Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 20 Eki 2013

Seyyid İbni Abidin

Posted by Site - Yönetici Ekim 20, 2013

seyyid-ibni-abidin-kimdir

Seyyid İbni Abidin Kimdir ? 

Şam’da yetişen âlimlerin en büyüklerinden, velî. Osmanlıların en meşhur fıkıh âlimlerindendir.

1784’de Şam’da doğdu. Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinin sohbeti ile şereflenmiştir.

Küçük yaşta Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Bir müddet babası ile birlikte, ticaretle meşgul oldu. Bu sırada bir taraftan da Kur’ân-ı kerimi okumaya devam ediyordu.

Fen ve sosyal ilimlerin yanı sıra; tefsîr, hadîs ve fıkıh ilimlerini de öğrendi. Hocası Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinin tavsiyesi üzerine, Şafii mezhebinden, Hanefî mezhebine geçti.

Daha 17 yaşındayken, fıkıh kitapları üzerine haşiye ve şerhlerle açıklamalar yaptı. Kıymetli eserler yazmaya başladı.

Fıkıh ilminde olduğu gibi, hadîs ilminde de mahir idi. Şam’da bulunan muhaddis Kuzberî hazretlerinden icazet aldı.

İlim dallarında o kadar yükseldi ki, daha hocaları hayattayken büyük bir şöhrete kavuştu.

Zahir ilimlerini öğrendikten sonra, kelam ve tasavvuf ilimlerini de zamanın en büyük âlimi ve tasavvuf ehli, Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinden öğrendi. Onun mübarek sohbeti ile kemâle geldi.

İbni Abidîn hazretlerinin dîne uymaktaki halleri meşhurdur. Haram, mekruh ve şüphelilerden kesinlikle uzak durur, mübahları çok az kullanır, ibadetlerinde sünnetlere, müstehaplara, edeplere uymakta son derece titiz davranırdı.

Beş vakit namazda; ettehiyyatüyü okurken, sağ tarafa selam verirken Resûlullah efendimizi baş gözü ile görürdü. Göremediği zaman o namazı yeniden kılardı.

Bir gece rüyada Hz. Osman’ın vefat ettiğini ve Cami-i Emevî’de namazını kendisinin kıldırdığını gördü. Sabahleyin hocası  Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerine bu rüyayı anlatınca, o da; “Allahü teâlâ bilir ki, ben yakında vefat ederim, sen benim cenaze namazımı Câmi-i Emevî’de kıldırırsın. Çünkü ben, Hz. Osman’ın torunlarındanım.” buyurdu.

Aradan birkaç gün geçince hocası vefat etti. Namazını İbni Abidîn hazretleri kıldırdı.

1836’da  54 yaşında Şam’da vefat etti. Çok kitap yazdı. En meşhûr eseri Redd-ül-Muhtar isimli kitabıdır. Bilhassa bu eseriyle tanınmıştır. Bu kitabı, Dürr-ül-Muhtar kitabına yaptığı beş ciltlik haşiyesidir. Bu haşiye, İbni Abidîn ismiyle meşhûr olmuştur. Tam ilmihal Seadet-i Ebediyye kitabının  büyük kısmı bu kıymetli eserden, yani İbni Abidin’den alınmıştır.

Mevlana Halid-i Bağdadî hazretleri kendisine yazdığı bir mektupta, (Her sözü senet olan büyük âlim Mevlana Muhammed Emîn Abidîn’e en güzel duâlarımı ve en latîf övgülerimi bildiririm. Yazdığınız pek kıymetli eserlerle İslâm âlemine yaptığınız büyük hizmet için, pek çok duâlara mazhar oldunuz.) buyurmaktadır.

Dört mezhebin inceliklerine vakıf, derin âlim, kâmil velî Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri; “Hanefî mezhebindeki fıkıh kitaplarının en kıymetlisi, en faydalısı İbni Abidîn’dir. Her sözü delîl, her hükmü senettir.” buyurdu. Seadet-i Ebediyye bu bakımdan da, çok kıymetli eserdir.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam Alimleri, İz Bırakanlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Çakalın Tavusluk İddiası

Posted by Site - Yönetici Ekim 20, 2013

cakalin-tavusluk-iddiasi

Çakalın Tavusluk İddiası

Bir çakal gezinirken boyacı küpüne düştü. Küpten çıkmak için uğraşırken her tarafı boyandı. Güneş vurdukça tüyleri parıl parıl parlıyordu. Üzerinde yeşil, kırmızı, pembe, sarı her renk vardı. Çakal kendi kendine, ”Ben göklerin tavus kuşu gibi oldum” dedi.
Koşa koşa giderek, diğer çakallara kendini gösterdi. Çakallar onu böyle görünce, ”Ey çakalcık! Bu ne hal? Rengârenk tüylerin seni bayağı neşelendirmiş. Böyle gururlanıp, kibirlenmenin sebebi ne?” dediler.
İçlerinden biri öne çıkarak sordu:
”Hile mi yapıyorsun? Yoksa ermişlerden biri mi oldun?
Durumun; çok çalışıp da bir şey elde edemeyenlerin, sonunda utanmazlık yoluyla hileye sapmalarına benziyor.” Boya küpüne düşen çakal, kendisini eleştiren çakalın yanına geldi.
Kulağına eğilip gizlice, ”Şu renklerime, güzelliğime bak da bana karşı çıkma. Secde et. Çünkü ben, ilâhî lutfa ulaşmış büyük ve yüce bir çakalım”
dedikten sonra bütün çakallara döndü;
”Ey çakal sürüsü! Bundan sonra bana çakal demeyin. Ben hiç size benziyor muyum?” Çakallar,
”Ey elmasımız! Peki, sana ne diyelim?” diye sordular. O da, ”Müşteri yıldızına benzeyen erkek tavus kuşu deyin” cevabını verdi.
Çakallar bunu duyunca, ”Gerçek tavus kuşları, gül bahçelerinde nazlı nazlı salınarak, cilveler yaparak dolaşırlar. Sen de öyle dolaşabilir misin?” dediler.
”Hayır bunu yapamam.”
”Peki, tavus kuşu gibi öte bilir misin?”
”Hayır ötemem” deyince diğer çakallar,
”Tavus kuşunun elbisesindeki güzellik, tüylerinin kökünden gelir. Tüylerinin renkli olmasıyla ve sadece kuru iddiayla ona nasıl benzersin? Sen bizi kandırmaya çalışan sahtekarsın” dediler.

***
Bu hikâyedeki çakaldan murat, dış yüzünü süsleyerek güzel görünmeye çalışan, iç yüzünü yırtıcılıktan kurtaramamış sahtekârlardır. Mevlânâ hazretleri burada, kıyafetiyle tasavvuf büyüklerini taklit eden, onların sözlerini ezberleyerek, kendini kemâlât sahibi olarak insanlara takdim eden, sahte şeyhlerden uzak durmamızı öğütlüyor.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: