Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Eylül 2013

Ahiret Şehidleri Kimlerdir Ve Şehîdler Kaç Kısımdır ?

Posted by Site - Yönetici Eylül 20, 2013

ahiret-sehidleri-kimlerdir-ve-sehidler-kac-kisimdir

Ahiret Şehidleri Kimlerdir Ve  Şehîdler Kaç Kısımdır ?

Şehîdler üç kısımdırlar.

1-   Hem dünya ve hem âhiret şehidleri,

2-   Dünya şehidleri,

3-   Âhiret şehidleri.

Hem dünyâ ve ahiret şehidleri. l’lâ-i kelimetüllah için düşmanları ile çarpışıp, öldürü­len {ve fıkıh kitablarında belirtilen ölüm şartlarını taşıyan) mü’minlerdir. Bunlar, kanlı elbiseleriyle beraber yıkanmadan gömülür. Cennetliktirler. Ahirette yakınlarına şefaat edeceklerdir.

Dünyevî şehidler. Bunlar yalnız dünyevî bir maksat veya çıkar için savaşan ve öldürü­len kişilerdir. Bunlar, kanlı elbiseleriyle yıkanmadan gömülürler. Dünyevî olarak şehid kabul edilirler. Allah rızası için savaşmadıkları için de ahirette nasîpleri yoktur.

Uhrevî şehidler. Bunlar, yıkanır, kefenlenir ve normal bir ölü muamelesi yapılır. Dün­yevî olarak şehid kabul edilmezler. Ama Allah katında kendilerine şehâdet mertebesi verilir. Cennetlik oldukları gibi ahirette bir çok insana şefaat edeceklerdir.

Ahiret Şehidleri şunlardır;

1-  Zulmen öldürülen.

2.   Nefsini, malını veya evlâdını korurken ölen ve öldürülen,

3.   Hükümdarın hapsiyfe veya dövdürmesiyle ölen,

4.   Yangında yanarak ölen,

5.   Suda boğulan,

6.   Depremde ölen,

7.   Yapı altında kalanlar,

8.   trafik kazasında ölen,

9.   Yırtıcı hayvan tarafından parçalanan.

10. İshal ve istikâ’dan. taun, kanser ve verem gibi amansız hastalıklardan ölen

11. Sıtma ve sar’â hastalığından ölen,

12. Hamilelikten dolayı ölen kadın,

13. Doğumda {nifas halinde) ölen kadın.

14. Kuma sahibi olup sabır ve tahammül ederek ölen kadın,

15. Vatanı beklerken ölen.

16. Aşktan ölen.

17. Her gece Yasin Sûresini okuyan,

18. Her gün kuşluk namazı kılanlar.

19. Her ayda üç gün (eyyâm-ı bîyz’da) oruç tutan,

20. Günde yirmibeş defa (Allâhümme bârik lî filmevti ve fi mâ bâdel-mevti) dua­sını okuyanlar.

21. Hastalığında “La ilahe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîyn” duasını okuyanlar.

22. Sabah namazının sonunda haşr süresinin son ayetlerini okuyanlar.

23. İffetini sabırla koruyanlar,

24. Fitne zamanı Resûluliah’ın sünnetine sarılıp ölen.

25. Helal rızık peşinde iken ölen,

26. Cuma gecesi ölen.

27. Gurbette ölen.

28. Ezan okunurken ölen.

Kaynak – Dipnot : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/229-230.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şehitlerimiz | Etiketler: , | Leave a Comment »

Hikâye – ( Dünya malı ) – İbretlik bir hikaye

Posted by Site - Yönetici Eylül 19, 2013

1hikaye-dunya-mali-ibretlik-bir-hikayene-mutlu-gariblere-3

Hikâye –  ( Dünya malı ) – İbretlik bir hikaye

Rivayet olundu:

Danyâl Aleyhisselâm bir çöle uğradı. Bir ses,

-“Ey Danyâl! Dur! Acâiblikler gör!” dedi. Danyal Aleyhisselâm sağına soluna baktı bir şey görmedi.

Yine yoluna devam etti. ikinci kere bir ses işitti.

Danyal Aleyhisselâm, ikinci ses üzerine durdum, dedi. Birde ne göreyim bir ev beni kendisine çağırıyor. Ben de o evin içine girdim. Altından yapılmış bir yatak gördüm. Misk ve anber ile donatılmış. Üzerinde ölü bir genç vardı. Genç, ölü değil de sanki uyuyordu. Gencin üzerinde anlatılmayacak vasıfta birçok güzel süs eşyaları, altın ve mücevherat vardı. Sağ elinde altından bir yüzük, başında altından yapılmış taç vardı. Başı ucunda bir kılıç vardı. Yapraktan ve yeşilliklerden daha yeşildi. Bir baktım yatak­tan bir ses geldi:

-“Bu kılıcı al ve üzerindekini oku!

Bunun üzerine ben kılıcı aldım ve üzerindeki yazıları oku­dum. O kılıcın üzerinde şu yazılıydı:

-“Bu, Samsam bin Avç bin Unuk bin Âd bin İrem’in kılıcı­dır. Ben binyediyüz (1700) sene yaşadım.

Ben on iki bin cariye (kadın) ile temasta bulundum.

Ben kırk bin şehir bina ettim.

Ben zulüm, zorbalık ve ahmaklık ile insaf dâiresinden çıktım.

Benim hazinelerimin anahtarlarını, dörtyüz katır taşırdı.

Dünyanın hara­cını (vergisini) ben alırdım.

Dünya ehlinden benimle savaş edebi­lecek ve çekişebilecek kimse yoktu.

Kimse benim karşıma çıkıp benimle harbedemiyordu.

Ben Rubûbiyyeti (Rab olduğumu) iddia ettim.

Bana açlık isabet etti.

Öyle bir duruma düştüm ki, açlığımı gidermek için, bir avuç içi kadarcik bir tane (yenecek maddesi, buğday ve arpa için) bin (1000) kafîz ( 1 ) kadar inci (ve altın) ver­dim.

Gün geldi, bunu bulamadım. Bulmaya gücüm yetmedi.

Var­lığın içinde açlıktan öldüm.

Ey dünya ehli! Ölümünüzü zikredin. Hem de çok zikredin. Benden ibret alın. Beni aldattığı gibi, dünya hayatı sizi aldatmasın. Muhakkak ki, ehlim (ailem ve avenelerim) benim günahımdan hiçbir şeyi üzerimden kaldıracak değiller. Kimse benim günah yükümü yüklenmez

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/220-221.


( 1 )  Bir kafîz  eski bir ölçek ve tartı birimidir. Bir kafız, 18 (onsekiz) kilo ağırlığa tekabül etmektedir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

CENNET, HELÂL RIZIK YOLUNDA GAM ÇEKENE AŞIKTIR..

Posted by Site - Yönetici Eylül 18, 2013

11hizir-ve-ilyas-aleyhimesselamcennetorucramazanh-z-musahizir-a-s-kimdir

CENNET, HELÂL RIZIK YOLUNDA GAM ÇEKENE AŞIKTIR..

Bir sabah Selmân-ı Fârisî (r.a.) Hz. Ali’ye (k.v.) şöyle dedi: “Ey mü’minlerin emîri, dört hüzün arasında sabahladım: Benden ekmek istedikleri için âilemin, itâatiyle emrettiğinden beni yaratanın, isyan ile emrettiğinden şeytanın, ruhumu almak için beklediğinden ölüm meleğinin gammı arasında sabahladım.” dedi. Hz. Ali (k.v.) şöyle buyurdu:

“Sana müjdeler olsun ey Ebû Abdullâh! Zira ben bir sabah Rasûlullâh aleyhisselâma, ‘Yâ Resûlullâh, ben dört gam arasında sabaha erdim. Hânemde ise sudan başka bir şey yoktur. Hâlbuki ben ferahlanacağım yerde gam içindeyim’ dedim. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Ey Ali, müjdeler olsun. Zira kişinin âilesi için çektiği gam ateşten perdedir, yaratıcısına ibâdeti için gammı azâbdan kurtuluştur. Âkıbetten -âhirete iman ile gidebilmek için- çekilen gam cihâddır ve yetmiş senelik ibâdetten faziletlidir. Ölüm meleği için çekilen gam ise günahların hepsine keffârettir.

İyi bil ki ey Ali, muhakkak kulların rızkını vermek Allâh’a aittir. Senin gammının faydası ve zararı yoktur. Lâkin, sen bu sebeple ecir kazanırsın. Eğer sen şükredici, itaatkâr ve çok yiyici olursan Allâhın sâdık kullârından olursun.

Hangi şeye şükredeyim?” dedim.

İslâm nimetine” buyurdu.

Ne ile itâat edeyim?” dedim

Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm, diyerek.

Hangi şeyi çok yiyeyim?” dedim,

Öfkeni. Zira bu, Rabb’inin gazabını söndürür, mizanını ağırlaştırır ve seni cennete ulaştırır.” buyurdu.

Sonra Hz. Ali: “Ey Selman, ben Resûlullâh’dan (s.a.v.) işittim, “Ailesi için gammı olmayanın cemaatten de nasibi yoktur; buyurmuş idi.” deyince Hz. Selmân “Resûlullâh Efendimiz ‘âile sâhibi ebedi kurtuluşa ermez’, buyurmamış mı idi, deyince Hz. Ali: “Ey Selman, Eğer kazancın helâlinden olursa öyle değil. Cennet böyle helâl rızık için gam ve hüzün çeken kimseye müştâk olur.” buyurdu.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

HACCIN HİKMETİ

Posted by Site - Yönetici Eylül 17, 2013

6hac-dualaritavaf-arafat-ve-muzdelifede-vakfe-rasulullahi-ziyarethasr-hakkinda

HACCIN HİKMETİ

Kim âhirete irtihâlimden sonra kabrimi ziyâret ederse, beni hayatımda ziyâret eden kimse gibi olur.” (Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr)

Allâhü Teâlâ Hz. Âdem’e (a.s.): “Ey Âdem! Sen benim için yeryüzünde, gökteki Beyt’imin hizasında bir Beyt yap ki melekler, Arş’ımın etrafında tavâf ettikleri gibi, sen ve çocukların da onun etrafında tavaf ederek bana ibadet ediniz.” buyurdu.

Âdem Aleyhisselâm Mekke’ye gidip Beytullah’ı inşa etti. Sonra Cenâb-ı Hakk’a şöyle yalvardı: “Yâ Rabbi! Şüphesiz her çalışanın bir ücreti vardır, benim de bir ücretim vardır.” Allâhü Teâlâ da: “Evet, vardır. Dile benden ne dilersen.” buyurdu.

Hz. Âdem: “Yâ Rabbi! Beni tekrar cennete gönder.” dedi.

Allâhü Teâlâ: “Bu, senin için gerçekleşecektir.” buyurdu.

Hz. Âdem: “Yâ Rabbi! Benim hatalarımı itiraf ettiğim gibi, zürriyetimden de günahlarını itiraf edip sana yalvararak bu Beyt’i tavaf edenleri de affetmeni istiyorum.” dedi.

Cenâb-ı Allah: “Ey Âdem! Ben seni affettim. Senin zürriyetinden, bu Beyt’i ziyaret edip de günahlarından tevbe edenleri de affettim.” buyurdu.

Nûh Tufanı’ndan İbrahim (a.s.) zamanına kadar Ka’be’nin yeri belirsiz kaldı.

Allâhü Teâlâ, İbrahim (a.s.)’a, Ka’be’yi inşâ ve insanlara haccı ilân etmesini emir buyurdu.

İbrahim (a.s.) “Ya Rabbi! Buna sesim yetmez.” dedi.

Hz. Allah: “Sen ilân et, sesini ulaştırmak bize aittir.” buyurdu.

Bunun üzerine Hz. İbrahim, Makam-ı İbrahim’in üzerine çıkıp baktı ve bütün yeryüzünün, dağların, taşların, ovaların, kara ve denizlerin, insan ve cinleri ile beraber hepsinin gözünün önünde toplandığını gördü. İki parmağını kulaklarına koyarak doğuya, batıya, kuzey ve güneye doğru dönerek şöyle seslendi: “Ey insanlar! Beytü’l-Atîk’i (Ka’be’yi) ziyaret etmek sizlere farz kılındı, Rabbinizin dâvetine icabet edin, gelin.”

İbrahim (a.s.) zamanından günümüze kadar hac yapmaya muvaffak olanlar, İbrahim (a.s.)’ın dâvetine “Lebbeyk Lebbeyk!” diyerek icabet edenlerdir. Bir kimse o vakit İbrahim Aleyhisselâm’ın davetine kaç kere “Lebbeyk” diyerek cevap vermişse o kadar haccetmek nasib olur. (Lebbeyk: ‘Emrine âmâdeyim‘ demektir.)

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hac İbadeti, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

FÂSIK, BİD’ATÇI VE BENZERLERİNE “EFENDİ” DEMEYlN .

Posted by Site - Yönetici Eylül 16, 2013

20120603_194237-copy-jpgfe

FÂSIK, BİD’ATÇI VE BENZERLERİNE “EFENDİ” DEMEYlN .

Konu ile ilgili hadis

1725. Hz. Hüreyre’den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasülullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Münafığaefendi (bey)” demeyiniz. Eger o efendi olursa gerçekten Rabb’inizİ (c.c) gazaplandırmış olursunuz.” (Ebu Dâvud sahih isnadla rivayet etmiştir).[64]

Münafığı, hürmet ve tazim vasıflarıyla nitelemek haramdır.

Şüphesiz böyle vasfetmek Allah’ın (c.c) gazabını celbeder. Çünkü bu davranış; aşağı­lık ve horluğa “layık olan, taatten ayrılmış, Allah düşmanına tazim etmek demektir.

Hadiste geçen münafika sözüne; kâfir, fasık, müşrik, mülhid, Allah’ın (c.c) kitabı ve Rasülullah’ın (s.a) sünnetine muhalif bid’atçi de dahildir.

Takdir ve ihtirama ancak Allah’ın şuurlarını gözeten ve itaat ederek, tevazu gösteren kimse layıktır.

Kaynak : İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi: 6/45-46.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Riyazu`s-Salihin, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

SİGARA HARAM MI MEKRUH MU?

Posted by Site - Yönetici Eylül 15, 2013

SİGARA HARAM MI MEKRUH MU? 

SUAL: Sigara hakkında bazı kimseler mübah derken, bazı kimseler ise mekruh demekte ve bu hükmü harama kadar götürmektedir. Doğrusu nedir?

Cevap: Peygamber (sav) Efendimiz’in şereflendirdiği asırda ve müctehidlerin devrinde sigara yoktu. Bu sebeple, sigara içmenin hükmünde farklılıklar göze çarpmaktadır. İslam âlimlerinin görüşlerinde ortaya çıkan değişik hükümler, meselenin tetkikinde seçilen nokta-i hareketin birbirinden farklı olmasından ileri gelmektedir.

İlim sahiplerinden bir kısmı, “Eşyada aslolan ibâhadır” yani mübah olmasıdır. Fıkıh kaidesi ile tütün kullanmakta bir mahzur bulunmadığı görüşünü müdafaa etmiş ve bu istikamette fetva vermişlerdir. Bir kısım din âlimleri de bu nebatı, hoşa gitmeyen kokusu yönünden tetkike koyulmuş, sarımsak, soğan ile tütünün kerih kokuları arasında bir benzeyiş yönü olduğu iddiası ile, onlar hakkında verilmiş bulunan “kerahat-i tenzihiye” hükmünü tütüne de teşmil etmişlerdir.

Bazı ilim adamları ise bu hususu biraz daha geniş olarak tahlil etmiş, çeşitli zararlara yol açmasını dikkate alarak, tütün içmenin harama yakın mekruh olduğu neticesine varmışlardır.

Dini meseleleri incelemekte mahareti bulunan ilim erbabı, tütünün insan sağlığında yaptığı tahribatı dikkate alarak, meseleyi üç buu’dlu (boyutlu) ve mukayeseli olarak ele almışlar; tütünün insan sağlığındaki menfi tesirine dair tabip raporlarını nazar -ı dikkate alıp haram olduğu neticesine varmışlardır.

Sigara içmenin haram olduğu fikrini müdafaa eden ilim sahipleri, Şehr bin Havşeb’in Ümmü Seleme validemizden naklettiği “Resulullah (sav) müskir ve müftir her şeyi yasakladı” Hadis-i Şerifini, verdikleri hükmün delili olarak göstermişlerdir.

Hadis-i Şerifin metnindeki “Müftir” kelimesini, İbni Esir, “İçildiği zaman vücuda hararet veren; uzuvlarda kırıklık, güç azalması, göz kapaklarında mahmurluk ve zayıflama meydana getiren şey” diye açıklamaktadır.

Bilhassa tiryakisi olmayanların üzerinde tütünün tesiri incelendiği zaman, vücutta bir gerginlik, göz kapaklarında ağırlık ve mahmurluk hali, gerilen uzuvlarda bir gevşeme olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Şafii mezhebi âlimlerinden Kalyubi, bir din alimi olduğu kadar tabip idi. Bahsi geçen muhterem zat, her iki ilimdeki dirayeti ile tütün içmenin haramlılığına hükmetmiş bulunmaktadır.

Doktorların ifade ve beyanları ile zararları ve insan vücudundaki tahribatı gün ışığına çıkmış bulunan tütünü, birbirine ikram etmenin zararı daha yaygın bulunduğundan haram olduğu sarahatle ifade edilmektedir.

Bu alışkanlığın zararını yakinen anlamış birçok sigara müptelası, tütünü terk etmeyi devamlı olarak temenni etmektedirler. Bu hal, onların tütünden gördükleri zararın acı itirafı olmaktadır.

Son devrin ilim adamlarından Muhammed el-Hamid,HAZ “Hiç şüphe yok ki tütün, habis bir şeydir. Onu içmeye devam, eliyle kendini tehlikeye atmaktır. Bu sebeple kendimi onu haram olması hükmüne meyletmiş görüyorum” demiştir.

Bu zat, Muhaddis Şeyh Bedreddin el-Haseni ed-Dimeşki’HAZ nin, Şeyh Haşim el-Hatib’HAZ in ve Şeyh Ali DarkHAZ ‘ın, halka yapmış oldukları derslerde tütünün haram olduğu fıkrini açıkça ifade ettiklerini eserlerinde nakletmektedir.

Hiç tereddüt etmeden ifade edebiliriz ki, tütün ne besleyici ne de onarıcı bir vitamini ihtiva etmektedir. Keçi ve benzeri canlıların, çalı yapraklarını tütüne tercih etmeleri, onda besleyici bir değer bulunmadığına işaret edici ve dikkat çekici bir husustur.

Nikotin, bazı haşarâtın itlafında koruyucu ilaç imal etmekte kullanılmakta ise de, ağrıları dindiren, yaraları tedavi eden, tek kelime ile şifa verici bir hassayı içinde bulunduran ilaç imalatında kullanılmamaktadır.

Sigara, gıda değilse, şifa vermiyorsa ve hiçbir derde devâ olamıyorsa ona verilecek para elbette israftır. Peygamber (sav) Efendimiz, boş yere para harcamayı ve malını zarara uğratmayı yasaklamıştır. Karnı doyduktan sonra yemeğe devam etmekte kerahet bulunduğu ve zararlı olacak derecede fazla bir şey yemenin haram olduğu bir gerçektir. Bu hakikat karşısında çocuklarının ekmek parasını sigaraya vermek israf değil ise ya nedir?

İslam dini, ağız kokularını gidermek için misvak kullanmanın sünnet olduğunu hükme bağlamıştır. Ayrıca, çok olarak sarımsak, soğan ve pırasa yiyenlerin cemaate eza vermemek için, camiye gelmelerine müsaade edilmemektedir. Sarımsak ve soğan kokusuna rahmet okutacak kadar fena bir kokusu bulunan tütünü içmek, misvak sünnetinin teşriindeki hikmete tamamen aykırıdır. Efendimiz (sav)’in ve ashabının yoluna aykırı bulunduğu için bid’attır.

Sigara müptelası bulunan bir şahıs ile camide aynı safta, yan yana durma bahtsızlığına uğramış bir mü’mine sorunuz! Onun yanında geçirdiği sıkıntılı dakikalar ne kadar uzun ve çektiği işkence ne derece büyüktür?

İnsanların eza duydukları şeylerden, meleklerin de eza duyacağı bir Hadis-i Şerifte ifade edilmektedir. Peygamber (sav) Efendimiz’in bu beyanı karşısında tütün kokusundan meleklerin rahatsız kalacağında kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Bir mesele hakkında helal ve haramlık hükümleri toplanacak olursa, haramlık hükmünden galip olacağına dair kaide-i külliye dikkate alındığı zaman, sigara içmekle ilgili olan değişik hükümler arasından haramlığı tercih, ihtiyata muvafık bir davranış olur.

Bu ihtilafların ortaya çıkardığı bir durum vardır: Şüphe… Zira kimi mubah, kimi tenzihen mekruh, kimi de tahrimen mekruh veya haram demektir. Bu çekişmeler karşısında, istemeyerek insanda bir şek ve şüphe doğmaktadır. Hadis-i Şerifte, “Kim şüpheye düşecek olursa harama da düşer” buyurulmuştur. Bunun gibi, haramlıkla mübahlık hükmü bir meselede içtima ederse, haramlık yönü tercih edilmeli ve müteverri (takvâ) alimin sözü öne alınmalıdır.

Kendisi fakir, nüfusu kesir, yatağı hasır bulunan kimselerin, çocuğu ateşler içinde kıvranırken ona alacağı ilaca para bulamayan, kışın ortasında efradı ailesi soğukta titreşirken, sobada tüttüreceği dumanı ağzındaki sigara ile tüttüren kimsenin irtikap ettiği bu hal haramın katmerlisidir.

Sigaranın savunulacak hiç bir yönü yoktur, hatta bunu Doktorların, Hacıların, hocaların içmesi de bunun haramlığını mübah kılmaz.

Sigara bir kaç yönden haramdır: 

1- Sağlığa zararlıdır.

2- İsraftır

3- İçmeyen insanları ve melekleri rahatsız edicidir.

Büyük din âlimi Süleyman Efendi Hazretleri Sigara hakkında şu sözleri söylemiştir.

Duhân’a tütün diye isim verdiler ona

Çıksın diye tütsü verir imana

İmamlar onu içerler

İçip içip mihraba geçerler

Melekler ondan kaçarlar

Şikâyet ederler rahmâna,

Altıparmak Peygamberler tarihinin yazarı sigaraya mübah demiş, buna cevap veren bir zâtın şiiri de şöyledir.

Soru: Niçin haram olsun bir yeşil yaprak

Hakkında fetvâ verdi mısırlı Altıparmak

Cevap: Niçin haram olmasın bir yeşil yaprak

Mâl-u serveti göz önünde yakmak

Ahmaklık değilmidir behey dangalak

“Ne diyelim içenlerin zehiri bol olsun mu diyelim, Ya da Allah içenleri bu illetten kurtarsın mı diyelim”

Tütün içen nefsâni ve şeytanidir!”

Büyük âlim ve velilerden İsmail Hakkı Bursevî (k.s.) hazretleri, Rûhu’l-Beyan Tefsiri’nin 1. cildin sonunda terâcim-i ahvâlini/biyoğrafisini verirken Türkçe olarak tütün hakkında da bazı bilgiler veriyor. Faydalı olacağını mülahaza ederek biraz sadeleştirip nakletmek istiyorum. Şöyle diyor o büyük zat:

“Şam’da iken, Şeyh-i Ekber Muhyiddin ibni Arabi (k.s.) birkaç kere temessül (belli bir şekil ve surete girerek gözükme, cisimleşme, tecessüm etme) edip şöyle buyurdu:

‘Şol şey ki, halk ona yaprak (tütün) der. O bizim yanımızda/nezdimizde (bize göre) pis ve haramdır’.

“Ve, şeyhimden dahi duydum ki; ‘Tütün içen nefsâni ve şeytanidir!’ buyurdular.”

Yine İsmail Hakkı hazretleri, hazırladığı Hadis-i Erbaiyn’in (40 Hadis) 8 no.lu hadîs-i şerifinin şerhinde şöyle buyurur:

“Bir şeyin zararı, asli fıtrata (yaratılışa) dokunuyorsa, diğer zararlılardan daha çirkindir. Mesela tütün gibi ki, bunu zararı doğrudan fıtrat-ı aslîyedir. İbâdetlere karşı bir ağırlık ve isteksizlik meydana getirir…”

Keza Ruhu’l-Beyan’da Vakıa sûresinin 43. âyet-i kerimesinin tefsirinde de şöyle buyururlar:

“Fehüve harâmün kemâ urrife fi’t-tefâsîr: Bu tütün, diğer tefsirlerde de tarif edildiği, inceden inceye anlatıldığı üzere haramdır”.

Son devrin büyük âlim ve fâzıllarından Mehmed Zihni Efendi merhum da, Nimet-i İslam isimli muhallet eserlerinde özetle şöyle söyler:

“Öyle şeyler vardır ki, vücûda faydalı olmak şöyle dursun, netice itibariyle bedeni harap ettiği halde onlara, fazlaca iştah ve istek duyulur. Bundan dolayıdır ki, (bu gibi şeyler oruçlu iken kullanılırsa, hem kaza hem de) keffâret lâzım gelir. Meselâ tütün gibi… Esrar içmek ve afyon yutmak da bu nevidendir ve hepsi de haramdır”.

Müslümana yakışan ise; haram ve mekruhlardan, hatta şüphelilerden dahi kaçınmaktır. Zira  dinimizde;

Yasaklardan kaçınmak, emirleri yerine getirmekten önce gelir.

.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

Ahnef (r.h.) Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Eylül 15, 2013

ahnefimamislamgulkim-kimdir

Ahnef (r.h.) Kimdir ?

Ahnef (r.h.); Asıl adı, Dahhak bin Kays’tır. Künyesi Ebû Bahr, lakabı ise Ahneftir. Hilmi ve yumuşaklılığı ile darb-ı mesel idi. Ayağı eğik veya ayakları arkası üzerine basa­rak yürüdüğü için kendisine “Ahnef’, denilmiştir.

Basra’da doğdu. Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. “Muhadramûn“dandır. Usûl-u hadis ilmine göre, Muhadramûn, hem câhiliyet çağını yani Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin peygamberlik çağından evvelki zamanı idrâk eden ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin peygamberlik zamanında yaşa­yan ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini görmeksizin iman eden kişilere denilir. Bunlar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini görmek ve sohbet etmek şerefine nail olmadıkları için sahabe olma mertebesinden mahrumdurlar. Muhadramûn, tâbiîndendir. Meselâ Zeyd bin Vehb (r.h.) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin hayatında iman ettiği halde gelip Efen­dimiz (s.a.v.) hazretlerini görme şerefine nail olamadı. Cübeyr bin Nefir ise Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin vefatından sonra iman ettiler. Muhadramunun sayısı İmam Müslime göre yirmidir. İmam Nevevî hazretleri ise muhadramunların sayılarının daha çok olduğunu beyan ederler. Bu konuda daha geniş bilgi için bakınız: Usûl-u Hadis, s. 19. Mahmud Esad Seydişehrî, Cemal Efendi matbaası, 1316- İstanbul.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri. Ahnef (r.h.)’ın kabilesine İslâm’ı anlatmak için sahabeler, gönderdi. Gelenlere İslâm’ı anlattılar. Ahnef (r.h.). onlara: “Siz güzel şeyler anlatıyorsunuz, halkı güzel şeylere çağırıyorsunuz,” deyip Müslümanlığı kabul etti. Onun Müslüman olmasıy­la kabilesi Müslüman oldu. Sahabî mürşidler, gelip bu durumu Efendimiz (s.a.v.)hazretlerine anlattıklarında Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, “Allâhım! Ahnefı bağış­la!” diye dua etti.

Ahnef (r.h.) Hazret-i Ömer (r.a.), Hazret-i Ati, Hazret-i Osman ve diğer büyük sahabelerle görüştü. Onlardan az sayı da da olsa hadis-i şerif rivayet etti. Horasan fetihlerinde bulundu. Şöyle buyurdular: “Şu üç şeye dikkat ederim. Birincisi: Beni aralarında görmek istemeyenlerin yanma varmam. İkincisi: Çağırılmadıkça ma­kam ve mevki sahiplerinin kapısına gitmek, üçüncüsü: İnsanların kendilerinin muhtaç oldukları şeyleri bana vermelerini asla kabul etmem ve arzulamam.” Yine buyurdular: “Bizim bulunduğumuz yerde, kadınlardan yiyecek ve içeceklerden bahsetmeyin. En çok kızdığım kimse, avret yerinden, karnı ve midesinden sözeden kişidir.” Ahnef (r.h.) 67 (m. 686) yılında Küfe’de vefat etti.

Kaynak :  İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/185-186.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İNSANÎN; “ALLAHIM… DİLERSEN BENİ MAĞFİRET ET” DEMESİN, BİLÂKİS DUASINDA KESİN İFADE KULLANMASI GEREKİR

Posted by Site - Yönetici Eylül 14, 2013

11230597_10153731935050769_8907088446181067484_o-copy

İNSANÎN; “ALLAHIM… DİLERSEN BENİ MAĞFİRET ET” DEMESİN, BİLÂKİS DUASINDA KESİN İFADE KULLANMASI GEREKİR
Konu ile ilgili hadisler

1743. Ebu Hüreyre’den (r.a) rivayete göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Sizden birinizAllah’ım, dilersen beni af eyle, dilersen bana acı“, demesin, isteğini kesin yapsın. Çünkü Allah’ı zorlayan bir kuvvet yoktur.” (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir)

Dua yaparken isteği kesin yapmak, müstehab; duayı Allah’ın dilemesi­ne bırakmak mekruhtur. Çünkü böyle bir istekte, talep edilen şeyden gizli bir istiğna ‘nazlanma) hali vardır, sanki böyle bir isteğin meydana gelmesi ile gelmemesi o kimsenin yanında farksizmış gibi bir durum ortaya çıkar. Ayrıca böyle bir duada Allah’ı (c.c) hafife alma endişesi vardır.

isteğini kesin yapsın ” sözü için alimler; “İsteği kesin yapmak, istekte kesin davranmak, zaaf göstermeden, muhayyer bırakmadan, azmetmektir” demiştir.

Müslim’in bir rivayetinde: “Şüphesiz Allah (c.c) dilediğini yapar. Al­lah’ı zorlayan bir güç yoktur” buyurulmuştur.

Yâ Rabbi beni tekrar dirilecekleri güne kadar ertele…” (A’râf, 14) di­ye dua etmiş ve kendisine bu vakte kadar süre tanınmıştır.

îbn Adi’l-Berr şöyle diyor: “Hiçbir kimseyeAllah’ım bana dilersen ver” ve buna benzer dinî ve dünyevî sözler söylemesi caiz değildir. Çünkü böyle bir söz fuzûlidir. Zaten Allah (c.c) sadece dilediğini yapar.”

Duada gayret etmek, dünyevî ve uhrevî hayırlar., Allah’tan (c.c ) ister­ken, duamı kabulünü ümit etmekle birlikte ısrar etmek gerekir. Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek gerekir. Çünkü Allah Teâlâ isteyen kimseyi boş çevirmez.

Allah’a karşı bir kusur işlediğini bilen kimsenin kusuru, Allah’a dua et­mesine mani olmamahdir. Çünkü Allah Teâlâ af ve kerem sahibidir. Böyle kimseler kusurlarını telafi etmeye çalışmalıdırlar.

Çünkü Allah (c.c) mahlukatın en şerlisi iblisin duasını dahi kabul etmiştir.

Kaynak : İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi: 6/69.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Riyazu`s-Salihin, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

HACILARA TAVSİYELER

Posted by Site - Yönetici Eylül 13, 2013

hacc-rehberi-33-risale-ankara-fazilethac-rehberiold-picture-of-kaaba-copy

HACILARA TAVSİYELER

Haram bir kuruşu (sâhibine) iâde etmek, Allâh katında yetmiş hacca bedeldir.” (Hadîs-i Şerîf, el-Bahru’l-Amîk)

Hacca niyet eden kimse, âilesinden, vatanından, nefsinin arzularından, şehvet ve lezzetlerinden hicret ederek Allâhü Teâlâ’nın beytini; Ka’be’yi ziyârete yönelmiştir. Artık Beytullâh’ın ve o beytin sâhibi Allâhü Teâlâ’nın kadrinin yüceliğinin şuurunda olmalı, pek büyük bir işe azmettiğini bilmelidir.

Allâh için niyetini hâlis tutmalı, riya ve gösterişten uzak kılmalıdır. İyi bilmeli ki amelin ancak ihlâslı olanı makbûldür. Sultanın hâne ve sarayını ziyâret ederken maksadın ondan başkası olması ne çirkin bir haldir. Dünyâ işleri ile alakaları kesmeli, üzerinde başkalarının hakları varsa sahiplerine iâde etmeli, bütün günahlarından nasûh bir tevbe ile tevbe etmelidir. Dünyâ alakalarını öyle kesmelidir ki çıkmadan önce ehline ve evlâdına vasiyetini hazırlamalıdır. Hac seferinin âhiret seferi gibi olduğunu düşünmeli, geride kalanları da sâdık niyet ve ihlâs ile Allâh’a emânet etmelidir.

Haccedecek kimsenin dikkat edeceği en mühim hususlardan birisi de hac için azığı ve parası, kazandığının en temizinden ve helâlinden olmalıdır. Zira bu, haccının mebrûr ve makbûl olmasına en büyük vesîledir.

Haram mal ile haccetmekten sakınmalıdır.

Zira Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“Bir kimse Beytullâh’ı, haramdan kazandığı kazancı ile haccetmek üzere yola çıkıp lebbeyk Allâhümme lebbeyk dediğinde, “Sana lebbeyk ve sa’deyk yoktur. Kazancın haram, bineğin haram, elbisen haram, azığın haramdır. Artık hiç sevaba nâil olmaksızın günah yüklenmiş olarak dön. İşte sana kötü bir müjde” denir.

Bir adam helâl mal ile hacc için çıkıp ‘lebbeyk Allâhümme lebbeyk’ dese, semâdan şöyle nida olunur: “Lebbeyk ve sa’deyk, hoşuna gidecek şeyi vâcip kıldın. Senin bineğin helâl, elbisen helâl, azığın helâldir. Artık haccın makbûldür. Günahsız olarak dön ve yeni bir hayata başla.”

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hac İbadeti, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

TIBB-I NEBEVÎ:…..BAZI SEBZELERİN FAYDALARI

Posted by Site - Yönetici Eylül 12, 2013

tibbi-nebevi-kuzu-gobegi-mantarikuzu-gobegi-mantari-faydalaripeygamberimizin-tavsiyesi-goze-iyi-gelir-goz-hastaliklarina-faydalidirtibb-i-nebevi-bazi-sebzelerin-faydalari

TIBB-I NEBEVÎ:…..BAZI SEBZELERİN FAYDALARI

Resûlullah (s.a.v.) patlıcanı yerdi ve;

Patlıcan ne güzel bitkidir. Onu (iyi pişirip) yumuşatınız, zeytinyağlı yapınız ve çok yiyiniz.” buyururdular.

Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) en çok sevdiği bitki semizotudur. Mü’min, Resûlullah’ın (s.a.v.) sevdiği her şeyi sevmelidir.

Kereviz, Hızır (a.s.) ve İlyas (a.s.)’ın yemeğidir. Kereviz hafızayı kuvvetlendirir, kalbi temizler, delilik ve cüzzama mâni olur.

Balkabağı, dimağı ve aklı kuvvetlendirir.

Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmuştur:

Her kim baklayı kabuğu ile yerse, Allâhü Teâlâ, o bakla kadar hastalığı ondan giderir.” (İ. Hac. el-Askalî, Lisânu’l-mîzân,)

Resûlullah (s.a.v.) Miraca çıktığında yeryüzü onun dünyadan ayrılışına ağlamış ve bunun üzerine gebre otu bitmiştir.

Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyruldu:

Kızılımtırak beyaz mantar, kudret helvası (gibi Allâh’ın külfetsiz nimetleri) nev’inden bir rızıktır. Suyu da göz ağrısına şifadır.

Ebû Hüreyre (r.a.) mantarın suyunu sıkar ve gözü ağrıyanlara sürer, o hastanın gözü iyileşirdi. Mantarın en güzeli, siyah olanıdır.

Bir memlekete giren kimse soğan yerse, o memleketin vebasından, havasından ve sularından zarar görmez.

Soğan yedikten sonra kereviz yemelidir. Çünkü kereviz, soğanın kokusunu giderir.

Soğan ve sarımsağı pişmiş olarak yemekte bir beis yoktur.

Soğan ve sarımsağı çiğ olarak yememeli. Zira melekler rahatsız olurlar.

 

Kaynak : (Şir’atü’l-İslam, Fazilet Neşriyat)

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: