Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Eylül 2013

Münker ve Nekir melekleriyle senin hâlin nasıldı ?

Posted by Site - Yönetici Eylül 30, 2013

kuranallah

Münker ve Nekir melekleriyle senin hâlin nasıldı ? – Hikâye ( kabir )

Vefatından sonra Ebû Yezîd Bestâmî (k.s.) hazreterine denildi:

Münker ve Nekir melekleriyle senin hâlin nasıldı?” Ebû Yezid Bestâmî (k.s.) hazretleri buyurdular: -“Onlar bana; Senin Rabbin kimdir?” diye sorduklarında ben onlara:

-“Siz ikiniz Rabbime sorun: Eğer Rabbim (benden dolayı) o, benim kulumdur, derse, bu (bana) kâfidir. Yok (eğer Rabbim o benim kulumdur, demezse,) eğer ben, defalarca: “Ben, onun ku­luyum!” desem bile; Allâhü Teâlâ’nın kabulü olmadıkça bir şey ifâde etmez…” dedim

Dört Tekbir

Ebû Yezid Bestâmî (k.s.) hazretleri buyurdular: -“Ben on iki sene nefsim için demirci idim.

Elli sene kalbimin aynası idim. Orada kendime baktım. Bir de baktım ki, ortasında (belimde) zünnâr (Hıristiyanların kemeri­ni) gördüm.

On iki sene de bu zünnârı kesmeye çalıştım. Sonra dönüp baktım, bir’de ne göreyim! Bâtın (iç âlemimde) zünnâr gördüm.

Beş yıl da bunu kesmeye çalıştım, nasıl keseceğim diye bak­tım. Bana keşf olundu. Halka baktım. Onları ölü gördüm. Onların üzerine dört tekbir aldım…”

Kulluğun Hakikati

Ubudiyetin (kulluğun) hakikati, Allâhü Teâlâ hazretlerinin gayrisi olan her şeyden (mâsivâ’dan) teberri etmek, uzaklaşmakla olur. Bu velev ki, onun orucu, namazı ve diğer ibâdetleri olsa bi­le….

Rivayet olundu:’

Ebû Yezid Bestâmî (k.s.) Hazretleri, Ömrünün sonlarında mihraba geçti. Ve şöyle dedi:

-“İlâhî (Ey Allah’ım!), ben orucumu, namazımı ve de ikisinin dışında olan ibâdetlerimi düşünmüyorum. Belki  diyorum ki:

-“Ben ömrümü dalâlette geçirdim!  Şu an zunnarımı kestim. Müslüman olarak senin kapma geldim. Senin kapın da İslâm dini­dir...”[1]

Bu ise hakikî olarak kişinin nefsinden insaf etmesidir.

Akıllı kişiye düşen vazife, nefsini asla tezkiye etmemesidir. Nefsini Allâhü Teâlâ hazretlerinin kerametlerine mahal (ehil yer) görmemelidir. Belki tevazu etmelidir. Salih amellerine nisbetle kötü amellerini çok görmelidir. Nefsinde ancak, sırf yokluk görmelidir.

Şiâr-ı İslam

Bil ki: Allâhü Teâlâ hazretlerinin yolunda cihâd etmek (İslâm dininin yayılması için gayret sarfetmek) Müslümanların şiân ve mü’minlerin âdetlerindendir. Bu yolda, mü’minler, kınayanların kınamalarından korkmazlar.

Görmüyor musun hâli böyle bir kavmi, Allâhü Teâlâ hazret­leri nasıl medhetti:

Allâhü Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri, hulûs, yakîn ve temkîne ulaştırsın. Âmin.

-“Ey o bütün iymân edenleri İçinizden kim dininden dönerse duysun: Allah onun yerine öyle bir kavim getirecek ki, Allah onları sever, onlar Allah’ı severler. Mü’minlere karşı boyunları aşağıda, kâfirlere karşı başları yukarıda… Allah yolunda mücâhede ederler, dil uzatanın levminden korkmazlar. İşte o, Allah’ın fazlıdır. Onu dilediğine verir ve Allah vâsfdir, alîm’dir.

Kim Allâhü Teâlâ hazretleriyle beraber olursa, Allâhü Teâlâ hazretleri onu korur ve düşmanlara karşı ona yardım eder; husu­siyetle nefs-i emmâre düşmanına karşı ona yardım eder.

Allâhü Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri, hulûs, yakîn ve temkîne ulaştırsın. Âmin.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/253-255.


[1] el-Mâide: 5/54,

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

KURBANIN FAZÎLETİ ve VÂCİB OLMASININ ŞARTLARI

Posted by Site - Yönetici Eylül 29, 2013

KURBANIN FAZÎLETİ ve VÂCİB OLMASININ ŞARTLARI

KURBAN NİSÂBI ve VÂCİB OLMASININ ŞARTLARI

Kim mal genişliği (mâli imkân) bulur da kurban kesmezse sakın bizim mescidimize, namazgâhımıza yaklaşmasın.” (Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed)

Kurban nisâbı: Aslî ve zarûrî ihtiyaçlarından başka fitre vâcib olacak kadar malı-parası olan, hür ve mukîm (yolcu olmayan) erkek ve kadın Müslümana kurban kesmek vâcibdir.

Bu malın -zekât nisâbında olduğu gibi- alışveriş ile artabilecek mal olması ve üzerinden bir sene geçmesi şart değildir.

Aslî ve zarûrî ihtiyaçlar şunlardır: Evi, evinin kâfi miktarda eşyası, bineceği (arabası), üç türlü giyeceği -yani iş elbisesi, günlük giydiği elbise, bayram ve benzeri günlere mahsus elbisesi- kendinin ve nafakası kendi üzerine vâcib olanların bir aylık nafakalarından fazla olarak 80,18 gr altın veya aynı kıymette başka bir şeye sahip olan kimselere sadaka-i fıtır vermek ve kurban günlerinde kurban kesmek vâcib olur.

Bir kimse (bayramın 1., 2. ve 3. gününde) kurban kesmeye mahsus olan günlerin sonunda (akşam vaktine kadar) zengin, yani nisâba mâlik olsa derhal kurban kesmesi vâcib olur.
Hür, mukîm ve nisâba mâlik müslümanın küçük çocukları için kurban kesmesi müstehaptır. Zâhiru’r-rivâye de böyledir. Fetva, buna göredir.
İmam Hasan’ın Ebû Hanîfe’den rivayetine göre, kişinin küçük çocuğu ve babası olmayan torunları için kurban kesmesi vâcibdir. İmam Kudûrî, İmam Hasan’ın bu rivayetini tercih etmiştir.
Müsâfir eğer mukîm iken kurbanı alıp, (yani bayramın üçüncü günü güneş batmadan önce) sefere çıkarsa, -kurban kesmek üzere bir hayvanı alması sebebiyle üzerine vâcib olduğu için- kurbanı satması câiz olmaz.

İmâm-ı Âzam ve İmam Ebû Yûsuf Hazretleri’ne göre kurban kesmekle mükellef olmak için akıllı ve bâliğ (ergen) olmak şart değildir. Delinin ve henüz bâliğ olmamış çocuğun mallarından babaları yâhut vasîleri kurban keser ve onlara yedirirler. Yediklerinden artanı bunlar için (elbise gibi) kendisi ile faydalanılan bir şey ile değiştirebilirler.

.

KURBANIN FAZÎLETİ

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

• “Allah katında günlerin en muazzamı Kurban Bayramı günüdür.”
• “Kurban kesiniz ve ona iyi muâmele ediniz. Çünkü bir kimse kurbanını alır, onunla kıbleye dönerse, kıyâmet gününde o kurbanın kanı ve tüyü onu koruyan iki kale olur. Muhakkak sûrette kurbanın kanı Hz. Allâh’ın muhâfazasında toprağa düşer. Azıcık bir infâk (Allah rızası için harcama) sebebiyle çok mükâfâta nâil olursunuz.”
• “Kim Kurban Bayramı gününde kesmek için kurbanına yaklaşırsa Allâhü Teâlâ’nın rahmeti de cennette ona yaklaşır, kurbanını kestiği zaman kanından akan ilk damla ile birlikte onu mağfiret eder, Allâhü Teâlâ o kurbanı kıyâmet gününde mahşere kadar onun için binek kılar, derisi ve her kılı adedince ona sevap ihsân eder.”

Gücü yeten kimsenin şefâate nâil olmak niyetiyle Allah rızâsı için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’ne bir kurban kesmesi menduptur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) büyük boynuzlu çok güzel iki koçun birisini yere yatırıp besmele çekti ve tekbir getirerek “Allâh’ım! Bu Muhammed’den ve Ehl-i Beyti’mdendir.” deyip kesti.

Sonra ikincisini keserken “Allâh’ım! Bu da Muhammed ve ümmetindendir.” dedi.

Aliyyü’l-Murtezâ (k.v.) Hazretleri biri kendisi için, biri Resûl-i Ekrem Efendimiz için olmak üzere iki koç kurban ederler ve ‘Resûlullah (s.a.v.), zât-ı şerîfleri için kurban kesmeyi bana vasiyet buyurdular.’ derdi.

KURBAN KESMEYE DÂİR BÂZI MESELELER

İki kimseden biri diğerinin kurbanını yanlışlıkla -kendinin zannederek- kestikten sonra etini yemeden sahipleri kurbanlarını bilip alsalar, câiz olur.

Etini yedikten sonra bilirlerse helâlleştikleri takdirde yine câiz olur.

Helâlleşmezlerse her ikisinin de kurbanları olmadığı için birbirlerinin kurban bedellerini öderler. Kurban günleri geçmemişse kurbanlarını keserler. Geçmişse aldıkları bedelleri sadaka olarak verirler.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kurban, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ebû Süfyân ve Avanesi Mü’minlerin Kökünü Kazımayı Düşün­düler.Amaaa..

Posted by Site - Yönetici Eylül 28, 2013

bizim-davamiz-islam-davasidir-muhammed-s-a-v-hac-yolcusunda-bulunmasi-geren-uc-hususiyet

 Ebû Süfyân ve Avanesi Mü’minlerin Kökünü Kazımayı Düşün­düler.Amaaa..

Yaralı Sahabeler ve…

Rivayet olundu:

Ebû Süfyân ve Ashabı Uhud’dan rucû ettiklerinde, Revhâ denilen bir mevziye vardılar. Burası Mekke ile Medine arasında bir mevki idi…

Pişman oldular, bir daha dönmeye ve mü’minlerden geri ka­lanların kökünü kazımayı, bütün Müslümanları öldürmeyi düşün­düler.

Müşriklerin bu düşünceleri, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine ulaştı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Ebû Süfyâni talep etmek üze­re ashabını düşman üzerine çıkmaya davet etti. Ve Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ashabına şöyle buyurdu:

-“Bizimle beraber ancak dün hazır olanlar çıksınlar!” Vakıamıza (Uhud savaşına) katılanlar, yola çıksınlar. Çünkü Arablar, vakıalara (hâdiselere) günler diye isim verirlerdi. On­ları Allah’ın günleri diye zikretti.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ashabı ile beraber düşmana doğru yola çıktılar. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bununla, düşman­lara karşı güç ve kuvvetlerini göstermek istedi.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle beraber büyük bir cemaat vardı. Bu şekilde Hamrâ’ul-Esed denilen yere kadar vardılar. Bu­rası Medine-i Münevvereden seksen (80) mil uzaklıkta bir yerdir. Ashâb-ı kiram hep yaralıydılar. Nefislerini, ecir ve sevabı kaçır­mamak için meşakkat ve zorluklara tahammül ediyorlardı.

Allâhü Teâlâ hazretleri, müşriklerin kalbine bir korku verdi. Çekip gittiler.  Bu gazveye “Hamrâ’ül-Esed Gazvesi” denildi.

Hamrâ-ül-Esed gazvesine katılan bütün sahabeler yaralıydılar. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin, yüzünde iki halka yarası, alnı yarılmış, Rebâiyye dişi kırılmış, mübarek dudağı yarılmış, omuzu yaralanmış ve dizleri arızalanmıştı.

Kutbe bin Âmirin dokuz yarası vardı. Hazret-i Talha (r.a.)’ın dokuz yarası vardı. Tufeyl bin Numan (r.a.)ın on üç yarası vardı. Hıraş bin Sımmenin on. Ka’b bin Malikin ise tam on dokuz yarası vardı. Diğer sahabelerin her birinin en az bir iki yarası vardı. Kimi kardeşini sırtlayarak götürüyordu. Ebû Süfyân beşyüz yerde ateşin yandığını görünce, korktu. Savaşamadı. Mekkeye kaçtı.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/243-244.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Şehidlerin ruhları her cuma günü kabirlerini ziyaret ederler.

Posted by Site - Yönetici Eylül 27, 2013

sehitler-olmez-cuma-gunutarihe-damga-vurmus-turklercanakkale-cocuklari-canakkale-canakkalecanakkale-cocuklarisehitler

Şehidlerin ruhları her cuma günü kabirlerini ziyaret ederler.

Efendimiz (S.A.V.) Hazretleri Buyurdular:

-“Şehid,   öldürülmenin   acısını   duymaz;   ancak   birinizin çimdik’ten duyduğu acı kadar acı duyar.

Şehidler için yedi haslet vardır.

1 Kanından ilk damlanın yere akmasıyla, onun bütün günahları mağfiret kılınır.

2 Yerini cennette görür.

3 Kabir azabından kurtulur.

4 Büyük korkudan emin olur.

5 Başına vakar tacı konulur ki, bu tacın yakutlarından biri dünya ve dünyanın içinde bulunanlardan daha hayırlıdır.

6 Yetmiş üç hurî  ile evlenir.

7 Akrabalarından yetmiş kişiye şefaat eder.

Şehidler Hayırlı Varlıklardır

Rivayet olundu.

-“Kıyamet günü olduğu zaman, Allâhü Teâlâ buyurur: -“Bana, mahlûkâtımın içinde hayırlı kıldıklarımı çağırın!“.

Derler ki:

-“Ya Rabbi! Onlar kimlerdir?” Allah, buyurur: -“Kanlarını,  mallarını ve nefislerini yolumda saçıp veren şehidlerdir!

Şehidler, Rabbü’Iizzet’in huzuruna çıkarılır, kılıçları boyunla­rında oldukları halde: cennetteki meskenlerine girerler…!

Şu hadis-i şerif, şehidlerin mertebesini ve faziletini güzel bir şekilde ifâde etmektedir.

Hz. Enes’den (radıyallahu anh) rivayet olundu:

“Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

Cennete giren hiç kimse dünyaya geri dönmek istemez, yeryüzünde olan her şey orada vardır. Ancak şehid böyle değil. 0. mazhar olduğu ikramlar sebebiyle yeryüzüne dönüp on kere şehit olmayı temenni eder. “Bir rivayette şu ziyade mevcut: … şehid hariç… o. şehidlik sebebiyle mazhar olduğu üstünlükler ve keramet er sebebiyle... (dönmek ister).” [Buharî. Cihâd 5. 21; Müslim.lmâret 108. 109. (1877); T.rm.zı. Fedâilu’l-Cihâd 13. (1643); Nesâî. Cihâd 30, 6. 32).]

Kıyamet Günü Sancakları

(Kıyamet günü şu sancaklar dikilir:)

1Sıdk sancağı, Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) için dikilir. Ve bütün sıddîklar, onun sancağının altında toplanırlar.

2 Adalet sancağı Hazret-i Ömer (r.a.) için dikilir. Ve bü­tün âdiller, onun sancağının altında toplanırlar.

3 Sehâvet (cömertlik) sancağı Hazret-i Osman (r.a.) için dikilir. Ve bütün cömertler, onun sancağının altında toplanır­lar.

4 Şehâdet sancağı Hazret-i Ali (r.a.) için dikilir. Ve bü­tün şehidler, onun sancağının altında toplanırlar.

5 Fıkıh sancağı, Muaz bin Cebel (r.a.) için dikilir. Ve bü­tün Fakihler, onun sancağının altında toplanırlar.

6 Ebû Zerr-i Gifâri için zühd sancağı dikilir. Ve bütün zâhidler, onun sancağının altında toplanırlar.

7 Fakirlik sancağı Ebû Derdâ (r.a.) için kurulur. Ve bü­tün fakirler, onun sancağının altında toplanırlar.

8 Kıraat sancağı, Übeyy bin Ka’b (r.a.) için kurulur. Ve bütün kurrâlar, onun sancağının altında toplanırlar.

9 Müezzin sancağı, Bilâl-i Habeşî (r.a.) için kurulur. Ve bütün müezzinler, onun sancağının altında toplanırlar.

10Zulmen öldürülenlerin sancağı Hazret-i Hüseyin bin Ali (r.a.) için kurulur. Ve bütün zulmen öldürülenler, onun sancağının altında toplanırlar.

Lideriyle Çağırılacak

Bundan dolayı Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu:

“Günün birinde her sınıf insanları imamlanyla çağıracağız: o gün her kime kitabı sağ eliyle verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve kıl kadar zulmedilmeyecekler.

Kabirleri Ziyaret

Denildi (alimler buyurdular:)

Şehidlerin ruhları, her ne kadar ilüyîn’de olsalar da, devamlı olarak her cuma günü kabirlerini ziyaret ederler. Bundan dolayı Cuma günü ve gecesi, kabir ziyareti müstehaptır.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

Her kim dünyada tanıdığı mü’min bir kardeşinin kabrine uğrar da ona selâm verirse, o (kabirdeki kişi) mutlaka onu tanır ve selâmını alır.


Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/232-233.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şehitlerimiz | Leave a Comment »

Hikâye – ( Halka Hizmet )

Posted by Site - Yönetici Eylül 26, 2013

sadakanin-soyledigi-bes-kelime

Hikâye –  ( Halka Hizmet )

( Erdiğini )  iddia eden bir murid:

-“Şeyhim, bu tarikattaki makamı, elde ettiğim manevî dereceleri, halifeliğe lâyık olduğumu ve irşâd makamına tayin edilmeye hakkettiğimi bilmektedir. Fakat şeyhime ne oluyor ki, benim icazetimi vermiyor!” dedi.

Şeyhi onun bu konuşmasını işitince, birkaç gün hizmetlerde kullandı. Bu sofuda hizmetten tembellik zahir oldu. Şevk ve tam bir gayretle hizmet edemedi. Şeyh onun halini gördü. Şeyh, müridin icazete lâyık olmadığını inkâr ederek şöyle buyurdu:

-“Halka (yaratılmışlara) hizmet etmeye gücü yetmeyen bir kişi, Halik Teâlâ hazretlerine (yüce yaratıcıya) nasıl hizmet etmeye kaadir olabilir?

Bak! O büyük üstad nasıl, halka hizmet etmeyi Halik Teâiâ hazretlerine hizmet etmenin sebeblerinden kıldığını gör !

Allah’a vâsıl olmanın yolu da böyledir…

Vasıl Olmak İçin Şart

Kalbinde Hak Teâlâ hazretlerine vâsıl olmak olan bir kişi, elbette önce Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şeriatına ve sünnetine hizmet etmeye dönmelidir.

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şeriat ve sünnetine hizmet etmeli ki, Efendimiz hazretleri kendisini sevsin… Efendimiz (s.a.v.) hazretleri kendisini sevdiği zaman, Allâhü Teâlâ hazretleri de onu sever.

Allâhü  Teâlâ  hazretleri,  bizleri ve  sizleri, onun sünnetine, edeblerine riâyet etmekle şereflendirsin.

Onun,  ehli beytinin ve ashabının yoluna, sünnetlerine uymayı bize nasib etsin.

Allâhü Teâlâ hazretleri, Mennândir. ihsanı boldur. Her zaman da mağfireti geniştir…


Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/209-210.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Gündüz ve Gecenin İnsan oğluna Seslenmesi.

Posted by Site - Yönetici Eylül 25, 2013

11gunduz-ve-gecenin-insanogluna-seslenisi

Gündüz ve Gecenin İnsan oğluna Seslenmesi.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:

-“İnsan oğlunun üzerine gelen hiçbir gün yoktur ki, o`gün mutlaka insana şöyle nida eder:

-“Ey Âdem oğlu! Ben yeni bir yaratılışım! (Yeni bir günüm!) Ve ben senin bende işlediklerine yarın şahidimi Bende hayır işle ki, yarın senin lehine şahidlik edeyim! Muhakkak ki eğer sen beni geçirirsen ebediyyen bir daha beni göremezsin.

Gece de bunun benzerini söyler.

Ey kadeşim! Sen de, Allah’a dönen ve ona takdîm olunan kişinin amelini işle!

Allâhü Teâlâ hazretleri, küçük, büyük, az ve çok amele göre cezalandırıp karşılığını verir.

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu:

Ve Allah her ne yapıyorsanız görüp duruyor.” İnsan hiç bir saatinde gafil olmaması gerekir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/200-201.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

BİR PEYGAMBER SEVDALISI BİLALİ HABEŞİ HAZRETLERİ

Posted by Site - Yönetici Eylül 24, 2013

ezanezan_in-faziletlerindenadhanbeautiful-mosque-in-the-city-hd-desktop-wallpaper-copy

BİR PEYGAMBER SEVDALISI BİLALİ HABEŞİ HAZRETLERİ

Peygamberimizin vefatından sonra ayrılık acısına tahammül edemeyerek bir daha ezan okuyamadı. Resulullah’a olan muhabbetiyle her gün yanıp tutuşuyor gözyaşı döküyordu. Sonra da Medine’de kalmaya tahammül edemediği için zamanın halifesi olan Hz. Ebû Bekir’den izin alıp Şam’a gitmeye karar verdi. Böylece Şam’a gidip yerleşti. Hz. Ömer’in hilafetine kadar da orda kaldı

Bir gece rüyasında Resulullah Efendimizi gördü. Sevgili Peygamberimiz kendisine sitem ettiler: “Bunca ayrılık yetmedi mi ya Bilal! Hâla beni ziyaret etmeyecek misin?” Hz. Bilal’ın zavallı yüreği duracak hale geldi. Heyecan ve ter içinde uyandı. Hemen hazırlığa başladı. Şafak sökerken ince uzun ve garip deveciyle; mübarek Medine yollarına düştü. Biricik efendisine yaklaştıkça havayı kokluyor taşları toprakları okşuyor ve göz yaşı döküyordu. Issız çölleri yara yara Medine’ye ulaştı.

Ona rastlayanlar selam veriyorlardı. Sonra da yanındakilere diyorlardı ki: “İşte Bilal Bilal-ı Habeşî! hazretleri İşte Hazreti Peygamberin müezzini!
Bu dünyaya onun gibi ezan okuyan gelmemiştir.” Fakat o hiçbirini duymuyor görmüyordu. Sanki çok kuvvetli bir mıknatıs onu kendisine çekiyordu. Peygamber Efendimizin mübarek kabrine doğru ilerledi. Yüce makama erişirken Kur’an-ı Kerim okudu en sonunda sevgilisinin kabrinin yanına varınca bayılarak yıkıldı.

Ayıldığı zaman başucunda sevgilisinin sevgili torunları Hasan ve Hüseyin hazretleri saçlarını okşuyordu. Sanki dünyalar onun oldu. Sarıldılar kucaklaştılarağlaştılar. Hz. Bilal “Yavrularım! Ne kadar da dedeniz Hz. Resulullah gibi kokuyorsunuz.” dedi.
Hz. Hasan sordu: “Dedemiz seni de çok severdi. Acaba O’nun hatırı için bir şey istesek yapar mısın?” Hz. Bilal çok şaşırdı; “Bu ne biçim söz? Bu köleniz ne emrederseniz yerine getirir.” Hz. Hasan “ Senden bir defa daha ezan dinlemek istiyoruz. Ricamız sadece buydu.” dedi.

Ertesi sabah Bilal-i Habeşî son ezanını Mescid-i Nebevî’de okudu. Yanık ve hasret dolu sesiyle: “Allahu Ekber! Allahu Ekber!” dediği zaman bütün Medine halkı ayağa kalktı. “Eşhedü enlâ ilahe illallah! Eşhedü enne Muhammeden Resulullah!” deyince kadın-erkek genç-ihtiyar çoluk-çocuk hatta yatağındaki hastalar bile sokaklara döküldüler Mescid-i Nebevî’ye koştular. Halk o kadar coştu ki Peygamber Efendimiz yaşıyor sandılar. Vefatında olduğu gibi gözyaşları sel oldu. O günden beri dünyada bir daha böyle bir ezan okunmadı. Bilal-i Habeşi hazretleri de bundan sonra ezan okuyamadı.
641 senesinde Şam’da vefat eyledi. Rabbim şefaatine layık eylesin!

Bu guzel makale icin Şerife Şevval Kardelen Hocamiza tesekkur eder sizlerinde dualarini bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

Cennette Dört Makam

Posted by Site - Yönetici Eylül 23, 2013

20hz-ademin-cocuklari-birbirleriyle-nasil-evlendi

Cennette Dört Makam

Onlar ( cennetli ehli ) cennetlerde dört makam üzeredirler.

1) Onlardan bir taife, mimberler ashabıdırlar. Bu en yüksek tabakadır. Rasûl ve nebilerin (peygamberler a.s.) hazretlerinin makamadır.

2) İkinci taife, evliya, kavi (söz), amel ve hâl cihetinde peygamberlerin varisleri olanların makamıdır. Bunlar, Eserra ve arş ashabıdırlar.

3) Üçüncü tabaka, burhânî nazar (eşyayı gözlem altına alarak) ve aklî delillerle Allâhü Teâlâ hazretlerini bilen ve tanıyan (taklîdten kurtulan) alimlerdir. Bunlar ashabı kürsîdirler.

4) Dördüncü    tabaka,    tevhidlerinde    mukallid    olan mü’minlerin makamıdır.

Bunların mertebeleri var. (Mertebe mertebedirler,) Bunlar, mahşerde nazar ve aklî ashabının önündedirler.

Onlar (nazar ve aklî ashabı), beyaz kum tepesinde mukallidlerin önündedirler.

Amellerin Fazileti

Halk, amellerde değişik, faziletlerinde de mertebeler üzeredirler. (Şu itibârla fazilette farklılık vardır):

1) Yaş itibariyle fazilet. Lâkin, taat ve lslâmda, ikisi amelde bir mertebe üzere oldukları zaman yaşça büyük olan, yaşça kendisinden küçük olandan üstün olur .

2) Zaman itibariyle fazilet. Zîrâ;

1 – Ramazan-i şerîf,

2– Cuma günü,

3– Kadir gecesi,

4– Zilhicce’nin on gününde,

5– Ve Aşûra günü yapılan ameller, diğer gün ve zamanlarda yapılan amellerden (sevâb cihetinden) daha büyüktürler.

3) Mekân itibariyle fazilet.

Mescid-i Haram’da namaz kılmak, Medine mescidinde (mescid-i nebevîde) namaz kılmakdan daha faziletlidir. (2/119)

Mescid-i Nebevîde namaz kılmak ise, Mescid-i Aksâ’da, namaz kılmaktan daha faziletlidir.

Mescid-i Aksâ’da namaz kılmak, diğer mescidlerde kılınan namazlardan daha faziletlidir.[1]

4)  Haller itibariyle faziletler. Cemaat ile namaz kılmak, bir şahsın tek başına kılmış olduğu namazdan daha faziletlidir.

5)   Amellerin  kendi  nefsiyle  üstün  olması.  Zîrâ  namaz kılmak, ezâ veren şeyi kaldırmaktan daha faziletlidir.

6)   Bir amel itibariyledir. Yakın akrabaya tasadduk eden kişiye iki sevâb vardır.

1-Sıla-ı rahm,

2– Sadaka sevabı vardır.

Yine, ehl-i beytin şeriflerine hediyede bulunmak, diğer insanlara hediye etmekten ve iyilikte bulunmaktan daha faziletlidir. [2]

Bir Anda Birçok İbâdet

Bâzı insanlar, bir zaman içinde bir çok ameli bir arada toplayabilirler.

1 Kulağını,

2.  Gözünü

3. Ve elini gereken şeylerden korur.

4Bir zamanda hem namaz ve hem orucu toplar,

5.  Bir zamanda namazı,

6.  Bir Zamanda zikri,

7 Bir zamanda bir işi yapmaya ve terk etmeye niyeti toplar.

8.  Böylece tek bir zamanda bir çok ibâdetlerden dolayı sevab ve ecir alır. Haliyle bir zaman içinde, bütün bu ibâdetleri yapmayan kişilerden bir çok yönden üstün ve daha faziletli olmuş olur.


[1] Bu üç mübarek mecidten sonra Bursa’da bulunan Ulu Cami gelir. Şeyh Üftâde (k.s.) hazretlerine göre. Ka’be-i mukerreme, Medine-i münevvere ve Kudüs-i şeriften sonra Bursa Ulu cami gelir. Rûhu’l-Beyan, c. 1, s. 210,

[2] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 4/198-199.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/198.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Abdülmattalib’in Rüyası

Posted by Site - Yönetici Eylül 22, 2013

3kiyamet-gununde-evliyaullah-ve-hasimlariyildirim-caktiginda-okunacak-dualar-copy

Abdülmattalib’in Rüyası

Zikrolundu. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin dedesi Abdülmuttalib, Beyitte Hicr (i Ismail)de geceleyip uyurken, korkuyla uyandı.

Hazret-i Abbâs (r.a.) buyurdular:

-“Ben onun peşine düştüm ve ben o gün denileni anlayacak yaşta bir çocuktum. O, Kureyş’in kâhinlerine, gelerek rüyasını şöyle anlattı:

-“Ben rüyâm’da gümüşten bir zincirin, sanki sırtımdan çıktığını, gördüm. O zincirin dört ucu vardı.

1 Bir ucu doğulara ulaştı.

2 Bir ucu batılara ulaştı.

3 Diğer ucu gökyüzüne ulaştı.

4 Diğer bir ucu da yerin altına geçti.

Ben o zincire bakarken, bir anda o, nurlu yemyeşil bir ağaca dönüştü. 0 sırada iki yaşlı kişi yanıma geldiler. O yaşlılardan birine sordum:

-“Sen kimsin?” O:

-“Ben, Âlemlerin Rabbinin peygamberi, Nuh’um!” dedi.

Diğerine sordum:

-“Sen kimsin?” O:

-“Ben, âlemlerin Rabbinin halili, İbrahim’imi11 dedi.

Sonra ben uyandım…!”

Bu rüyayı dinleyen Kureyşlilerin kâhinleri:

-“Senin rüyan doğru ise, elbette senin sırtından (sulbünden) bir peygamber zuhur edecektir. Göklerin ve yerin ehli ona iman edecektir.

Bu silsile (zincir) ona tâbi olanların ve yardımcılarının çokluğuna delâlet eder.

Zincirinin halkalarının iç içe girmesi ise onların kuvvetlerinin çokluğuna delâlet eder.

Zincirin yeşil ağaca dönüşmesi ise o peygamberin işinin yerleşeceğine ve sânının yüceliğine işarettir.

(Nuh Aleyhisselâm’ı görmen ise) Nuh Aleyhisselâm’a imân etmeyenlerin helak olması gibi o yüce Rasûle inanmayanların helak olacağına delâlet eder.

(İbrâhim Aleyhisselâm’ı görmen ise) İbrahim Aleyhisselâm’ın milletinin onunla zahir olacağına işarettir.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Huneyn günü bu vak’aya işaret ederek şöyle buyurdular:

“Ben, peygamberim! Yalan yok! Ben Abdülmuttalib’in oğluyum!”

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, sanki ben bu rüyanın sahibiyim, diyordu.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, bu rüya ile övünüyordu. Çünkü (herkesin bildiği bu) rüyada Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin rüyasının bilgisi ve kelimesinin (davasının) yüceliği vardır.

Sonra, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek ve şerefli vasıflarının ve ahlâk-ı hamîdesinin (güzel ve övülen ahlakının) nihayeti yoktur.

Ancak (burada son) söz, kişinin onun muhabbetine imtisal etmeli ve sünnet-i seniyyesinin eserlerinin gereğiyle amel etmeli ki onun hakiki ümmetinden olabilsin.

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kapısının eşiğine yüz sürmek, şeriat ve tarikat bakımından vuslata ermenin en büyük vesilelerindendir…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/207-209

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İbni Sina Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Eylül 21, 2013

ibni-sina-kimdir

 İbni Sina Kimdir ?

İbni Sina, büyük tıp ve felsefe âlimi. Asıl adı, Hüseyin bin Abdullah bin Hüseyin bin ali bin Sina el-Belhî’dir.

Künyesi Ebû Ali’dir.

İslâm dünyasında Ibn-i Sina adı ile meşhur oidu.

Batıda ise kendisine Avicenne denilir.

İbni Sina 370 (m. 980) yılında Buhara yakındalanndaki Afşan’da doğdu.

İbni Sina iyi bir tahsil gördü. Yüksek bir zekâya sa­hipti.

On yaşında iken Kur’ân-ı kerimi ezberledi. On yedi yaşında iken mahir bir döktürdü.

Samânîlerin emiri Nuh bin Nars’ı hastalıktan kurtardığı için Buhara kütübhânesine müdür tayin edildi.

Yirmi yaşlarında iken felsefe, mantık ve tıp ilminde büyük bir otorite oldu. Samanî Hükümdarı Nuh bin Nasr’ın ölümüyle Buhara’da karga­şa başladı. İbni Sina Harzemşahlara geldi. Harzemşah Ali bin Me’mûn’un sarayına ve mektebine yerleşti. Orada ilmi çalışmalar yaptı. Burada “Şerefü’l-Mülk” üvânı ile vezir­lik makamına yükseldi.

Bazı yazılarından dolayı hükümdar ile arası açıldı. Vazifeden uzaklaştırıldı ve hapse atıldı.

Ömrünün son demlerini seyehat ile geçirdi. Tıp, matema­tik, felsefe, astronomi, fizik, kimya farmakoloji, edebiyat ve arkeloji ilimlerinde söz sahibiydi. Bir çok kitab yazdı. Tıp ilminde bir çok keşifler yaptı. “Kanun” adlı kitabı çok meşhurdur. İbni Sina “Mu’ad ve Müstezâd” isimli kitablannda Yunan filozoflarının küfre sebeb olan fikirlerinin etkisinde kaldıysa da daha sonra bu bozuk düşüncelerin­den tevbe ettiği söylenir.

Tevbesine şu hadisenin sebeb olduğu rivayet edilir: ibn-i Sİnâ Harkan’a, Şeyh Ebü’l-Hasan Harkânî (k.s.) hazretlerini görmeye gelir. Şeyh hazretleri­nin hanımı şirret bir kadın olduğundan İbni Sina’yı azarlayarak Şeyh hazretlerinin or­mana gittiğini söyler. Ibnî Sına, Şeyh hazretlerini ziyaret etmek için ormana doğru gider. Şeyh Hasan Harkanî hazretleri, yükünü bir arslana yüklemiş ve eline de çok zehirli bir yılan alıp kamçı olarak kullanarak gelmekte olduğunu görür. İbni Sina sorar: “Bu ne hâldir? 0 yılanı at çok zehirlidir?” dediğinde Şeyh Hasan el-Harkânî hazretleri: “Evdekilerin sıkıntı ve belâ yükünü taşıyıp onlara sabır ve tahammül ettiğim için. arslanlar yükümü taşıyor, ve hayvanlar bana itaat ediyorlar!” dedi.

Eve geldiler. Şeyh hazretleri bin bir güçlükle ve zahmetle hanıma bir tavuk kestirip yemek yaptı. Kadın: yemekten sonra tavuğumu isterim dedi. Yemekte şeyh hazretleri ibni Sina’ya, hayva­nın kemiklerini kırmamasını söyledi. İbni Sina ayak kemiklerinden birini sakladı. Ye­mekten sonra Şeyh hazretleri tavuğun kemiklerini bir araya getirip onlara “Kum bi iznillâh” dedi. Tavuk canlanıp ayağa kalktı. Topalladı. İbni Sina, Şeyh hazretlerinin keramet ve büyüklüğünü müşahede etmek için kemiklerden birini sakladığını söyledi. Bu hadiseden sonra İbni Sina’nın tevbe edip Şeyh Hasan el-Harkânî Hazretlerine mürid olma ihtimâli çok büyüktür.

İbni Sina 428 (m. 1037) yılında daha elli yedi yaşında iken vefat etti.

Kaynak : Dipnot : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/229-230.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: