Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 18 Eki 2012

Ebu Hureyre ( r.a. ) Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Ekim 18, 2012

Ebu Hureyre ( r.a. ) Kimdir ?.

Ebû Hüreyre Abdurrahmân ibn-i Sahr ed-Devsî (ö. 58 / 678

Yemende yaşayan Ezd kabilesinin Devs koluna mensub olup ne zaman doğduğu belli değildir. Câhiliye devrindeki adı çeşitli kaynaklarda Abdüşems, Abdüamr, Sükeyn, Amr b. Abdüganm gibi farklı şekillerde kaydedilmektedir. Hazret-i Peygamber onun adını Abdurrahman veya Abdullah olarak değiştirmiştir.

Künyesiyle ilgili en yaygın rivayet, koyun otlatırken bulduğu kedi yavrularını (Ar. hir [kedi], ism-i tasgîri hüreyre) elbisesinin eteğine koyup onlarla oynadığı için kendisine Ebû Hüreyre dendiği şeklindedir. (Tirmizî, Menâkıb, 46; Hâkim, III, 506).

İlk karşılaştıkları zaman Resûl-i Ekremin ona Ebû Hüreyre diye hitap etmesi bu künyenin Hazret-i Peygamber tarafından verilmediğini göstermektedir.
Ebû Hüreyrenin bu adla anılmaktan hoşlanmadığı, kendisine zaman zaman Peygamberin hitap ettiği gibi Ebû Hir denmesini arzu ettiği rivayet edilmektedir.

Adı unutulan Ebû Hüreyre nin baba ve annesinin adı hakkında da değişik rivayetler vardır. Babasına Ganm (Abdüganm), Âiz, Âmir, Amr, Umeyr, Hâris, Abdüşems, dendiği, annesinin adının Ümeyme veya Meymûne bint-i Subeyh (Sufeyh) olduğu kaydedilmektedir.

Yetim olarak büyüdüğünü söylemesi babasını küçük yaşta kaybettiğini gösterir. Amcası Sad ibn-i Ebû Zübâbın Hazret-i Peygamber, Ebû Bekir ve Ömer devirlerinde Devs kabilesinin reisliğini yapması (Abdülmünim Sâlih Ali el-İzzî, s. 18-19),

yakaladığı Kureyşlileri intikam almak için öldüren dayısı Sad ibn-i Sübeyin devrinin tanınmış yiğitlerinden biri diye bilinmesi (İbn-i Sa6, IV, 325; İbn-i Kuteybe, el-Maârif, s. 277), bazı iddiaların aksine Ebû Hüreyrenin hem baba hem de anne tarafından tanınmış bir aliye mensub olduğunu göstermektedir.

Ebû Hüreyrenin 7. (628 yılın başlarında Tufeyl ibn-i Amr ed-Devsî vasıtasıyla müslüman olduğu ve kabilesinden altmış veya yetmiş aile ile birlikte Tufeylin başkanlığında Rasûlüllah ile görüşmek üzere aynı yılın muharrem ayında (Mayıs 62 Medineye gittiği bilinmekle beraber onun daha önce müslüman olmayıp Medineye İslâmiyeti kabul etmek üzere geldiği de rivayet edilmektedir. (Buhârî, İtk, 7).

Aralarında Ebû Hüreyrenin de bulunduğu Devsliler Hazret-i Peygamberin Hayberde olduğunu öğrenince oraya gittiler. Ebû Hüreyrenin, henüz fethedilmeyen bazı Hayber kalelerinin fethine katıldığı kendi ifadesinden anlaşılmaktadır (Buhârî, Eymân, 33; Vâkıdî, II, 636).

Ebû Hüreyre Medineye ulaştığı günden itibaren kendisini tamamen dine verdi ve Rasûlüllahın yanında bulunduğu sürece dünyevî hiçbir arzu peşinde koşmadı. Bazlarının ganimetlerden de daha fazla pay almaya çalıştığı günlerde Hazret-i Peygamberin, ganimet talibinde bulunup bulunmadığını sorması üzerine Allahın verdiği ilimden kendisine bir şeyler öğretmesini istedi (İbn-i Hacer, el-İşâbe, VII, 436-437).

İsâmiyeti geç benimsediği için kaybettiği yıllarını telâfi etmek amacıyla, açlıktan bayılacak dereceye geldiği halde Mescid-i Nebevîdeki Suffeden ayrılmazdı.

Ebû Hüreyre, kısmen Hayber fethine ve daha sonra yapılan gazvelerin hepsine katıldı. Umretül-kazâda Resûlüllahın kurbanlıklarını Mekkeye götürmekle vazifeli olanlar arasında yer aldı.

Hazret-i Peygamberin düşmanlara karşı oluşturduğu bazı özel timlerde de görev aldı (Ebû Dâvud, Cihad, 112; Tirmizî, Siyer, 20). Daha sonra onun Yermük Savaşına (İbn-i Hacer, el-İşâbe, III, 254) ve Cürcânın fethine (İbnül-Esîr, el-Kâmil, III, 30) katıldığı kaydedilmektedir.

Hazret-i Peygamber Hindistanın fethedileceğini müjdeleyince ömrü yeterse canıyla ve malıyla bu savaşa da katılacağını söylemesi (Nesâî, Cihâd, 41) onun cihada karşı duyduğu arzuyu göstermektedir.

Ebû Hüreyrenin Medineye geldiği tarihten Hazret-i Peygamberin vefatına kadar dört yıllık bir süre geçmekle beraber Resûlüllahın yanında üç yıl kaldığını bizzat söylediğine göre, Alâ ibn-i Hadramî başkanlığında Bahreye gittiği (8/629-30) ve orada bulunduğu süreyi bu zamanın dışında tuttuğu anlaşılmaktadır.


Onun Hazret-i Peygamberin yanında iki yıldan daha az kaldığını ileri sürenler, kendisini Alâ ibn-i Hadramînin ölümüne kadar (21/642) Bahreynde kalarak valilik görevini ondan devraldığını zannetmiş olmalıdırlar. Halbuki Alâ 9 (630) yılında bu görevden alınarak yerine Ebân ibn-i Saîd getirilmiş, Hazret-i Ebû Bekir irtidat olayları sırasında Alâ ibn-i Hadremîyi tekrar Bahreyn e gönderirken Ebû Hüreyreyi de onunla birlikte yollamıştır.

Halife Ömer, Kudâme ibn-i Mazûnu zekât ve vergi âmili olarak Bahreyne gönderirken Ebû Hüreyreyi de orada namaz kıldırıp kazâ işlerine bakmakla görevlendirdi (İbn-i Hacer, el-İşâbe, V, 425).

Daha sona onu görev yaptığı Bahreyne iki defa vali olarak tayin etti. Ebû Hüreyre valilikten ayrılıp Medineye döndüğü zaman halife bütün valilerine uyguladığı yöntemi ona da uygulamış ve Bahreyn den ne getirdiğini sormuştur. Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Köy Odası – Göynem – Beyşehir -Belgesel.

Posted by Site - Yönetici Ekim 18, 2012

Köy Odası – Göynem – Beyşehir -Belgesel.

Posted in Beyşehir Göl Festivali – Video, Diger Konular, Göynem Videoları, Göynem`den Resimler......, Göynem`in Tarihi, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Teşbih Duasını İlk Olarak Okuyanlar

Posted by Site - Yönetici Ekim 18, 2012

kuran,Teşbih Duasını İlk Olarak Okuyanlar Kimlerdi ,.

Teşbih Duasını İlk Olarak Okuyanlar Kimlerdi ?

Sübhânallah” (Allahım! Seni noksan sıfatlardan ten­zih ederim.) teşbihini ilk defa söyleyen Cebrail Aleyhisselâm’dır.Bu da (yani ilk defa teşbih okumasının sebebi de:) Allahü Teâlâ hazretleri onu yarattığında, gözü Arş’a ilişti. Arşın büyüklüğünü gördü. Ve hemen: “Sübhânellah” (Allahım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim.) dedi. Kim Sübhânallah  derse Cebrail Aleyhisselâm’in sevabına nail olur.

Elhamdü LillahHamd Allah’a mahsustur.” İlk defa hamdeden Safiyullah Âdem Aleyhisselâm’dır. Âdem Aleyhisselâm’a ruh üflendiği zaman: “Elhamdü üllahHamd Allah’a mahsustur.” Dedi. Kim bunu söylerse, Âdem Aleyhisselâmın faziletinden nasîbdâr olur .

Lâ ilahe illallah” (Allah’tan başka ilâh yoktur.) kelime-i tevhidini ilk söyleyen En-Neciyyüllah Nuh Aleyhisselâm’dır. Nuh Aleyhisselâm, tufanı görüp, şiddetli belâları müşahede ettiği zaman; “Lâ ilahe illallah” (Allah’tan başka ilâh yoktur.) demişti. Kim bunu söylerse, Nuh Aleyhisselâm’m sevabından büyük bir nasîb ve pay alır.

Allahü Ekber” (Allah en büyüktür) İlk defa tekbir getiren İbrahim Aleyhisselâm’dır. İbrahim Aleyhisselâm, İsmail Aleyhisselâm için gelen fidyeyi -o da bir koçtu- görünce “Allahü Ekber” (Allah en büyüktür) dedi. Kim bunu söylerse, ibrahim Aleyhisselâm’ın feyzinden bir feyze nail olur.

Allahım! Bizleri, zikredenler ve şükredenler eyle. Amin!

Hamd   âlemlerin   Rabbi   olan   Allah’a mahsustur.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/554-555

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: