Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Cennet Kapısının Anahtarı

Posted by Site - Yönetici Kasım 9, 2012

bismillahirrahmanirrahim,besmele

Cennet Kapısının Anahtarı

Mektubat-ı İmam Rabbanî k.s.’den

Ayetlerin çoğunda cennete girmeye vesile olduğu bildirilen salih ameller ile ne kast edildiği konusunda bir tereddüdüm vardı. Yani salih amellerin hepsi birden mi, yoksa bunların bazıları mı cennete vesiledir? Eğer hepsi kast olunuyorsa bunu yerine getirmek gerçekten çok zor. Böyle yapabilenlerin sayısı çok az. Eğer bir kısmı kast olunuyorsa da hangileri olduğu belli değil. İşte bu konularda tereddüt yaşıyordum.

Sonunda Cenab-ı Hak inayetiyle bana şunu ilham etti: Ayetlerde geçen salih amellerden maksat İslâm’ın beş temel esasıdır. Bu beş esas gerektiği gibi yerine getirilirse kurtuluş ve felâh umulur. Çünkü bu beş esas asıl salih amellerdir. Kötülük ve günahlara engeldir. Şu ayet-i kerime bu mananın açık delilidir. “Hiç şüphesiz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebut, 45)

Kişi bu beş esası yerine getirebilirse, şükür görevini de yerine getirmiş olması umulur. Şükür gerçekleşince de azaptan kurtuluş sağlanır. “Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azap etsin? Allah şükrün karşılığını veren ve her şeyi bilendir.” (Nisa, 147)

O halde, insan bu beş esası yerine getirebilmek, özellikle de dinin direği olan namazı dosdoğru kılabilmek için bütün gücüyle çalışmalıdır. İmkanlar ölçüsünde namazın en küçük bir edebini dahi terk etmemelidir. Namaz ibadetini tam yapan kişi, İslâm’ın temel direklerinden çok önemli birini yapmış olur. Kurtuluş için sapasağlam bir ipe tutunmuş, selâmete erme yoluna girmiş olur.

Namaz müminin miracı olduğu için, Miraç Gecesi Rasulullah s.a.v. Efendimiz’i şereflendiren kelimelerin namazın sonunda okunması emredilmiştir. O halde namaz kılan kişi namazını miraca çevirmeli ve namazda Allah Tealâ’ya son derece yakın olmayı istemelidir. Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Kulun Rabbine en yakın olduğu an (namazda) secdede olduğu andır.” (Müslim; Ebu Davud; Nesaî; Tirmizî)

Namazı şartlarına ve edeplerine uygun olarak kılmak gerekir. Daha sonra da samimi bir şekilde, güzel zikirlerle kusurlar telafi edilmelidir. Bu nimeti eda etmeye muvaffak kıldığı için Allah Tealâ’ya şükredilmeli ve ibadetin O’ndan başka kimsenin hakkı olmadığı düşünülmelidir. İşte o zaman bu namazın Hak Tealâ’nın kabulüne layık, kılanın da kurtuluşa ermiş bir kişi olması umulur.

Allahım, Peygamberlerin Efendisi hürmetine bizi namaz kılarak kurtuluşa erenlerden eyle.

Allah’ın Ahlâkını Edinmek

Bilmek gerekir ki; velâyet sahibi olmak için Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmak gerekir. Hâce Muhammed Pârisâ k.s. ‘Tahkîkât’ adlı kitabında bu ölçüyü açıklarken şöyle der:

“Allah’ın bir sıfatı da ‘Melik’tir. Manası, her şey üzerinde istediğini yapma gücüne sahip olan demektir. Tasavvuf yolcusu da eğer kendi benliği üzerinde yönlendirme gücüne sahip olup onu yenmeyi başarırsa, bu gücü kalbi için de geçerli olur ve bu sıfatla sıfatlanmış olur.

Bir diğer sıfat ‘Semî’ yani işitendir. Eğer tasavvuf yolcusu hak sözü duyar, kimden gelirse gelsin kibirlenmeksizin kabul eder ve can kulağı ile dinleyerek gaybî sırları ve mutlak hakikatleri anlarsa bu sıfat ile sıfatlanmış olur.

Bir diğer sıfat da ‘Basîr’ yani görendir. Eğer Hak yolcusunun basiret gözü açıksa, ferâset nuru ile kendi benliğinin tüm kusurlarını görür, başkalarının da ermişliğine tanıklık eder. Yani herkesin kendisinden daha üstün olduğuna inanırsa… Yaptığı her şeyi Hak Tealâ’nın kabulüne layık şekilde yapma konusunda kendine Rabbini gören ve gözetleyen olarak seçerse bu sıfatla vasıflanmış olur.

Bir başka sıfat da ‘Muhyî’ yani diriltendir. Bu yoldaki Hak yolcusu, insanların artık yapmadığı sünneti yaşayarak diriltirse bu sıfatla vasıflanmış olur.

Bir diğer sıfat ‘Mümît’ yani öl-dürendir. Eğer kişi sünnetin yerini almış bid‘atleri ortadan kaldırırsa bu sıfatla vasıflanmış olur. Diğer sıfatlar da bu ölçüye göre anlaşılmalıdır.”

Sûfilerle Muhabbet

Bu tasavvuf yolunun mensupları öyle kimselerdir ki, onlarla oturan kötü talihli olmaz. Onlarla yakınlık kuran hayırlardan mahrum kalmaz. Aralarında bulunan ümitsizliğe düşmez. Onlar Allah Teâlâ’nın dostlarıdır. Onları görmek Allah Tealâ’yı hatıra getirir. Onları tanıyan Allah’ı bulur. Bakışları ilaç, sözleri şifa, sohbetleri ise nur ve ışıktır. Onların dış görünüşlerine bakan aldanır. İç dünyalarını gören kurtulur, felah bulur. Şu sözü söyleyen ne güzel söylemiştir:

Allahım! Dostlarına verdiğin ne büyük bir bahtiyarlık! Onları tanıyan seni buluyor, seni bulamayan onları tanıyamıyor.”

Yani onları tanımak ve seni bulmak birbirinden ayrılmayan bir bütün gibidir. Öncelik ise bir bakımdan tanımaya, bir bakımdan da bulmaya verilmiştir. Bu sözü söyleyenin tercihi, Allah dostlarını tanımanın öncelikli olduğudur. Zira başlangıç onlarladır. Oradan başlamak daha uygun ve önceliklidir.

Soru – Cevap

Soru: Kur’an hatmi, nafile namaz, tespih ve kelime-i tevhidle meşgul olmak gibi ibadetlerin sevabını ana-babamıza, hocalarımıza ve kardeşlerimize bağışlamamız mı daha iyidir, yoksa hiç kimseye bağışlamamamız mı daha iyidir?

Cevap: Doğrusu bunların sevabını onlara bağışlamak daha iyidir. Zira bu hem sana hem de başkasına fayda sağlamaktadır. Sevabı bağışlamama durumunda bunların faydası sadece bunları yapan kimseyle sınırlıdır. Ayrıca sevabı bağışlanan amelin, bağışlanan kimselerin bereketiyle kabul edilmesi umulur.

.

Bir Yanıt “Cennet Kapısının Anahtarı”

  1. meryem said

    ÖLÜME HAZIRLIKLI OLUN Bir şey için hazırlanmak, onu sık sık hatırlamakla olur. Ne yarın sabah uyanacağımızdan eminizdir nede bu yazıyı okumayı bitirdiğimizde hala hayatta olacağımızdan. Bu durumda her insanın kendisine samimi olarak sorması gereken bazı sorular vardır: – Bize bu kadar yakın olan ölüme gerçekten hazır mıyız? – Hayatımızda bu çok önemli gerçeği unutmadan yaşıyor muyuz? – Ölüme hazır olabilmek için ne yapmak gerekir? Ölüme hızla yaklaşıyorsunuz. Her gün ölüme biraz daha yaklaştığınızın farkında mısınız? Ölüm sizi her an yakalayabilir. Kimbilir o an, belki de şu andır ya da size çok yaklaşmıştır. Ölüm insana bu kadar yakınken, kişinin gaflet içinde hayatına devam etmesi, freni kopmuş bir kamyonun hızla üstüne geldiğini gördüğü, çarpıp onu parçalayacağını bildiği halde imkanı varken önünden çekilmemesine benzemektedir. Belki de bu satırlar ahlakınızı yeniden düşünmeniz için ölümünüzden önce size tanınmış son bir fırsat, son bir hatırlatma, son bir uyarıdır. Siz bu satırları okurken bir saat sonra hayatta kalacağınızdan emin olamazsınız. Bir saat sonra hayatta olsanız bir sonraki saate erişeceğinizin hiçbir garantisi yoktur. Saat değil bir dakika, hatta bir saniye sonra bile hayatta olacağınız kesin değildir. Bu yazıları sonuna kadar okuyup bitireceğinizin de hiçbir garantisi yoktur. Ölüm size, büyük bir ihtimalle, bir dakika öncesinde ölmeyi hiç aklınızdan geçirmediğiniz bir anda gelecektir. Bir gün öleceğinizi, bedeninizin toprağın altına gömüleceğini, üzerinize toprak atan tanıdıklarınızın, sevdiklerinizin sizi toprağa gömdükten sonra mezarınızın başından ayrılıp günlük işlerine devam edeceklerini, sahip olduğunuz herşeyin ölümünüzle birlikte yok olacağını düşündünüz mü? Ölümünüzden sonra sizi nasıl bir hayatın beklediğini hiç düşündünüz mü? Bu durumu kendi üzerinizde de düşünün: Herşeyden önce, ölüm size hiç beklemediğiniz bir anda gelecek. Yani büyük bir ihtimalle hiç hazırlık yapma imkanınız olmayacak. O anın şu an olmaması için de hiçbir neden yok. Buna benzer bir anınızda birden ölümle karşılaşacaksınız. İnsan ne kadar direnirse dirensin, nereye sığınırsa sığınsın, nereye kaçarsa kaçsın, aslında farkında olmadan her an kendi ölümüne doğru koşar. Önünde başka bir kapı, tercih veya çıkış yolu yoktur. Geri sayım sürekli devam eder. Ne yöne dönerse ölüm onu oradan karşılar. Çember sürekli daralarak ona doğru yaklaşır ve sonunda kıskıvrak yakalar. Allah’ın kanununda yine bir değişme olmamıştır. Kaderde belirlenmiş bir anda ve yerde ölüm onu yakalamıştır. Ne zaman öleceğinizi bilmediğiniz için o nedenle ölüme hazırlıksız yakalanmaktan, hesabını veremeyeceğiniz, ihmal ettiğiniz, ertelediğiniz, gevşek tuttuğunuz konuların olmasından çok korkup sakınmanız gereklidir. Çünkü ölüm melekleri geldiğinde artık eksiklerinizi tamamlama, yapmanız gerekenleri telafi etme gibi bir imkanınız olmayacaktır. O ana kadar yapıp ettikleriniz yanınıza kar yada zarar olarak kalacak ve bunlardan hesaba çekilerek hakkınızda hüküm verilecektir. Ölüm gerçeğini düşünmeyerek ölümden uzak durmak değil, aksine ölümün yakınlığını düşünerek harekete geçmek insana fayda sağlayacaktır. Her an her saniye ahirete geçilebileceğini unutmamak, cehenneme gitme ihtimalinden korkmak ve bu nedenle cennetteki sonsuz nimete kavuşmak için hazırlık içinde olmak herkes için çok önemlidir. O halde akılcı olan, düşünmeyerek ve unutmaya çalışarak kesin olarak gerçekleşecek bir olaydan kaçmak değil, bu gerçekle karşılaşabilecek şekilde hazırlık yapmaktır. Kişi ölümün ne kadar yakın olduğunu ve insanı hiç beklemediği bir anda nasıl apansız yakalayabildiğini düşünmelidir. Bunun yanında dünya hayatının çok kısa olduğunu ahiret için birşeyler yapabilmenin ne kadar aciliyetli olduğunu kavramalıdır. Çünkü insan, dünyaya bir kez gelir, bir kez imtihan olur ve öldükten sonra bir daha bunun geri dönüşü mümkün değildir. Bir yerlere ulaşmaya çabalayan insanın karşısına aniden bir cenaze arabası çıkabilir. Bu ise aslında insanı kendisine getirebilecek çok önemli bir fırsattır. Karşısına çıkan bu görüntü ona ölümü hatırlatmıştır. Bir gün kendisi de o arabanın içinde olacaktır. Buna hiç şüphe yoktur, ne kadar kaçınsa da er geç ölüm onu bulacaktır. Belki yatağında, belki yolda, belki de tatilde bir yerde bu dünyadan mutlaka ayrılacaktır. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir gerçektir. Çevrenize bir bakın; gördüğünüz tüm insanlar, arkadaşlarınız, akrabalarınız kısaca dünya üzerinde var olan her insan, daha önce yaşamış milyarlarca insan gibi mutlaka öleceklerdir. Bu kaçınılmaz gerçeği unutmak insanın düşebileceği en büyük gafletlerden biridir. Oysa ölümü uzaklaştırmaya asla güç yetiremeyecek olan insan, bilemeyeceği bir zamanda ve yerde ve herhangi bir nedenle mutlaka ölecektir. Unutmayın; ne genç ne yaşlı, ne güzel, ne çirkin, ne zengin ne de fakir olmaları, ne ünleri, ne de mevkiileri bugüne kadar yaşayan insanları ölümden koruyamamıştır. İnsan düşünse de düşünmese de bu kaçınılmaz olayı, hiçbir aşaması eksik kalmaksızın bizzat yaşayacaktır. Her an ölebileceğini düşünen bir insan geçici şeylerle oyalanmaz. Kalıcı işlere yönelir ve gelmeden önce ölüme hazırlanır. Siz şu an bu satırları okurken ölümün yakın olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Ama kesin gerçekleşecek olan bu gerçeği biraz daha derin düşünün; kimbilir belki de buradaki yazıların tamamını okuyamadan ölüm sizi bulacaktır. O halde, sakın ölümün size de, tüm diğer insanlara da çok yakın olduğunu unutmayın. Ölümle karşılaşmanız için detaylı birtakım olayların art arda gerçekleşmesi gerekmez. Allah, ölüm vakti gelen kişiye ummadığı bir zamanda ölüm meleğini gönderir ve bir anda canını alır. Bu, şu an oturduğunuz yerden kalkamadan da gerçekleşebilir. Bulunduğunuz odada aniden ölüm meleğini karşınızda görebilirsiniz. Yanınızda arkadaşlarınızın, ailenizin olması da bir şeyi değiştirmez, onlar sizi ölümden koruyamazlar. Öyleyse her insanın Allah’ın görevlendirdiği ölüm meleği tarafından hayatına son verileceğini ve böylelikle Allah’a döndürüleceğini sakın unutmayın. Öldükten sonra dünyada yapılan hataların, işlenen günahların telafi edilmesi asla mümkün değildir. O halde insanın kaybedeceği tek bir an dahi yoktur. Yaşadığı dakikalar göz açıp kapayıncaya kadar geçmekte, insan ölüme her geçen saniye daha da yaklaşmaktadır. Üstelik ölümün ne zaman, hangi gün ve saat kendisini bulacağından da emin değildir. Bir gün mutlaka ölecek ve dünyada yapmış olduğu davranışlar ile yaşadığı hayattan dolayı Rabbinin huzurunda hesaba çekilecektir. Bu nedenle insan çok yakında öleceğini sürekli aklında tutmalı ve ahirette pişman olmamak için yaşamını yeniden gözden geçirmelidir. Şu an ölüm melekleri ile karşılaşmış olsa, acaba geçirdiği bunca senenin hesabını verebilecek midir? Bugüne kadar Allah’ı razı etmek için neler yapmıştır? O’nun hükümlerini uygulamadaki titizliği yeterli midir? Bu soruların belki de hiçbirine verebileceği olumlu bir cevabı olmayabilir. Ama eğer, şu anda tevbe eder ve bundan sonraki hayatını Allah’ı razı etmek için geçireceğine samimi olarak karar verirse, Allah’ın tevbesini kabul edeceğini, onu bağışlayacağını umabilir. Unutmayın ki her insan bir anda ölümle karşılaşabilir ve her ne kadar pişman olsa da bir daha geri dönüp yaptıklarını düzeltme imkanı bulamayabilir. Bu nedenle eğer Rabbi tarafından esirgenmek, O’nun sevdiği bir kul olmak ve ölümünden sonra O’nun salih kulları için hazırladığı cennete kavuşmak istiyorsa, bir an önce Rabbinden bağışlanma dilemeli ve hayatını O’nun emrettiği şekilde Kuran’a uyarak yaşamalıdır. Ölüm, unutulması, düşünülmemesi gereken bir “musibet” değil, aksine insana hayatın gerçek anlamını öğreten ve dolayısıyla üzerinde yoğun biçimde düşünülmesi gereken büyük bir derstir. Hiç kimsenin bir dakika sonra hayatta kalacağına dair bir garantisi yoktur. Bu nedenle, mümin sanki her an ölecekmiş gibi davranmalıdır. Bir cenazede, herkes geçici bir süre için de olsa yaşamın kısalığının, ölümün kesinliğinin bilincine varır. Duygu yüklü sözlerle ölümün mutlak gerçek olduğu, Allah’ın herkesin canını alacağı tekrarlanır, ölen kişinin ise ne kadar iyi bir insan olduğu, kalbinin temizliği konuşulur. Ancak bu sıkıntı dolu dakikalar geçip de cenaze atmosferinden çıkıldıktan bir süre sonra, sanki o olanlar hiç yaşanmamış gibi Allah’ın varlığı, ölümün kesinliği yine unutulur. Dünyanın geçici tutkularına geri dönülür. Ölüm yine hiç konuşulmaz, tartışılmaz, hatırlatılmaz. Bazen de ölümden bahsedenlere “bunu düşünerek yaşamak insanı çıldırtır” derler. Elbette eğer insanın ölümden sonrası için bir hazırlığı ve güzel bir beklentisi yoksa, gerçekten de psikolojisinin bozulması normaldir. Ölüm gerçekleştiğinde rahat ve huzurlu olmak, ahiretteki azaptan kurtulmak ve sayısız nimetin bulunduğu cennete kavuşmak için bir çaba göstermek, bir girişimde bulunmaktan daha akılcı ne olabilir? Kişi Allah’ın her an her yerde kendisini görüp duyduğunu, tüm yaptıklarını katında saklı tuttuğunu, kendisini bunlardan hesaba çekeceğini derinlemesine düşünmelidir. Ölümün an meselesi olduğunu, bir an sonra kendisini Allah’ın huzurunda hesap verirken bulabileceğini ve eğer Allah’ın bildirdiği ahlakı göstermemiş, vicdanını gereği gibi kullanmamış ise de cehennem azabıyla karşılaşabileceğini açık bir şuurla kavramaya çalışmalıdır. Etraftaki insanların çoğunluğunun ölüm kendilerine hiç ulaşmayacakmış gibi davranmaları, insanda aldatıcı bir rahatlamaya sebep olabilir. Bir hatayı işleyen çok sayıda kişinin bulunması insanı yanıltabilir. Bu lise yıllarındaki “sınav psikolojisi” gibidir. Genelde sınavlar belirli bir süre önceden öğrencilere duyurulur ve buna çalışmaları için bir süre tanınır. Sınavın konuları da bildirilir ki öğrenciler nereye çalışacaklarını bilsinler. Bazı zamanlar sınavın gününü ve saatini önceden bilmemize rağmen, bu sınava hiç hazırlanmamışızdır. “Nasıl olsa daha çok vakit var” mantığıyla günler geçmiş, sınav saati gelip çatmıştır. Sınav salonuna doğru giderken, önceden çalışmış olanların rahat tavırları bize ne büyük sıkıntı vermiş, “keşke ben de hazırlansaydım” diye büyük bir pişmanlık duymuşuzdur. İçimizde derin bir gerginlik hissetmiş, “zamanı geriye çevirebilmeyi” ve geçmişe dönüp sınava çalışmayı istemişizdir. Elbette ki bu imkansızdır, ve artık geri dönüş yoktur. Sınavdan alınacak başarısız sonuca katlanmak zorundayızdır. Şimdi bir de insanın ahirette, Allah’ın huzuruna çıktığı gün yaşayacağı sıkıntıyı ve vicdan azabını düşünelim. Şüphesiz ki bu sıkıntı, okul sıralarında sınav saatinde çekilen sıkıntıyla kıyaslanmayacak kadar büyük olacaktır. Üstelik kopya çekerek, öğretmenin yardımını alarak ya da başka yollara başvurarak bu sınavı atlatmanın hiçbir yolu yoktur. Çünkü bu, ahirette Allah’ın huzurda hesap vereceklerinin bilincinde yaşayan, Allah’ın dinini öğrenmeye ve uygulamaya çalışan, kısacası “çıkacakları sınava” hazırlanan insanlara haksızlık olur. Sonsuz adaletiyle Allah böyle bir haksızlığa asla izin vermez, ve o hesap günü hakeden hakettiğini tam karşılığıyla alır. Ölümden sonra Allah’ın insanları yaşadıkları hayattan hesaba çekeceğini ve bu hesabın sonucunda cennete ya da cehenneme sevkedileceğini bildirdiği halde ahiret için bir hazırlık yapmamak büyük akılsızlıktır. Bir insanın ölümü ne kadar kalabalık bir ortamda olursa olsun, ölüm meleği ruhunu alırken dünya ile ve o anda yanında olan diğer kişilerle ilişiği kesilir. Ahirette diriltilip hesap vermeye koşarken mahşer kalabalığı içinde de yalnızdır. Çünkü, orada kimse kimseyle ilgilenecek durumda değildir. Bu yalnızlık dünyadakine de benzemez. Hesaba çekilme anı, dünyada gafil yaşamış bir insan için yaratılışından itibaren o zamana kadar içine düştüğü en zor andır. O anda hissettiği yalnızlık, yaptığı herşeyin bir bir hesabını vereceği, bu anda hiç kimsenin olmadığını ve Allah’ın huzurunda son derece aciz olduğunu anlamanın verdiği bir yalnızlıktır. İnsanlara Allah’ın huzurunda yalnız olacakları Kuran’da şöyle haber verilmektedir: Ve onların hepsi, kıyamet günü O’na, ‘yapayalnız, tek başlarına’ geleceklerdir. (Meryem Suresi, 95) İnsanlar şu an, cennetle cehennem arasındaki ayrıma getirilseler ve birazdan yapılacak bir sorgulama ile sonsuz bir hayata başlayacaklarını anlasalar, nasıl bir tavır içine girerler? Bu şartlar altındaki bir insanın hemen yanı başında duran ve belki de bir an sonra içerisine atılacağı cehennemi, bile bile Allah’ın razı olmayacağı bir tavır göstermesi mümkün olur mu? Kuşkusuz ki hayır. Aksine böyle bir durumla karşı karşıya gelen her insan son da olsa bir fırsatının olduğunu düşünerek cennete girebilmek için aklını ve vicdanını son sınırına kadar kullanır, Allah’ın en beğeneceği tavrı uygulamaya çalışır. Dünyada iken bu durumu kendisinden çok uzak gören ve ahiret hayatından yana hiçbir hazırlık yapmaya gerek duymayan bir insan bile büyük bir panik içerisinde durumu telafi etmeye çalışacaktır. Ancak o gün artık telafi etmek için vakit yoktur. Çünkü Allah’ın kullarına belirlemiş olduğu imtihan süresi ölümleriyle birlikte sona ermiş ve hesap defterleri kapanmıştır. O ana kadar iyilikten ya da kötülükten yana ne yaptılarsa sadece bunlarla karşılık göreceklerdir. İşte müminlerin dünya hayatında gösterdikleri çaba da, ahirete, sonsuz cennet ve cehennem hayatına kesin bilgiyle iman etmeleri, bunu akıllarından çıkarmamaları ve ölümü her an gerçekleşebilecek kadar yakın görmelerinden kaynaklanır. Onlar ahirette bu korkuyu ve pişmanlığı yaşamamak için, dünya hayatları boyunca kendilerini her an bu toplanma yerinde haklarında karar verilmesini beklermişçesine düşünürler. Sanki oraya gitmiş, cennetin güzelliğini ve cehennemin korkunçluğunu görüp de dünyaya geri dönmüşlercesine açık bir şuur ve imanla ahirete hazırlık yaparlar. Ve böylece karşılaştıkları her olayda olabilecek en vicdanlı ve en güzel tavrı ortaya koyarlar. Çünkü bilirler ki, gösterdikleri en ufak bir gevşeklik ya da bir vicdansızlık, o gün yürek acısı olacak pişmanlığa neden olabilir. Genç, yaşlı, zengin, fakir demeden ölümün her insanı, her zaman ve her yerde bulduğunu bilmek, bu dünyaya bağlanmamanızı ve asıl olarak ölümden sonraki sonsuz hayata hazırlık yapmanız gerektiğini anlamanızı sağlamalıdır. Unutmayın ki, her ne sebeple olursa olsun mutlaka bir gün ölecek ve Allah’ın huzurunda hesap vereceksiniz. Ölümün uzak olduğunu düşünen bir insanın ne kadar büyük bir aldanış içinde olduğunu sakın anlamazlıktan gelmeyin. Ve bu apaçık gerçeğin insana verdiği şuur ve vicdanla her an ölebilecekmiş gibi, Allah’ın hoşnut olacağı bir yaşam sürün. Gözümüzün önünde tek bir dünya var gibi gözükürken aslında insanlar sayısınca dünya vardır. Her insan bulunduğu zaman ve mekan şartları içinde farklı bir dünya şartlarında yaşar. İnsan hayatı bir sinema ise, bu sinemanın hem yönetmeni, hem de başrol oyuncusu kişinin kendisidir. İnsan hayat boyu kendi filmini kayıt altına alır. Kendi ‘harddiskine’ veya CD’sine kaydeder. Sinema perdeleri gibi hayat karelerini bir bir yaşamaya devam ederken bir gün gelir ki perdede bir ‘son’ yazısı ile karşılaşır. Bu yazı artık bu dünya şartlarında kayıt işleminin sona erdiğinin işaretidir. Bu noktadan sonra kayıt işlemi sona ermiş ve ölüm sonrası seyir işlemi başlamıştır. Kişi ömür boyu kayıt altına aldığı hayatını, ölüm sonrası seyretmeye başlar. Hem de en gerçek hali ile. İnsan ölümü ile birlikte kendi hayatını orada seyretmeye başlar. Herkes orada bizzat kendi kaydettiği dünyasına bakar. Sonsuza uzayıp giden sinema perdelerinde veya dev ekranlarda kendi hayatını seyreder. Şayet kişi inançlı bir hayat yaşamışsa, hayatını Allah’ın emirlerini yerine getirerek süslemişse, günahlardan kaçınmakla hayatını korumuşsa önüne çıkacak hayat filmi elbetteki cennete uzayıp giden bir görüntü oluşturacaktır. Öte yandan diğer bir insanda Allah’ın emirlerine gereği gibi uymamış, Allah’ın yasaklarından kaçınmamışsa, Allah’ın rızasını kazanamayıp öldüğünde dünyada eşi benzeri görülmeyen dehşetli bir korku filmini aynı dehşet içinde seyretmeye başlayacaktır. Bu korku filmi kendi hayatıdır. Başroldeki kendisidir. Hayat filmini bu kadar dehşetli bir hale sokan yine kendisidir. Böyle iç karartan dehşetli bir filmi, insan seyretmeye dayanamaz. Müthiş bir korkuya, müthiş bir üzüntüye kapılır. Bu hayat kirli bir hayattır. Böylesine kirlenen bir hayatı da temizleyecek olan ancak cehennemdir. Allah böyle bir kirliliği mülkünde barındırmaz. Cehennemi ile temizler. İşte cehennemin bu temizliğini gören kişi ise azap halini yaşamaya başlar. Madem insan bu hayatta kendi filmini çekiyor. Madem bu film, sonsuz hayatta sonsuza kadar gösterilecektir. Ve madem hayatın başrol oyuncusu da, yönetmeni de biziz. Öyle ise insan, hayatını Allah’ın emirlerine uyarak süslendirmelidir. Kendisini günahlardan uzak durmakla korumalıdır. Yani insan Allah’ın rızasını ve cennetini kazanmak için dünyada senaryosunu iyi yazmalıdır. Ölümün bizi nerede beklediği belli değildir. Ancak, biz onu her yerde beklemeliyiz. Akıllı olan insanın temel özelliklerinden birisi, yarınını garanti altına almak için bugünden çalışıp gayret etmek ve başına gelmesi muhtemel olan hadiseler için önceden tedbir almaktır. Şu kısacık dünya hayatında bile insan, bugünden yarın için, yazdan kış için çalışıp hazırlık yapmaktadır. Halbuki hiç kimsenin yarına kavuşacağı hususunda bir garantisi yoktur. Gelmesi muhtemel olan yarın için bugünden hazırlık yapan insanoğlu, gelmesi kesin olan ölümden sonraki hayatı hatırlayıp da ona hazırlık yapmaması hiç düşünülebilir mi? Bu sebeple Peygamber Efendimiz, ölümü çok düşünmemizi ve ondan sonrası için hazırlık yapmamızı emretmekte, ölümden sonraki hayat için çalışan insanı akıllı insan olarak nitelendirmektedir. Bir insan her an ölebileceğini düşünmezse yaşayacağını zannederek hareket eder. Yaşama hissiyle hareket eden bir insan gaflete kapılıp günah işleyebilir. Ölüme hazırlık duyma ihtiyacı duymayabilir. Ölüm sonrası hayata gitmesine daha çok zaman olduğunu düşünür. Bir insanın yaşayacağı hissine kapılmamasını sadece her an ölebileceğini düşünmesi engeller. Fakat insan ölümü unutursa yine yaşama hissine kapılarak hareket etmeye devam eder. O nedenle insanı yaşama hissinden kurtarıp daha bilinçli bir hale getirmeyi sağlayan ölümü düşünmek ve ölüme hazırlıklı olmak her insan için çok önemlidir. Bazı insanlar olmayacak bir uzun süre yaşamayı ve dünyada kalmayı arzu eder ve bunun hayalini kurarlar. Allah bu duruma işaret ederek şöyle buyurmuştur: … (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir. (Bakara Suresi, 96) Yaşama ümidini kısa veya uzun tutmak, hem ahiretle ilgili amel ve ibadetleri, hem de dünya ile ilişkileri etkiler. Yaşama ümidini kısa tutan bir kimse, sınırladığı süre içinde ölürse hazırlıklı ölür; ölmezse bu hazırlığın sevinciyle yaşar ve yeni ameller hazırlar. Ümidini uzun tutan kimse ise, hazırlıkta gevşek davranır. Onun için, hayal ettiği süreden önce ölürse hazırlıksız gitmiş olur. Bir kimsenin uzakta iki kardeşi bulunsa ve kendisi bunlardan birinin gelişini yarın, diğerinin gelişini ise bir ay veya bir sene sonra beklese; elbette ki, şimdilik yarın gelecek olan kardeşi için hazırlık yapar. Çünkü bir olaya hazırlık yapmak, onun uzaklık ve yakınlık ölçüsüne göredir. Tıpkı bunun gibi, ölümünü bugün veya yarın bekleyen bir kimsenin hazırlığı, ölümü daha sonra bekleyen bir insanın hazırlığından daha akılcıdır. Birinci kimse sürenin daraldığını görür ve elini çabuk tutmak gerektiğine inanır. İkinci kimse ise, zamanın çabuk geçtiğini unutarak aceleye gerek olmadığını düşünür. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Çoğu insanlar, iki nimete aldanırlar. Bu nimetler sağlık ve zamandır.” (Buhari) Çünkü onlar, bu nimetleri kalıcı zannederler, bu yüzden de onlarla ahiret ameli hazırlamak için acele etmezler. Sonra, beklemedikleri bir anda bu nimetleri kaybederler. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Siz ameli ertelediğiniz gelecekten ne bekliyorsunuz? Zenginlik mi? O ise nefsi şımartır. Fakirlik mi? O ise sersemlik verir. Hastalık mı? O dengeyi bozar. Yaşlılık mı? O el ve kolu bağlar. Ölüm mü? O her şeyin sonunu getirir.” (Tirmizi) Ölümü düşünmeye engelleyen şeyler (gaflet, meşguliyet) yanında, onu düşünmeye davet eden şeyler (hastalıklar, ölümler) de vardır. Hastaları, ölüleri görmek, mezarlığı ziyaret etmek, daha önce ölmüş olanların hayat hikayelerini, hırs ve tamahlarını, ölümden kaçışlarını, dünya için çalışıp didinmelerini, gülüp eğlenmelerini düşünmek ve sonra bütün bunların bir gölge ve hayal gibi silinip yok olduklarını görmek, ölüm gerçeğini anlamaya yardımcı olurlar. İnsanın ölümü düşünmekten kaçınması da bu karşılaşma, yüzleşme korkusundan ileri gelir. Bu insanlar ölümden sonrası için yeterli hazırlık yapamadığı endişesi taşırlar. Bu kişiler her ne kadar ölümden çok rahatsız olmasalar da yinede kaygılanır, korkarlar. Korkulan bazı şeyleri düşünmekten kaçınmak, onunla mutlaka yüzleşeceğimiz gerçeğini ortadan kaldırmaz. Ölümü düşünmek, insana hem gayesini hatırlatan, hem de onu yaşadığı asrın gündelik dertlerinde kapılmaktan koruyan çelik bir zırh gibidir. Yakın bir zamanda bir başkasının bizim ölümümüzle ilgili bir haberi aynı gazeteden okumayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır. Ölüme hazır olabilmek için her an Kuran ahlakını yaşamak gerekir. Fırsat elinizdeyken vakit kaybetmeden geleceği kesin olan ölüm için bu dünyada şimdiden hazırlık yapmanız gerekir. Ölüm böylesine kesin ve yakın olduğuna göre, her zaman onu düşünmek ve ondan sonrası için hazırlık yapmak aklen gerekli ve zorunludur. Ruhunuz bedeninizden her an çıkabilir yani her an dünyadan ayrılabilirsiniz. Kendinizi bir anda farklı bir hayat boyutunda bulabilirsiniz. Her an ölebileceğinizi şimdiden düşünün ve ahirete şimdiden hazırlıklı olun. HER AN DEVAM EDEN ÖLÜMLERİ UNUTMAYIN Dünyada her an ölümler devam etmektedir. Ölen insanlar hiçbir zaman dünyaya geri dönmemek üzere dünyadan gitmiş olurlar. Az önce ölmüş olan insanları şöyle bir düşünün. O insanlar az önce kendi bedenlerini, malını, mesleğini, ailesini, yakınlarını, arkadaşlarını, komşularını, her şeyini bırakıp dünya hayatından ölüm sonrası hayata gittiler. Bu durum şu anda hala devam etmektedir. Sizde bu duruma hızla yaklaşıyorsunuz. Unutmayın ki sizden önce ölenler de; aynı şimdi insanların yaptığı gibi belki az sonra yiyeceği yemeği, daha bitirilmesi gereken işlerinin olduğunu veya ertesi gün gideceği yeri planlarlarken hiç beklemedikleri bir zamanda ölümle karşılaşmışlardır. Şu anda yine bu düşüncelerde olup az sonra ölecek insanlarda muhakkak vardır. Biraz sonra ölecek olan bu insanlara ölüm çok yaklaşmıştır ve kendileri bundan gafildirler. Biraz sonra ölecek olan insanlar çevrelerinde birçok insanın ölümüne şahit olmuştur, ama kendi ölümlerini şu anda kendilerine uzak görüyorlar. Biraz sonra bu insanlar tüm tanıdıklarını ve her şeyini bırakıp dünyadan gideceklerdir. Kısa bir zaman sonra kılınacak olan cenaze namazları bile şu anda akıllarının ucundan bile geçmiyordur. Bu insanlara Allah’ın gösterdiği dünya hayatının görüntüleri biraz sonra değişecek ve o andan itibaren gerçeklerle karşı karşıya kalacaklardır. Hazırlıksız bir şekilde ölüm ile karşılaşacaklardır. Allah’ın rızasını kazanamadılarsa büyük bir pişmanlıkla dünya hayatına geri dönmek isteyecekler ama artık geç kalacaklardır. Bu durumu kendiniz için düşünün. Biraz sonra ölecek olan insanlar gibi sizinde hayatınız belkide biraz sonra bitecektir. Belkide 2-3 gün sonra cenaze namazınız kılınacaktır. Bunun kısa zaman içinde olmamasının garantisini veremezsiniz. Her an ölüm sonrası hayata gidebileceğinizi düşünün. Yaşayacağınıza kesin gözle bakmayın. Her an ölebileceğinizin bilincinde olup tevbe etmeli, günahlarınızın affedilmesi için dua etmeli ve Allah için amel işlemeye gayret etmelisiniz. Ölüm Allah’ın rızasını kazanmış olanlar için güzel bir başlangıç olacaktır. Dünyada tek bir iyi işi bile yapma imkanınızın kalmayacağı ölüm anına ulaşmadan evvel gücünüzün yettiğinin en fazlasıyla ahiret hayatı için çaba gösterin. ÖLDÜKTEN SONRA DÜNYAYA GERİ DÖNME İMKANINIZIN HİÇBİR ZAMAN OLMAYACAĞINI SAKIN UNUTMAYIN Şu ana kadar ölmüş bütün insanları düşünün. O insanların hiç birisi şuanda dünyada değiller. O insanların dünyaya geri dönmeleri hiçbir zaman mümkün değildir. Ölen insanlar dünyaya geri dönemeyeceklerine göre, hatalarını, günahlarını telafi etmeleri ve Allah’ın rızasını kazanmaları hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Şu anda ölenler ve bundan sonra ölecek olan bütün insanlarda hiçbir zaman dünyaya geri dönemeyeceklerdir. Allah hiçbir insana ölümden sonra dünyaya geri dönme imkanını vermez. Allah dileseydi sizinde canınızı önceden alabilirdi. Eğer öyle olsaydı sizde dünyada olmayacaktınız. Cenaze namazınız kılınmış ve mezarınızda adınız, soyadınız, doğum ve ölüm tarihiniz yazılı olacaktı. Bedeniniz toprağın altında çürüyüp yok olacaktı. Dünyaya geri dönme imkanınız hiçbir zaman mümkün olmayacaktı. Öldüğünüz ana kadar neler yapmışsanız onlarla ahirete gitmiş olacaktınız. Allah sizi şu an yaşattığına göre bunun sizin için çok iyi bir fırsat olduğunu sakın unutmayın. Allah’ın size verdiği bu fırsatı çok iyi değerlendirmeye çalışın. Allah dileseydi ölümden sonra insanlara ikinci, üçüncü veya daha fazla dünyaya dönme imkanı verebilirdi. Bu durumda bazı insanlar ölümden sonra dünyaya tekrar geri dönme imkanları olacağını bildikleri için, bunun rahatlığıyla ilk yaşayacakları ölüme pek hazırlık yapma ihtiyacı duymayabilirlerdi. İlk ölüme gereği gibi hazırlanamamış olsak bile bir dahaki ölümlere daha iyi hazırlanırız düşüncesi olurdu. Fakat Yüce Allah insanlara ilk ölümden sonra artık hiçbir zaman dünyaya geri dönme imkanını vermeyeceğini bildirmektedir. Allah’ın bu kanunu şu ana kadar nasıl devam ettiyse aynı şekilde kıyamet gününe kadar da devam edecektir. Öldükten sonra Allah’ın bütün insanlara hiçbir zaman dünyaya geri dönme imkanı vermeyeceği çok önemli bir gerçektir. Ancak bunu bilmeniz yeterli değildir; bu gerçek, üzerinde derin düşünmeniz gereken çok hayati bir konudur. Çünkü bu gerçekle her an karşılaşabilirsiniz. Yani dünyaya geri dönüşünüzün hiçbir zaman mümkün olmayacağı ölüm sonrası hayata her an gidebilirsiniz. Ölüm geri dönüşü olmayan bir kapıdır. Allah size dünyada belli bir süre vermiştir. Ölüm geldiği anda süreniz tamamlanacaktır ve dünya hayatına hiç geri dönmemek üzere ölüm sonrası hayata gideceksiniz. Ölümünüzden sonra namaz kılmanız, Allah yolunda harcama yapmanız, Kuran okumanız, sabır göstermeniz, iyilik yapmanız, tevbe etmeniz, dua etmeniz, şükretmeniz, Allah’ı yüceltmeniz yani Allah’ın emirlerini yerine getirebilmeniz hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Ne kadar yalvarıp yakarsanız da size bir fırsat daha tanınmaz. Allah’a karşı yerine getirmediğiniz sorumluluklarınızı yerine getirmeniz için size ek bir süre verilmez. Dünyada Allah’ın rızasını kazanma fırsatını kaçırırsanız, ölüm melekleri yanınıza geldiği anda artık hiçbir zaman telafi edemeyeceğiniz bu korkunç hatanızın farkına varacak ve pişmanlık içinde olacaksınız. Allah’ın emirleri dünya hayatında yapılırsa makbuliyet kazanır. Ölümünüzden sonra Allah’ın emirlerini yerine getirme fırsatı bir daha elinize geçmeyecektir. İnsan ne yaparsa yapsın, bu dünyadan bir daha geri dönmemek üzere ayrılacaktır. O nedenle sizde her an ölebileceğinizi ve ölümünüzden sonra dünyaya geri dönme imkanınızın hiçbir zaman mümkün olmayacağını unutmayın. Ahirette kimse kimseye yardım edemeyecek ve ahiretteki pişmanlık hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Dünya hayatında olmanız sizin için çok önemli bir fırsattır. Hatalarınızı, günahlarınızı hemen şimdi telafi etmeniz mümkündür. Bu fırsatı da Allah’ın emirlerini zaman kaybetmeden yerine getirerek iyi değerlendirin. Her an ölebileceğinizin bilincinde olarak Allah’ın bütün yasaklarından uzak durun. Dünya hayatına geri dönüşünüzün hiçbir zaman olmayacağı ölüm sonrası hayata her an gidebileceğinizi sakın unutmayın. ÖLDÜĞÜNÜZÜ DÜŞÜNÜN Bir insanın her an ölebileceğini hakkıyla düşünmesi samimi ve vicdanlı olmasını sağlar. Sizde öldüğünüzü farzedin. Ölümünüzün sonrasında neler yaşanacağını şöyle bir düşünün: Hareketsiz bir şekilde, etrafınızda olup bitenleri anlamayıp öylece yatacaksınız. Bedeniniz başka insanlar tarafından taşınacak ve bir “et yığını” olarak kabul edileceksiniz. Tabutunuzun konacağı mezar kazılacak ve gusülhanede görevli kişi tarafından yıkanacaksınız. Beyaz kefenle sizi saracaklar. Dar bir tabutun içine konulacaksınız. Camideki işlemler bittikten sonra mezara gidilecek, üzerinde adınızın, soyadınızın, doğum ve ölüm tarihinizin yazıldığı bir taş olacak. Kaskatı bir haldeki bedeniniz evin bir odasında veya bir hastane morgunda bekletilecek. Cenaze arabasına yerleştirilip mezara götürüleceksiniz. Bedeninizi kefenle birlikte sizin için kazılan çukurun dibine bırakacaklar. Üzerinize tahta konacak, daha sonra da toprak. Üzeriniz iyice toprakla örtülecektir. Sonra işlem son bulmuş olacak. Yakınlarınız nüfus dairesine gidip sizin öldüğünüzü ve kaydınızın bu dünyadan silinmesini söyleyecekler. İlk zamanlar belki hatırlanacaksınız, arkanızdan ağlayan birkaç kişi olacak. Ancak zamanın unutturucu etkisi ileriki yıllarda gittikçe ağır basacak. Birkaç on yıl sonra ise “koca bir ömür” sürdüğünüz dünyada sizi hatırlayan pek kimse kalmayacak. Ama bununla birlikte, öldükten sonra arkanızda bıraktığınız tüm aileniz ve tanıdıklarınız da dünya hayatından ayrılacağı için, hatırlanıp hatırlanmamak pek bir şey ifade etmeyecek. Dünyada bunlar olup biterken, toprağın altındaki bedeniniz ise, hızlı bir parçalanma sürecine girecek. Toprağa konmanızdan hemen sonra böcekler ve bakteriler devreye girecek. Karnınızda toplanan gazlar cesedi şişirecek ve bu şişlik vücudunuzun her tarafına yayılarak, bedeninizi tanınmaz hale getirecek. Bundan sonra gazın diyaframa yaptığı basınçtan dolayı ağzınızdan ve burnunuzdan kanlı köpükler gelmeye başlayacak. Çürüme ilerledikçe kıllarınız, tırnaklarınız, avuç içleriniz ve tabanlarınız yerlerinden ayrılacak. Bu dış değişmeyle beraber, iç organlarınızda da çürüme başlayacak. En korkunç olay ise bu noktada gerçekleşecek; karın bölgesinde toplanan gazlar derinizi zayıf noktasından patlatacak ve bedeninizden tahammül edilemeyecek derecede pis kokular yayılacak. Bu süre içinde kafanızdan başlamak üzere, adaleler de yerlerinden ayrılacak. Cildiniz ve yumuşak kısımlarınız tamamen dökülecek ve iskelet gözükmeye başlayacak. Beyniniz tamamen çürüyecek ve kil görünümünü alacak, kemikleriniz bağlantılarından ayrılacak ve iskeletiniz dağılmaya başlayacak… Bu olay, cesediniz bir toprak ve kemik yığını haline gelene kadar böylece devam edecek. “Ben” sandığınız bedeniniz, oldukça iğrenç bir sonla yok olup gidecek. Siz, yani gerçekte bir ruh olan siz, bu bedeni çoktan terk etmiş olacaksınız. Unutmayın, bu günle mutlaka karşılaşacaksınız; eninde sonunda bir gün bedeniniz toprağın altında yapayalnız kalacak. Artık dünya hayatının bir saniyesine bile geri dönme imkanınız olmayacak. Ailenizle, yakınlarınızla, komşularınızla görüşme, arkadaşlarınızla buluşup eğlenme, ideallerinizi gerçekleştirme şansınız da kalmayacak. Dünyaya geri dönüp hatalarınızı, günahlarınızı telafi etme ve Allah’ın rızasını kazanma imkanınız hiçbir zaman mümkün olmayacak. Öldüğünüz ana kadar neler yapmışsanız onlarla ahirete gitmiş olacaksınız. Dünyadaki herşeyinizi geride bırakmış olacaksınız. BUNLARI YAŞAMANIZA BELKİDE ÇOK ZAMAN KALDI. Bu yaşanacak olanları kendinizden uzak görmeyin. Bu gerçekleri şimdiden iyice düşünün. Bunların olmasına daha zaman vardır diye düşünüp kendinizi kandırmayın. Gariptir ki siz bu yazıları okuduktan kısa bir süre sonra ölebileceğinize ihtimal vermeyebilirsiniz. Daha yapılacak, bitirilecek işlerin olması belki de ölümün sizin için henüz erken ve zamansız olduğunu düşündürüyordur. Oysa bu bir kaçıştır ve bu kaçış fayda vermez. İsteseniz de istemeseniz de cesediniz beyaz bir beze sarılıp, yerin altına girecek ve üstünüze kürek kürek toprak atılacaktır. Ölümden sonra karşınıza gelecek olaylarla tek başınıza muhatap olacaksınız. Bu konu doğrudan doğruya sizi ilgilendirmektedir. Kesinlikle yaşayacağınız bu büyük olayı dikkatli düşünün. İnsan kendi vücudunu ölmüş ve kabirde çürümeye terk edilmiş haliyle görmeye çalışmalıdır. Bu da insana ölüm tefekkürünü kuvvetlendirir. Ölümü unutsanız da, hatırlasanız da sonuç hiç değişmeyecek ve ölüm sizi bulacaktır. Ahirette hiç kimse size yardım edemeyecektir. Hayatınızın hesabını tek başınıza Allah’a vereceksiniz. Bu gerçeklerden hiç kimsenin kaçabilmesi mümkün değildir. İnsan bedeninin ölümden sonra girdiği hal kuşkusuz ibret vericidir. Böyle bir görüntüyle birkaç dakika hatta saniyeler süresince muhatap olmak bile bir insan için dayanılmazdır. Peki yaşamı süresince son derece düzgün görünümü olan insan bedeninin, ölümün ardından neden bu hale geldiğini hiç düşünmüş müydünüz? Elbette bu, üzerinde düşünmeniz gereken bir konudur. Öncelikle insan, kendisinin aslında beden olmadığını, bedeninin yalnızca kendisine giydirilmiş geçici bir kılıf olduğunu, bu korkunç sonu görerek anlamalı, bedenin ötesinde bir varlığı olduğunu hissetmelidir. Dahası insan, bedeninin ölümüne bakmalı, bu geçici dünyada adeta sonsuza kadar kalacakmış gibi sahiplendiği ve bütün arzularına boyun eğdiği bedeninin akıbeti hakkında düşünmelidir. O beden bir gün mutlaka toprağın altında çürüyecek, kurtlanacak ve iskelete dönüşecektir. Ve o gün belki de çok uzak değil, bir adım ötededir… Bazı insanlar dünyaya dalmış ve hazır güne adanmışlardır. Ölümü düşünmenin kuvvet ve şiddet bakımından da çok dereceleri vardır. Bu tıpkı bir insanın önündeki korkulu bir olayı düşünmesi gibidir. Bu iki halde de olay ne kadar yaklaştırılırsa, etkisi o kadar fazla olur. Onun için, ölümü hemen gelecekmiş gibi düşünmek lazımdır. Ölüm, insanın karşılaşabildiği en büyük olaydır. O, hem dünyadaki, hem de ahiretteki sonuçları itibarıyla büyüktür. Ancak, insan onu düşünmediği ve aklına getirmediği zaman, kısa bir süre için önemini ve büyüklüğünü çarpıcı bir şekilde hissetmez. O halde insanın yapması gereken, öleceğini asla aklından çıkarmamak ve dünyada Allah’ı razı edecek işler yapmaktır. UYUMADAN ÖNCE VE UYANDIKTAN SONRA MUTLAKA DÜŞÜNMENİZ GEREKENLER İnsanlar uyumadan önce genelde uyanacaklarının garanti olduğunu zannederek uyurlar. Allah bazı insanların canını uyku esnasında alır. Uyuduğu esnada ölen insanlar belkide uyumadan önce ölebileceklerini hiç düşünmemişlerdir. Bu insanlar yarın uyanacaklarını ve günlük hayata devam edebileceklerini düşünerek uyumuşlardır. Uyuduğunuz esnada Allah canınızı alabilir ve kendinizi ölüm sonrası hayatta bulabilirsiniz. Her uyumadan önce uyanacağınızın garanti olduğunu düşünmeyin. Uyumadan önce bu uyku benim son uykum olabilir diye düşünün. Her zaman böyle bir ihtimal olduğundan dolayı Allah’a yönelip samimi tevbe edin. Günahlarınızın affedilmesi ve ahiret için dua edin. Uyuduğunuz esnada ölme ihtimalinizin olduğunu unutmamanız önemlidir. Nasıl olsa yarın uyanıp okuluma, işime giderim, arkadaşlarımla buluşurum, ailemle konuşurum, bir yerlere giderim, günlük hayatıma devam ederim gibi düşüncelerin kesin olacağını düşünmeyin. Unutmayın ki uyuduğunuz andan itibaren hiçbir şeyin farkında olmadığınız esnada bedeninizi, tüm tanıdıklarınızı, sahip olduğunuz herşeyi dünyada bırakıp ölüm sonrası hayata gidebilirsiniz. Her uyandığınız günün dünyadaki son gününüz olabileceğini unutmayın. Uyandığınız gün son gününüzün başlangıcı olabilir. Allah size ahiret için son bir fırsat vermiş olabilir. Her an dünya hayatından gitme ihtimalinizde var. O halde yapmanız gereken bu gerçeklerin bilincinde olmak ve gününüzü Allah’ı razı ederek geçirmek olmalıdır. ÖLÜMÜN BÜTÜN PLANLARINIZI HER AN SONA ERDİREBİLECEĞİNİ UNUTMAYIN İnsanların, kendi hayatı hakkında bitmek tükenmek bilmeyen planları vardır. Liseyi bitirmek, üniversiteyi okumak, mezun olmak, iş sahibi olmak, ev sahibi olmak, evlenip çoluk çocuk sahibi olmak, çocuğunu büyütmek, emekli olmak, huzurlu bir hayata kavuşmak gibi… Bunlar bu planların en genel ve en sıradan olanlarındandır. Ama acaba bunları gerçekleştirebilecek kadar ömürleri var mıdır? İşte her insanın öncelikle bunu düşünmesi gerekir. Çünkü planların hiçbirinin gerçekleşmesi garanti değildir. Ama ölüm mutlaka gerçekleşecek, her insanın başına gelecektir. Buna rağmen bazı insanların ölüm sonrası için hiçbir plan ve hazırlıkları yoktur. Tüm hayatları dünyadaki yaşamlarına yönelik idealleri gerçekleştirmeye adanmıştır. Üstelik bir gün ölümle birlikte tüm planlarının bir daha tamamlanmamak üzere yarıda kalabileceğini akıllarına bile getirmemişlerdir. Gerçekleştiremeyecekleri planları yıllarca en ince ayrıntısına kadar düşünmüşlerdir, ama gerçekleşeceği kesin olan ölüm hakkında hiçbir şey düşünmemişlerdir bile. Bu insanlar dünya hayatına kapılıp kendi kendilerini kandırarak bir ömrü tüketmişlerdir. Geriye kalan planlarını gerçekleştiremeden, bir daha asla tamamlanmayacak bir şekilde yarıda bırakarak, dönüşü olmayan bir yere giderek ölürler… Ölüm bütün planları hiç gerçekleşmeyecek üzere bitiren bir gerçektir. Dünyaya yönelik planlarınız ölümle birlikte her an son bulabilir. Peki akla ve bilince sahip bir insan hangisine öncelik vermelidir? Gerçekleşeceği kesin olan hakkında mı, yoksa olmayan hakkında mı plan kurmalıdır? İnsanların bazıları, kesin olmayana önem verirler. Hayatın hangi safhasında olursa olsun bütün planlarını, gelecekte daha iyi ve daha mükemmel bir hayata kavuşabilmek için yaparlar. Ölümü ve ahireti o kadar yakın görmezler, onlara göre içinde yaşadıkları hayat daha gerçektir. Eğer insan ölümsüz olsaydı, bu davranış gerçekten de mantıklı olacaktı. Fakat bütün planlar, ölüm denen mutlak sona mahkumdur. Bu nedenle, kesin olan ölümü bırakıp kesin olmayanları önemsemek, kesinlikle akıl dışıdır. Ölüm gerçeği hesaba katılmadan kurulan bir hayat elbette çürük bir temel üzerine kurulmuş olur. Bu nedenle insanın planlarını dünya hayatı üzerine kurması, geçici bir sebeple bulunduğu mekanı asıl hayatı kabul edip, sonsuza kadar asıl hayatını yaşayacağı ahireti unutması çok büyük bir hatadır. Ölüm her an karşılaşılabilecek, tüm planları altüst edebilecek bir gerçektir ve insan adeta bir “geri sayımdaymışçasına” her geçen saniye ölüm anına doğru ilerlemektedir. Ölüm ile birlikte bütün hırslar, istekler, kızgınlıklar, beklentiler, şehvet, düşmanlık ve zevkler sona erecektir. Geleceğe yönelik planların bir anlamı kalmayacaktır. Allah’a döndürüleceğini unutan herkes için, o çok sevdiği, sonsuz hayata tercih ettiği dünyanın tüm o aldatıcı zenginlikleri, güzellikleri ve meşguliyetleriyle sona erdiği gün gelmiştir. İşte o gün, insanlar Allah’ın varlığına kesin bir biçimde şahit olacak, unutmaya çalıştıkları hesap günü ile karşı karşıya kalacaklardır. Artık Allah’ı ve ahiret yaşamını unutarak geçirdikleri kısa ömür sona ermiştir ve yeni bir başlangıç kendilerini beklemektedir. O güne şahit olan herkes dünya hayatının hesabını vermek üzere Allah’ın huzuruna çıkacak ve sonsuz hayatına başlayacaktır. Bundan kaçış yoktur. Öyleyse bu APAÇIK gerçeği anlamazlıktan gelerek sakın ölüme gafil bir şekilde yakalanmayın. Ölümle beklemediğiniz bir anda buluşabileceğinizi anlamazlıktan gelmeyin. ÖLÜMÜ DÜŞÜNMENİN FAYDALARI Ölümü düşünmek dünya hırsını ortadan kaldıran kesin bir delildir. Ölüm insanları müthiş terbiye eden, ahlaklarını müthiş düzenleyen en önemli nedenlerin başında gelir. Ölümü düşünmek insanı olgunlaştırır. Ölüm sevgiyi, insanın derin düşünmesini, cömertliği, affediciliği, intikamdan uzaklaşmayı sağlar. Ölümü düşünmek insanda mal biriktirme arzusunu yok eder. Allah yolunda harcama yapmasını sağlar. Ölümü düşünmek insanın sonsuz yaşayacağını hatırlattığı için insanın kalbi ferahlar. Ölümden sonra insan sevdiklerine kavuşacağını ümit ettiği için bunun sevincini duyar. Ölümün her an kendisini yakalayabileceği gerçeğini aklından çıkarmaması aynı zamanda insanın nefsine de şifa olur, onu gafletten kurtarır. Ahlakının güzelleşmesine ve manevi olgunluğa ermesine sebep olur. Dünyada da mutluluk ve huzur bulur. Ahireti düşünerek mutmain ve tevekküllü bir ruh hali kazanır. Bu da ruhuna lezzet, bereket ve zevk verir. Ölümü düşünmek insanı dünya hırsından ve günahlardan korur. İnsanın bilinçli olmasını sağlar. Ahirette sonsuz azap ve sıkıntı yerine Allah’ın izniyle sonsuz nimetlere kavuşmasına vesile olur. Mümin ömrü boyunca gösterdiği güzel ahlaktan Allah’ın razı olacağını umar ve ölümü ile birlikte ahirette cennete de kavuşacak olmanın neşesini yaşar. Bu nedenle ölüm anı bir mümin için sonsuz güzelliklere açılan bir kapı, iman etmeyen bir insan için ise sonsuz azaplara açılan bir kapıdır. Müminlerin hayırlarda yarışmalarının nedenlerinden biri dünya hayatının çok kısa, ölümün de çok yakın olduğunun bilincinde olmalarıdır. Her an ölebileceklerini ve böyle bir durumda da Allah’ın rızasını kazanmakta yeterli çabayı göstermemiş olmaktan dolayı ahirette büyük bir pişmanlık duyabileceklerini bilirler. Çünkü ahirete geçişten sonra insanın bir daha dünyaya geri dönüp de hayırlarda yarışması, salih amellerde bulunması mümkün değildir. İşte bu nedenle de müminler daha çok hayır kazanma konusunda zamana karşı büyük bir yarış içerisine girerler. Dünya hayatında kendilerine tanınmış olan süre içerisine hayırdan yana olabildiğince fazla şey sığdırmaya çalışırlar. Bu doğrultuda karşılarına çıkan her işe büyük bir şevkle talip olur ve her fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışırlar. Ölümü düşünebilen bir insan, her an her yerde ölümle karşılaşabileceğini, yaşamının her an son bulma ihtimali olduğunu bilir. Bu da onu hayatının her anında ihlaslı davranmaya, aklını, vicdanını ve imkanlarını son noktasına kadar kullanmaya yöneltir. Bir an sonra kendisini Rabbimizin huzuruna varmış, hesap verirken bulabileceğini, her an cennet ya da cehenneme sevk edilme ihtimaliyle karşı karşıya kalabileceğini bilmenin verdiği açık şuur ile hareket eder. Dünya hayatını, ahirete gidip cenneti ve cehennemi görüp geri dönmüşcesine, tüm bunların gerçekliğinden ve yakınlığından kesin olarak emin olmuş bir iman ve ihlasla geçirir. Her anını, canını almaya gelen ölüm melekleriyle karşılaştığı, amel defterinin ortaya konduğu, cennete mi yoksa cehenneme mi sevk edileceğinin kararını beklediği anı yaşıyormuş gibi derin bir Allah korkusu ile geçirir. Cehennem azabının yakınlığını ve dehşetini her an aklında tutarak, sonsuza kadar bu azabı tatmanın korkusunu her an hissederek hareket eder. Aynı şekilde cehennemden kurtulmuş olup, sonsuza kadar Allah’ın dost edindiği bir kul olarak cennette yaşayacak olmanın şevkiyle dolu olur. Hesap gününde Allah’ın huzuruna çıkarıldığı vakit, “Bilmiyordum, anlamamıştım, fark etmemiştim, unutmuştum, gaflete dalanlarla birlikte ben de dalmıştım, gevşeklik göstermiştim, şeytana uymuştum ya da Allah nasıl olsa affeder diye düşünmüştüm, ibadetleri yerine getiriyordum bunlar yeterli olur zannetmiştim” gibi mazeretler öne sürmesinin hiçbir fayda sağlamayacağının bilincinde hareket eder. Bu bilinç güçlü bir vicdan, keskin bir kavrayış gücü, üstün bir akıl ve kesintisiz bir ihlas anlayışıyla kendini gösterir. Bu şuurdaki bir insan ölümün an meselesi olduğunu bildiği için, hayırdan yana hiçbir işi ertelemez, hiçbir konuda üşengeçlik ya da tembellik yapmaz, şevksiz davranmaz. “Birazdan, bir saat sonra ya da yarın yaparım” dediği bir işi gerçekleştirmeye ömrünün yetmeyebileceğini düşünür. Ahirette de ertelediği ve eksik tuttuğu bu gibi işler nedeniyle çok büyük bir pişmanlığa kapılabileceğini bilir. “Keşke imkanım varken daha çok salih amelde bulunsaydım, daha çok infak etseydim, hayırlarda yarışsaydım, ihlas sahiplerine, müminlere önder olacak kadar üstün bir ahlak içerisinde olsaydım, keşke Allah’ın dinine daha sıkı sarılsaydım, keşke din ahlakını tebliğ etmek için daha çok çaba harcasaydım, keşke insanlara iyiliği emredip kötülükten menetmek için birşeyler yapsaydım, keşke dünya işlerine kapılıp ahiretim için hazırlık yapmayı ertelemeseydim, keşke hayırdan yana yaptıklarımı artırsaydım da bu gün kurtuluşa erenlerden olsaydım” diyenlerden olmamak ve ahirette bu pişmanlığı yaşamamak için Peygamberlerin göstermiş olduğu gibi bir ihlas anlayışı içerisinde hareket etmesi gerektiğini bilir. Her an ölümle karşılaşabileceğine göre ne kadar acele etse, ne kadar ihlaslı davransa, ne kadar salih amelde bulunsa o kadar karlı çıkacaktır. Cehennem gibi zorlu bir son ile karşılaşmamak için böylesine bir samimiyet ve ihlas içerisinde olmaya mecbur olduğunu bilir. Gevşeklik göstermenin, ağırdan almanın, daha güzeli, daha iyisi ve daha mükemmeli varken biraz daha azını tercih etmenin ahirette pişmanlığa sebep olacağının şuurundadır. Bu şuur açıklığı ve ihlas her konuda kendini gösterir; Allah’a olan yakınlığında, müminlere gösterdiği saygı, sevgi ve samimiyette, güzel ahlakta, fedakarlıkta, çalışkanlıkta, ibadetinde, duasında, malıyla canıyla harcadığı çabasında, Allah yolunda yaptığı infakında, her an her yerde yaptığı Müslümanca konuşmalarında, şevkinde, canlılığında hep ihlaslı bir tavır sergiler. İşte bu yüksek ihlas anlayışını insana kazandıran; dünya hayatını ölümü düşünerek yaşıyor olmasıdır. Bir gün öleceğini düşünen mümin, cennete kavuşabilmek için de Allah’ın emrettiği güzel ahlakı yaşamaya çalışır. Ölümün yakınlığını her düşündüğünde bu konudaki kararlılığı pekişir ve yaşamı boyunca giderek gelişen üstün bir ahlaka sahip olmaya çalışır. Ölümü düşünmek, bazı kimselerin düşündüğü gibi kişiyi dünyadan koparan değil, tam tersine dünya nimetlerinden de olabilecek en fazla lezzeti alabilmeyi sağlayan önemli bir vesiledir. Çünkü insan nimetlere bağlanıp, onları şehvet haline getirdiği zaman değil, tam tersine tüm bunların fani ve geçici olduğunu kavradığı takdirde onlardan çok daha fazla haz duyabilir. Ölümü düşünmek ve bu gerçeğin şuuruna varmak insanı her an ihlaslı ve vicdanlı davranmaya yönelten önemli bir tefekkür konusudur. Ölümü düşünmek insanı dünya hayatındaki her türlü tavır ve ahlak bozukluğundan arındıracak önemli bir vesiledir. Kuran’ın ve dinin ruhunu ve anlayışını kavrayan insanın her tavrı ve düşüncesi dinin öngördüğü ahlaka göre belirlenecektir. Diğer bir deyişle bu ahlakı yaşayan insan, her an vicdanlı davranacak ve düşünecektir. Herşeyden önce ölümü ve ahireti hiçbir zaman unutmayacak, unutmadığı için her tavrı ahirete yönelik olacaktır. Böyle üstün bir kişi ahireti hem kendisi hem de dostları için düşünecek; bir yandan kendi ahiret yurdunu hazırlarken bir yandan da sevdiği dostlarının veya diğer insanların da ahireti için çaba harcayacaktır. Ölümü sık sık düşünmek müminin ihlasını korumasını ve hep şuurlu hareket etmesini sağlar, Allah korkusunu artırır, nefsini terbiye etmesine yardımcı olur. Apaçık olan ölüm gerçeğini düşünen insanın dünyayla ilgili hırsları bitecektir ve o insan artık gerçek ve sonsuz hayatın olduğu ahiret için çalışmaya başlayacaktır. Müminler ölümün kesinliğini ve yakınlığını idrak etmeleriyle birlikte, ölümden sonraki sonsuz hayata hazırlık yapmaları gerektiğini de anlarlar. Allah’ın emrettiği ahlaka tam olarak ulaşamadan ve Allah’ın rızasını kazanamadan ölmekten korkar, bu nedenle de büyük bir samimiyet ve gayretle Allah’ın dinine sarılırlar. Ve her an ölecekmiş gibi Allah’a yakınlaşmakta ve O’nun rızasını kazanmaya çalışmakta acele ederler. DÜNYA HAYATINA SAKIN ALDANMAYIN Allah insanların dünya hayatına aldanmamasını Kuran’da şöyle emretmiştir: Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın va’di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak) aldatmasın. (Fatır Suresi, 5) Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın. (Lokman Suresi, 33) İnsanlar dünyaya misafir olarak gelirler. İnsanların sahip oldukları şeyler de misafire verilen emanetlerdir. Misafir gider, emanet de sahibine iade edilir. Dünyanın en zengin, en itibarlı ya da en yüksek makam mevki sahibi de, en güzel insanı da mutlaka ölecek ve sahip olduğu bu özelliklerden hiçbiri kendisini kurtaramayacaktır. O gün hiçbir insana ne tüm hayatı boyunca sahip olmak için çabaladığı mal ve mülk, ne de değer verdiği yakınları, dostları eşlik etmeyecektir. O gün insan, yapayalnız bir şekilde Allah’ın karşısına çıktığında, tüm yapıp ettikleri önüne getirilecektir. İşte o an dünya hayatının geçici bir deneme yeri olduğunu istisnasız tüm insanlar idrak edeceklerdir. Ama o gün pişman olmak için artık çok geçtir. Açıktır ki ölüm, dünya nimetleri ile insanın arasında kesin bir ayrılık demektir. Altmış-yetmiş yıllık bir hayatın içerisinde Allah’ın insanları denemek için yarattığı olaylara sabır yerine tahammülsüzlük gösteren, bunları isyanla karşılayan, güzel ahlakında, ibadetlerinde süreklilik göstermeyen kişi de bir gün mutlaka ölecek ve cennet ile cehennemi karşısında bulacaktır. Dünya hayatı, Kuran’da da bildirildiği gibi “göz açıp kapayıncaya kadar” geçer. İnsan burada vicdanını, iradesini belki az bir süre kullanacak ama sonsuza kadar Allah’ın rahmetiyle rahat edecektir. Fakat sadece “burada nefsimin tutkularını tatmin edeyim” diyerek hak dinden yüz çevirecek olursa, eksikliklerle dolu kısa bir dünya hayatı için sonsuz ve mükemmel bir ahiret hayatını -Allah’ın dilemesi dışında- kaybeder. Oysa bu, değmeyecek bir alışveriş ve değmeyecek bir seçimdir. Her insanın her an ölme ihtimali varken ve ölümden sonra hiçbir zaman dünyaya geri dönme imkanı olmayacağına göre o halde dünyaya bağlanmanın bir anlamı yoktur. Akılcı olan ise dünya hayatının peşine düşmeyip Allah’ın rızasını ve cenneti kazanmaktır. Çünkü insan ölüm melekleri ile karşılaştığında dünya hayatında tattığı ve önemli gördüğü zevkleri aklından geçirmeye bile vakti olmayacaktır. Can köprücük kemiğine bir kez dayandı mı insanın dünya hayatında iken tüm yaşadıkları hafızasından bir anda silinip gidecektir. Sonrasında ise hesap gününün dehşeti yaşanacaktır. Herkesin hayatını ölüm gerçeğine göre düzenlemesi gerekir. Çünkü her kişi ölümün ardından dünyada yaşadığı hayatla değerlendirilip ya cennette ağırlanacak ya da cehenneme atılacaktır. Kuran’da, dünyada iken akıllarını gereği gibi kullanmadıkları için ahirette pişmanlık duyarak yakınan akılsız kimselerin durumundan şöyle bahsedilmiştir: Ve derler ki: “Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık. (Mülk Suresi, 10) Kuşkusuz insanın, böyle bir ihtimalin kendisi için de söz konusu olabileceğini düşünmesi, büyük bir korku duymasını ve pek çok şeyi henüz vakit varken idrak etmesini sağlayacaktır. Bu durumda insan, eğer cehennem gibi bir sonla karşılaşırsa muhtemelen aklından pişmanlıkla şu düşüncelerin geçeceğini fark edecektir: Dünyada iken vicdanıyla açıkça gördüğü, belki de kendisine defalarca hatırlatıldığı ve önünde hiçbir engel olmadığı halde, bile bile aklın yolundan yüz çevirmiştir Ama o sırada artık geri dönüp de durumunu telafi edebilmesinin kesinlikle mümkün olmadığı cehennem ateşinin içindedir … Dünyada iken Allah’ın azabı kendisine hatırlatılmış, ama kendisi kibiri sebebiyle bu uyarıları dinlememiştir “Nasıl olsa önümde daha uzun bir hayat var”, “Nasıl olsa daha sonra telafi ederim” diyerek doğru olan davranışları sürekli ertelemiştir… Dünyada sahip olduğu zenginlik, güzellik veya bilgi kendisini büyüklük hissine kaptırmış ve Allah’a itaat etmesini engellemiştir… Ama o anda artık içerisinde bulunduğu ateşten ve azaptan kurtulabilmek için yapabilecek hiçbir şeyi yoktur, apaçık bir çaresizlik içindedir… Ve artık her ne yaparsa yapsın, içini yakan pişmanlıktan kurtulamayacak ve sürekli olarak akılsızlığına yanıp yakılacaktır… İşte insanın henüz dünyada iken bu durumla karşılaşabileceğini düşünmesi, hemen o anda derin bir pişmanlık duymasına neden olur. Ateşin içinde pişmanlıkla bu ve benzeri sözleri söylememek için, hemen o andan itibaren vicdanlı davranmaya karar verir. Çünkü vicdanına başvurarak düşündüğü zaman, her insan ertelediği, önemsemeyerek üzerinden geçtiği ya da doğru olduğunu bildiği halde bile bile yaptığı küçük büyük pek çok olayla karşılaşır. Ve tüm bunları hemen şimdi telafi edebilmek her insan için mümkündür. Bir insana, “Bu vicdan muhasebesini, dayanılmaz bir pişmanlıkla ateşin içerisinde iken mi yapmak daha akılcıdır, yoksa şu anda telafi imkanı varken mi?” diye sorulsa, samimi davranan her insan mutlaka “Elbette ki şu anda, hem de hemen şimdi” yanıtını verecektir. Ardından da aklını kullanacak ve bugüne kadar vicdansızlık yaptığı her olayı bir an bile ertelemeden düzeltmeye çalışacaktır. Yapılması gereken en akılcı tavır da budur zaten. İnsanın, bir an için bile olsa cehennem ateşinin içinde olduğunu düşünmesi, bu samimi kararı alması için yeterli olacak ve vicdanını harekete geçirecektir. O ana kadar yapılan akılsızca ve vicdansızca tavırları telafi etmek ise Allah’a güvenip dayanan bir insan için çok kolaydır. Unutulmamalıdır ki vicdanına başvurarak doğruyu gören bir insan hemen içinde bulunduğu durumu telafi edebilir. Fakat aklını kullanmamakta direten her insan ahirette bu gerçekle kesin olarak karşılaşacak ve telafisi asla mümkün olmayan bir pişmanlığa sürüklenecektir. Her insanın bu gerçeği mutlaka göz önünde bulundurması ve ölümden sonra gideceği asıl yurt için dünyadayken hazırlık yapması şarttır. Dünya hayatında Allah’ın insanlar için takdir ettiği ömür süresi son derece kısadır. Dahası insan hangi gün hangi saat ölümle karşılaşacağını bilemez. Bu nedenle ağır davranması, Allah’ın rızasını kazanmak için göstereceği çabayı “nasıl olsa önümde uzun yıllar var” diyerek zamana yayması son derece yanlış olur. Tam tersine “belki de bir an sonra ölüm ile karşılaşabilirim” diyerek her an çok coşkulu, şevkli ve gayretli bir tavır içerisinde olmalıdır. Müminlerin bu konuda birbirlerine verecekleri destek de çok önemlidir. Kuran’da haber verilen, “Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) ‘çaba gösterip-yarışın,’ ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah’a ve Resulüne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah’ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir.” (Hadid Suresi, 21) ayeti gereği, birbirlerine sürekli olarak ölümün, ahiretin ve hesap gününün yakınlığını, asıl makbul olanın “yarışıp öne geçenlerden” olmak olduğunu hatırlatırlar. Kuran’ın “Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.” (İnşirah Suresi, 7) ayetiyle bildirildiği gibi, birbirlerini Allah’ın rızasını kazanabilecekleri hayırlı işlerde bulunmaya, işlerinden boşaldıklarında da yine hemen bir başka faydalı işe yönelmeye teşvik ederler. Allah başka ayetlerinde dünyada malı ve sahip olduğu imkanlar ile kendini kandırarak yaratılış amacını unutan, bu nedenle ahirette büyük bir hüsrana uğrayan insanların durumundan şöyle bahseder: “Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi. “Malım bana hiçbir yarar sağlayamadı.” “Güç ve kudretim yok olup gitti.” (Allah buyruk verir:) “Onu tutuklayın, hemen bağlayın.” “Sonra çılgın alevlerin içine atın.” (Hakka Suresi, 27-31) Dünyaya ait şeylerin kısa ömürlü ve geçici olduklarını, bunlardan ayrılmanın kesin olduğunu, kendi bedeninizin de, değer verdiğiniz tüm insanların bedeninin de bir gün çürüyüp kokuşacağı gerçeği sizi dünyaya bağlanmaktan, ahireti unutmaktan kesin bir suretle alıkoyacaktır. Bu gerçeğin bilincinde olmak insanı Allah’a ve ahirete yöneltir. Çünkü insan fıtratı geçici olan ve ayrılığa mahkum bulunan şeyleri sevmez. Dünyaya bağlanmayı kalpten çıkarmak için ahiret sevgisini kuvvetlendirmek lazımdır. Bu sevgi kuvvetlendirilip alternatif durumuna getirilmediği müddetçe, dünya sevgisinden ve onun neden olduğu uzun yaşama hissiyle ve bunların kötü sonuçlarından yakayı kurtarmak mümkün değildir. Ahireti sevmek için de onun ne olduğunu, insana neler kazandırdığını ve dünyaya kıyasla üstünlüğü bilmek ve düşünmek lazımdır. Dünyadaki bütün güzelliklerin, zevk ve lezzetlerin daha iyisi, daha fazlası ve hiç bitmeyecek olanı ahirettedir. Dünya hayatının detaylarına kendinizi kaptırıp Allah’ı ve ahireti sakın unutmayın. Yaptığınız hata her ne olursa olsun hemen tevbe etmeyi ve Allah’tan af dilemeyi sakın unutmayın. Ölüm her insan için kaçınılmaz bir sondur. Ölümün, tevbeyi tamamlamadan gelip insanı bulma tehlikesi vardır. Her an ölümün size gelebileceğini ve bunun için belki de bir daha fırsatınızın olamayacağını düşünerek hemen şimdi tevbe edin. Yapmanız gereken en önemli şey Allah’ın razı olduğu bir kul olmaya çalışmaktır. BeğenBeğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: