Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Nisan 2013

Sahte şeyhlerin şerrinden ve fitnelerinden Allah’a sığınırız!

Posted by Site - Yönetici Nisan 21, 2013

Sahte şeyhlerin şerrinden ve fitnelerinden Allah’a sığınırız! 

Müteşâyih’lerin İslâm dinine vermiş olduğu zararı hiçbir din düşmanı vermemiştir.

Din kisvesine bürünüp, saf  Müslümalann tertemiz duygularını istismar eden insan­ların bu yolda kazanmış oldukları her türlü mal, para ve maddî çıkar, fahişelerin kazançları ile aynı katagoride değerlendirilir.

Çalgıcılar 

Çalgı aletlerini alet ederek, dünyalık kazanan bir kişi, Kur’ân-ı Kerim’i vesile kılarak dünyalık menfaat elde etmeye çalı­şan kişilerden (kötü âlim ve sahte şeyhlerden) daha ehvendirler…

Sahte Şeyhler ve Zinâkâr Kadınlar

Şeyh es-Sâfî (k.s.)[1] hazretleri buyurdular:

Marifet iddia edip, irşâd makamına oturanlar; dünya men­faati için gösteriş yapan (sahte şeyh ve evliyalık taslayanlara) yapı­lacak azâb, bu zinâkâr kadınlara yapılan azabın yetmiş katı ola­caktır

Merhum Ziya Paşa. fuhuş yapılarak kazanılan mal ile din alet edilerek kazanılan para ve mala şöyle lanet okumaktadır: “Lanet ola ol male kî, tahsiline anın Ya din ola, ya ırz-u namus ola alet” Müteşâyihlerin şerrinden ve fitnelerinden Allah’a sığınırız!

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/559-562.


[1] Şeyh es-Safî (k.s.)’nin kim olduğunu kesin olarak bilinmemekle beraber, Musannif hazretlerinin Celvetiyye tarikat-ı âliyyesinde olması, ve Celvetiyye tarikatının silsilesinde bulunan Şeyh Safiyyüddin Erdebili (k.s.) olmalıdır… Şeyh Safiyüddün-i Erdebilî, 650 (m. 1252) yılında Erdebil’de doğdu. Babasının Hoca Kemaleddin Arabşah’ın oğlu oldu­ğu söylenir. Şeyh Safiyyüddin küçük yaşta babasını kaybetti. İyi bir eğitim gördü. Ta­savvuf, marifet ve hikmeti, Zahid Rüknüddin İbrahim bin Ravşân Emîr bin Bâbil bin Şeyh Bündâr Kürdî Sencâri Geyiânî hazretlerinden tam yirmi beş yıl kadar ilim tahsil etti. Şeyhinin kızıyla evlendi. Hocasının halifesi olarak Erdebü’e yerleşti. Orada irşada başladı. Birçok talebe yetiştirdi. 735 (m. 1334) yılında Erdebü’de vefat etti. Şeyh Safiyyuddîn (k.s.)’dan sonra onun çocuk ve torunlarına “Safevî” şeyhleri denildi. Başta Osmanlı devleti olmak üzere bütün Türk devletlerinin onlara büyük bir saygısı vardı. Osmanlılar, her sene onlara “Çırağ Akçesi” adı altında hediyeler gönderirlerdi. Zamanla her tarafa şöhretleri yayıldı. Timurhân, Yıldırım Beyâzid’i mağlup edip, Anadoludan esir ettiği Türkmenleri, Safevî şeyhlerinin ricası üzerine serbest bıraktı ve Anadolu’ya gönderince oütün Anadolunun çoğu Safevîlere mürid oldu. Kendilerinde maneviyât kalmayan Safevî şeyhleri postu bırakıp tahta geçmeye karar vermediler. Babadan oğla geçen şeyhlikte maneviyat, cezbe ve aşk kalmamıştı. Tek istekleri dünyalık olmuştu. Bundan dolayı Şeyh Safiyyuddin’in torunlarından Cüneyd postan tahta geçmeye karar verdi. Sünnî olan Osmanlı ve diğer Türk devletlerinin alternatifi olmak için Şiîliğe kaydı­lar. Kendileri özbe öz Türk oldukları halde, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin soyundan geldiklerini yaydılar. Sahabelere dil uzattılar. Şah İsmail, Sünnî olan annesi Halime hanımı Tebriz’de şehir meydanında ibret-i âlem için idam etti. Sahabelere dil uzatma­yan herkesi idam etti. Yavuz Sultan Seiim ile yapılan savaşta mağlub oldu. Anadoluda Safevîler adına ayaklanmalar oldu. Anadoludaki müridlerle Safevîlerin arasındaki bağ ve iletişim koptu. Bunun üzerine Anadoluda bulunan Safevîlerin müridleri, camilerden koptular. Safevîlerle de ilişkileri kesilince camiiden de oldular dergahtanda… İlim, marifet, hikmet, şeriat ve tarikattan uzak bir halde yaşadılar… Zamanla çok garip bir topluluk meydana geldi… Safevî devleti, 1150 (m. 1737) yılına kadar devam etti. Safevîler hadisemi, şeriat, ilim, amel. aşk, vecd ve maneviyattan uzaklaşan, tahrif edi­len müteşâyihliğın ve babadan oğla geçen bir şeyhliğin neler getirdiğine en bariz bir

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Nefs-i Emmâreleri Kalblerini İstilâ Edenler

Posted by Site - Yönetici Nisan 20, 2013

H.z. Muhammed (s.a.v..)’in Gençlik Dönemi.,Ebû Hureyre ve Günahkâr Kadın,Gzel_krmz_pembe_sar_mavi_beyaz_gller_yeil_gl_15 copy

Nefs-i Emmâreleri Kalblerini İstilâ Edenler

Onlar   (kâfir   olarak   ölenler),   nefs-i   emmâre   heyetinin kalblerini istilâ etmesine ruhsat verenlerdir.

Nefs-i emmâre, kendilerini mekan edinip tamamen yerleşmiş; kalbleri kirlenip pas tutmuş! Şer ve sapıklığa daldılar. İnat ve azgınlıktan taşlık derecesinde ileri gidenlerdir.

Allâh-ü Teâlâ Hazretleri, onların hiçbirinden dünya dolusu al­tın veya herhangi değerli bir şeyi kabul etmez.

Zira Allâh-ü Teâlâ Hazretleri burada ancak, nurânî bakî olan şeyleri kabul eder.

Çünkü âhiret, nur ve beka âlemidir.

Âhirette fânî ve zulmânî işlerin hatıra gelmesi veya meydana gelmesi asla mümkün değildir.

Zaten kâfirlerin küfürlerine sebeb olan şey onların bu fânî engel ve geçitleri sevmeleri değil mi?

Onları küfre götüren fânî şeyler, onların kurtuluşuna delâlet edip, onların azâbdan kurtuluşlarına, onların Allah’a yaklaşmala­rına ve kabul görmelerine nasıl vesile olsun?

Halbuki onların helaklarının, Allah’ın rahmetinden uzaklaş­malarının, hüsran (ebedî zarara) uğramalarının ve rahmet, mağfiret ve cennetten mahrum edilmelerinin asıl sebebi, onların bu fânî şeyleri sevmeleriydi…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/601-602.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Nefis Nasıl Terbiye Edilir ? Sultan Beyâzid-i Velî hazretlerinden…

Posted by Site - Yönetici Nisan 19, 2013

Nefis Nasıl Terbiye Edilir  Sultan Beyâzid-i Velî hazretlerinden...,2.bayezid copy

Nefis Nasıl Terbiye Edilir ? Sultan Beyâzid-i Velî hazretlerinden…

Nefis latîf ve muayyen bir varlıktır. Evliya Çelebi’nin kaydettiğine göre. Osmanlı Padişahlarından Sultan Beyâzid-i Velî hazretleri, vefatından yedi sene öncesine kadar hiç et yemediler. Nefislerini terbiye ettiler. Bir gün o kadar çok paça yemek istedi ki artık dayanamadı.

Nefsine karşı açmış olduğu harp’te zafer kazanmak istiyordu. Bu­nun için de, bir kelle paça yemeği hazırlattı. Önüne sirkeli, sarımsaklı nefis bir kelle paça yemeği geldi. Çorbayı önüne koydurdu. Uzun sûre çorbaya baktı. Nefsine hita­ben:

-“Ey nefsim! İşte arzu ettiğin paça önünde! Ben yemeyeceğim, istersen çık ye!” dedi. Hemen ağzından gelinciğe benzer iki gözleri kör bir mahluk çıktı. Çorbaya dadandı. Kuduz köpek gibi yiyip hepsini bitirdi. Nefis tatmin olduktan sonra geldiği yere dön­mek için Beyâzid-i Veli hazretlerinin hırkasından yukarıya tırmanmaya başladı. Bunun üzerine Beyâzid-i Veli hazretleri, elinin tersiyle onu itip yere düşürdü ve ardından ba­ğırdı:

-“Bunu öldürün!” Koşup gelenler, onu ayaklarının altına alıp öldürdüler.  Durumu

Şeyhü’l-islâm’a bildirdiler. Şeyhü’l-islâm:

-“insan, kemâlata nefsinin sayesinde ulaşır. Nefis insan vücûdunun bir direğidir. Onu kefenleyip namazını kılarak gömmek gerek!” diye fetva verdi.

Bunun üzerine Beyâzid-i Velî’nin nefsini yıkadılar, kefenlediler, büyük bir kalabalık cenaze namazını kıldı. Beyâzid kubbesinin yakınında bir yere gömdüler…

Kaynak : Dipnot – İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/604-605

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

DOSTLARIM

Posted by Site - Yönetici Nisan 18, 2013

DOSTLARIM 

Neden beni getirip, teneşirde soydunuz ?
Arkasından yıkayıp, bir tabuta koydunuz ?
Neden toplandı bugün, burada bunca kişi ?
Bir yanlışlık olmalı, anlamadım bu işi !..

Niçin bağlandı çenem?.. Bu kefen neyin nesi ?
Söyleyin!. Gerçek midir, duyduğum salâ sesi ?
Ne işim var ki benim, bu musalla taşında ?
Oysa olmam gerekir, işlerimin başında…

Yoksa bu yaptığınız; bir oyun , bir şaka mı ?
Tadında kalsın artık, bırakın şu yakamı.
Ya sen, hoca efendi!. Oyuna dahil misin ?
Ben nasıl ölürüm ki; bu kadar cahil misin ?

Yoksa kim olduğumu, sen de mi bilmiyorsun ?
Bir özür dileyip de, kendine gelmiyorsun ?
Haberin var mı benim, şöhretimden, şânımdan?
O derin mafyadaki, büyük itibarımdan?..

Belki merak edersin, ünvanımı rütbemi;
Ulemâ susta durur, bir giyersem cübbemi.
Bana yakışıyor mu, burada böyle yatmak ?
Sanki ölmüşüm gibi, omuzlarda tur atmak ?..

Lütfen, hoca efendi, sürdürme şu oyunu;
Benim gibi bir kurda, güldürme şu koyunu..
Hele, şu cebindeki, telefonu bir ver de;
Bak nasıl açılacak, kapılar perde perde…

Şu gördüğün hüzünlü maskelere aldırma;
Onlara inanıp da, sakın namaz kıldırma.
Duydum ki; işgüzarlar, mezar bile kazmışlar.
Görüyorsun ya hocam, bunlar hepten azmışlar…

Kaldır artık tabutun, kapağını üstümden;
Sıkılmaya başladım, şu dikişsiz kostümden.
Aklını kullan hocam!.. Ben sözümü tutarım;
Seni Ulu Cami’ye imam bile atarım…

Karar ver de bu işi, tatlıya bağlayalım;
Maaşına ilâve , bir katkı sağlayalım.
Bu kadar şaka yeter, beni artık salıver;
İlk taksitin yerine, şu zarfı da alıver…
………………………………………………………….

Dinle ey âciz mevta!. Bu konuşan hocadır;
Gördüklerin ne şaka, ne de kandırmacadır.
Sağlığında ”yobaz” der, beni hep küçümserdin;
Şimdi ne oldu sana, hocaya postu serdin ?..

Uyan artık ey mevta!. Sen öldün.. Sağ değilsin ;
Çırpınışın boşuna, o dik başın eğilsin!.
Bu tabutlara daha, ne şöhretler girecek,
Neler gördü bu hoca, daha neler görecek…

Bekliyor Münker Nekir, şimdi seni mezarda;
Rüşvet müşvet geçmiyor, gideceğin pazarda.
Bu dünyada put yaptın, şan ,şöhreti, parayı;
Az sonra göreceksin, orda akla karayı.

Gelecek kulağına, önce şöyle bir hitap;
”Duymadın mı dünyada , Kurân diye bir kitap?”
Duydum desen bir türlü, duymadım desen yalan
Kurtarır belki seni, mafyadan arta kalan…

Gerçekleri bu fakir, böyle getirdi dile,
Bilirim.. Bu satırlar, anlayana çok bile.
Uzatıp bozmayalım, şiirin kıvamını;
Herkes kendi getirsin öykünün devamını…

Cengiz Numanoğlu

Posted in Genel | Leave a Comment »

Makâm-ı İbrahim Nedir?

Posted by Site - Yönetici Nisan 18, 2013

Makâm-ı İbrahim Nedir ,makami_ibrahim

Makâm-ı İbrahim Nedir ?

Mâkam-ı ibrahim: ibrahim Aleyhisselâm, Kabe’yi bina eder­ken, Kâbenin duvarlarının yükselmesi, üzerine Hazret-i ibrahim’in üzerine çıkıp duvar ördüğü bir kaya parçasıdır.

Veya üzengiden ayaklarını çıkarıp üzerine koyarak başını yıkadığı taştır.

Rivayet edildiği üzere, İbrahim Aleyhisselâm Şam’dan Mekke’ye ziyarete geldi, ismail Aleyhisselâm’ın eşi ona: başını (yüzünü, saçını) yıkayayım!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm binekten inmedi. Bunun üzerine İsmail Aleyhisselâm’ın eşi, o taşı getirip, ibrahim Aleyhisselâm’ın sağ ayağının altına koydu. Oradan İbrahim Aleyhisseİâm sağ tarafını yıkadı. Sonra o taşı sol tarafa aldı. İbrahim Aleyhisselâm’in sol ayağının altına koyup, oradan İbrahim Aleyhisselâm başının sağ tarafını iyice yıkadı.

İbrahim Aleyhisselâm’ın ayak izleri, taşın üzerine çıktı.

işte bu taşa, Makâm-ı İbrahim denilir…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/630-631.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Kâbeye Giren Emniyettedir – Harem-i Şerifte Suç İşleyenler !

Posted by Site - Yönetici Nisan 17, 2013

1Kâbeye Giren Emniyettedir - Harem-i Şeriftold kaaba pictures,old mecca pictures,kaaba mecque,vue-de-la-mecque- copy,Fotografías antiguas de La Meca copy,vue-aérienne-de-la-Mecque-et-de-la-Masjid-al-Haram-en-1988

Kâbeye Giren Emniyettedir – Harem-i Şerifte Suç İşleyenler !

Beytin haramına sığınan… (Ne olur?)

“Emân bulur; Kendisine taarruz ve her türlü saldırıdan emniyette olur.

Bu İbrahim Aleyhisselâm’ın duası sebebiyle oldu. İbrahim Aleyhisseâm:

Yarab! Burasını emin bir belde kıl[a]

Diye dua etmişti…

Bir adam eğer bütün suçları işlese bile Kabe’ye sığındığı zaman, o adam istenmezdi. Kâbede ona dokunulmazdı.

Harem-i Şerife Sığınanlar

Bundan dolayı İmâm-ı Âzam Ebû Hanife (r.h.) hazretleri de: -“HilI’de[b] kısas, irtidâd veya zina sebebiyle öldürülmesi la­zım olan bir kişi, Hareme sığınsa, o kişi oradan zorla alıp çıkarıl­maz ve ona saldırılmaz. Ancak o kişi barındırılmaz. Ona yemek ve su verilmez. Ona bir şey satılmaz. Bu şekilde oradan çıkarılmaya zorlanır…” buyurdular.

Bu Hill’de cinayet işleyip, Harem-i şerife sığınan kişinin hakkındadır

Harem-i Şerifte Suç İşleyenler

Ama Harem’in içinde, kendisine had gerektiren kişilerin üzerine kıyam edilir. Ve onlara hemen kanun tatbik edilir.

Harem-i şerifin içinde hırsızlık yapanfın eli hemen  kesilir. Orada adam öldüren hemen kısasla öldürülür. Zira Allâhü Teâlâ hazretleri şöyle buyurdu:

“Ve onları nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. O fitne katilden eşeddir. Yalnız Mescid-i Ha­ram yanında onlar size kıtal etmedikçe, siz de onlara kıtal etme fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa, hemen onları öldürün. Kâ­firlerin cezası böyledir.[c]

Onlar bizimle savaştıkları zaman, Mescid-i Haram’ın yanında onları öldürmeyi Allah bizlere mübâh kıldı. (2/67)

Buna göre, Harem-i şerifin içinde oldukları halde kendisine had gerektiren kişilere de had uygulanır.

Ama Harem’in dışında kendilerine bir şey isabet edip, had gerektiren kişiler, Harem’e iltica ettikten sonra onlara had uygu­lanmaz.

Onlar bizleri, Harem’in içinde öldürmediklerinde, biz kendi­lerini öldüremediğimiz gibi…

Veya, “Ve ona dehalet eden emân bulur;âyet-i kerimenin manâsı: “Kabe’ye giren cehennem ateşinden emân bulur, demektir.”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/632.


[a] Bakara 2/126

[b] Hıll: Harem bölgesiyle mîkat sınırlarının arasında kalan yerlere denilir. Harem: Mekke-i Mükerreme ve çevresinde bitkileri kopanlmamak ve hayvanlarının avlanmaması üzere sınırları belirlenen, bölgeye denilir. Harem bölgesinin sınırları. Ceb­rail Aleyhisselâm tarafından Hazret-İ İbrahim Aleyh isselâm’a gösterilmiştir. Bu bölgeyi gösteren işaretler, daha sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri tarafından yenilenmiştir. Harem bölgesinin sınırlan Kuzeyden “Ten’îm” Mekke’ye 6 km. Güneyden “Udâtü’l-lbn” Mekke’ye 12 km. Doğu’dan “Ci’râne” Mekke’ye 16 km. Batıdan “Hudeybîye” Mekkeye 16 km. Kuzey-doğu, “Tepeler”, Mekkeye 14 km

[c] Bakara: 2/191,

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kabe, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 2 Comments »

Hikâye (infak)

Posted by Site - Yönetici Nisan 16, 2013

sadaka,siyah_g__z copy.jpgkjl

Hikâye (infak)

Hikâye olundu. Rebî’ felç olmuştu. Kapısına dilenci gelip bir şey istediğinde. Rebî dilenciye şeker vermelerini emrederdi. Çün­kü kendisi şekeri çok seviyordu. Rebî1, Allâhü teâlâ’nın:

“Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe, siz birre eremezsiniz. Maamâfîh her ne infâk eylerseniz, şüphesiz Allah onu da bilir.[1]

Âyet-i kerimesini böyle tevil edip düşünüyordu…

Rebfnin acısı ve hastalığı uzadı.

Canı tavuk eti çekti. Tam kırk gün nefsini tavuk etini ye­mekten menetti. Sonra hanımına:

-‘Tam kırk gündür, canım tavuk eti istiyor; fakat ben hep nefsimi dizginleyip tuttum. Onun isteğini kabul etmekten kaçın­dım!” dedi. Hanımı ona:

-“Subhânallâh! Sen nefsini hangi şeyden menediyorsun? Allâhü Teâlâ hazretleri, tavuk etini yemeği helal kıldı! Sen nefsini helal şeylerden alıkoyuyorsun!” dedi.

Hanımı pazara gönderip, bir dirhem iki dânik[2] ile bir tavuk aldı. Kadın tavuğu kesti. Onu kızarttı ve ona bir ekmek pişirdi. Onları güzel terbiye edip, yanında sosunu hazırladı. Sofrayı geti­rip, Rebî’in önüne koydu. Rebî” yemek yiyeceği sırada, bir dilenci kapıya gelip dikildi. Dilenci onlara:

-“Allah için bana tasadduk edin! Allah size mübarek etsin!” dedi. Rebi yemekten el çekti. Hanımına:

-“Bunu al, götür ona ver!” dedi. Hanımı:

-“Subhânallâh!” dedi. O:

-“Sana emrettiğimi yap!” dedi. Eşi:

-“Ona bundan daha hayırlısını veririm!” dedi. Rebî sordu:

-“Bundan daha hayırlısı nedir?”

-“Bunun değeri kadar ona para veririm! Sende canının çek­miş olduğu yemekleri ye!” dedi. Rebî: (2/63)

-“Gerçekten iyi yapmış olursun! Bunun parasını bana getir!” dedi. Eşi gidip onun parasını getirdi. Rebî:

-“Parayı da bunun üzerine koy! Hepsini topluca götürüp dilenciye ver!” dedi.

Hanımı denileni yaptı…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/612-613.


[1] ÂI-i İmrân: 3/92.

[2] Danik: Dirhem’in altı’da biri demektir

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Nefs Cehennem Suretinde Yaratıldı – Nefs-i Emarenin Yedi Sıfatı

Posted by Site - Yönetici Nisan 15, 2013

cehennem,Şeytan’ın Hilesi,cehennem

Nefs Cehennem Suretinde Yaratıldı

Allâh-ü Teâlâ nefsi cehennemin suretinde yarattı. Cehennemde bulunan her dereke hasebiyle Allâh-ü Teâlâ nefiste bir sıfat ve kötü bir ahlak yarattı. O (nefs-i emmâre ve sıfatlan) cehennemin kapısıdır. Cehenneme girecek olanlar bu kapıdan girerler. Bundan cehennemin yedi derekelerinden derekeye girerler…

Nefs-i Emarenin Yedi Sıfatı

Nefs-i emmârenin (cehenneme kapı olan) yedi sıfatı şunlardır:

1 Kibir,

2 Hırs,

3 Şehvet,

4 Hased (kıskançlık),

5 Gazâb,

6 Cimrilik,

7 Kin…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/606.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Nefs Vaaz ve Nasihat Kabul Etmez

Posted by Site - Yönetici Nisan 14, 2013

Nefs Vaaz ve Nasihat Kabul Etmez

Nefs Vaaz ve Nasihat Kabul Etmez

Nefs,

1– Azgınlık,

2– Taşkınlık,

3– Aksîlik,

4– Kibir,

5– Gurur... gibi kötü tabiatlara sahiptir.

Bundan dolayı nefis vaaz ve nasihatleri kabul etmez. Ve daima taşkınlık ve azgınlığını izhâr eder.

Şeyh İmam Busâyrî (k.s.) hazretleri, “Kasîdetü’l-Bürde” kitabında şöyle buyurdular:

Bana kötülüğü çok emreden (nefs-i emmârem) vaaz kabul etmedi, cehaletinden… Basımdaki ak saçların korkutması ve ihti­yarlıktan (ders almadı).[1]

Yâni, kötülüğü ve ayıbı emreden (nefsi emmâre), ak saçlılı-ğm korkutma ve vaazını kabul etmedi. Yaşlılıktan sonra bile ceha­let bataklığına daldı. Pişmanlık eliyle şehvetlerine gem vurmaz. Nefsin yularını bağlamaz. Bu da ne çirkin bir haldir, yaşlılıkta…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/605-606.


[1] Kasîde-i Bürde: 13. beyit.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Sahte Şeyhlerin Çoğu…….

Posted by Site - Yönetici Nisan 13, 2013

Sahte Şeyhlerin Çoğu

Sahte Şeyhlerin Çoğu…….

Sen bu zamanın şeyhlerine (şeyh olduklarını söyleyen kişile­re) bakacak (ve Kur’ân-ı Kerim ve sünnet-i seniyye’ye göre halle­rini inceleyecek olursan); bu şeyhlerin çoğunun gerçekten hak­ketmedikleri (hakka ermedikleri ve evliya olmadıkları halde şeyh­lik) makamları iddia ettiklerini görürsün!

Bu zamanın şeyhleri, yalanlarla halkı sapıtmaktadırlar.

Kendisinde manâ ve hakikatte bir eser olmayan hurafe, akıl ve mantık dışı hikâyeler, Kur’ân-ı Kerim ve sünnet-i seniyyeye uymayan uslûblarla halkı dalâlete düşürmektedirler.

İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin zamanında ki şeyhlerin durumu böyle olduğuna göre bu çağın müteşayyihlerin durumu daha feci olsa gerek!

Bu çağın müteşâhiyierinin şerrin­den ve fitnesinden Allah’a sığınmak lazım.

Çünkü Müslümanlığın önündeki en büyük engel bu çağın müteşâyihleridirler. Zira müteşâyihler. halkın ilim sahibi olmasını ve dinlerinin doğru bir şekilde öğrenmelerini istememektedirler.

Bu çağın müteşâyihleri, hâşâ Allâh’ü Teâlâ hazretlerinin kendi ailelerinin tekelinde olduğunu sanmakta… Ve ancak kendi soylarından gelenlerin şeyh olabileceğini ve diğer insanların kendilerine mürid olmaları gerektiğini inanmaktadırlar.

Senin deden benim dedemin müridiydi: sende benim müridim olacaksın, düşüncesiyle halka yanaşmaktadırlar… Bunlar halkın manen ilerlemelerini istememektedirler.

Kaynak : Dipnot –  İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/564.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: