Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Temmuz 2013

Oruç İbadetinin Dünya ve Ahiret Kazançları

Posted by Site - Yönetici Temmuz 25, 2013

Oruç İbadetinin Dünya ve Ahiret Kazançları

Yaratanın kullarından istediği her şey yine onlar içindir. Son din İslam ile bize gönderilen her şey kendi menfaatimiz içindir. İtikat, ibadet ve ahlak alanında İslam Dininin inananlardan istemiş olduğu her şeyde nice hikmetler vardır. İbadetle geçirilen bir hayat ile ibadetsiz geçirilen bir hayat arasında birçok farklılıklar vardır. Kişi ibadetlerini yaptığı müddetçe, Yaratanını kendisinden istediği şeyleri hayata aktardığı müddetçe dünya ve ahiret huzurunu yakalayabilmektedir. Nefsin sakinleşmesi, bedenin dinlenebilmesi, manevi hayatın olgunlaşmasının en güzel yollarından biri ise Oruçtur.

Oruç sadece Allah rızası için imsak vaktinden güneş batıncaya (iftar vaktine) kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır. Akıllı, buluğ çağına erişmiş Müslüman’ın Ramazan şerif orucunu tutması farzdır.

Bakara Süresinde peş peşe gelen 183-185 ayetlerinde öncelikle oruçtan bahsedilmekte, orucun İslam Dininden önceki dinlerde de emredile gelen bir ibadet olduğuna vurgu yapılmakta, sonra Ramazan şerif ayının fazileti dile getirilerek farz olarak tutulacak orucun bu ayda tutulması emredilmektedir. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ {} أَيَّاماً مَّعْدُودَاتٍ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضاً أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَن تَطَوَّعَ خَيْراً فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ وَأَن تَصُومُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ {} شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضاً أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ı kerim kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.” (1)

Oruç bir ibadettir. Herhangi bir ayda tutulabilirdi. Ama Yüce Rabbimiz Oruç ibadetini Ramazan şerif ayında tutmamızı emretmektedir. Bu ay pek kıymetli bir aydır. Çünkü Ramazan ayında son ilahi kitap Kur’an-ı Kerim inmeye başlamıştır. Bu aya kıymet veren en önemli husus budur.

Sevgili Peygamberimizden Orucun fazileti ile ilgili birçok hadisi şerif bizlere ulaşmıştır. Dünya ve ahiret hayatı için bizlere birçok müjdeler içeren bu hadisi şeriflerden birkaçını sizlerle paylaşmak isterim.

مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَاناً واحْتِساباً ، غُفِرَ لَهُ ما تَقَدَّمَ مِنْ ذنْبِهِ

“Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (2)

مَا مِنْ عبْدٍ يصُومُ يَوماً في سبِيلِ اللَّه إِلاَّ باعَدَ اللَّه بِذلك اليَومِ وجهَهُ عَن النَّارِ سبعينَ خرِيفاً

“Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar.”(3)

إِنَّ فِي الجَنَّة باباً يُقَالُ لَهُ : الرَّيَّانُ ، يدْخُلُ مِنْهُ الصَّائمونَ يومَ القِيامةِ ، لا يدخلُ مِنْه أَحدٌ غَيرهُم ، يقالُ: أَينَ الصَّائمُونَ ؟ فَيقومونَ لا يدخلُ مِنهُ أَحَدٌ غيرهم ، فإِذا دَخَلوا أُغلِقَ فَلَم يدخلْ مِنْهُ أَحَدٌ

“Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez.” (4)

قال اللَّه عَزَّ وجلَّ : كُلُّ عملِ ابْنِ آدم لهُ إِلاَّ الصِّيام ، فَإِنَّهُ لي وأَنَا أَجْزِي بِهِ . والصِّيام جُنَّةٌ فَإِذا كَانَ يوْمُ صوْمِ أَحدِكُمْ فلا يرْفُثْ ولا يَصْخَبْ ، فَإِنْ سابَّهُ أَحدٌ أَوْ قاتَلَهُ ، فَلْيقُلْ : إِنِّي صَائمٌ . والَّذِي نَفْس محَمَّدٍ بِيدِهِ لَخُلُوفُ فَمِ الصَّائمِ أَطْيبُ عِنْد اللَّهِ مِنْ رِيحِ المِسْكِ . للصَّائمِ فَرْحَتَانِ يفْرحُهُما : إِذا أَفْطرَ فَرِحَ بفِطْرِهِ ، وإذَا لَقي ربَّهُ فرِح بِصوْمِهِ

“Aziz ve celîl olan Allah “İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir.Oruç benimiçindir,mükâfatınıdabenvereceğim”buyurmuştur.

Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.

Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu,hz. Allah katında miskkokusundan daha güzeldir.

Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır.” (5)

Oruç inananları kötülükten korur. Orucun kişiyi koruması hem dünyevi hem de uhrevidir. Yazzımızın girişinde sizlerle paylaşmış olduğum ayeti kerimede Yüce Rabbimiz orucu bizlere emretmekte, oruç tutmak suretiyle korunabileceğimizi bizlere bildirmektedir. Oruç bir koruyucu kalkan gibidir. Kişiyi fuhşiyata düşmekten, yanlışlar içerisinde olmaktan kurur. Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır. “Oruç bir kalkandır, o halde oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisi ile çekişip kavga etmek isteyen kimseye iki defa, “ben oruçluyum” desin.”(6) Kalkanda delikler olur veya çok zayıf bir kalkan nasıl ki kişiyi koruyamaz ise, oruç kalkanını ahlakımızı güzelleştirmememiz zayıflatmaktadır.

Oruç kişiyi Cehennem ateşinden korur. Mükâfatını yalnız hz.Allah’tan bekleyenler, sadece bedenine değil ruhuna oruç tutturanlar, dilini kötü sözlerden, aklını yanlış düşüncelerden, kulağını hatalı şeyleri dinlemekten, gözü yanlışa bakmaktan, eli yanlışı tutmaktan, ayağı yanlışa gitmekten, mideyi haram lokma yemekten koruyanlar Cennete Reyyan kapısından gireceklerdir. Oruçlu kişi iftar ettiği zaman nasıl ki bir sevinç duyuyor ise böyle güzel oruç tutanlar asıl sevince Rablerine kavuştukları zaman tadacakladır. Rabbim cümlemize rızaya uygun oruç tutmayı nasip etsin.

Oruç ahlakımızı güzelleştirmelidir. Orucun kişinin ahlakını güzelleştiren bir ibadettir. Sabahtan akşama kadar aç kalmanın adı değildir Oruç. Sevgili Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır. “Çok oruç tutanlar var ki onlara tuttukları oruçlardan sadece açlık ve susuzluk kalır. Çok gece ibadet edenler vardır ki onlara da bundan kalan sadece uykusuzluktur.”(7)

Oruç kişiden ahlaki kötülükleri bertaraf ettiği gibi, kişiyi ahlaken kemale erdirir. Oruç ahlakımızı yıpratmak suretiyle cehenneme sürüklemek isteyen ve bunun için türlü türlü yollar benimseyen şeytana karşı en önemli mücadelelerden biridir. Bu ayda tutulan oruçlarla yalandan arınmalı, gıybet ve dedikoduya yaklaşmamalı, haram olan fiiliyatlardan uzak kalmalıyız. Şu hususu hatırda tutmakta fayda vardır. Rabbimizin bizim aç durmamıza ihtiyacı yoktur. Dünyada aç kalalım da aklımız başımıza gelsin diyerek da oruç emredilmemiştir. Orucun en önemli mahiyeti işte tam bu noktada çıkmaktadır: Nefsimizi arındırmak. Nefsin terbiye olması, nefsin kamil mertebeye ermesinde orucun yeri bir başkadır. Bu sebeple bu arındırmayı gerçekleştirmeye engel olan bütün kötü hasletlerden uzak durmalıyız. Hz. Resulullah (s.a.s) Efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor. “Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez.”(8)

İmam Gazali hz. oruç tutanları üç mertebeye ayırmıştır.

Avamın Orucu: Bu oruç, mide ve tenâsül uzvunu şehvetlerden sakındırmaktır. Yani yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmaktan sakınmaktır.

Havass Orucu: Kulak, göz, dil, el, ayak ve sâir âzaları günahlardan uzak tutmaktan ibarettir.

Ahass’ul-Havass’ın Orucu: Kalbi, dünyevî düşüncelerden tamamen arındırıp hz.Allah’tan başka herşeyi kalpten uzaklaştırmaktır.(9)

Oruç iradeyi kuvvetlendirir. Kişiye zorluklara karşı sabırla davranmayı öğretir. Çünkü “Oruç sabrın yarısıdır.”(10) Aç kalmanın ne demek olduğunu bildirir. Fakirliğin, muhtaç olmanın ve yiyecek bir şey bulamamanın ne kadar sıkıntılı bir hal olduğunun farkına vardırır. Elde bulunan nimetlere şükür getirilmesi gerektiğini hatırlatır. Şükür ise nimetin artmasına vesiledir. Bir ayeti kerimede şöyle buyrulmaktadır.

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ

“Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”(11)

Oruç, Kalbi dünyaya daldırmaktan kurtarır. Nefsi temizler. Oruç ayrıca bedene sıhhat kazandırmaktadır. Özellikle tıbbın gelişmesi ve incelemelerin sıklaştırılması ile orucun bedene kazandırdığı birçok faydalar ortaya çıkmakta, bazı doktorlar tedavi amaçlı orucu tavsiye etmektedirler. Peygamber Efendimiz bu hususu çağlar öncesinden “Oruç tutunuz, sağlık bulunuz” ifadeleriyle bizlere bildirmektedir. 11 ay boyunca hiç durmadan çalışan midemiz bu vesile ile dinlenmekte, yağ depolayan vücudumuz oruç ile yağlarını yakmaktadır. Böylece gelecek bir yıla hazırlık yapılmaktadır.

Oruç sosyal düzenin korunmasına fayda sağlayan bir ibadettir. İftar sofralarında bir araya gelen insanlar muhabbetlerini artırmaktadırlar. Bu ayda oruç vesilesi ile, fakirlere yapılan yardımlar ile zenginler ve fakirler arasında açılabilecek derin çatlaklar ortadan kaldırılmakta, birlik ve beraberlik hasıl olmaktadır.

Ramazanı şerifde oruç tutmanın dünya ve ahiret faydası çok büyük. Ancak bu faydalara imanımızı kâmil hale getirmek, amellerimizi Rabbimizin istediği sevgili Peygamberimizin de hayatına aktardığı şekilde yerine getirmek ve “En güzel ahlak ile gönderilen” “En güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen” Rahmet Peygamberi Efendimizin (s.a.s.) ahlakıyla ahlaklanmak suretiyle kavuşacağız.

Bedenen, ruhen ve sosyal açıdan birçok faydaları bulunan orucun bizlere kazandıracağı pek çok güzellik var. Bu güzelliklere ulaşmanın yolu ise Yüce Rabbimizin ve Sevgili Peygamberimizin bizlerden istemiş olduğu şekilde oruç tutmaktır. Yüce Rabbim oruçlarımızı, namazlarımızı, hayır ve hasenatımızı makbul eylesin. Bu günlerin feyiz ve bereketinden yararlanabilmek için Kendi rızasına uygun davranışlar sergilemeyi nasip eylesin.

RAMAZANI ŞERİFİNİZ HAYIRLI MÜBAREK OLSUN

Bu Yazı İçin Şerife Şevval Kardelen Hocamıza Teşekkür Eder Sizlerinde Dualarını Bekleriz.

1. Bakara, 2/183/185

2. Buhârî, Savm 6

3. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 1221

4. Buhârî, Savm 4

5. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 1218

6. Buhârî, Savm, 8

7. İbn Mâce, Sıyam, 21

8. Buhârî, Savm, 8

9. Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, c.1

10. Tirmizi, Da’avat, 86

11. İbrahim, 14/7

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Oruç, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Yahya bin Muâz (r.h.) hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 24, 2013

Yahya bin Muâz (r.h.) hazretleri Kimdir ?

Yahya bin Muâz (r.h.) hazretleri, evliyanın büyüklerindendir.

Rey şehrinde doğdu. Doğum tarihi kesin olarak belli değildir.

Daha sonra Nişâbura gelip oraya yerleşti. İyi bir tahsil gördü. Vaiz idi.

Sözleri çok tesirliydi.

Bütün ömrünü halka nasihat etmekle geçirdi. Zühd. takva ve ihlâs ehliydi.

Keramet sahabi bir evliya idi.

Ona evliyanın kim olduğu soruldu. Buyurdular: “Evliya, insanları, şeytanın elinden kurtaran zâttır.

Yine buyurdular: “Âhiret ehlinin dereceleri yedidir: Tevbe, zühd, rızâ, korku, şevk, aşk ve marifetüllah’tır. Tevbe günahları siler, rıza, ubudiyet elbisesidir, korku, kişiyi sırat köprüsünden geçirir, şevk, cennete götürür, aşk, nimetlere gark eder, marifetüllah, cemâlüllah’ı müşahedeye götürür.

Yahya bin Muâz (r.h.) hazretleri, 258 (m. 872) yılında Nişâbur’da vefat etti.

H.z Allah  şefeatlerine nail eylesin. Amin.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/158-159.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

EY NEFSİM!!! – SANA YAZIKLAR OLSUN…

Posted by Site - Yönetici Temmuz 24, 2013

EY NEFSİM!!!  – SANA YAZIKLAR OLSUN…

EY NEFSIM! ! ! sana yazıklar olsun… Allah(c.c.)! ın yarattıgı sudan içersin,havasından solursun onun nimetlerinden yersin bütün bunlara ragmen ona isyanetmekten çekinmezsin,

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…günah işlemek için azmedersin utanmazsın elinden geleni yaparsın ama tevbe etmek için aynı azmi göstermezsın..günahında ısrar edip tevbede beklemeye kalkarsın,

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…akşama kadar boş booş konuşursun ne sen islamı anlatırsın ne de anlatanı dinlersin bir de utanmadan anlatan insanları önemsemezsin,

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…herşeyi bildigini sanarsın ama hiç bir şey bilmedigini anlamazsın,ilim ögrenmek istersin ama hafızanı boş şeylerle oldururursun ilime yer bırakmazsın,

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…bilmezmisinki sana soracaklar gençligini nerde harcadın? neler yaptın? ömrünü nerde geçirdin? ne cevap vereceksin? ? ?

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun..cenneti istedigini söylersin ama oraya girmek için hiç bir şey yapmazsın,

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…cehennemdem korktugunu söylersin ama kendi özvarlıgını onun içine yavaş yavaş atmakta oldugunun farkına varmazsın,

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…ölüleri görürsün devamlı ama bir türlü akıl edemzsin bir gün seninde ölecegini..o günün ne zaman olacagını
biliyormusun? belki bugun belki şimdi…,

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…azrail(a.s) ile karşılaştıgında bıraz daha dünyada kalıp hayırlı işler yapayımmı diyeceksin? bilmiyormusun ecelin beklemiceni seni ansızın yakalıyacagını?

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…ölüm seni bekliyor ama sen kaçmaya çalışıyorsun…nereye kadar? azık toplayıp yolculuga cıkmak en dogrusu degilmidir? peki neden azık toplamıyorsun bu dünyada neden hala ellerin boş?

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…herşeyden korkarsın,sevilmiyecek kişileri seversin,insanlar hoşnut olsun diye elinden geleni yapar her isteklerini karşılarsın peki ONUN isteklerini neden yapmıyorsun? kimin rızası için yaşıyorsun sen? ? ?

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun akşama kadar gıybet ederek yedigin etler seni doyurmadımı? hala tıka basa karnını doyurup şehvetini artırırsın? ? ,

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…dinledigin bir şarkıda izledigin bir filmde aglarsında Allah(c.c.) neden aglamazsın ONUN için gözyaşı akıtamıyacak kadar kalbin kararmışmı?

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…müslümanım dersin ama buna sen bile zor inanırsın yaşayışına bir bak gerçekten müslümanmısın? ? ?

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…gökleri delen binalara bak! onları yapanlar şimdi iki metrelik çukurun altında.yarın sende onlara komşu olacaksın,

EY NEFSİM! ! ! sana yazıklar olsun…insanlara teşekkür etmekten çekinmezsin ama YARADANA nankörlük etmekten utanmazsın…,

EY NEFSİM! ! ! umulurki tevbe kapıları kapanmadan,sen hala nefes alırken,ölüm melekleriyle karşılaşmadan önce aklnı başına alır geçici dünyayı sonsuz yurt olan ahirete tercih etmekten vazgeçersin,

EY NEFSİM! ! ! en kısa zamanda ALLAHIN yarattıklarına bakıp tefekkür etmeyi ögrenmelisin,onun istedigi yaşamayı bilmek yetmez onu yaşamak lazım yaşamak sonrada yaşatmak,

EY NEFSİM! ! ! NE MUTLU SANA YENİLMEYENLERE,NE MUTLU SENİ EĞİP GEÇENLERE NE MUTLU ALLAHI RAZI EDENLERE…,SEN DEVAM ET HAYATI YAŞAMANA BAK EGLEN GÜL OYNA VUCUDUN ATEŞİ HİSSETTİGİ ZAMAN GÖRÜŞMEK DİLEGİYLE…

Bu Yazı İçin Şerife Şevval Kardelen Hocamıza Teşekkür Eder Sizlerinde Dualarını Bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

ÖZÜRSÜZ; SOĞAN, SARMISAK, PIRASA VE BENZERÎ KÖTÜ KOKULU YÎYECEKLERÎ YİYİP KOKUSUNU GİDERMEDEN MESCÎDE GİRMENİN NEHİY OLUŞU

Posted by Site - Yönetici Temmuz 23, 2013

ÖZÜRSÜZ; SOĞAN, SARMISAK, PIRASA VE BENZERÎ KÖTÜ KOKULU YÎYECEKLERÎ YİYİP KOKUSUNU GİDERMEDEN MESCÎDE GİRMENİN NEHİY OLUŞU

1701. İbn Ömer’den (r.a) rivayet edildiğine göre, Nebî (s.a) şöyle bu­yurmuştur: “Kim bu ağaçtan, yani sarımsaktan yerse, mescidimize yaklaş­masın…” (Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir) .[11]

Hadis-i şerif; soğan, sarımsak gibi koku veren yiyecekleri yiyip, mesci­de girmeyi nehyediyor. Ancak bu yiyecekleri pişmiş olarak yemek nehiy kap­samında değildir. Bu nehiy başkasını rahatsız etmediği zaman tenzihidir. Baş­kalarına eziyet verirse haramdır.[12]

1702. Hz. Enes’den (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebî (s.a) şöyle buyurmuştur:

“Bu ağaçtan (sebzeden) kim yerse, bize yaklaşmasın! Bizimle bera­ber namaza durmasın. ” (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[13]

Hadİs-i şerifte “Bu ağaç” sözü kullanılarak, ne olduğu belirtilmemiş­tir. Bu bir karineyle veya tanınması sebebiyle söylenmiştir. İfade ettiği sebze sarımsaktır.

Yenilmeyi} sebebi; başkalarına kötü kolcusu ile eziyet edilmemesi için­dir. Hatta bazı alimler, “( üzerine kötü kokular sinmiş kimseyi cema­atten uzak tutmalıdır” derler.

“Namaz kılmasın ” sözünde namazın zikredilmesi ile yasak tahsis edil­miştir. Bu yasak namazın önemine ve huşuyu ortadan kaldıran sebepleri na­maz kılandan def etmeye, böylece müslümanların namazı kemali edeple kıl­malarını sağlamaya yöneliktir.[14]

1703. Hz-Câbir’den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Nebi (s.a) şöy­le buyurmuştur:

‘Kim sarmısak veya soğan yerse, bizden uzak dursun veya mescidi­mizden uzak dursun.’* (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).[15]

Müslimin bir rivayetinde; “Kim; soğan, sarımsak, pırasa yerse, mesci­dimize yaklaşmasın. Çünkü melekler, âdemoğullarının eziyet duyacağı şey­lerden rahatsız olurlar” şeklinde geçer.

Bu hadiste yenilmesi nehyedilen yiyeceklerin kapsamı çoğaltılmıştır. So­ğan, pırasa gibi çirkin kokuya sebep olan yiyecekler İlave edilmiştir.

Mescidlere beş vakit namaz esnasında olduğu gibi, bu vakitlerin dışında da pis kokularla girmek nehyediliyor. Çünkü insanların eziyet duyacağı şeylerden melekler de eza duyarlar.

Câmi’ûs-Sağîr de; “Bizden, mescidimizden uzak dursunlar. Evlerinde otursunlar” hadisi mevcuttur.

Ancak, oruç tutan kimsenin ağız kokusu buna dahil değildir. Çünkü bu koku Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.[16]

1704. Ömer b. Hattâb’dan (r.a) rivayete göre cuma günü hutbe verir­ken şöyle dedi: “Sonra size ey insanlar, iki ağaçtan yiyorsunuz ki, onları ben fena görüyorum. Ki onlar, soğan ve sarımsaktır. Ben Rasûlullah’ı (s.a) mes-cidde bu kokuyu duyduğu kimsenin çıkarılmasını emrederken gördüm. Bu adam Bakî kabristanlığına kadar çıkarılırdı. Onları kim yerse, pişirerek ko­kularını gidersin.” (Müslim rivayet etmiştir).[17]

“Habis” kelimesi; zina gibi harama itlak edildiği gibi. tadı kokusu çirkin olan şeylere de denilir. Habâis de bu manayı aşır. Yılan ve akrep gibi arabın pis saydığı şeylerdir.

Bu bölümdeki bütün hadisler mescide gelmek isteyen kimsenin soğan, sarımsak, pırasa ve her türlü kötü kokulu şeyi yemesini nehyetmektedir. Bu­radaki nehıy tahrimidir. Ancak bunları pişirip kokuları izale olduktan son­ra kerahat kalkar.

Müslümanın hep kokulu olması, özellikle toplantı yerlerinde ve ibadet mahallerinde buna dikkat etmesi gerekir. Böylece insanların onunla oturmasını ve ona yakın olmasını kerih görmesinler.

Mescîdlerin nezafetine önem vermek; oraya giderken çirkin, kokulu iş elbiselerini çıkanp, hoş ve temiz elbiseleri giymek gerekir. Bu gibi kokular daima soğan, sarımsak gibi kokulu şeylere kıyas edilir.

islâm; insanların aralarındaki ülfete ve onlan birbirinden nefret ettirici her tür eziyeti uzaklaştırmaya özen göstermiştir.

Emir sahiplerinin (devlet yineticilerinin) mesddleri gözetmeleri, onla­rın temizliğine dikkat etmeleri ve insanların oraya yönelmelerini sağlamaları gerekir.

Bu bölümdeki hadislerden çıkarılan hükümler şunlardır.

Çiğ sarmısak yiyip, mescide gelmek mekruhtur. Kerahati, çirkin koku­su sebebiyledir. Haram olmaması; “Kim bundan yerse…” cümlesinden an­laşılmaktadır. Hz. Ali’den (r.a) rivayet edilen bir hadiste: Rasûlullah (s.a) sarmısak yemeyi nehyetmiş, ancak pişmiş olursa müstesna olduğu buyurul-muştur.

Sarmısak gibi çirkin kokusu olan soğan, pırasa, turp gibi yiyecekler de sarmısak hükmündedir. Bunların hükmü ehü sünnete göre mekruhtur.

Bu tür sebzeleri yiyen kimsenin mescide yaklaşmaması lazımdır. Bu ne-hiy; bayram, cuma, cenaze, düğün merasimi gibi insanların bir araya geldiği bütün toplulukları içerir. Çarşı ve pazarlara giderken sarmısak yemek mek­ruh değildir.

Hadiste soğan ile sarımsağın zikrolunması, onların yenilmeleri sebebiy­ledir. Dolayısıyla kendisinde pis koku olan bütün yiyecekler de bu kapsam­da mütalâa edilir. Hatta bazı alimler; ağzı kokan kimseler veya kasap, ba­lıkçı gibi sanat erbabı da bu hükmün kapsamına girer, demişlerdir.

Bazı alimler bu hadisin cemaate devamın farz olmadığına delil olduğu­nu söylemişlerdir. Çünkü sarmısak ve benzeri sebzeleri yemek caizdir. Bu takdirde cemaatla namazın terkedilmesinin de caiz olması gerekir.

Sarmısak, soğan gibi şeyleri yemek cemaatı terk hususunda bir özür sayılır.

Bazıları bu hadislerle ihtisas ederek, sarmısak soğan gibi kerih kokulu yiyeceklerin Hz. Peygamber’e haram olduğunu söylerler. Ancak bu doğru değildir. Çünkü Rasûlullah (s.a); “Ey Cemaat, Allah’ın bana helâl kıldı­ğı bir şeyi haram kılmak benim elimde değildir. Şu var ki sarmısak benim kokusundan hoşlanmadığım bir sebzedir” buyurması buna delil teşkil eder.[18]

Kaynak : Riyazu`s – Salihin – İmam Nevevi

Dipnotlar :  Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Riyazu`s-Salihin, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

MESCİDDE ÇEKİŞMENİN, YÜKSEK SESLE KONUŞMANIN, KAYIP EŞYA SORMANIN, ALIŞ-VERİŞ, KİRA VS. MUAMELELERİN KERAHATİ

Posted by Site - Yönetici Temmuz 22, 2013

MESCİDDE ÇEKİŞMENİN, YÜKSEK SESLE

KONUŞMANIN, KAYIP EŞYA SORMANIN, ALIŞ-VERİŞ,

KİRA VS. MUAMELELERİN KERAHATİ

1696. Ebu Hüreyre’den (r.a) rivayet edildiğine göre, Rasûlullah’ı (s.a) şöyle buyururken işitmiştir:

“Kim mescidde kayıp eşyasını sorduğunu işitirse: “Allah onu sana buldurmasın ” desin. Çünkü mescidler bunun için bina edilmemiştir.” (Müslim rivayet etmiştir).[1]

Hadİs-i şerif, mescidde alış veriş yapmak, kayıp ilan, şiir ve bunlar gibi dünya işlerini yapmak nehyedilmiştir.

Hadiste geçen kayıp sözü, hayvan ve diğer şeyleri de kapsar.[2]

1697. Ebu Hüreyre’den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur.

“Kimi mescidde bir şey satarken veya satın alırken görürseniz, şöyle deyiniz: “Allah ticaretinde kazanç ver nesin.” Kimi de kayıp eşyasını sorar­ken görürseniz: “Allah onu sana buldurmasın” deyiniz.” (Tirmizî rivayet etmiştir. Ve hasen olduğunu söylemiş.[3]

Hadis, mescidlerde alış veriş yapmayı yasaklamaktadır.

“Allah sana ticaretinde kazanç veımesin ” cümlesinin kullanılmasında­ki maksat, Allah sana kazanç vermesin, çünkü sen dünyalık metaı pazarlar ve çarşılar yerine uhrevî ticaret mahallinde satmaya geliyorsun, burası onun yeri değildir, demektir.[4]

1698. Hz. Büreyde’den (r.a) rivayete göre bir adam mescidde kayıp sora­rak şöyle dedi:

“Bana kırmızı deveyi kim gösterecek?” Rasüiullah (s.a);

Bulamaz olasın, Mescidler ancak ne için yapılmışsa onun için yapılmıştır” buyurdu. (Müslim rivayet etmiştir).[5]

Bu hadis, önceki ile beraber, mescidde kayıbını ilan eden kimseyi işiten kimsenin o kimseye “kavuşamayasın” diye beddua etmesinin gerektiğine işaret ediyor. Mescid ve camilerde kayıp aramak yasaklanmıştır. Bu yasak bazı alim­lere göre mekruh; bir kısım alime göre, haram seviyesindedir.[6]

1699. Amr b. Şuâyb, babasından, o da dedesinden (r.a) rivayet ettiğine göre; Rasûlullah (s.a), mescidde alış veriş yapmayı ve orada kayıp mal so­rulmasını veya orada şiir irad edilmesini nehyetmiştir.” (Ebu Dâvud ve Tir­mizî rivayet etmiştir. Tirmİzî, hasen hadistir, demiştir).[7]

Râvi Amr b. Şuâyb’m babası, Şuayb’dır. Dedesi Ebu Şuâyb Abdullah b. Amr b. As’tır (r.a).

Mescidde yasak edilen şiir, tevhid veya Rasûl’ü (s.a) medh veya diğer matlub ilimlerle ilgili olmayan türdeki şiirlerdir.

Bu hadislerdeki nehiy; şayet o mescidlerde namaz kılan, Kur’an oku­yan veya ilim tahsil eden kimseyi rahatsız etmeyecek şekilde olursa kerahat manası taşır. Fakat, eğer rahatsız etme söz konusuysa o takdirde haram ma­nası taşımış olur.

Hadiste zikrolunan şeyleri yapan kimseye, aksi ile beddua etmek; her işiten, gören veya bilen kimse açısından mendub olur. Mescidler ahiret çar­şılarıdır, dünya çarşıları değil. Mescidlerin adabı, onları ahiret ile ilgisi ol­mayan her şeyden uzak tutmaktır. Mescidlerde müslümanların dertleri hak­kında konuşmakta bir sakınca yoktur.

Camilerde kayıp ilanı vermek yasaktır.

Mescidlerde alış veriş ve kira gibi akidler yapmak, kayıp aramak hük­mündedir.

Ebu Hanife ile Mâlikîlerden Muhammed b. Mesleme’ye göre camilerde ilim tahsili, dava gibi insanların gerek duyduğu konularda yüksek sesle ko­nuşmakta bir sakınca yoktur.

Mescidde kayıp arayanlara, “bulamaz olasın” karşılığında bulunmak onlara bir cezadır. Çünkü mescidler bu gaye için yapılmamıştır.

Bazı alimlere göre, mescidlerde dilenciye sadaka vermek bile caiz değildir.[8]

1700. Sâib b. Yezid es-Sahabî’den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ben mescidde idim. Birisi bana bir çakıl taşı attı. Baktım ki Ömer b. Hattâb (r.a) şöyle dedi:

“Git… Bana şu iki kişiyi getir.” Ben de ona getirdim. Hz. Ömer (r.a);

“Siz nerelisiniz?” dedi. Onlar;

“Taif halkındamz” dediler. Ömer (r.a);

“Eğer siz bu belde halkından olsaydınız, canınızı yakardım. Çünkü siz Rasühıllah’ın (s.a) mescidinde yüksek sesle konuşuyorsunuz!” (Buhârî rivayet etmiştir).[9]

Hadisin râvisî Sâib b. Yezid b. Güsame el-Kindî sahabîdir. Babası da şahabıdır. Hicretin 3. yılında doğdu. Hicri 94’de Medine’de vefat etti.

Mescidde, şayet zikir veya Kur’an kıraati da olsa sesi yükseltmek mek­ruhtur. Şayet bir karışıklığa sebep oluyorsa haramdır. Bu kerahat ve haramlık, çekişme ve benzeri konularda olursa daha da artar. Mescidde bir şey hak­kında bir kimseye tenbihte bulunmak isteyen kimsenin, o kimseye işaret et­mesi vrya bir şeyi ona dokundurması müstehabdır. Sesisi yükseltmemesi la­zımdır. Mescid ve diğer yerlerde emri bi’l-ma’ruf, nehyi ani’l-münker yap­mak teşvik ediliyor. Çünkü bu islâm’ın en büyük maksatlanndandır. Allah’ın (c.c) dinine muhalefet eden kimseye, dövmek ve benzeri bedeni ceza vermek caizdir. Allah’ın evleri itaat ve ibadet maksadıyla yapılmıştır. Bunlara ria­yet etmek gerekir.

Allah (c.c) şöyle buyurur:

“Allah’ın yüksek tutulmasına ve işlerinde adımın anılmasına izin verdi­ği evlerde, insanlar sabah akşam O’nu teşbih ederler. Bunları ne ticaret, ne de alış veriş Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyar. Bunlar gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar. Allah, onları işle­diklerinin en güzeliyle mükâfatlandırır ve lütfundan onlara fazlasıyla verir. Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandinr.” (Nur, 36, 38)[10]

Kaynak : Riyazu`s-salihin – İmam Nevevi.

Dipnotlar :  Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Riyazu`s-Salihin, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Abdülhamid Theodor Herzl`i Neden Reddetti ?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 21, 2013

Abdülhamid Theodor Herzl`i Neden Reddetti ?

Theodor Herzl: “Ben Basel’de Yahudi devletini kurdum. Eğer şimdi bunu bağırarak söylersem herkes gülecektir. Ama, belki 5 yıl içinde, belki de 50 yıl içinde, bunun mutlaka doğru olduğunu herkes görecektir.”

Politik Siyonizm’in kurucusu Theodor Herzl, 29 Ağustos 1897’de yapılan I. Siyonist Kongre sonrasında tarihe bu notu düşmüştü.

Herzl’in “Yahudi devletini kurdum” demesinden tam 50 yıl sonra İsrail devleti resmen kuruldu.

Aynı zamanda Siyonist hareketleri tek çatı altında birleştiren Theodor Herzl, Siyonizm tarihi açısından çok önemli bir yere sahiptir.

1897 yılında toplanan I. Siyonist Kongre’nin liderliğini üstlenen kişi de yine Theodor Herzl’di.

Politik Siyonizm’in doğuşuna sebep olan Herzl’in, dönemin Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid ile görüştüğü de bilinmektedir.

Theodor Herzl, ikisi padişah davetlisi olmak üzere beş kez İstanbul’a gelir.

O dönemde Yahudilere yurt arayışında olan Herzl, II. Abdülhamid’den yerleşim konusunda talepte bulunmuş fakat müspet bir yanıt alamamıştı.

19 Mayıs 1901’deki görüşmede, Filistin’e yerleşilmesine izin verilmesi halinde Yahudilerin Osmanlı maliyesini Avrupa vesayetinden kurtaracağının sözünü veren Herzl, II. Abdülhamid tarafından reddedildi.

Abdülhamid Siyonistlerin bu talebiyle ilgili olarak, “Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu devlet bana değil milletime aittir” demişti.

II. Abdülhamid’in, “Siyonistlerin amacı ziraat yapmak değil, hükümet kurmak. Yahudilere ne kadar kıymet veriyorsam, Filistin amaçlarına da o kadar düşmanım” ifadeleri, Osmanlı padişahının Siyonistlere yönelik bakış açısını net bir şekilde ortaya koyuyordu.

Bu sebeple Abdülhamid’in varlığı Politik Siyonizm’e hizmet eden Yahudiler için en büyük engellerden biri olmuştu.

Osmanlı’dan yana umduğunu bulamayan Theodor Herzl, daha sonrasında İngilizlere yönelmiş ve Filistin arzularını başka yollarla çözmeye çalışmıştır.

II. Meşrutiyet’in ilanı sonrasında iktidara gelen İttihat Terakki hakkında konuşan bir Siyonist lider, “Eğer Herzl yaşasaydı, hürriyetin ilanı için ‘bu benim beratım’ derdi” ifadelerini kullanmıştı.

Theodor Herzl, 3 Temmuz 1904 tarihinde yaşamını yitirdi. Herzl’in ölümünden 4 yıl sonra gerçekleşen II. Meşrutiyet’in ilanı, hem Osmanlı Devleti için, hem de Siyonizm için yeni bir dönemin başlangıcı anlamına geliyordu.

Derleyen: Yaşar Özer

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tarih, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ORUÇ

Posted by Site - Yönetici Temmuz 21, 2013

ORUÇ,ELVEDA YA ŞEHRİ RAMAZAN

ORUÇ

Kim oruçlu olduğunu unutarak bir şey yer veya içerse orucunu tamamlasın.” (Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh)

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“Hadîs-i Kudsî’de Allâhü Teâlâ şöyle buyurur: ‘Âdemoğlunun işlediği her hayır ve ibâdet kendisi içindir, yalnız oruç hariç. Çünkü o, sırf benim içindir ve onun mükâfatını da ancak ben veririm.
Oruç (dünyada günahlara, âhirette de cehenneme karşı) bir kalkandır. Sizden biri oruçlu olduğu günde fena söz söylemesin, bağırıp çağırmasın. Şayed kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyen olursa “Ben oruçluyum, ben oruçluyum’ desin. Allâh’a yemin ederim ki oruçlunun ağız kokusu, Allâh katında misk kokusundan daha hoştur.

Oruç sadece yemek, içmek ve orucu bozan şeyleri terk etmekten ibâret değildir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.);

Nice oruçlular vardır ki ona orucundan kalan sadece açlığı ve susuzluğudur.” buyurmuşlardır.

Muhakkak her âzânın oruçta bir hissesi vardır. Bütün âzâları, Allâh’ın hoş görmediği amellerden sakındırmak lâzımdır.

Gözün orucu, onu harama bakmaktan korumaktır. “(Harama) bakmak İblis’in zehirli oklarından bir oktur. Kim gözünü harama bakmaktan meneder, tutarsa Allâh onun kalbine lezzetini hissedeceği îman verir.” buyurulmuştur.

Dilin orucu onu faydasız sözden menetmek, tutmak, sadece faydalı yerde kullanmaktır.

Kulağın orucu onu gıybet gibi Allâh’ın haram kıldıklarını dinlemekten tutmaktır. Zira dinleyen, günahda söyleyene ortaktır. Elin orucu haramı tutmamak, ayağın orucu harama gitmemektir. Hâsılı bütün bedeni dînin hoş görmediği şeylerden uzak tutmak lâzımdır.

Oruçtan maksad nefsin şehvetini kırmaktır. Böyle olunca oruçlunun iftarda ve sahurda aşırı yemesi, diğer zamanlarda iki defada yediğini bir defada yemesi doğru olmaz. Oruçlu gündüz işinin ağırlığına göre işine ve ibâdetine yetecek, kuvvet verecek kadar yemelidir.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Oruç, Ramazan-ı Şerif, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN SÜNNETİNE UYMAK

Posted by Site - Yönetici Temmuz 20, 2013

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN SÜNNETİNE UYMAK

“…Benim sünnetime ve benden sonraki hidâyete mazhar olmuş râşid halifelerin sünnetlerine sarılınız.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ebû Dâvud)

Allâhü Teâlâ “(Habîbim Ahmed) de ki, ‘Eğer siz Allâh’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı mağfiretle örtsün. Allah Gafûr (çok bağışlayan)’dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.” (Âl-i İmrân Sûresi, âyet 31) buyurmuştur.

Bundan anlaşılıyor ki Allâhü Teâlâ’yı sevmek ve rızâsına kavuşmak ancak Resûlullâh Efendimiz’e uymak ve emirlerine itaat etmekle olur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

Ey benim Ashâbım ve ümmetim! Benim sünnetime ve benden sonraki hidâyete mazhar olmuş râşid halîfelerin sünnetlerine yapışınız. Benden ve ashabımdan sonra ibadettir diye icad olunan şeylerden sakınınız. Sonradan ihdâs olunan şeyler bid’attır. Ve her bid’at dalâlettir, sapıklıktır. Ve her dalâlet (e sapan) cehennemdedir.

Kim benim sünnetime sarılır, (amel ederse) kıyâmet gününde Kur’ân ile beraber gelir.

Kim de Kur’ân-ı Kerîm ve sünnetimle amel etmezse, dünyada ve âhirette helâk ve hüsrandadır.

Ümmetim Allâhü Teâlâ tarafından benim kelâmımı ve emrimi alıp amel etmek ve sünnetime tâbi olmakla emrolundular. Ve kim de benim sünnetime razı olursa Kur’ân-ı Kerîm’e razı olmuştur.”

Kim bana tâbi olup uyarsa o bendendir, kim de sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”

Allâhü Teâlâ, kulunu benim sünnetime sarılıp amel etmesi sebebiyle cennete girdirir.

Ümmetimin fesâda uğradığı zaman sünnetim ile amel eden kimseye yüz şehit sevâbı vardır.”

“Benim sünnetimi ihyâ (amel) eden, beni sevmiştir. Beni seven, cennette benimle beraberdir.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

NASİHATLER – Abdulkadir Geylani ( K.s.a.)

Posted by Site - Yönetici Temmuz 19, 2013

NASİHATLER – Abdulkadir Geylani ( K.s.a.)

Sana zenginlerle konuştuğun zaman vakarlı, fakirlerle konuştuğun zamansa mütevazi olmanı tavsiye ederim. Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinin senin bütün hallerine vakıf olduğunu düşün; daima mütevazı ve samimi ol! Birtakım sebeplere dayanarak onlara Yaradanı (CC) ithama kalkışma. Bütün hallerde o Yaratıcıya (CC) güven. Aranızdaki samimiyete güvenerek kardeşinin hakkını yeme. Gönlü, gözü tok olan Allah (CC) yolunun yolcuları ile sohbete devam et… Onlara karşı mütevazi ve terbiyeli ol… Nefsin isteklerini keserek ıslah etmeye çalış… Allah’a (CC) insanların en yakın olanı, güzel huylu ve ileri görüşlü olanıdır. Amellerin en iyisi Hakk’la (CC) olmaktır…

Sana daima hak ve sabır tavsiye ederim. Hakk’a (CC) güven, sabırlı ol.
Dünyada sana iki şey yeter; fakir ile sohbet, Allah (CC) dostlarına hizmet… Fakir yalnız Hak zenginliği ile var olandır…
Senden aşağılarla çekişme, küçük düşersin. Senden üstün kimselerle uğraşma, gücünü boş yere sarfetmiş olursun…
Kendin gibilerle itişme; huysuz sayılırsın…
Fakr ve tasavvuf iki ciddi şeydir. Şakaya gelmezler; Allah (CC) bizi, sizi ve bütün Müslümanları bu yolun hakikî yolcuları arasına katsın, bu yolun hakikatine ermeye muvaffak buyursun. Amin!…

Ey veli! (Allah’ı CC. seven) Allah’ı (CC) hiç unutma; bu hale devam et; çünkü hayır bundadır.
Ey veli! (Allah CC. dostu) Allah’ın (CC) emirlerine iyi sarıl; çünkü bütün kötülükler bununla def olur…
Ey veli! (Allah CC. sevgilisi) Hayatla sana gelecek bazı güçlükler olur; bunları hoş karşıla: (Belki hakkında hayırlıdır…)
Şunu iyi bil ki sen bütün halinden, sükûn ve hareketinden sorumlusun; bunun için en iyi iş hangisi ise onu yapmaya çalış…
Duygularını boş yere harcamaktan sakın; Allah’a (CC) ve Resulü’ne (SAV) ve onların yolunda gidene bağlan; taat et. Üzerindeki haklarını öde; fazla bir şey isteme. Her halinde Hakk’a (CC) duacı ol!…

Müslümanlar hakkında iyi niyet besle ve güzel düşün. Aralarına hayır yapmak için gir.Hiçbir gecen kalbinde bir Müslümana karşı şer, kuruntu, buğz olduğu halde geçmesin; sana zulmedene de islahı için dua et ve sonunu Allah’a (CC) bırak…Daima helal yemeye çalış, bilmediğin şeyi öğrenmek için de bilgi sahiplerine müracaat et; sor… Her halde Allah’tan (CC) utan… Daima manen Hakk’ın (CC) düşüncesi ile ol; başka bir kimse ile konuşuyorsan yine O’nun (CC) için olsun…. Her sabah mümkün olduğu kadar fakirlere bir şey vermeye çalış…Akşam namazından sonra iki rekat istihare namazı kıl. (Akşamla yatsı arasında nafile olarak kılınır. Allah’tan CC. hayır istenir…)Ölen Müslümanların cenazesinde bulun; namazlarını kıl.Her sabah yedi defa “Allâhümme ecirnâ minen-nâr” (Ya Rabbi CC! Bizi koru) duasını oku.

Kaynak : Futuhu`l Gayb – Abdulkadir Geylani ( K.s.a.)

Posted in Abdülkadir Geylani, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikâye (Nefse karşı)

Posted by Site - Yönetici Temmuz 18, 2013

Hikâye (Nefse karşı)

Ismuî’den hikâye olundu. Buyurdular:

Yakışıklı ve güzel bir genç, sefere çıktı. Çöl bir arazîde bir kadın onunla arkadaşlık etti. Kadın ona âşık oldu ve onu kendisine âşık etmeye çalıştı. Kadın ona:

-“Ey genç! Şiirden güzel bir şey bilir misin?” diye sordu. Genç:

-“Evet!” dedi. Kadın:

-“Söyle! Şiir terennüm et!” dedi. Genç okudu:

“Benim, kadınlardan bir ihtiyaçmenim yoktur.

Ölüme  kadar  asla fucûr  ile  Allah’a karşı  gelip  günah işlemem.

Yanımızda olan şeylerden bir şeye tama etme!

Velev ki, bu yolculuğumuz çölde uzun sürse bile…

Muhakkak ki Allâhü Teâlâ, Arşın fevkinde görmekte…

Allâhü Teâlâ, helak edici büyük günahları işleyenlere buğzeder…” dedi. Bunun üzerine kadın:

-“Şiirini bırak! Şiir okumayı terk et! Kur’ân-ı kerim’den bir şeyler okuyabilir misin?” dedi. Genç:

-“Evet!” dedi. Kadın:

-“Öyleyse oku!” dedi. Genç, Allâhü Teâlâ hazretlerinin şu kavl-i şerifini okumaya başladı:

“Zâniye ve zâni… hemen bunlardan her birine yuz değnek vurun, Allah’ın dininde bunlara bir acıyacağınız tutmasın. Allah a ve âhıret günü’ne gerçekten inanıyorsanız! Hem mu`minlerden bir taife azaplarına şahit olsun!

Zâni, bir zâniye veya müşrikeden başkasına nikah etmez; zâniye, onu da bir zâni veya müşrikten başkası nikah etmez! Mü’minlere ise bu haram kılındı![1]

Bunun üzerine kadın:

-“Tamam tamam! Bu okumanı benden uzaklaştır. Kuran-ı kerim okumayı bırak!” dedi.

Kadın zarara uğramış ve umduğunu elde edememiş bir şekilde dönüp gitti…

Gencin hâline bak!

Şehvetinden nasıl korunduğuna bak!

Günahlara karşı nasıl sabretmektedir?

“Allah da sabredenleri sever.”

Ne güzel buyurmuşlar:

Gence gerekir ki, şehvette ihtfyâr gibi olmalıdır. İhtiyar rağbet etse de, aletinde hareket olmaz…

Bundan dolayı bâzı şeyhler buyurdular.

Başlangıcında, mücâhede sahibi olmayan bir kişi bu tarikatta koku bulamaz. Çünkü kırkından sonra zühd çok nâdirdir. Çok faydalı meyveler vermez. Bu haber seni aldatmasın ve seni tembelliğe itmesin. (2/109)

Zîrâ insan, kendisinden emir ve yasakların sakıt olduğu bir şeye asla vâsıl olamaz. Bundan garaz ve maksat, yakın gelesiye kadar ibâdet etmektir.

Genç ve yaşlı kişiler, teklîf babında birbirlerine mütesâvi ve eşittirler. Hatta belki insan, gençliğinde tedârik edemediğini yaşlılığında tedârik eder.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/147-149.


[1] En-Nûr: 24-2.3,

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: