Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Nisan 2013

İbretlik Bir Olay. İşte Anadolu Eyliyalarının Evliyalıgı.

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2013

İbretlik Bir Olay. İşte Anadolu Eyliyalarının Evliyalıgı.

Anadolu Evliyalarından Beyzade Efendi, bir sene hacca gitmeye karar verir… Hac için yolculuğa çıkma zamanını kararlaştırdılar. Eş ve dostları ile vedâlaştı. Tam hac yolculu­ğuna çıkacakları haftalarda eşi hastalandı. Bir gün hanımı yatakta yatarken dışarıdan et kokusu geldi. Kocasına seslendi:

Efendi! Şu kızarmış et kimlerde pişiyorsa git benim hatırım için bir parça isteyiver. Canım çekti. Beyzade Efendi:

-“Hatun! Senin İsteğin et olsun çarşıya gideyim sana etin ve kebabın en iyisini getire­yim. Kadın ısrar etti:

-“Hayır istemem…. Ben sadece kokusu burnuma hoş gelen bu eti istiyorum. Beyzade Efendi diretir:

-“Hanım çok şüKür biz varlıklıyız. Gidip fakir bir komşudan et istemek bize yakışmaz… Bizim onlara vermemiz lazım… Kadın:

-“Ben hastayım, canım     kokusu burnuma hoş gelen o eti istedi… Eğer bana biraz merhametin var git komşulardan o kızarmış eti bana iste. Beyzade Efendi mecburen utana utana komşunun kapısına gitti… Kapıyı kendisine açan komşu kadına durumu anlattı. Komşu kadın: -“Bu eti size veremem? -Neden?

-Bu et size haram? -Ya size? -Helal. -Neden?

-Efendim! Üç günden beri çoluk-çocuk açız… Çocukların ağlamalarına fazla dayanama­dım. Haram olan bir necis eti getirip pişirerek onları oyalamaya çalışıyorum…

Beyzade Efendi evine koşar. Hac için ayırmış olduğu paranın büyük bir kısmını getirir  kadına verir. Geri kalan parasını da çevresindeki fakirlere ve ilim talebelerine dağıttı. Bütün parasını dağıtarak fakir hale düştüğü için üzerinde hacan farziyeti düştü.

Bir hafta sonra Harputlular hacca giderken Beyzade Efendi gitmedi. Sebebini de açıklamadı. Arkadaşları bin bir zorluklarla Mekke-i Mükerremeye vardıklarında Beyzade Efendi’yi orada  gördüler.  Her yerde  onu  önlerinde  gördüler…  Haline şaştılar.  Bir  mâna veremediler. Hacılar Harputa döndüklerinde durumu kendisine sordular. 0: -Siz Ka’beye hep yürümekle mi varıldığını sanırsınız? -Peki bu dereceye nasıl yükseldiniz? -Hayır ve hasenat yüzünden….

Beyzade Efendinin bu hadisesinden sonra Harput’ta bir fakir hiçbir zaman muhtaç duruma düşmedi. Zenginler, fakir aramak için yarıştılar… Zekat ve sadaka verecek fakir bulamadıkları zaman bile oldu

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/639-640.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

Gücü olduğu halde, haccetmeyenler….

Posted by Site - Yönetici Nisan 29, 2013

Gücü olduğu halde, haccetmeyenler....,Mekkah-tempo-dulu copy

Gücü olduğu halde, haccetmeyenler….

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
“Kim Mekkenin sıcaklığına gündüzün bir saati sabrederse, Allâhü Teâlâ hazretleri, cehennem ateşini ondan iki senelik mesafe kadar uzaklaştırır.
Nesefî Tefsiri: c. 1, s. 168.

İki Harem’den birisinde vefat eden kişiye benim şefaatim vacib olur ve o kişi, kıyamet günü emîn olanlardan olur.”
Mecmauz-Zevâid: 3889

Gücü olduğu halde, haccetmeyen bir kişi, küfre yaklaşmıştır.Ve ancak haccı inkâr edenlerin amellerini yapmıştır. “Her halde Allah’ın ihtiyacı yok,o bütün âlemlerden ganîdir.”Onların ibâdetinden ganîdir.Haccı terkeden kişi, haccin vucûbunu inkâr etmedikçe kâfir olmaz. Haccın farzıyyetini inkar ederse kâfir olur.

Kaynak : Dipnot : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/635-636.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

TÜYLER ÜRPERTİCİ GIDA GERÇEKLERİ!

Posted by Site - Yönetici Nisan 29, 2013

TÜYLER ÜRPERTİCİ GIDA GERÇEKLERİ!

Severek yediğiniz birçok yiyecekten vazgeçebilirsiniz! İşte o yiyecekler ve yapılışları:

Ortalama bir fast food tüketicisi, yılda 12 kasık tüyü yiyor.

Aranızda yemeğinden saç/kıl çıkmayan olmamıştır ama ilginçtir ki fast food restoranlarında karşılaşılan kıllar genellikle kasık bölgesine ait oluyor.

Çilekli bir milkshake 50 yapay tat içeriyor. Fast food şirketleri çilek tadını yapay yoldan elde etmek için 50 farklı kimyasal kullanıyor. Ve bunların arasında etil asetat, fenetil alkol ve çözücü de var.

İşte tavuk nuggetların geldiği yer!

Yeniden şekillendirilmeden önce, tavuk nugget, sosis, salam ve sucuk gibi gıdalar pembe hamurlu iğrenç bir çamur gibi görünüyor.Bu mekanik ayırma adı verilen ve sıyırma işleminden sonra kalan kemik kalıntıları ‘düzeltmek’ için etkili bir yol. İşlem sonunda aşırı bakteri oluşumunu gidermek için et amonyak ile yıkanıyor. Amonyağın tadını örtbas etmek içinse et sonrasında yeniden yapay aromalar ve boyalar ile harmanlanıyor.

Fıstık ezmesi içinde böcekler ve kemirgen kılları var. FDA, yasal olarak her 100 gram fıstık ezmesinin ortalama 30 böcek parçası içermesine izin veriliyor.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

EVLİYA KİMLERDİR

Posted by Site - Yönetici Nisan 28, 2013

EVLİYA KİMLERDİR

Evliya Allâhü Teâlâ hazretlerini sevenler ve Allâhü Teâlâ haz­retleri tarafından sevilenlerdir.

Muhakkak ki hakikat ehlinin muhabbeti, muhabbetüllah’tir. Bunda şirk yoktur.

Fudayl bin lyâz (k.s.) hazretleri buyurdular:

Allâhü Teâlâ kıyamet günü şöyle der:

Ey Âdem oğlu! Senin dünyadaki zühdü âhirette nefsinin ra­hat etmesi için istedin!

Senin her şeyden kesilip bana dönmen, nefsinin izzet ve şe­refi için istedin!

Lâkin sen benim rızâm için düşmanlarıma düşmanlık ettin mi?

Veya Allah yolundu benim rızâm için evliya ve dostlarımdan birini dost edindin mi?

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/625

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kâbeyi İlk Bina Edenler Meleklerdir

Posted by Site - Yönetici Nisan 27, 2013

kabeveda-tavafi-2

Kâbeyi İlk Bina Edenler Meleklerdir

Rivayet olundu:

Allâhü Teâlâ hazretleri, Arşın altına bir “beyt” koydu. 0 Beyt-i ma’mûr idi. Meleklere Beyt-i ma’muru tavaf etmelerini emretti.

Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, yeryüzünde olan (dünyayı mesken edinen) meleklere, Beyt-i Ma’murun bir mislini de yeryü­zünde yapmalarını ve orayı tavaf etmelerini emretti… [1]

Kâbenin Tarihi

Rivayet olundu:

Melekler, Kabe’yi Âdem Aleyhisselâm’ın yaratılmasından ikibin (2000) sene önce bina ettiler.

Adem Aleyhisselâm, yeryüzüne indirildiğinde, melekler ona:

-“Bu beytin etrafını tavaf et! Gerçekten bizler, senin yaratilışından iki bin yil önceden beri bu beyt-i tavaf etmekteyiz!” dediler.

Adem Aleyhisselâm, beyti- tavaf etti.

Âdem Aleyhisselâm’dan sonra ta Nuh Aleyhisselâm’ın zamanına kadar Kabe böyle kaldı. (Peygamberler ve mü’minler hep onu tavaf ettiler.)

Allâhü Teâlâ hazretleri, Tufan’ı murad ettiğinde, Kâbeyi dördüncü kat semaya çıkarttı. Beyt-i ma’mura yükseltti. Orada göklerin melekleri Kâbeyi ziyaret ettiler…

İbni Abbâs (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu:

Kabe, Adem Aleyhisselâm’ın yeryüzünde ilk defa bina ettiği evdir. Kâbenin bina edilmesinin İbrahim Aleyhisselâm’a nisbet edilmesi, bu rivayetlere göre, Kabe’yi ilk bina eden kişi, İbrahim Aleyhisselâm değildir.

İbrahim Aleyhisselâm, Kâbeyi ilk defa bina etmedi, belki Kâbenin temellerini yükseltti. Kaybolmaya yüz tutan Kâbeyi bina edip ortaya çıkartmıştır.

Çünkü Kâbenin yeri, Tufandan sonra kaybolmuştu.

Allâhü Teâlâ hazretleri, Cebrail Aleyhisselâm’!, Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm’a gönderesiye kadar, Kâbenin yeri gizliydi.

Cebrail Aleyhisselâm, delâlet edip, Kâbenin yerini İbrahim Aleyhisselâm’a gösterdi. Ve ona Kâbeyi imâr etmesini emretti.

Kâbenin yapılmasını emreden Allâhü Teâlâ hazretleridir.

Bu emri tebliğ eden ve Kâbenin mühendisi, Cebrail Aleyhisselâm’dır.

İnşaatı yapan, Halil İbrahim Aleyhisselâmdır.

Kendisine yardımcı olan kalfa ise İsmail Aleyhisselâm idi…

En Şerefli Bina Kâbedir

Denildi ki:

Bu âlem’de Kabe’den daha şerefli bir bina yoktur.”

Asırlar boyu, kuşlar Kâbenin üzerine gelince sağa veya sola kayarak uçmaları. Yırtıcı kuşlarının gübre ve pisliklerini asla Mescid-i Harama düşürmemeleri, Ona taarruz etmemeleri. Ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin, Mescid-i Haram’a kötülük ile saldıran her kötü ve zorbayı kahretmesidir. Ashâb-ı fil`i kahretmesi gibi…

[1] İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/628-629.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kabe, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

PEYGAMBER’E SAYGI

Posted by Site - Yönetici Nisan 26, 2013

pp-copy

PEYGAMBER’E SAYGI

Hz. Ömer Efendimiz, bir gün Cuma namazına giderken yanından geçtiği bir evin damından üzerine kan damlar. O da üzerine kan damlayan oluğu söker, atar. Evine gider. Elbisesini değiştirip, tekrar yetişir. Namaz kıldırıp, hutbesini irad ettikten sonra, “Cemaat, mü’minlere eziyet ediyorsunuz!” diyerek hadiseyi anlatır ve “Ben de o oluğu söküp attım!” der. O, sözünü bitirir bitirmez, caminin içerisinde, “Ya Ömer, sen ne yaptın?” diye feryat eden bir ses duyulur.

Bu sözü söyleyen, Hz. Ömer’in çok sevdiği arkadaşı, “Allah’ım! Bu peygamberin amcasının elidir, o el hürmetine bize yağmur ver!” dediği Hz. Abbas’tır. Ayağa kalkmıştır. “Ya Ömer! O dam benim damımdı. O oluğu da oraya Hz. Muhammed (s.a.v.) kendi elleri ile yerleştirmişti. Sen ne yaptın?” demektedir. Ömer Efendimiz’in de, “O koymuştu.” sözünü duyduğu anda, dizlerinin bağı çözülür ve adeta yıkılır. Der ki: “Ya Abbas, ben gidip o damın dibinde başımı yere koyacağım ve sen de benim başıma basarak o oluğu tekrar yerine koyacaksın. Sen o oluğu yerine koymadan ben bu başımı yerden kaldıramam.” Ve paslı oluk yerine konur.

* * *

Hz. Muhammed (sav.) ashabı içerisinde bu denli seviliyor, geride bıraktığı asarına karşı bu denli saygı duyuluyordu. Onlar bize böyle bir sevgiyi ders verirken, Onun eliyle yerleştirdiği paslı oluğun yerinden kaldırılması gibi bir meselede bile, İran’lıyı ve Bizanslıyı dize getiren Hz. Ömer yerlere yıkılırken, bizler Efendimiz’in sinelerden sökülmesi, ahlakının unutturulması karşısında aynı hassasiyetin yüzde birini gösterememekteyiz. O ufku yakaladığımız gün, dünyada da ukbada da aynı izzete ereceğiz demektir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

TEVBE – TEVBENİN ÜSTÜNLÜĞÜ ve SEVABI

Posted by Site - Yönetici Nisan 25, 2013

TEVBE.

Yüce Allah’a sığınmaya tevbe tenir. Mürit lerin ilk adımı ve Allah yolunda yürüyenlerin yolunun başlangıcı :Tevbedir.

Hiç bir insan tevbesiz kalamaz. Zira doğumdan ölüme kadar günahtan uzak olmak yalnız meleklere mahsus tur. Günah ve isyana gömülmek, bir ömür boyu Yüce Allah ‘ın emir ve yasaklarına aykırı davranmak ta şeytanın görevidir. Tevbe ederek günahtan vazgeçip, taat yoluna dönmek ise Adem (A.S.) ile onun çocuklarının iş idir.

İns anların bütün ömürleri boyunca ibadetle uğraşmaları mümkün değildir. Zira ilk yaratılış ta eksik ve akılsız yaratılır. Sonra kendisine şeytanın alet i olan şehvet ve arzular verilir. Daha sonra da meleklerin nurundan olan ve şehvet lerin düşmanı bulunan akıl ile donatılmış tır. Böylece önce ş ehvetler insanı istila edip kalp kalesini ele geçirmiş , sonra yakınlık ve ilişki kurmuş ,en sonunda da akıl ortaya çıkınca bu kaleyi fethedip onu şeytanın hükmünden kurtarmak için tevbe ve nefis le mücadeleye ihtiyaç doğmuş tur.

Demek ki tevbe insanlara muhakkak lazımdır ve din yolunda ilerleyenlerin ilk adımıdır. Şeriat aklı ile gaflet uykusundan uyanıp din yolunun doğru ve yanlış yönleri ayırdettikten sonra tevbeden daha önemli bir farz yoktur. Zira tevbe demek, yolunu şaşırmışın tekrar doğru yola gelmesi demektir.

TEVBENİN ÜSTÜNLÜĞÜ ve SEVABI

Yüce Allah bütün insanlara tevbe etmeyi emrediyor ve buyuruyor ki:
Ey müminler, kusurlarınızdan dolayı Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eres iniz.”
NUR SURESİ, Ayet : 31

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Güneş batıdan doğmadan önce tevbe edenin tevbesi kabul olunur.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Günahtan dolayı pişmanlık duymak tevbedir.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
İns anların geçtiği yollarda durmayınız. Zira bazı kimseler yollarda durup gelip geçenleri alaya alır ve onlara gülerler. Geçen kadınlara takılırlar.
Böyle kimselere oralardan ayrılmadan cehennem vacip olur. Ancak tevbe edenler hariç.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Yüce Allah can boğazdan çıkıp gargara noktasına gelinceye kadar tevbeyi kabul eder.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Yüce Allah’ın keremi gündüzün günah işleyenlere, belki akşama kadar tevbe edip tevbesi kabul olur diye, geceleri günah işleyenlere de belki sabaha kadar tevbe ederde tevbes i kabul olur diye açık durur.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Tevbe ediniz. Ben her gün yüz kere tevbe ederim.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
İnsanlardan günah işlememiş kimse yoktur. Fakat günah işleyenlerin hayırlısı, tevbe edenlerdir.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Günahtan tevbe eden kimse, günah işlememiş gibidir.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Bir günahtan tevbe etmek hiçbir günahı yapmamak demekt ir.”

TEVBENİN ASLI

Tevbe marifet ve iman ile baş layan bir nurdur. Günahların , öldürücü bir zehir olduğu bu nur ile anlaşılır. Bu öldürücü zehirden çok yediğini öğ renen kimse korku ve pişmanlık duyar. Zehir içtikten sonra korkup pişman olan ve elini boğazına sokarak zehiri dışarıya çıkarmaya çalışan insan gibi.Nefsi arzularına kapılıp şehveti önce bal gibi gören, sonra da bunun içinde öldürücü zehir olduğunu anlayan kimse, derhal yaptıklarına pişman olup, korkuya kapılır. Zira kendini ölüm tehlikesinde görür. Korku ve pişmanlık ateşi içinde, şehvet leri gözönüne gelir, bunlar hasrete dönüşür. Bundan sonra eskiden yaptığı hataları telafi etmeye ve gelecekte bir daha yapmamaya azmeder. Cefa elbisesini çıkarıp, vefa yaygısını yaymaya baş lar ve bütün hareketleri değişmeye başlar. Daha önce neşe, oyun ve gaflet içinde iken, şimdi gözü yaşlı, üzüntülü ve korku içindedir. Daha önce gafil olanlarla beraberken, şimdi bilgi  sahipleriyle beraberdir. O halde tevbe etmek gerçekten pişman olmak demektir. Aslı iman ve marifet nurudur. Sonucu günah işlemekten vazgeçip, dinin emirlerine uymaktır.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

KARDEŞİNİ KENDİNE TERCİH ETMENİN (fenâ fil ihvan)FAZİLETİ

Posted by Site - Yönetici Nisan 24, 2013

KARDEŞİNİ KENDİNE TERCİH ETMENİN (fenâ fil ihvan)FAZİLETİ

Sizden hiçbiriniz, kendi nefsi için istediğini ve sevdiği şeyleri din kardeşi için de isteyip sevmedikçe gerçek bir mümin olamaz,”[ Buharî, İman, 8; Müslim, İman, 69; Nesaî, İman, 19.] hadis-i şerifi bu konuda her şeyi ifade edecek kadar özlüdür.

Hadiss şerif tasavuftaki “fenâ fil ihvan” anlayışının temelidir. Allah için sevilen ve sayesinde nice ilahî lütuflara erişilen mümin kardeşler, insanı Allah’a düşman eden mücrim nefis kadar sevilemezse, bu sevgi yetersizdir.

Başkasına infak ve karşılıksız sevgi, ancak gerçek ve kuvvetli bir imanla elde edilebilir. Allahu Teala’yı yakinen tanımayan ve O’nun yüce sevgisiyle eşyayı gönlünden atamayan kimse, başkasını karşılıksız sevemez, dünyevî bir çıkarı olmadan kimseye ikram edemez. Allahu Teala’nın rızasını her şeyin üstünde tutmanın nasıl olacağını ispat eden şu müminlerden, gerçek iman ve kardeşlik dersini öğrenelim.

Velilerden CÜNEYDİ BAĞDADİ [k.s] demiştir ki:

“Arkadaşlığın hakkı, kendi malından kardeşine bolca verip onun malına göz dikmemen, kendin ona insaf edip ondan insaf beklememen, sen ona tabi olup onun sana uymasını arzulamaman, ondan sana ulaşan iyilikleri çok görüp senden ona ulaşanları az bulmandır.”[ Sühreverdî, Avarif, 433. [Trc:559].]

Büyük velilerden Zünnûn el-Mısrî [k.s] demiştir ki: “Gönlü Hak’ka açılmış zahidin alameti üçtür:

1-Elinde biriken malı dağıtır.

2-Olmayanın peşine düşmez.

3-Yiyeceğini başkalarına ikram eder.” [Avarif, 248 [Trc: Gerçek Tasavuf, 315]]

Velilerden Ebu Bekir b. Ebu Sa’d [k.s] demiştir ki:

“Sufilerle arkadaşlık eden kimse, nefsini, kalbini ve malını aradan çıkararak sırf Allah için arkadaşlık yapsın. Çünkü, kalbini ve niyetini maddi şeylere bağlayan kimse, asıl maksadına ulaşamaz.”

BEYAZITI BİSTAMİ K.S: “Tasavvuf üç haslet üzerine kurulmuştur:

1-Hak’kın huzurunda fakr ve yokluk hâline sarılmak.

2-Malından bolca infak etmek ve isar yani başkalarını kendine tercih ahlakını elde etmek.

3-Başkasına bir şey arzetme ve ihtiyarı terketmek.” [Bkz: Avarif, 250 [Trc: Gerçek Tasavuf, 319].]

Abdullah b. Abbas [r.a], anlatıyor; Rasulullah [a.s], Ben-î Nadr ganimetlerini elde edince, Ensar’a:

“Sizler kendi isteğinizle, Muhacir kardeşlerinizle mallarınızı ve evlerinizi bölüştünüz. Bu ganimette de onlara ortak oldunuz. Eğer isterseniz mal ve evleriniz size kalsın, bu ganimetten size bir şey vermiyelim [hepsini Muhacirlere dağıtalım]!” buyurdu. Bunun üzerine Ensar:

“Hayır, biz mallarımızı ve evlerimizi onlarla bölüştük, bu devam etsin. Ayrıca bizler bu ganimetteki payımızdan vazgeçerek hepsini onlara veriyoruz,” dediler. Bunun üzerine Allahu Teala:

“Onlar kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendilerine tercih ederler,” [Haşr 59/ 9.] ayet-i kerimesini indirdi.” [Bkz: Taberî, Camiu’l-Beyan, XIV, 4l; Beğavî, Meâlimu’t-Tenzîl, VIII, 88; Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, V, 200; Kurtûbî, el-Cami’, XVIII, 25.]

Ebu Hureyre [r.a] anlatıyor: Sıkıntı içinde olan bir adam, Rasulullah’a [a.s] gelerek:

-Ya Rasulallah! Çok açım, bana yiyecek ver! dedi.

Rasulullah [a.s] hanımlarına haber göndererek:

-Yanınızda yiyecek bir şey var mı?” diye sordurdu. Onlar da:

-Seni hak üzere gönderen Allah’a yemin olsun ki, yanımızda sudan başka bir şey yok! dediler. Bunun üzerine Rasulullah [a.s], adama:

-Bu gece sana yedirecek bir yiyeceğimiz yok! buyurdu. Sonra, sahabîlere dönerek:

-Kim, bu adamı bu gece misafir ederse, Allah ona rahmet eylesin!” buyurdu. O zaman Ensar’dan bir zat ayağa kalkarak:

Onu ben misafir ederim ya Rasulellah! diyerek, adamı evine götürdü. Âilesine:

-Bu, Rasulullah’ın [a.s] misafiridir, ona ikram et, evde ne varsa ona getir!” dedi. Kadın da:

-Yanımızda sadece, çocukların yiyeceği var!” dedi. Bunun üzerine adam:

-Kalk, çocukları biraz oyala ve bir şey yemeden uyut. Sonra kandili yak. Misafir yemeye başlayınca, sen kalkıp ışığı düzeltiyormuş gibi yaparak, onu söndür. Sonra gel. Ortadaki yemeği Rasulullah’ın [a.s] misafiri yiyip doyması için, biz yemek yiyor gibi yapalım, fakat bir şey yemeyelim, dedi.

Hanım kalktı, çocukları oyalamaya başladı ve hiçbir şey yemeden uyudular. Sonra, tirid yemeği yaptı ve sofraya getirdi. Kandili yaktı. Misafir yemeye başlayınca, kalktı ışığı düzeltiyormuş gibi yaparak kandili söndürdü. Karı-koca sofrada ağızlarını şapırdatarak yemek yiyormuş gibi yaptılar, fakat hiçbir şey yemediler. Kaşığı boş getirip boş götürdüler. Misafir onların da yediğini zannederek karanlıkta ortadaki yemeğin hepsini yedi ve doydu. Karı-koca aç olarak gecelediler. Sabah olunca misafirle ev sahibi erkenden Rasulullah’a [a.s], gittiler. Efendimiz [a.s], onları görünce tebessüm ederek:

“Allahu Teala, bu gece falan erkekle filan kadının yaptıklarından çok hoşnut oldu.” buyurdu. Bunun üzerine Allahu Teala:

“Onlar, kendileri muhtaç olsalar bile, başkalarını nefislerine tercih ederler.” ayet-i kerimesini indirdi.” [ 29. Buharî, Menâkıbu’l-Ensâr, l0; Tefsiru Sûre, [59], 9.]

Bu ayetin inişine sebeb olan hâdise hakkında Enes [r.a] şöyle bir olayı nakletmiştir:

“Ashabtan birisine kızartılmış bir koyun kellesi hediye edildi. Kendisi de çok sıkıntı içindeydi. Buna rağmen kelleyi yandaki komşusuna gönderdi. O da bir diğer komşusuna gönderdi ve böylece kelle, yedi komşuyu dolaşarak ilk gönderene geri geldi. O zaman bu ayet-i kerime indi.” [Yukarıdaki tefsirlerde gösterilen yerlere bakınız.]

Huzeyfetu’l-Adevî HZ. anlatıyor: “Yermük harbinde amcamın oğlunu bulmak için yaralılar arasında dolaşıyordum. Yanımda da bir miktar su vardı. Kendi kendime: ‘eğer rastlarsam ona su verir, yüzünü silerim.’ diye düşünüyordum. Bir de baktım ki onun yanındayım. Kendisine:

-Sana su vereyim mi? dedim.

-Evet, diye işaret etti. Tam kendisine su verecekken, öbür yandan birisi:

-Ah su! diye inledi. Sesi duyan amcamın oğlu:

-Suyu ona götür! dedi. Hemen ona koştum. Bir de baktım ki Hişam b. el-As.HZ. Kendisine:

-Sana su vereyim mi? diye sordum. Bu arada Hişam, öbür taraftan birinin âh! dediğini duydu. Kendisi hiç içmeden:

-Suyu ona götür! dedi. Hemen onun yanına koştum, yanına vardığımda adam ruhunu teslim etmişti. Sonra, HZ.Hişam’a yetişeyim, diye koştum, geldiğimde onun da ruhunu teslim ettiğini gördüm. Bâri amcamın oğluna yetişeyim, dedim. Yanına geldim ki o da ruhunu teslim etmişti! [Kandehlevî, Hayatu’s-Sahabe, I, 308; Kurtûbî, el-Cami, XVIII, 28.]

Bir de Allah dostlarının cömertliğini dinleyelim: Velilerden Ebu’l-Hasan el-JARKANİ KS.nin yanına otuz küsur misafir geldi. Kendisi o zaman, Rey’in bir köyünde bulunuyordu. Yanında da beş kişiyi doyurmayacak kadar sayılı ekmek vardı. Ekmekleri doğradılar, ortaya koydular, herkes nasibi kadar yesin diye ışığı da söndürdüler ve yemeğin başına oturdular. Bir müddet sonra, yemekten geri çekildiklerinde, bütün ekmekler olduğu gibi duruyordu. Her birisi, kardeşini kendisine tercih ederek, bir şey yememiş ve bütün yiyecek ortada kalmıştı. [Sühreverdî, Avarif, 249. [Trc: Gerçek Tasavvuf, 317].]

Ebu’l-Hasen el-Bûşencî’ye HZ.: “Fütüvvet nedir?” diye sorulduğunda, şöyle demiştir: “Bana göre fütüvvet, Cenab-ı Hak’kın Ensar-ı Kiram’ı anlattığı şu ayet-i kerimede anlatılan hâldir:

“Muhacirlerden önce Medine’yi yurt ve iman evi edinenler, kendilerine hicret edip gelenlere sevgi beslerler. Onlara verdikleri şeylerden dolayı nefislerinde bir darlık duymazlar. Kendilerinin ihtiyacı olsa bile, onları nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunur [ve kurtulursa] işte onlar ebedi kurtuluşa erenlerdir.” [Haşr 59/ 9.]

İbnu Atâ HZ. “onları nefislerine tercih ederler” ayeti için: “Bunu cömertlik ve kerem olarak” yaparlar demiş; “Kendilerinin ihtiyacı olsa bile” ayetini de: “Kendileri açlık ve fakirlik içinde olsalar dahi…” şeklinde tefsir etmiştir.

Yusuf b. Hüseyn er-Razî HAZRETLERİ demiştir ki: “Nefsi için bir mülk görenin îsâr ahlakı [başkasını kendisine tercihi] güzel olmaz. Çünkü o, nefsinin herhangi bir şeye sahip olduğunu düşünmekle, o şeyde nefsinin daha çok hak sahibi olduğunu zannetmektedir. Gerçek îsar ancak, her şeyin Hak’ka ait olduğunu gören ve bilen kimseden meydana gelir. Bu anlayışta olan kimse, kendisi vâsıtasıyla veya başka yoldan mülk kime ulaşmışsa bu nimete o kimseyi daha çok hak sahibi görür ve kendi eline bir mülk geçince de, nefsini, onun yerine ve sahibine ulaştıran bir emanetçi ve dağıtımcı olarak düşünür.” [Sühreverdî, Avarif, 250. [Trc: Gerçek Tasavvuf, 318].]

Yine adamın birisi, borç almak için bir arkadaşına gitti. Kapısını çaldı. Ev sahibi dışarı çıkıp, niçin geldiğini sordu. O da dörtyüz dirhem borcu olduğunu, onun için kendisine geldiğini söyledi. Ev sahibi içeri girerek dörtyüz dirhem getirip verdi ve ağlayarak eve girdi. Bunu gören hanımı:

-Madem borç vermek sana zor geliyordu, bir bahane bulup da onu geri gönderseydin ya! dedi. Adam da:

-Ben verdiğim paraya değil, niçin kardeşimin hâlini araştırmayıp, onu borç için kapımı çalmaya muhtaç ettiğime ağlıyorum! dedi.” [: Avarif, 251. [Trc: 320].]

Arifibillah Sühreverdî [k.s] işin özünü şöyle özetliyor:

“Sufiyi, başkalarını kendi nefsine tercih etmeye sevkeden ancak, onun nefsinin temizliği ve tabiatının şerefli oluşudur. Allahu Teala bir kimseyi ancak, tabiatını bu güzel ahlak ile terbiye ve ıslah ettikten sonra kendisine dost yaşar.

Tabiat ve karakterinde cömertlik ve el açıklığı olan bütün kimseler sufi olmaya en yakın ve en yatkın kimselerdir. Çünkü cömertlik, insanın fıtratına bağlı bir sıfattır. Buna sehavet denir. Onun zıddı, şuh ile tabir edilen aşırı cimriliktir. Cimrilik ise, nefisten kaynaklanan bir sıfattır. Allahu Teala:

“Nefsinin cimriliğinden korunan [kurtulan] lar felâha ermiştir,” [Haşr 59/ 9.] buyurmaktadır. Bu ayet-i kerimede kurtuluş, cimrilikten korunup kurtulmaya bağlanmıştır. Şu ayet-i kerimede ise kurtuluş, infâk ve ihsana bağlanmıştır:

“Onlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredir ve felâha erecek de onlardır.” [Bakara 2/ 3-5.]

Felah, dünya ve ahiretin saadeti demektir. Ebedi kurtuluş budur

Şerife Şevval Kardelen Kardeşimize Bu Güzel Yazı için Teşekkür Eder Siz  Degerli Kardeşlerimizinde Dualarını Bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Münafıkların Alâmetleri

Posted by Site - Yönetici Nisan 23, 2013

Münafıkların Alâmetleri

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

“Dört (kötü davranış) vardır. Kimde bu şeyler (bulunacak) olursa hâlis münafık olur. Kimde de bunlardan bir haslet (huy) bulunursa, terk edesiye kadar, nifaktan bir şey onda bulunmuş olur:

1 (Bir şey) emânet bırakılsa (emin bir kişi kabul edilip yanı­na bir emânet bırakılsa) ihanet eder.

2 Haber verdiğinde yalan söyler,

3–  Sözleşme yaptığında (vefa ve söze bağlılığı terkeder ve böylece karşısındakini) mağdur eder.

4 Düşmanlıkta haktan ve adaletten yüz çevirir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/552.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Mescid-i Haram ile Beyt-i Makdis’in Arasındaki Zaman

Posted by Site - Yönetici Nisan 22, 2013

Mescid-i Haram ile Beyt-i Makdis’in Arasındaki Zaman

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine: “İnsanlar için ilk konulan mescid”ten soruldu. Efendimiz {s.a.v.) hazretleri buyurdular: -“Mescid-i Haram’dır. Sonra da Beyt-i makdis’tir.” Bunun üzerine, “ikisinin arasında kaç yıl olduğu” soruldu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

-“Kırk sene!

Kaynak : Müsned-i Ahmed bin Hambel, c.5.

İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/628.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: