. Sağ sâlim dönüyorum.” dedi.

Zengin;

Hacı efendi! Acabâ sana da berât verdiler mi?” diye sordu.

Fakîr; “Bu ne berâtıdır ki?” dedi.

Zengin;

Beyt-i şerîfi ziyâret edenlere, Cehennem’den âzâd olduğuna dâir berât kâğıdı verilir.” diyerek, koynundan herhangi bir kağıt çıkarıp fakîri aldattı.

Fakîr, berât kâğıdının kendisine verilmediğine çok üzüldü. Derhal geriye dönüp Harem-i şerîfe geldi. İki gözü iki çeşme hâlinde, kanlı yaşlar akıtarak çok inledi. Allahü teâlâya kırık bir gönülle duâlar etmeye, yalvarmaya başladı:

Ey âlemleri yaratan yüce Rabbim! Sen herşeye kâdirsin, ganî bir pâdişâhsın. İhsânların bütün kullarına her ân yağmaktadır. Cehennem’den âzâd olup orada incinmemeleri için kullarının bâzısına berat vermişsin. Bu fakîr kuluna berât verilmedi. Yoksa bu garîb kulun âzâd olmadı mı?” deyip bayıldı. Baygın hâlde iken, mânâ âleminden yanına bir kimse gelip;

Ey fakîr! Başını kaldır ve şu berâtını alıp arkadaşlarına yetiş!” diyerek elindekini ona verdi. O ânda fakîr kendine gelerek ayıldı. Elinde, dünyâ kâğıtlarına hiç benzemeyen, yeşil renkli nûrdan yazıları olan ve misk gibi kokan bir berât kâğıdı vardı. Kâğıdı defâlarca öpüp başına koyan fakîrin sevincinden neredeyse aklı gidecekti. Şükür secdesine kapandı. Ömründe hiç görmediği o berâtı, yüzüne ve gözüne sürdü, bağrına bastı ve koynuna sokarak arkadaşlarına yetişmek için hızlı adımlarla yürümeğe başladı. Arkadaşları, geriden fakîrin geldiğini görünce gülüşmeğe başladılar. Yanlarına soluk soluğa gelen fakîre alayla;

Cehennem’den âzâd olma berâtını alabildin mi?” diye sordular.

Fakîr de koynundan berâtını çıkararak;

İşte! Rabbimizin ihsânı olan berâtım!” diyerek, misk kokulu berâtını zengine sunuverdi. Herkes yerinde donakalmıştı. Berâtı alan zengin, nûrdan yazılarla fakîrin Cehennem’den âzâd olduğunu okuyunca, aklı başından gidip, atından düştü. Bir süre yerde baygın yatan zengini zor ayılttılar. Kendine gelen zengin, kâğıdı öpmeye, misk kokusunu koklamağa başladı. Kendi kendine de; “Vâh, vâh benim boşa geçen ömrüme! Keşke ben de bu fakîr gibi sâdık bir fakîr olsa idim. Onun kavuştuğu bu saâdete ben de kavuşsaydım. Bu fakîr, sadâkati sebebiyle bu mertebelere ulaştı. Ben ise zenginliğim sebebiyle gurûra kapıldım ve bundan mahrûm oldum. Bütün malımı versem, bu kâğıttakilerin bir noktasını alamam” diyerek âh eyledi. Gözlerinden kanlı yaşlar döktü.

Fakîr;

Hacı efendi! Berâtım sende kalsın. Sakla. Ben öldüğüm zaman kefenimin arasına koyun da kabrimde suâl meleklerine onu göstereyim.” dedi.

Hacı efendi berâtı büyük bir îtinâ ile koynuna koydu. Uzun yolculuktan sonra evlerine ulaştılar. Zengin olan hacı, berâtı sandığına koydu. Aradan günler geçti. Zengin, ticâret için başka memlekete gittiğinde, fakir vefât etti. Yıkayıp kefenlediler, fakat berâtını bulup kefenin içine koyamadılar. Fakîrin cenâzesini kabre defnettiler. Ancak birkaç ay geçtikten sonra, zengin ticâretinden döndü. Fakîri sorduğunda; “Sizlere ömür! Sen gittikten sonra vefât etti.” dediler.

Zenginin sanki dünyâsı başına yıkıldı. Çok ağladı ve;

O zavallının bende pek kıymetli bir emâneti vardı. Onu yerine getiremedim. Böylece vasiyetini yapamamış oldum. O âhirete göçtü, berâtı ise bende kaldı. Berâtını yanına koyamadım.” dedi. Hemen sandığın yanına varıp ağzını açtı. Fakat berâtı koyduğu yerde bulamadı. Tekrar tekrar aramasına rağmen yine bulamadı. “Kabrine gidip bakayım. Belki, birisi beratı alıp ona vermiştir.” dedi.

Kazma kürek alarak kabre gitti. Mezarını açmak istedi. O anda;

Kabri açma! Biz ona o berâtı verdik, dışarıda bırakmadık!” diyen bir ses işitti. Nereden geldiği belli olmayan bu ses karşısında zengin, düşüp bayıldı. Mânâ âleminde fakîri gördü.

Fakîr;

Ey hacı efendi! Allahü teâlâ sana selâmet versin. O berât bana verildi. Hamdolsun. Münker ve Nekîr meleklerine gösterdim. Onu görünce sorgu suâl bile etmediler. Bu berâtı almama hacdan dönerken sen sebeb olmuştun. Cenâb-ı Hak senden râzı olsun.” deyip kayboldu. Zengin ayıldığında, doğru evine gidip, fakir için hatimler okuttu. Yemekler pişirtip, yetimleri, fakirleri doyurdu.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hac İbadeti, Kabe, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hikâye, “Ben bir kadına âşık oldum” (namus ve dua)

Posted by Site - Yönetici Kasım 14, 2013

dede

Hikâye, “Ben bir kadına âşık oldum” (namus ve dua)

Rivayet olundu:
Demircinin biri, kızgın demiri eliyle tutardı! (Bu kıpkırmızı demir, onun elini yakmazdı.) Ona, bunun (sebeb ve hikmeti) soruldu. Buyurdu:
-“Ben bir kadına âşık oldum; ona mal arzederek, kendisiyle evlenmek teklifinde bulundum!” Kadın bana:
-“Benin kocam var (ben evliyim)! Benim mala ihtiyacım yok!” dedi. Sonra kadının kocası öldü.
Kendisiyle evlenmek isteğinde bulundum.
Kadın evlenmekten imtina etti ve:
-“Çocuklarımı (üvey baba elinde) zelil etmek istemem!” dedi.
Sonra uzun bir zaman geçti. Kadın muhtaç oldu. Bana haber gönderdi (mal talebinde bulundu). Ben, ona:
-“Sen benim muradımı vermedikçe, (benimle evlenmedikçe) sana bir şey vermem!” dedim.
Onunla beraber bir yere varınca, kadın korkudan titredi ve ürpermeye başladı. Ona:
-“Neden üperdin?” diye sordum. Kadın:
-“Semî’ ve Basîr olan Allâhü Teâlâ hazretlerinden korkuyorum!” dedi. Bunun üzerine ben de o kadına ilişmeden terk ettim!” Kadın (bana dua etti:)
-“Allâhü Teâlâ seni ateşten korusun!” dedi.
-“O vakitten bu yana dünya ateşi beni yakmaz oldu ve cehennem ateşinin de beni yakmayacağını Allâhü Teâlâ hazretlerinden ümit ederim!”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/370-371.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Yedi kat semâ, bâzılarının sandığı gibi, yedi katlı bir bina gibi degildir.

Posted by Site - Yönetici Kasım 13, 2013

yedi-kat-sema-ve-c3b6zellikleri-yedi-kat-semc3a2-ve-c3b6zellikleri

Yedi kat semâ, bâzılarının sandığı gibi, yedi katlı bir bina gibi degildir.

Müfessir. Müceddid ve büyük âlimler, felekleri beyan etmektedirler: Yedi kat semâ, bâzılarının sandığı gibi, yedi katlı bir bina gibi sâdece uzunluğuna birbirinin üzerine gelen gökler demek değildir. Yedi kat gök, bütün boyutlarıyla birbirlerini kuşatmış ve her bir kat diğerine göre ölçülmeyecek kadar geniş olan semâ demektir. Yani yumurtanın beyazı, sarısını kuşatıp etrafında bir dâire oluşturduğu gibi, semalar da birbirlerini öylece kuşatmıştır. Bilindiği gibi ışık saniyede üçyüz bin km ile hareket ettiği halde yaratıldığı günden beri hâlâ ışıkları bize ulaşamayan yıldızlar vardır. Dünyaya en uzak yıldızın mesafesi dünyâ ile ne kadar ise o yıldızın, birinci kat semâ’ya olan uzaklığı da o kadardır.

Bu dünyâ, (güneş, ay, yılzdızlar. gezegenler ve bilmediğimiz diğer ecsâm) birinci kat semânın yanında Arabistan çölüne atılan bir yüzük kadar ancak yer tutar. Birinci kat sema ve içindekiler, ikinci kat semânın yanında Arabistan çölüne atılan bir yüzük kadar ancak yer tutar. İkinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci kat sema her biri diğerinin yanında o nisbette yer kaplar.

Yedinci kat semâ’dan sonra,
1. Âlem-iKürsî,
2. Âlem -i Arş-i A’zam (cennet ve cehennem buradadır)
3. Levhi mahfuz
4. Kalem-i İlâhi.
5. Âlem-i Emr

Bu âlemlerden herbir alt âlem, bir üst âleme nisbetie, hardal tanesi büyüklüğündedir. Bütün bunlar, “Daire-ı Vucûb’un yanında güneşten bir zerre, deryadan bir katredir. Bundan sonra “Dâire-i Vucûb” başlar. (Alemi emr’den sonrası hakkında bir tabir bulunmadığı için,”Daire-i Vucûb” denilmiştir. Ve öteler… Öteler ötesi…. Daire-ı Zılalı Esma ve Sıfat-ı llâhiyye…

Bütün bunlardan daha geniş olan ilâhi rahmet… Cenab-ı Hakkın zâtının, sıfatının, esmasının ve efâlinin nurları Bahr-ı Muhît’in etrafına dalgalar halinde açılan cedveller gibi her şeyi kuşatmıştır…..)
Şematik olarak yedi kat semâ ve ötesi. Görüldüğü gibi iç içe daire şeklinde büyümektedir.
7 kat sema, Âlem-i Kürsî, Âlem-i Arş-i A’zam (Buraya kadar olan. mülk alemidir. Diğer adı, Alem-i Halk’tır. Bunlar, Madde ve mekân alemleridir. Arştan sonra gelen alem ise melekût alemidir.
Alem-i Emr de denir. 5 Tabakadır: Kalb. ruh, sır, hafi, ahfa alemleridir.
Bunlar ise Madde ve mekân alemi olmayıp mana alemidir. Alem-i halk ve alemi emrin mecmuuna daire-i imkan denir. Bunların tamamı, mahluK alemlerdir. Bu alemlerden sonra ise, daire-i vücubyani, esma ve sıfat-ı ılahiyenin nurları zil olarak başlar ki keyfiyeti bilinmez.

Kaynak : Risale-i kibrît-i ahmer kitabından özet olarak alınmıştır

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Geceleri Allah Diyen Adam

Posted by Site - Yönetici Kasım 12, 2013

ay-ve-gunes-tutulmalarimarifetnameduanamazgunesveaytutulmasii-copy

Geceleri Allah Diyen Adam

Adamın biri, geceleri devamlı zikirle meşgul olurdu. Allah’ı zikretmekten ağzı, damağı bal yiyormuş gibi zevk alıyordu. Bir
gün şeytan kendisine vesvese verdi.
Böyle devamlı Allah’ı zikretmen, ne zamana kadar sürecek?
Gece gündüz Allah diyorsun, bir kerecik olsun Allah da, Lebbeyk kulum’ dedi mi? Zikrinin cevabını alamadığına göre, utanmaz ve sıkılmaz yüzünle daha ne kadar Allah diyeceksin?
Bu vesvese adama tesir etti. Zikri bıraktı. Yatıp uyudu.
Rüyasında Hızır aleyhisselâmı gördü. Hızır aleyhisselâm, ”Allah’ı zikretmeyi niye terkettin? Zikrullahtan niye pişmanlık duydun?” diye sordu. Adam, ”Yaptığım zikirlere karşılık, bir lebbeyk cevabı gelmedi.
Rabbimin kapısından kovulmaktan korkuyorum” diyerek cevapladı.
Bunun üzerine Hızır aleyhisselâm, ”Senin Allah demen, bizim buyur kulum dememizdir.
Allah’a ulaşmak için, uğraşmaların cezbemizdir.
Korku ve aşkın, lutfumuzun kemendidir.
Her yâ rabbi deyişinin altında, bizim lebbeykimiz vardır.
Gafil Allah diyemez, ona iznimiz yoktur.
Zarara uğradığında yalvarıp yakarmaması için, ağzına ve kalbine kilit vururuz.
Allah firavuna dünya mülkünü verdi, fakat bir dert vermedi.
Dert dünya mülkünden kıymetlidir” dedi.

***
Allah bir kulunu severse, onu belâya uğratır. O kul belâya sabrederse, Cenâb-ı Hak da onu seçilmiş kullarından yapar
(Hadis-i şerif).

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: