Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Başörtülü Çıplaklık ve Ahlaki Çöküş

Posted by Site - Yönetici Aralık 17, 2012

Başörtülü Çıplaklık ve Ahlaki Çöküş

Başörtülü Çıplaklık ve Ahlaki Çöküş

Sorunun büyüğü”nü görüyor, ama nedense bir türlü üzerine gidip çözmeye çalışmıyoruz. Müslümanların nesli ahlaki çöküşe doğru yuvarlanıyor, ya biçare kalınıyor, ya da kimse umursamıyor. “İslam Toplumu”nun oluşmasına engel çirkin ve acı manzara; ahlaki çöküşün aleni belgesi. Güya “başörtülü”, ama aslında çıplak!

Öyle başörtülüler var ki, başlarını niçin kapattıklarını anlamak imkansız. Yarım yamalak bir örtünün dışında tesettür namına bir şey göremezsiniz. Başörtüsü dediysem, onun da İslami ölçülere uygun olduğunu sanmayın. Başı açık ile kapalı arasındaki tek fark, başa öylesine dolanmış bir bez parçası. Müslüman ve mütesettir bir bayanın mahremiyetinden, edep ve hayasından eser yok. Başlarındaki örtü hariç, tesettürlü olduklarının başka hiçbir alameti de yok!Büyük sorunlarımızdan biri bu değil mi? Nelerle uğraşıyoruz, ama aslında hangi sorunların üstesinden gelmemiz gerekiyor, bunun farkında mıyız? Kadınıyla, erkeğiyle İslam ahlak ve edebinden nasibini alamamış bir “İslam gençliği” ile gideceğimiz tek yer “çürümüşlük ve çöküş” değil mi? “Müslüman toplumun yarınları”nı böyle bir gençliğe mi emanet edeceğiz?

Manzarayı biliyorsunuz ama yine de kısaca tasvir edelim:

Kızımızın başı örtülü, ama bacağına giydiği sımsıkı bir pantolonla dolaşıyor! Başı örtülü, ama yakasını-bağrını, ya da belini de açmak suretiyle, içini dahi gösteren bir gömlek giymiş! Başı kapalı, ama kısa kollu bir tişört var üzerinde! Başı kapalı, ama giydiği etek şeffafa yakın, ! ! Başı kapalı, ama erkeklerle birlikte öyle bir diyalog ve şaka/şamata içinde ki, kulağına geldiğinde utancından yerin dibine giriyorsun da kızımız/oğlumuz gayet rahat! Başı güya kapalı, ama başörtüsü öyle küçük ki, saçları sığmıyor örtüye, dışarı fırlıyor! Başı kapalı, ama saçını “deve hörgücü” gibi yapmış, çağdaş bir görüntüye özendiğini belli ediyor. Başı kapalı, ama başörtüsü öyle ince ki, örtünün altındaki saçları, kullandığı tokanın rengi ve şekli bile görünüyor! E, o zaman niye örtünüyorsun kardeşim? Açıver de bari “İslam’ın ahlak ve adabı”na, “Müslümanın izzet ve onuru”na, gerçekten örtünen “mü’mine kadının mahremiyet, edeb ve hayası”na zarar verme! Git, ne halt edersen et, ama dinime bulaşma!

Kadınlarımız böyle de, erkeklerimiz sütten çıkmış ak kaşık mı? Hangi melaneti ararsan, genciyle yaşlısıyla, “Müslümanım” diyen erkeğimizde bulabilirsin. Karısını, kızını, kızkardeşini yukarıda sergilediğimiz manzara içinde gördüğü halde buna ses çıkarmayan baba, koca, kardeş sanki daha mı edebli? Ya da az önce çizdiğimiz manzaranın bir yarısında da güya Müslüman erkeklerimiz yok mu?

Böyle bir manzarayı görüyoruz da uyarıyor, “nasihat görevimiz”i eda ediyor muyuz? Her şeyden önce, böyle bir derdimiz var mı? Bundan da önce, “İslam’ın ahlak ve edebi”nden ne biliyoruz? İkaz edersek bizi terslerler, hakaret ederler; bize bulaşmasınlar da, ne halleri varsa görsünler” mi diyoruz yoksa?

İyi de, onlar senin dininin mensubu olarak algılanıyor; yaptıkları her şey İslam’a mal ediliyor! Buna nasıl duyarsız kalırsın? Yoksa, Rasulullah’ın, kıyamet alametleri arasında saydığı, yol üstünde zina edenlerin olacağı, ama hiç kimsenin, “ne yaparlarsa yapsınlar, ama bana bulaşmasınlar” diye müdahale etmeyeceği dönem acaba bu dönem mi?

Sözün kısası, tam bir “ahlaki çöküş” yaşanıyor! Böyle giderse, bugünümüz pislik içinde, geleceğimiz ise içinden çıkılması imkansız görülen zifiri karanlık!… Ne yapıp edip, bu “ahlaksız gidişat”a dur demeli, bu rezalete, böyle çirkin bir kepazeliğe son verecek etkili ve kesin çarelere başvurmalı. Evet, “etkili ve kesin çareler”e!…

Ahlaken çökmüş, edebini kaybetmiş, gençliğini boşvermiş bir toplum, bir gün devrilip gidecektir de kimse farkına bile varamayacaktır. Bunun hesabını vermeyi göze alacak biri var mı?

Mütesettir ahlaksızlık”ın sebepleri ve duyarlılık noktaları

1- Rasulullah, “mütesettir ahlaksızlık”ın kişiyi götüreceği akıbeti şöyle tasvir buyurur: “Ümmetimden henüz görmediğim, Cehennemlik olan iki sınıf vardır. Bunlardan bir sınıfı kadınlardır ki giyinik oldukları halde, elbiseleri örtülmesi gereken yerlerini örtecek derecede kalın, sık ve geniş olmadığı için onlar çıplak gibidir. Bunlar hem kendileri baştan çıkmıştır, hem de başkalarını baştan çıkarırlar. Başları da deve hörgücü gibidir…..” (Müslim) Böyle bir akıbetten sakınmak müslümanın önceliği olmalıdır.

2- Mü’min kadın, namahrem erkeklerin yanında vücudu belli eden ince ve dar elbiseler giymesi; göze batan, dikkat çekici ve alımlı bir kıyafet taşıması, başkalarının hissedeceği kadar koku sürmesi, süs eşyalarını şangırdatarak, kırıtarak ve ayakkabıları dikkat çekecek şekilde yere vurarak yürümesi, erkeklerle laubali olması ve mahremiyet sınırlarını aşarak konuşması gibi hareketlerden kaçınmalıdır.

3- Allah’ın “tesettür” emri “iman”la ilgili bir “farz”dır; çünkü Kur’anı kerim’de tesettür “iman eden erkekler”e ve “iman eden kadınlar”a emredilir. Bu bakımdan tesettür “kitabına uydurmak”la değil, “Allah’ın Kitab’ına uymak”la tahakkuk eder.

4- “İmanın gereği” bir “farz” olan tesettür “kalıp”tan önce “kalp”te görülmelidir. Eğer kişi İslam’ın “hicab” emrini içselleştirmemiş, “tesettür”ü kalbine yerleştirmemişse, o kişinin üzerine örtülecek örtü “mütesettir” olmasını sağlamaz; her an müşahade ettiğimiz gibi “örtülü çıplaklık”a yol açar. Unutulmamalı ki kıyafet, tesettürün son merhalesi ve tezahürüdür.

5- Tesettür sadece kadınlar için değil erkekler için de gereklidir; hatta erkekler tesettür emrine kadınlardan önce muhatap olmuştur. Nitekim Nûr Sûresi’nin 30. ayetinde “mü’min erkeklere”, 31. ayetinde ise “mümin kadınlara” hitap edilir.

6- Kur’anı kerimin ’ beyanıyla “mü’min erkekler” ve “mü’min kadınlar” için tesettür “bakış”ta başlar; önce “bakış”ı haramdan sakındırmak lazımdır. Eğer bakışlar “hicab”a sokulmazsa, “tesettür”ün ilk şartı yerine getirilmemiş olur.

7- “Tesettür” sadece başı örtmek değildir. Vücudu bir parça bezle örtmek de değildir. Tesettür, “hicab”dır. Bu bakımdan hem “başörtüsünün niteliği”, hem bütün vücudun “İslami ölçülere uygun” olarak örtülmesi, hem “hicabın kalbe, ruha, tutuma yerleştirilmesi”, hem de “iffetini korumak” önemlidir. Başı örtülü olduğu halde iffetini korumayanların olabileceğini unutmamak lazımdır.

Şimdi de “mütesettir ahlaksızlık”ın ana sebeplerine göz atalım.

1. “İslami bilgi ve bilinç”ten yoksun ana-babaların teşkil ettiği ailelerin, çocuklarına “pedagojik ve psikolojik formasyon”dan yoksun, “eğitim kriterleri”ni gözetmeyen yaklaşımları.

2. Çocuk yetiştirirken ya da “tebliğ ve nasihat” vazifesi eda edilirken yüzeysel, örfi ve sloganik yükle(n)melerde bulunulması, gerçek bir dini eğitim verilmemesi.

3. “Dini eğitim”in küçüklükten başlatılmaması; “büyüyünce öğrenir” yaklaşımı.

4. “Hak din”in ve “Kur’anı kerimin  ahlakı”nın terkedilmesiyle İslam’ın “hayat biçimi” olarak değil, “ideolojik tatmin” aracı ya da “vicdani aksesuar” olarak kabul edilmesi; “İslam’ın kuralları”na gereken saygı ve özenin gösterilmemesi.

5. Hz. Peygamber’in “örnek ve hayat önderi” olarak izlenmemesi; O’nun “yaşayan Kur’anı kerim ”, ahlâkının da “Kur’anı kerim ahlâkı” olduğunun unutulması.

6. “Laik rejim”in “İslam anlayışı”nda oluşturduğu dejenerasyon.

7. “Kapitalist müslümanlar”ın tesettürü “kazanç kapısı” haline getirip “moda anaforu”na sokarak gençliği özendirmesi; dini, kendi menfaatlerini teminde araç olarak kullanması. Her şeyin metalaştırılarak “tüketim kültürü” yozlaşmasının “ahlaki ilkeler”in yerine geçirilmesi.

8. “Hazcı sapmalar”ın getirdiği “cinsel başıboşluk” ve “nefsi esaret”; böylece “özenti”nin “bilinç”e üstün gelmesi.

9. “Aile yapısı”ndaki “bozulma”, insanlar arasındaki “iletişimsizlik”, çocuklarla yetişkinler arasında “sevgi ve saygı ilişkisi”nin bozulması, “büyüklere saygı”nın kalmaması, “toplumsal murakabe bilinci”nin kaybedilmesi suretiyle “bireyselleşme” gibi sorunlar.

10. “Kültürel geçmiş”ten kaçma, “kültürel çözülme”; böylece “Kur’ani kerimi bilgi”den kaynaklanan kültürden uzaklaşmak ve kültürü “Kur’an’ın kerim önerdiği biçim”iyle üretmemekle, yabancı unsurlarca “müslümanlar adına üretilip sunulan kültür”ün alınıp içselleştirilerek hayata aktarılıp sahiplenilmesi.

11. “Kavramların anlamları”nın değiştirilmesiyle “tanımlamada yanlışlık”a sapılarak bozulmanın sıradanlaşması; “temel dini ölçüler”in kaybedilmesi, haramın-helalin bilinmemesi, haram olanın helal telakki edilmesi. Böylece İslam’a aykırı olarak yaşanan hayata inanılarak, nihayetinde bunun kutsallaştırılması.

Şimdi bir karar verelim. Müslüman mı olacağız, müslüman mı görüneceğiz?

Bu yazı için Şerife Şevval Kardelen`e Teşekkür Ederiz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: