Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Mart 2012

Kabirdeki ölü, boğulmak üzere olup imdat isteyen kişi gibidir.

Posted by Site - Yönetici Mart 21, 2012

kabirmezarolumcenaze

Kabirdeki ölü, boğulmak üzere olup imdat isteyen kişi gibidir.

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ابْنِ عَبَّاسٍ ، قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم مَا الْمَيِّتُ فِى الْقَبْرِ اِلاَّ كَالْغَرِيقِ الْمُتَغَوِّثِ يَنْتَظِرُ دَعْوَةً تَلْحَقُهُ مِنْ اَبٍ اَوْ اُمٍّ اَوْ اَخٍ اَوْ

.

صَدِيقٍ ، فَاِذَا لَحِقَتْهُ كَانَتْ اَحَبَّ اِلَيْهِ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا ، وَ اِنَّ اللَّهَ لَيُدْخِلُ عَلَى اَهْلِ

.

الْقُبُورِ مِنْ دُعَاءِ اَهْلِ اْلاَرْضِ اَمْثَالَ الْجِبَالِ ، وَ اِنَّ هَدِيَّةِ اْلاَحْيَاءِ اِلَى اْلاَمَوَاتِ اْلاِسْتِغْفِارُ لَهُمْ

Abdullah İbn-i Abbas (r.a.) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (s.a.v.)  şöyle dedi: “Kabirdeki ölü, boğulmak üzere olup imdat isteyen kişi gibidir. Babasından, anasından, kardeşinden veya dostundan kendisine ulaşacak bir duayı bekler. O dua kendisine ulaşınca, dünya ve içindekilerden kendisine daha sevgili olur. Allah-u Teâlâ, yer ehlinin duasından kabir ehline, dağlar gibi (rahmetler) indirir. Muhakkak ki dirilerin ölülere hediyesi, onlar için istiğfarda bulunmaktır.” (Beyhaki, Şuabu’l İmam No 7905)

Bu hadis-i şerif, kişinin kabirdeki hâlinden haber vermekte ve o günün sıkıntı ve umutlarından bahsetmektedir. Cenab-ı Hak rahmetinin hürmetine o günün sıkıntı ve hüzünlerinden bizleri emin eylesin. Âmin!
Hadis-i şerifimizi Abdullah İbn-i Abbas (r.a.) rivayet etmiştir.

قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم Allah’ın Resulü (s.a.v.)  şöyle dedi:

مَا الْمَيِّتُ فِى الْقَبْرِ اِلاَّ كَالْغَرِيقِ الْمُتَغَوِّثِ Kabirdeki ölü, boğulmak üzere olup imdat isteyen kişi gibidir… Evet, kabirdeki hâlimiz budur, boğulmak üzere olup imdat isteyen kişinin hâli gibi… O anı hayal edebiliyor musunuz? Daracık ve karanlık bir mekânda, bütün dünya nimetlerinden mahrum karanlık bir yerde, bütün dostlardan uzak, yalnız, kimsesiz ve tek başına… Ümitler tükenmiş, emeller bitmiş, hayaller kesilmiş bir hâlde… Kişi imdat ister, yardım bekler, bir kurtarıcı arar, bir yere sığınmak ister… O anı hayal edebiliyor musunuz? Acaba bu hâldeki bir insan ne bekler ve ne ile mutlu olur? Acaba kabrin o karanlık çukurunda yatan kişiyi ne mutlu eder?

يَنْتَظِرُ دَعْوَةً تَلْحَقُهُ   Kendisine ulaşacak bir duayı bekler… Evet, onun beklediği bir duadır, ruhuna bağışlanmış bir Kur’an’dır, sevabı ona bağışlanmış bir sadakadır ve hakeza… Kabirde ve yerin bir metre altında bunlardan başka hiçbir şeyin kıymeti yoktur. Eğer kabir ehline seslenseniz ve deseniz ki: “Elimde bir kese altın var, kim ister?”

Oradan bir ses duyamazsınız, bir istek ve bir talep göremezsiniz. Ancak şöyle deseniz: “Kimin ruhuna bir Fatiha okuyayım, kimin ruhuna bir dua göndereyim?” Hepsi ellerini uzatır ve “Bana, bana oku!” derler.

İşte kul, kabirde kendisine ulaşacak bir duayı bekler. Peki, kimden bekler?

مِنْ اَبٍ اَوْ اُمٍّ اَوْ اَخٍ اَوْ صَدِيقٍ  Babasından, anasından, kardeşinden veya dostundan… Yani kendisini tanıyanlardan ve dostlarından bekler. Dünyada iken arkadaş olduğu insanlardan bekler. Bu babasıdır, anasıdır, kardeşidir, eşidir, evladıdır, arkadaşıdır ve hakeza…

Bu arada, anasını, babasını, akrabalarını ve dostlarını unutanların ve bir duayı onlara çok görenlerin kulakları çınlasın!

Peki, kendisine bir dua ulaşan kabir ehli ne yapar? Bu duaya ne kadar sevinir? İşte cevabı:

فَاِذَا لَحِقَتْهُ كَانَتْ اَحَبَّ اِلَيْهِ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا   O dua kendisine ulaşınca, dünya ve içindekilerden kendisine daha sevgili olur… Yani eğer ona dünyada iken, dünya ve içindekiler bitamamiha kendisine verilseydi, ne kadar sevinirdi! İşte, kabirde iken kendisine ulaşan bir duaya bundan daha çok sevinir.

Ne mutlu arkasından dua okunanlara! Ne mutlu öldükten sonra unutulmayanlara! Ne mutlu hayırlı evlatlar ve dostlar tarafından ismi anılanlara! Ne mutlu…

وَ اِنَّ اللَّهَ لَيُدْخِلُ عَلَى اَهْلِ الْقُبُورِ مِنْ دُعَاءِ اَهْلِ اْلاَرْضِ اَمْثَالَ الْجِبَالِ Allah-u Teâlâ, yer ehlinin duasından kabir ehline, dağlar gibi (rahmetler) indirir… Evet, Allah-u Teâlâ, o duadan hâsıl olan nuru ve rahmeti, dağlar gibi, kabir ehline indirir. Edilen her dua, bağışlanan her Kur’an ve ölü için yapılan her iş, ölüye ulaşır ve sevabı o ölünün defterine yazılır.

وَ اِنَّ هَدِيَّةِ اْلاَحْيَاءِ اِلَى اْلاَمَوَاتِ اْلاِسْتِغْفِارُ لَهُمْ Muhakkak ki dirilerin ölülere hediyesi, onlar için istiğfarda bulunmaktır… Demek, ölen sevdiklerimizin affı için Allah’a dua etmeli ve Allah’ın onları affetmesi için yalvarmalıyız. Bu, dirinin ölüye hediyesidir. Eğer ölülerimize kıymet veriyorsak ve dostluğun da hakikatine ulaşmışsak, onları hediyesiz bırakamayız.

Ne mutlu o ölülere ki, arkalarında hakiki dostlar bırakmışlar ve dostları onlara devamlı hediyeler gönderiyor! Ne mutlu, kabre girince unutulmayanlara…

Ehl-i kabrin dua beklemesi ve onlara yapılan duaların bereketinden istifade etmeleri hususunda birçok hadis-i şerif mevcuttur. Makam münasebetiyle bir kısmını burada nakletmeyi uygun buluyoruz:

Ebu Hureyre (r.a.) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (s.a.v.)  şöyle dedi: “Şüphesiz ki Allah-u Teâlâ, salih bir kulunun cennette derecesini yükseltir. O: ‘Ya Rabbi! Bu bana nereden geldi?‘ diye sorunca, Mevla Teâlâ: ‘Çocuğunun senin için istiğfar etmesi sebebiyle’ buyurur.” (Ahmed İbni Hanbel, Müsned No 10615)

Ebu Hureyre (r.a.) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (s.a.v.)  şöyle dedi: “Kim ebeveyninden birine bedel haccederse, bu hac ile onun borcunu ödemiş olur. Bu durum semadaki ruhuna müjdelenir. Kişi, anne ve babasına karşı isyankâr bile olsa (bu iyiliği sebebiyle) Allah’ın nezdinde iyi kullar meyanında yazılır.” (Taberâni Mu’cemu’l-Kebir (3, 282)

İbni Abbas (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, bir adam şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü! Benim annem vefat etti ve vasiyette bulunmadı. Onun adına sadaka vermem, kendisine fayda verir mi?” Peygamber Efendimiz: “Evet” dedi. (Buhari: (55) Kitabu’l-Vesayâ. Tirmizî: (5) Kitabu’z-Zekât)

Ebu Hureyre (r.a.) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (s.a.v.)  şöyle dedi: “Kul vefat edince bütün amelleri kesilir; üç ameli müstesna: Sadaka-i cariye, kendisi ile faydalanılan bir ilim ve kendisine dua eden salih bir evlat.” (Müslim: Kitabu’l-Vesaya, Hadîs No:14)

Ebu Üseyd Malik (r.a.) anlatıyor: Bir adam: “Ey Allah’ın Resulü! Anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkânı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?” diye sordu. Resulullah (s.a.v.): “Evet vardır.” dedi ve açıkladı: “Onlara dua etmek, onlar için Allah’tan istiğfar talep etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi ifa etmek ve anne ve babanın dostlarına ikramda bulunmak.” (Ebu Dâvud, Edeb: 129, (5142); İbnu Mâce, Edeb: 2, (3664))

Ayrıca, dirilerin ölülere yaptığı dualardan sadece ölüler faydalanmamakta, bizzat dirinin kendisi de istifade etmektedir. Bu hakikate şu hadis-i şerif işaret etmektedir:

عَنْ عُباَدَةَ ابْنِ الصَّامِتِ ، قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم مَنِ اسْتَغْفَرَ لِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ كُتِبَ لَهُ بِكُلِّ مُؤْمِنٍ وَ مُؤْمِنَةٍ حَسَنَةٌ

Ubade İbni’s Sâmit (r.a.) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (s.a.v.)  şöyle dedi: “Her kim, mümin erkek ve kadınlar için mağfiret dilerse, her mümin ve mümineye karşı ona bir hasene (sevap) yazılır.” (Buhari, et- Tarihu’l Kebir No: 2564)

Gördüğünüz gibi, demek sadece duaya ve kendileri için af dilenmeye ölüler muhtaç değildir, bizler de muhtacız. Bu sebeple, ahiret yolculuğumuzda bir azık olması için duaya ve ölülerimiz için af dilemeye devam etmeliyiz.

Dilerseniz, gelin hadis dersimizi şu dua ile tamamlayalım: Ya Rabbi, ölülerimiz için yaptığımız duaları onlara ulaştır! Onları bizden hoşnut ve razı eyle! Arkamızdan, bizlere de dua edecek hayırlı bir nesil bırakmayı bizlere nasip eyle! Ölümümüz ile bizleri unutmayacak hakiki dostları, bu dünyada bizlere ihsan eyle! Âmin, Âmin, Âmin!

.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

Şeytanın Vesvesesinin Mertebeleri

Posted by Site - Yönetici Mart 20, 2012

19344_253319306113_131775361113_3882289_4269176_n

Şeytanın Vesvesesinin Mertebeleri

Akâmi’l-Mercân isimli kitap’ta buyuruldu: Şeytanın Adem oğluna vesvese vererek, onu çağırdığı şeyler şu altı mertebeye münhasırdır.

Birinci mertebe: Küfür, şirk ve Allah Rasûlü (s.a.v.) hazretlerine düşmanlık mertebesidir. Eğer şeytan, Adem oğlunu bu yönden elde eder ve isteklerine kavuşursa, bundan dolayı yorgunluklarını unutur. Çünkü şeytan istediğini elde etmiştir. Şeytanın kuldan istediği ilk şey budur.

İkinci mertebe: Bid’at mertebesidir. Bu mertebe yâni birini bid’at ehli yapmak, şeytana göre fâsıklıktan ve isyandan daha sevimli gelir ve hoşuna gider. Çünkü insan bir günah işlediğinde, tevbe edebilir. Halbuki bid’atın tevbesi yoktur. Çünkü bid’atın sahibi düştüğü sapık yolun sahih, doğru, hak yol olduğunu sanmaktadır. Bundan dolayı bid’attan asla tevbe etmez.

Üçüncü mertebe: Her türden büyük günahlardır. Şeytan insana büyük günahları işletmekten aciz kalır ve bunu başaramazsa dördüncü mertebeye döner.

Dördüncü mertebe: Küçük günahları işletir. Küçük günahlar bir araya geldiklerinde yâni toplandıklarında büyük günah olur. Büyük günahlar, çok kere sahibini helak eder. Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretleri şöyle buyurdular:
Sizi    sakındırırım;    küçük   günahlardan.    Çünkü    küçük günahlar, bir kulda toplanır ve zamanla onu helak ederler.”  Başka bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurdular:
Sizi küçük günahları umursamayan davranışla; dan sakındırırım! Çünkü bu, bir çöle inen topluluğa benzer. Bu topluluktan biri, küçük bir odun parçası getirip büyük bir ateş yakarlar. Sonra onun üzerinde yemek pişirip doyasıya yerler.  
Eğer şeytan bundan da aciz kalır ve başarılı olamazsa, beşinci mertebeye intikal edr. (t/272)

Beşinci mertebe: Mubahlar ile iştigaldir. Kendisinde sevâb ve azab bulunmayan, mubah olan işler ile meşgul olmasını sağlar. Belki mubahların en büyük cezası, mubahlar ile meşgul olurken sevapları kaçırmak ve boş yere zaman harcamaktır. Eğer şeytan bundan da âciz kalıp başarılı olmazsa, altıncı mertebeye yönelir.

Altıncı mertebe: Faziletçe düşük ameller mertebesidir. Fazilet ve sevap bakımından daha faziletli ve üstün ameller varken, şeytan kişiye bunları bıraktırarak fazilet ve sevabı daha düşük amellere yöneltir ve teşvik eder. Böylece faziletin elden çıkmasını temin edecek ve daha üstün amelin sevabını kaçırtacaktır.
Şeytan, faziletli amelden, mefdûle (yâni kendisinden daha faziletli amel bulunan az faziletli amellere), Efdâl (en faziletli amelden) faziletli amelilere çeker. Böylece faziletli amellerden serlere çekmesi mümkün olsun diye kişiyi, kolay olan faziletli amellerden kişiyi zor ve meşakkatli olan faziletli amellere çeker. Sürekli iki rekat nafile namaz kılmayı alışkanlık haline getiren kişiyi, o iki rekatten soğutmak ve onu tamamen taatten nefret ettirmek için, ona yüz rek’at namaz kıldırtir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/238-240.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şeytan | Leave a Comment »

Kâdî Beyzâvî Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Mart 19, 2012

1,, Kâdî Beyzâvî Hazretleri Kimdir

Kâdî Beyzâvî Hazretleri Kimdir ?

Kâdî Beyzâvî hazretlerinin asıl adı: Abdullah bin Ömer bin Muhammed bin Ali’dir.
Doğum tarihi kesin olarak belli değildir. İyi bir tahsil gördü.

Tefsir, hadis, fıkıh, usul, kelâm, mantık, nahiv, belagat ve tarih bilimlerinde mütehassıs idi.

Kâdî Beyzâvî Şiran’da Kadi’l-kuzât idi. Şeyhi Muhammed b. Muhammed Kethânfnin işaretiyle kadığılı bıraktı ve **Envârü’t-Tenzîl ve Esrârüt-Tevhîd isimli meşhur tefsirini yazdı.

Kâdî Beyzâvi hazretlerinin tefsirinin ehemmiyyet ve değerini anlamak için ona haşiye ve ta’lik yazan âlimlerin ve o konuda yazılan kitapların sayısına bakmak yeter.

Kâdî Beyâvi tefsirine tamamen veya kısmen haşiye yazan zatların sayısı 75 (yetmişbeş)dir. Ta’lika yazan zatların sayısı da 39 (otuz dokuz)dur.

Demek ki. Kur’ânı kerimin sûrelerinin sayısı kadar, yani 114 âlim. Kadı Beyzâvî tefsirini kendi çağlarında şerh yazıp açıklamışlar, o mübarek tefsir üzerine kitap yazmışlar.

Kâdî Beyzâvî hazretleri. 685 (M. 1286) yılında Tebriz’de vefat etti

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/225-227.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Âlim Ve Hükemâ’ya Göre Felekler

Posted by Site - Yönetici Mart 18, 2012

200807013033-5462

Âlim Ve Hükemâ’ya Göre Felekler

İbni Temcîd “Hâşiye“sinde buyurdu: Hukemâ (yâni bilginlere) göre, Arş diye isimlendirilen dokuzuncu felek hariç, semâ’nın diğer bütün katlan, kamburumsu olup, üstündekine derinlik ve çukurlukta, içine girmiş bir destek gibidirler. Arş’ın kamburumsu olması, herhangi bir feleğe destek olmak için değildir. Çünkü Arş’dan Öte bir şey yoktur. Arş’dan ötesi boşluktur. Bize göre, .Arş’dan ötesi gayri müntehâ, yâni sonsuzdur.
Hukemâya göre, “Arş”dan ötesi, ne boştur ne de dolu. İşin gerçek ilmi, Allahü Teâlâ hazretlerinin katındadır.

Felekler, eskiden sanıldığı gibi dokuz kat değildir. Zaten bu görüş Şeyh İsmail Hakkı Bursevî hazretlerinin görüşleri değildir. Hükemâ’ın görüşüdür.. Müfessir. Müceddid ve büyük âlimler, felekleri beyan etmektedirler: Yedi kat semâ, bâzılarının sandığı gibi, yedi katlı bir bina gibi sâdece uzunluğuna birbirinin üzerine gelen gökler demek değildir.

Yedi kat gök, bütün boyutlarıyla birbirlerini kuşatmış ve her bir kat diğerine göre ölçülmeyecek kadar geniş olan semâ demektir. Yani yumurtanın beyazı, sarısını kuşatıp etrafında bir dâire oluşturduğu gibi, semalar da birbirlerini öylece kuşatmıştır. Bilindiği gibi ışık saniyede üçyüz bin km ile hareket ettiği halde yaratıldığı günden beri hâlâ ışıkları bize ulaşamayan yıldızlar vardır. Dünyaya en uzak yıldızın mesafesi dünyâ ile ne kadar ise o yıldızın, birinci kat semâ’ya olan uzaklığı da o kadardır. Bu dünyâ, (güneş, ay, yılzdızlar. gezegenler ve bilmediğimiz diğer ecsâm) birinci kat semânın yanında Arabistan
çölüne atılan bir yüzük kadar ancak yer tutar. Birinci kat sema ve içindekiler, ikinci kat semânın yanında Arabistan çölüne atılan bir yüzük kadar ancak yer tutar. İkinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci kat sema her biri diğerinin yanında o nisbette yer kaplar.

Yedinci kat semâ’dan sonra,
1.   Âlem-iKürsî,
2.   Âlem -i Arş-i A’zam (cennet ve cehennem buradadır)
3.   Levhi mahfuz
4.   Kalem-i İlâhi.
5.   Âlem-i Emr
Bu âlemlerden herbir alt âlem, bir üst âleme nisbetie, hardal tanesi büyüklüğündedir. Bütün bunlar, “Daire-ı Vucûb’un yanında güneşten bir zerre, deryadan bir katredir. Bundan sonra “Dâire-i Vucûb” başlar. (Alemi emr’den sonrası hakkında bir tabir bulunmadığı için,”Daire-i Vucûb” denilmiştir. Ve öteler… Öteler ötesi…. Daire-ı Zılalı Esma ve Sıfat-ı llâhiyye… Bütün bunlardan daha geniş olan ilâhi rahmet… Cenab-ı Hakkın zâtının, sıfatının, esmasının ve efâlinin nurları Bahr-ı Muhît’in etrafına dalgalar halinde açılan cedveller gibi her şeyi kuşatmıştır…..)
Şematik olarak yedi kat semâ ve ötesi. Görüldüğü gibi iç içe daire şeklinde büyümektedir.
7 kat sema,   Âlem-i Kürsî,  Âlem-i Arş-i A’zam (Buraya kadar olan. mülk alemidir. Diğer adı, Alem-i Halk’tır. Bunlar, Madde ve mekân alemleridir. Arştan sonra gelen alem ise melekût alemidir.

Alem-i Emr de denir. 5 Tabakadır: Kalb. ruh, sır, hafi, ahfa alemleridir.
Bunlar ise Madde ve mekân alemi olmayıp mana alemidir. Alem-i halk ve alemi emrin mecmuuna daire-i imkan denir. Bunların tamamı, mahluK alemlerdir. Bu alemlerden sonra ise, daire-i vücubyani, esma ve sıfat-ı ılahiyenin nurları zil olarak başlar ki keyfiyeti bilinmez. (Risale-i kibrît-i ahmer kitabından özet olarak alınmıştır)

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, : 2/212-214.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Vekr el-Cerrâh (r.h.) Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Mart 17, 2012

283057120_298f553b45_o copy

Vekr el-Cerrâh (r.h.) Kimdir ?

Vekr el-Cerrâh (r.h.) büyük müfessir ve âlimlerdendir.

129 {M. 746) yılında. Irak’da Küfe şehrinin Feyd köyünde doğdu. İyi bir tahsil gördü.

Ehli sünnetin büyük âlimlerinden, lmam-ı Azam. İmam Ebu Yusuf, imam Züfer ve Süfyân-ı Sevrî hazretleri gibi büyük müctehidlerden ders aldı.

Hadis ilminde sika ve hüccetti. Mufessirdi. Müfessirlerin ikinci tabakasından olarak zikredilir. Bütün ömrünü ders vermeye ve Islâmı öğretmeye adadı. Birçok talebe yetiştirdi.

İmam Şafii ve İmam Ahmed bin Hambel ondan ders aldılar. Vekr hazretleri, tefsir, hadis, fıkıh, ahlak ve çeşitli konularda bir çok kitap yazdı.

Vekî hazretlerinin: Malın helalinin hesabı, haramının azabı vardır.” Sözü bir darbi mesel olarak günümüze kadar geldi. 197 (M. 812) yılında vefat ettiği rivayet edilir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/216-217.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 3 Comments »

Çalışma Ve Kazancın Faydaları

Posted by Site - Yönetici Mart 16, 2012

miswakseller

Çalışma Ve Kazancın Faydaları

Meşru yoldan çalışıp helali istemek peygamberlerin yoludur. Kazanan faydaları çoktur.
1-Kazancın faydalarından biri, sermâyeyi artırır, ticâret için çalışır. Ziraat, ağaç dikmek için çalışır. Ağaç dikmede sadaka sevabı vardır. Kuş ve başkası o ağaçtan faydalandıkça eken kişiye sadaka sevabı vardır.
2-Kazancın faydalarından biri de, çalışan kişi, çalışmakla meşgul oldukça, tembellikten, boş ve faydasız şeylerle uğraşmaktan kendisini korumuş olur.
3-Kazanç ve çalışmada nefsi kırmak vardır. Çalışan bir kimse, şehevî isteklerine engel olacak ve böylece azıp sapması da azalacaktır.
4-Kazancin faydalarından biri de, çalışmak olup, fakirlikten emin olmaya bir vasıtadır. Çalışan kişi, dünyâ ve âhirette insanların yüzünü karartan, insanların yüz karası olan fakirlik ve yoksulluktan emin olacaktır.
5-Çalışan kişi meleklerin ve salihlerin duasına mazhar olur. Çalışan bir kişi, ailesini geçindirmek için çalışma işinde hareket ettiği zaman “Hafaza” melekleri kendisine:

Allah, çalışmanı ve hareketlerini sana mübarek kılsın. Ailen için kazandığın nafakayı Allah, sana Cennette zahire kılsın!” diye dua ederler. Göklerin ve yerin bütün melekleri de bu güzel duaya “Âmin” derler.
En faziletli çalışma ve kazanç cihadtır.
Sonra ticârettir.
Sonra çiftçiliktir.
Sonra san’attır

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/242.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Şeytanın Yaratılış Gayesi Ve İşi

Posted by Site - Yönetici Mart 15, 2012

seytan-neden-secdeden-kacindisatan-1-copy

Şeytanın Yaratılış Gayesi Ve İşi

Allahü Teâlâ hazretleri, şeytanı pis ile temizi, iyi ile   kötüyü birbirinden ayırt etmek için yarattı.
Allahü Teâlâ hazretleri, peygamberleri, kendilerine saidler tabi olsunlar ve iyi insanlar onları örnek alsınlar diye yarattı. Şeytanı da kendisine şakiler tabi olsunlar, kötü insanlar onun yolunda yürüsünler diye yarattı. Böylece iki kesimin arasındaki fark ortaya çıkmış olur.

Şeytan ateşe dellâldir, dünyâ çığırtkanlığı yapar  ve   ateşe   çağırır.   Onun   işi,   Cehennem   simsarlığıdır, insanların arasına ayrılık koymaktır. Şeytanın sermâyesi dünyâdır. Şeytan dünyâyı kâfirlere arzettiğinde kendisine: -“Bunun ücret ve karşılığı nedir?” denilir. Şeytan: -“Dünyaya sahib olmanın karşılığı, dini terketmektir,” der. Kâfirler, dinin karşılığında dünyâyı satın alırlar.

Zâhidler, dünyâyı terkederler. Şeytanın kendilerine arzettiği dünyâdan yüz çevirirler.
Ona rağbet edenler ise, kalblerinde ne dinin ve ne de dünyânın terkini görmezler. Yâni dini de terketmezler, dünyâyı da bırakmazlar. Onlar, şeytana:
-“Dünyadan bize bir tadımlık ver de bakalım dünyânın tadı nasıl bir şeymiş?” derler. Şeytan, onlara: -“Bana rehin verin” der.
Onlar da bir tadımlık dünyânın karşılığında, işitmelerini ve görmelerini verirler. Bundan dolayı, dünyâ erbabı, dünyalığın haberlerini işitmeyi ve dünyânın ziynetlerini, süslerini müşahede edip görmeyi çok severler. Çünkü hakikatte onların işitme ve görmeleri, şeytanın yanında rehindir. Şeytan onlardan rehin aldıktan sonra dünyalıktan bir tadımlık verdi.

Bundan dolayı dünyâ ehli, zahidlerin dünyânın ayıbı hakkındaki konuşmalarını işitmezler, duymazlıktan gelirler. Onlar, dünyâyı asla çirkin görmezler, belki dünyalık, gözlerine hep güzel görünür. Dünyanın süs ve metâıni hep hoş görürler. Zîrâ: Bir şeyin sevgisi kör ve sağır eder,” denildi.

Arif kişiye gereken, zahid olması ve dünyâdan kaçması, dünyâya rağbet etmemesidir. Dünyalıktan ancak ve ancak helâl ve temiz olanı kabul etmelidir.

Hasan Basrî (r.h.) buyurdular: Helâl temizdir. Helal için kıyamet gününde suâl yoktur. O da, elbette elde edilmesi gerekendir. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Allahü Teâlâ hazretlerinin, Âdem oğluna hibe ettiği her şeyde sevap vardır. Adem oğlu avret yerini örtmek için bir elbise alıp giymesinde, açlığını gideren bir ekmek alıp yemesinde ve kuş yuvası kadar da olsa bir ev alıp girmesinde sevap vardır.” Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine sordular:
-“Yâ Râsûlellah! Tuz nasıldır?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Tuz kendisinden hesap sorulan nimetlerdendir,” buyurdular.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/240-241.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şeytan | Leave a Comment »

Efendimiz (S.A.V.) Hazretlerinin Öğrettiği Faydalı Dua

Posted by Site - Yönetici Mart 14, 2012

Efendimiz (S.A.V.) Hazretlerinin Öğrettiği Faydalı Dua

Efendimiz (S.A.V.) Hazretlerinin Öğrettiği Faydalı Dua

İmrân bin Husayn’den rivayet olundu.
“İmrân bin Husayn’den rivayet olundu. Dedi ki: Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, babam Husayn’a sordu:
-“Bu gün kaç ilâh’a tapıyorsun?” Babam:
-“Yedi ilâh’a tapıyorum. Bunların altısı yeryüzünde biri göktedir,” dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri;
-“Bunların hangisine rızâsına uyarak ve gazabından korkarak ibâdet edersin?” diye sordular. Babam:
-“Gökte olana...” Efendimiz (s.a.v.):
(Bundan sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri onun mekandan münezzeh olan Allahü Teala inanana en yakın inanç olarak gökteki ilah sözünü yakın buldu ve : “Öyleyse senin inancına göre gökte olan ilah sana kâfidir,” dedi. Ve sonra devamla:)
-“Ey Husaynî Eğer Müslüman olursan, sana faydası dokunacak iki kelime öğreteceğim” dedi. O da Müslüman oldu. Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: Ey Husaynî Şöyle dua et: ,
Allahümme elhimnî rüşdî ve eizni min şerri nefsî, Allahım! Bana rüşdümü ilham et! Ve beni nefsimin şerrinden koru!” buyurdular

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/223-224.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Sahte Şeyhler, Yol Kesen Eşkiyâdırlar

Posted by Site - Yönetici Mart 13, 2012

Sahte Şeyhler, Yol Kesen Eşkiyâdırlar

Sahte Şeyhler, Yol Kesen Eşkiyâdırlar

Dünya ehli olan âlim ve şeyhler, dünyâ muhabbeti çölünde yollarını şaşırdılar.  Kendilerinin ilim ehli olduğunu iddia ederler ama, asla ilim ehlinden değiller. Onlar, sâdece, mal kazanmak ve makamlara yükselmek için ilim edindiler. Onlar, kuttâ-i tarik olup hakkı talep edenlerin yollarını kestiler. Yâni. dünyâya muhabbet eden, mal ve makam için ilim elde edenler, yol kesen hırsızlar olup, hakkı arayan kişilerin yollarını kesen eşkiyâlardır. indirilen bâzı ilâhî kitaplarda Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:
Dünya sevgisiyle gerçekten sarhoş olmuş olan âlimler(in Cehennemde ki yerin)den (veya bağışlanmalarını) benden istemeyin. Çünkü onlar, kullarımın üzerindeKuttâ-i tarik“dirler.
Yâni, onlar yol kesen eşkiyâ olup, hakka gitmek isteyen kullarımın yollarını kesmektedirler.”
Kim ki, hak caddede olup, sırât-i müstakîm ve şeriat yolu üzerinde olur ve yanında da tarikatın makamlarına seyr-ü suluk etme ma’rifetine de varırsa, ona iktidâ etmek ve ona uymak caizdir. Çünkü bu kişi, hakîkat âlemine hidâyet bulanların ehlindendirler. Kişiyi de hakka götürür

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/247-248.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Rüzgârların Çeşitleri Ve İsimleri

Posted by Site - Yönetici Mart 12, 2012

Rüzgârların Çeşitleri Ve İsimleri

Rüzgârların Çeşitleri Ve İsimleri

Bekir bin Abbas buyurdular: Şu dört rüzgâr, bulutlar üzerinde çalışmadıkça buluttan bir damla yağmur çıkmaz.
Sabâ rüzgârı, bulutlan heyecanlandırıp harekete geçirir.
Cenûb (güney) rüzgârı, onu takdir eder, biçer.
Debûr rüzgârı (mağrib yeli, yâni batıdan esen rüzgâr), bulutlan aşılar.
Şimal (kuzey) rüzgârı, bulutlan birbirinden ayırır.
Rüzgârların aslı bu dördüdür.
Şimal rüzgârı, Şam (Kuzey) tarafından eser. Cenûb rüzgârı, onun mukabilinde yâni zıddı olan rüzgârdır.
Sabâ rüzgârı, doğudan eser.
Debûr rüzgârı, onun mukabilinde esen rüzgârdır, yâni batıdan eser.
Abdullah bin Amr bin As (r.a.) buyurdular: Rüzgârlar sekiz türlüdür. Bunların dördü rahmet, dördü de azabtır.
Rahmet olan rüzgârlar:
Nâşirât; bu tabii rüzgârdır.
Mübeşşirât; bu yağmuru müjdeleyen rüzgârdır.
Levâkıh; bu ağaçları aşılayan rüzgârdır.
Zâriyât; toprak ve başka şeyleri, kırıp ufalayan rüzgâr.
Azab olan rüzgârları:
Sarsar, Akîm; bu iki rüzgâr, karada olur.
Âsıf, Kâsıf; bu iki rüzgâr da denizde olur.
Akîm rüzgârı, ne bulutları ve ne de ağaçlan aşılamayan rüzgârdır.
Âsıf rüzgârı, çok şiddetli esip, çadırları yerlerinden söken fırtınadır

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/217-218.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: