Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 03 Eki 2012

HELAL KAZANCIN ÖNEMİ

Posted by Site - Yönetici Ekim 3, 2012

HELAL KAZANCIN ÖNEMİ

İnsanın en başta gelen vazifelerinden biri helal dairede yaşamak, helal kazanmak ve helal yolda harcamaktır. Allah bizi imtihan etmek için bazı şeyleri haram, bazılarını da helal kılmıştır. Fakat helal dairesini o kadar geniş tutmuştur ki, harama girmeye ne ihtiyaç, ne de mecburiyet vardır. Sonra haram daireyi mayınlı bölge gibi tehlikelerle doldurmuş, helal daireyi de meyvelerle dolu güllük gülistanlık bir bahçeye döndürmüştür. Birçok emir ve yasağı da sırf bizim iyiliğimiz, dünya ve ahiret mutluluğumuz için koymuştur.

Allah (c.c.) müminlere de Peygamberlere emrettiği şeyleri emretti ve şöyle buyurdu: “Ey Resuller! Helal olan şeylerden yiyin ve salih ameller işleyin. Çünkü Ben sizin yaptıklarınızı pekâlâ bilirim.” [1]

Bir başka ayette de: “Ey iman edenler! Size verdiğimiz azıkların helal ve hoş (tayyip) olanlarından yiyin.” [2]

(Rasûlullah devamla) şöyle buyurdu:”Bir kimse (Allah için) uzun bir yolculuğa çıkmıştır. Saçları darma dağınık, toza toprağa bulanmış bir vaziyette ellerini semaya uzatarak: “Ya Rabbi Ya Rabbi” diye dua eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram kısacası kendisi haramla beslenmiş olursa böylesinin duası nasıl kabul edilir?” [3]

Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını, yalan yemin ve şehadet ile yemeniz için o malları hâkimlere (reislere, yetkili idarecilere, mahkeme hâkimlerine el altından)vermeyin.” [4]

Yerde sizin için geçim vasıtaları yarattık.” [5]

Namaz bitince yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin.” [6]

Bu ayetler bize helal ve temiz rızıkları kullanmamızı, haram yollara, haramlara başvurmamamızı, yeryüzünde birçok helal ve geçim vasıtalarının bulunduğunu, yeryüzüne dağılıp Allah’ın lütfundan bunları istememizi emretmektedir. Haramlardan kaçınmak gibi helal kazanç sağlamak da farz bir emirdir.

Hadis-i şeriflerde şöyle buyrulmuştur: “En faziletli amel helal kazançtır.” [7]

En temiz ve üstün kazanç, kişinin el emeği ve her türlü dürüst alış-verişten kazandığıdır.” [8]

Helali aramak cihattır.” [9]

Helalin ne olduğunu öğrenip onu kazanmaya çalışmak her müslümana vacip (gerekli) dir.” [10]

Ey insanlar! Allah’tan korkunuz ve (dünyalığı) isteme hususunda mutedil olunuz (her türlü aşınlıktan ifrad ve tefritten sakınınız). Çünkü nzkı gecikse bile tamamını almadıkça hiçbir nefis ölmeyecektir. O halde (rızık talebinde) Allah’tan korkunuz. Ve (dünyalığı) istemekte mutedil olunuz. Helal olanı alınız ve haram olanı terkediniz.” [11]

Hadisler, dünya malını ve rızkı elde ederken mutedil olmayı, yani talepte (çalışmada, istemede, kazanmada) kusur etmemeyi ve aşın hırsa da kapılmamayı, bunu meşru ve helal yoldan kazanmaya çalışmayı emretmektedir.

Yüce Kitabımız’da Allah Teâlâ’nın faizi batıracağı, sadakaları arttıracağı bildirilmiştir. Hadis-i şerifte ise ancak helal maldan verilen sadakaların kabul edileceği ve değerlendirileceği, haramların kabul edilmeyeceği şöyle ifade edilmiştir: “Kim helal kazancından bir hurma kadar sadaka verirse ki, Allah, helalden başkasını kabul etmez- Allah o sadakayı kabul eder. Sonra onu dağ gibi oluncaya kadar herhangi birinizin tayını büyüttüğü gibi, sahibi adına ihtimamla büyütür.” [12]

Hz. Peygamber şöyle uyarmıştır: “Öyle bir zaman gelecektir ki, kişi malını helalden mi haramdan mı elde ettiğini önemsemeyecek.” [13]

Esas mesele para kazanmak değil, helal kazanmak olmalıdır. Haramda hayır yoktur, bereket yoktur. İbrahim Ethem Hazretleri: “Midelerine girenlerin helal mi, haram mı olduğunu araştıranlar iman bakımından yükselirler. Kazançlarının helalliğini düşünmeden dünyalık peşinde koşanlar ise önce mide fesadına uğrarlar, sonra da huzurları kaçar, manen yükselemez, alçalırlar. Ne ibadetlerinin, ne de yaptıkları iyiliklerin zevkine varabilirler.” demiştir.

Abdullah bin Ömer (r.a.) : “Namaz kılmaktan yay gibi, oruç tutmaktan çivi gibi olsanız da haram ve şüpheli şeylerden kaçınmazsanız, Allah o ibadetleri kabul etmez.” diye söylemiştir.

Hz. Ebu Bekir (r.a.) kölesinin getirdiği bir sütten içti ve hemen kölesine dönerek: “Bunu nereden aldın?” diye sordu. Köle: “Kehanette bulundum, yani gaybden bazı haberler verdim de ücret olarak bu sütü aldım.” dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir (r.a.), içtiği sütü midesinden çıkarmak için boğazına parmak saldı ve boğulacak şekilde istifra ederek, çıkarmaya çalıştı, sonra da: “Allah’ım, midemde kalıp damarlanma karışan kısmından sana sığınırım.” dedi. [14]

Cahız, helal kazancın muhakkak helale harcandığını, kötü kazançların kötü şeylere kaydığını, temiz kazançların da temize yöneldiğini ifade ettikten sonra Hasan Basri’hazretlernin bir sözüne yer verir. Hasan Basri hz. der ki: “Bir adamın servetinin nereden geldiğini öğrenmek istiyorsanız, nereye harcadığına bakınız. Çünkü kötü kazançlar israfa harcanır.” diye söylemiştir.

Haramlar, Allah Teâlâ ile kullarının arasına girer ve dualarının kabulünü önler, engel olur. Bunun için Allah Teâlâ, önce helal yemeyi emretmekte, arkasından da salih amelleri işlemeyi emretmektedir. Hz. Peygamber şöyle buyurarak uyarmıştır: “Besleneceğin şeyleri helal ve temiz yap ki, duaların kabul olunsun.” [15]

Bedenine haram gıda giren bir kimsenin duasını kırk gün müddetle bârigâh-ı uluhiyyete ulaşmayacağı” yolundaki bir hüküm tevatüren zamanımıza kadar gelmiştir. Bunun sebebi, vücuda giren bir lokmanın tamamen tasfiyesinin biyolojik olarak kırk günde gerçekleşebilmesi keyfiyetidir.

Müfessir Merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın: “İsm-i Azam duası, ‘helal lokma’dır.” tarzında bir beyanı vardır. Yani ibadet ve duaların makbuliyeti yenilen lokmaların manevi durumuyla da yakından alakalıdır. Zira helal lokma vücutta kulluk enerjisini meydana getirir. İnsanların isyanının sebebini haram lokmada aramak gerekir. Çünkü haram lokmayla beslenen bir vücudun ibadete meyilli olması mümkün değildir. Haramla beslenen bir vücut, ibadetlere değil, şehvete meyillidir. Haramla beslenenler şehvet tüccarıdır.

Şeytan haram yiyenlerin dostudur onların, yoldaşları şeytandır. Şeytan onları gaflete, günaha sevkeder, ibadetlerden uzaklaştırır. Hz. Mevlana’nın diliyle: “Bilgi de hikmet de helal lokmadan doğar; aşk da, merhamet de helal lokmadan meydana gelir. Bir lokmadan haset, hile doğarsa, bilgisizlik, gaflet meydana gelirse sen o lokmanın haram olduğunu bil. Hiç buğdayını ektin de arpa çıktığını gördün mü?” [16] Süfyan-ı Sevrî ise “Kişinin dindarlığı ekmeğinin helalliği nispetindedir.” demiştir.

Öyleyse hem helal kazanmalı, helal yemeli, hem de helal yolda harcamalıdır. Zira Rasûlullah (s.a.v.) hadislerinde helal yemeyi, cennete girmenin şartları arasında saymış, helalden kazanan kimseyi müjdelemiştir. Buna karşılık, vücudu haramla beslenen kimsenin cehenneme layık olduğunu, böylelerinin dualarının ve amellerinin kabul edilmeyeceğini bildirmiştir.

Abdurrahman İbni Avf (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Allah’ın lanetine uğrayan şeytan, mal sahipleri (zenginler) hakkında şöyle seslenir: (Allah’tan ve ibadetlerden gafil) mal sahibi mutlaka şu üç zararın biriyle benden kurtulamaz. Sabah ve akşam yanına gider, ona vesvese veririm; Haram yoldan kazanmasını (helal olmayanı almasını) sağlamaya çalışırım. Meşru olmayan kötü yollara harcamasını sağlarım. Ve ona malı öyle sevdiririm ki, hakkıyla; yerli yerince harcayamaz.” [17]

Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi de Rezzak’tır. ‘Rezzak’ bol bol rızık veren anlamına gelir. “Şüphesiz ki, Allah bizzat rızkı veren kuvvet ve kudret sahibidir.” [18]

Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın.” [19]

Eskiden işyerlerinde çokça asılan levhalardan birisi de ‘Rızkı veren Allah’tır‘ anlamına gelen ‘Er rızku Alellah‘ ibaresiydi. Bu gerçek ruhlara, kalplere hükmettiği içindir ki, müminler helal rızık talebinde bulunurlar, çocuklarına haram lokma yedirmedikleriyle iftihar ederlerdi.

Birçok ayet ve hadislerde temiz ve helal rızka teşvikler yapılmaktadır. Buna rağmen sanki aç kalacakmışçasına nice insan haram yola sapabilmektedir. İnsan asli görevlerini unutmadan, rızkını temin için meşru dairenin dışına taşmadan çalışmalıdır. Çünkü ekmek için ekmek gerek, ateş için çakmak gerek, durmadan kıpırdamamız, çalışmamız gerekir. Çalışırız, zengin olursak şükreder zekatla, sadakayla, hayır yoluna dağıtır, harcarız. Fakir olursak sabreder, şükreder, kimseye yük olmamaya devam ederiz. Kimse gönül rızasıyla fakir olmak istemez. Ama olunuyor, çalışıyor, çabalıyor ve yine fakir kalıyor. Rabbimiz bunun hikmetini: “Onların dünya hayatındaki geçimlerini Biz taksim ettik. Birbirlerine iş gördürsünler diye bir kısmını diğerlerinin üzerine derecelerle üstün kıldık.” buyurarak haber veriyor. [20]

Çalışmaya devam edelim. Rabbimizin taksimine razı olalım. Yine çalışalım. Çünkü helal mal kazanmak için çalışmak, bir mümin için ibadettir. Bülbülün, kartalın, karıncanın, filin, hamsinin, balinanın vücutlarına uygun olarak rızıklarını taksim eden Rabbimiz bütün insanlığa yetecek rızkı da yaratmaktadır. İnsan yaşamak için rızka muhtaçtır. Fakat o nereden, kimden ve nasıl geldiğine bakmaksızın her önüne geleni alamaz, kullanamaz, yiyemez. Kur’an-ı Kerim’de, “Allah’ın size helal ettiği o temiz ve güzel şeyleri kendinize haram kılmayın. Haddi aşmayın; çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” [21] ayetiyle müminler ikaz edilmişlerdir.
Eğer Allah’ın çizdiği sınır ile yetinmeyip bu sınırın daha daraltmaya çalışmak ayet ve hadisler ile ‘haddi aşmak’ şeklinde vasıflandırılırsa, Allah’ın çizdiği sınırı hiç tanımadan başıboş bir şekilde hareket etmek, elbette ondan çok daha büyük bir had bilmezlik, hadsizlik olur. Bunun cezası ise, dünyada ferdin ve toplumun huzursuzluğu, ahirette de cehennem azabıdır. Helal dairedeki rızkıyla yetinmeyip harama kaçan bir kimse, şeytana uymuş olur. Her harama giriş, her farzı terkediş, şeytana uymaktır. İslâm’ı yaşamayan şeytana uymuş demektir.

Hâlbuki şeytan haramları hoş gösterir, günahları süsler. İzahına çalıştığımız hadiste de belirtildiği gibi, şeytan öncelikle insanların haram yoldan kazanmasını sağlamaya, haram işletmeye çalışır. Harama sevk edemezse, kazancı meşru olmayan kötü yollarda harcamaya sevkeder. İsraf ettirir, çünkü israf edenler, şeytanların kardeşleridir. Gereksiz yerlerde harcatır, lükse, İslâm’a uygun olmayan yerlerde harcama yaptırır. Zengin olmak, israf hakkını doğurmaz. İsraf hem kişilere ve hem de ülkelere göre değişen bir şeydir. Dikkatli olunmalıdır.

Şeytan, fakirlikle korkutur, Çirkin şeyleri emreder. İnsanların mallarına ortak olmaya ve onları haram yollardan mal kazanmaya ve biriktirmeye, haram yollara harcamaya, israfa teşvik eder. Hadisi şerifte şöyle buyurulur: “Ey tüccarlar! Şeytan ve günah alışverişte hazır bulunur, alış-verişe katılırlar. Alışverişinize sadaka karıştırın.” [22]

Besmelesiz, İslâmsız her işe şeytan karışır ve bulaşır. Kendisi pis olan şeytanın amelleri de pistir. Onun için tedbirli bulunmalı, şeytana, şeytanlaşanlara kanmamalıdır. Ve şu düsturlarla hareket etmelidir: Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Haramlar - Helaller, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

HAC, ÂHİRET YOLCULUĞU GİBİDİR.

Posted by Site - Yönetici Ekim 3, 2012

Hac yolculuğu Ka’be-i Muazzama. Âhiret yolculuğu,HAC, ÂHİRET YOLCULUĞU GİBİDİR.

HAC, ÂHİRET YOLCULUĞU GİBİDİR.

Kim Ka’beyi tavâf eder ve iki rek’at de namaz kılarsa bir köle azad etmiş gibi (sevab) olur.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)

Hac yolculuğundan maksat Ka’be-i Muazzama’dır. Âhiret yolculuğunda ise hedef Ka’be-i Muazzama’nın sahibi Allâhü Teâlâ’dır. O hâlde, hac yolculuğunda, âhiret yolculuğunun hâllerini düşünmeli, çoluk çocuğuna ve dostlarına Allâh’a ısmarladık dediği zaman, bunun son nefesteki ayrılığa benzediğini düşünmelidir.

Ömrünün sonunda da böyle olacağını, yolculuk kolay geçse de, kalbin her şeyden ayrılacağını bilmelidir. Yolda yemek için her türlü yiyeceği aldığı ve her ihtiyâtı gözettiği gibi, âhiret yolunun daha uzun ve tehlikeli olduğunu aklına getirmelidir. Orada azığa ihtiyaç çoktur. Bu azığı tedârik etmelidir. Vâsıtaya binip yürüdüğünde tabutu hatırlamalıdır. Belki vâsıtadan inmeden tabuta binmesi de mümkündür. Elbisesini çıkarıp ihramı giydiği zaman, kefeni hatırlamalıdır. Hac yolunda zorlukları ve tehlikeleri görünce, Münker ve Nekîr’i, kabirdeki azâbı düşünmelidir.

Öldüğü zamandan haşir zamanına kadar tehlikeli geçitleri bulunan büyük bir sahrâ vardır. Sahrâlardaki belâlardan kılavuzsuz korunamadığı gibi, kılavuz olmaksızın kabirdeki korkulardan kurtulamayacağını aklına getirmelidir. Lebbeyk deyince bunun Allâhü Teâlâ’nın davetine cevap olduğunu bilmeli, kıyâmet günü kendisine böyle nidâ geleceğini ve o zamanki korkuyu düşünmelidir.

Arafât’ta durmak, dünyânın her tarafından gelen insanların burada toplanması ve ayrı ayrı dillerle duâ etmeleri, kıyâmet günündeki Arasât’a benzer. Kıyâmette de bütün insanlar bu meydanda toplanır ve her biri kendi hâliyle meşgul olur.

Taş atmaktan maksat, kul olduğunu göstermektir. Burada yalnız kulluk, yâni “at” emrine itâat etmek ve İbrâhîm aleyhisselâma benzemek vardır. Şüpheye düşürmek için şeytan önüne çıkınca Hz. İbrâhîm şeytanı taşlamıştı. Eğer ‘Şeytan ona göründü, bana görünmüyor, lüzumsuz yere niye taş atayım’ diye aklına bir suâl gelirse, bu düşüncenin şeytandan geldiğini bilmeli ve taş atıp belini kırmalıdır. Çünkü onun belkemiğinin kırılması, “at” emrini yerine getirmekle olur. Taşlayarak hakîkaten şeytanı kahrettiğine inan.

Fazilet Takvimi : 28.09.2012

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Hac İbadeti, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: