Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Mart 2012

KUR’AN-I KERÎM’DE BULUNAN İŞARETLER

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2012

Kuran,quran,coran,Yedi Kıraat Hakkında Fetva,Yedi Kıraat Âlimi,Yedi Kıraat,Kur`ân-ı kerim Yedi Harf Üzerine İndirildi

KUR’AN-I KERÎM’DE BULUNAN İŞARETLER

1. Bu gördüğünüz şekil, sûre başlarında bulunur. İçinde sûrenin adı, âyet sayısı ve nerede nâzil olduğu yazılır.

2. Hizib gülleri. Bu şekil, cüz başlarını, secdeleri ve hizipleri belirtmek için kullanılır.

20 sayfaya bir cüz denir. Her 20 sayfada bulunur ve içinde yazar.

Her cüz 4 hizbe ayrılır. Her cüzün ¼’ünde bu şekil içerisinde yazılmış olarak görürüz.

Bir de Kur’an-ı Kerîm’de 14 yerde secde âyeti vardır. Bu ayetleri belirtmek için yine aynı şekil o ayet hizâsına konur ve içinde yazar.

3. Med-Kasr işaretleri
Med işareti hangi harfin altında bulunuyorsa o harf uzatılır.

Kasr işareti hangi harfin altında bulunuyorsa, o harf kısa okunur.

4. Vasl işareti

Vasl hemzeleri üzerine konur. Bu hemzeler okunmaz.

5. Katı’ işareti

Vasl edilmemesi, yani muhakkak okunması gereken hemzelerin altına konur.

6. Vasıl nûnu

Sonu tenvinli kelimelerden bir sonraki kelimeye geçişi sağlar.

7.  Harfi

Kur’an-ı Kerîm’de harfiyle yazıldığı halde gibi ince okunması gereken yerlerde kullanılır.

8. Secavendler
Ayetlerin nerelerinde durulması ya da geçilmesi gerektiğini belirten işaretlerdir.

Lâzım vakıf: Muhakkak durulması gerektiğini işaret eder.

Mutlak vakıf: Durulması gerekir.

Câiz vakıf: Hem durmak, hem de geçmek caizdir. Fakat durmak evlâdır.

Mücevvez vakıf: Durmak caiz olmakla beraber, geçmek evlâdır.

Murahhas vakıf: Zarûret halinde durulur.

Lâ vakfı: Durmamak gerektiğine işarettir.

Ayn vakfı: Rükû alâmetidir. Namazda Kur’an okunurken burada rükû yapmanın uygun olduğuna işaret eder.ve bir knunun bitip başka bir konuya geçildiğini gösterir.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

Necaset Ve Şarap İle Tedâvî

Posted by Site - Yönetici Mart 30, 2012

Necaset Ve Şarap İle Tedâvî,Arabic_medicine650x249

Necaset Ve Şarap İle Tedâvî

Eşbâh ve’n-nazâir“de zikredildi, iki kavilden (iki fetvadan) birisine göre, necaset ve hamr (şarap ve alkollü şeylerle) tedâvî olmaya ruhsat vardır. Ama “Kâdî Han  necaset ve hamr (şarap, içki, alkollü ve uyuşturucu şeylerle) tedâvî olmanın caiz olmadığı görüşünü ihtiyar edip seçti ve bu şekilde fetva verdi.
Lokma boğazda düğümlenip kalırsa, onu yutmak için boğazı (necaset, şarap ve benzeri şeylerle) ıslatmakta ittifak vardır.
Doktorun   avret   yerine   bakması   ve   memelere   bakması mubahtır.

Kaynak:İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/261-262.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Tehlikeli Sözler

Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2012

Müslümanlar Nasıl Hıristiyan Yapılır

Tehlikeli Sözler 

Allah (CC) HiTABEN;


1-Allah (c.c) bizi de gör artık
2-Burası Allah ın unuttuğu yer
3-Allah yazdı ise bozsun
4-Allah gelse seni elimden alamaz
5-Allah bizi unuttu

KADERE SARFEDiLEN SöZLER;


1-Kader utansın
2-Böyle kadere lanet olsun
3-Kaderi kötüymüş
4-Kader oyunu
5-Kadersizim
6-Kaderin kucağında oyuncak olduk
7-Kahbe kader

iNSANLARIN BiRBiRLERiNE SARFETTiği SöZLER;


1-Seninle cennete bile girmem
2-Cehenneme kadar yolun var
3-Yüzünü gören cennetlik
4-Allah belanı versin
5-Bir iş yaparken ben bunun Allah ını yaparım
6-Allah ın belası,cezası
7-Yalansız işmi var,yalandan kim ölmüş,bizde yalan çok
8-Fala inanma falsızda kalma…

İmanı tehlikeye atan diğer sözler:


1. “Seni Allah’tan çok seviyorum.” demek.
2. Bir adamı sevmediği zaman, “Cehennem’e girmeye imza verdim.” demek.
3. “Allah bize zulmediyor.”, “Ben Allah mALLAH tanımam.”, “Şu işe Allah’ın bile gücü yetmez.” gibi sözleri söylemek.
4. Hasta olan birisine, “Seni Allah unuttu.” demek.
5. Karısı veya başka birisi için, “Onun hakkından Allah bile gelemez, ben nasıl geleyim” demek.
6. “Allah bana merhamet etme hususunda cimrilik etti.” demek.
7. Herhangi bir şey için, “Allah’ın hiç işi kalmamış da bunu mu yapıyor veya yaratıyor?” demek.
8. Peygamberimiz’in sünnetlerinden veya hadislerinden birisini alaya alır bir tarzda “Çok dinledik bunları” demek.
9. Herhangi bir işi yapan kimseye yapmaması söylendiği zaman, “Peygamber gelse de ‘Yapma!’ dese veya gökten ‘Yapma!’ diye ses duysam yine yaparım” demesi.
10. Kendisine, “Dünya için ahiretini terk etme!” denilen kimsenin cevap olarak, “Ben veresiye için peşin olanı bırakmam.” demesi.
11. Fakir bir kişinin, “Allah falan kuluna şu kadar zenginlik veriyor; bana ise az veriyor. Böyle adalet olur mu?” demesi.
12. “Namaz ve helal olan şeyler, bana iyilik getirmiyor” veya “Ne için namaz kılacağım; malım yok, mülküm yok. Çoluğum yok, çocuğum yok” yahut “Namazı rafa bıraktım” demek.
13. “Sensiz Cennet’i de istemem, orası da benim için zindandır.” demek

İşimiz Allah’a kaldı :

Her işin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Eskiden işimiz başkalarının elinde idi de şimdi mi Allah’a kaldı?

Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “Ol” der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)

Allah’ın dilemesine bağlamadıkça (inşaAllah demedikçe) hiçbir şey için ‘Bunu yarın yapacağım’ deme…

Kehf suresi,23-24.ayetler

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

Cennetliklerin Cennete En Son Girecek Olanı:

Posted by Site - Yönetici Mart 28, 2012

Muhannes Nedir - Muhannes Kime Denir

Cennetliklerin Cennete En Son Girecek Olanı:

Buharı… Ata b. Yezid el-Le^sî’den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.)’e şöyle bir soru soruldu:

Kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?

— Siz bulutsuz bir günde güneşi görürken itişip kakışır mısınız?

Hayır ey Allah’ın Rasulü!

— Bulutsuz ve dolunaylı bir gecede ayı görürken itişip kakışır mısınız?

— Hayır ey Allah’ın Rasûlü!

İşte kıyamet gününde Rabbinizi böyle göreceksiniz. O günde insan­ları toplar ve onlara şöyle der:

Kim benden başka bir şeye tapıyorduysa bu gün ona tabi olsun. Kim güneşe tapıyorduysa bu gün güneşe tabi olsun. Kim aya tapıyorduysa bu gün aya tab olsun. Kim tağutlara tapıyorduysa bugün onlara tabi olsun!..”

Orada münafıklarıyla birlikte bu ümmet kalır. Cenab-ı Allah, tanımadık­ları bir surette yanlarına gelip,Ben sizin Rabbinizimder. Onlarda: “Sen­den Allah’a sığınırız. Biz burada, yerimizde, Rabbimizin yanımıza gelişini bekleyeceğiz. Gelince de O’nu tanıyacağız.” derler. Cenab-ı Allah, tanıdık­ları bir surette yanlarına gelip,Ben sizin Rabbinizim!” der. Onlar da:Sen bizim Rabbimizsindeyip ona tabi olurlar. Ve cehennem köprüsü kurulur. Köprünün üzerinden ilk geçen ben olurum. O gün peygamberlerAllahım, selâmet ver; selâmet ver.” diye duâ ederler. Köprüde deve dikenleri gibi kan­calar vardır. Deve dikenlerini görmüşsünüz değil mi?

— Görmüşüz ya Rasûlallah.

— İşte o kancalar, deve dikenleri gibidirler. Yalnız, büyüklüklerini an­cak Allah bilir. İnsanlar, amelleri nedeniyle kapılıp götürülürler. Kimi, ame­li nedeniyle helak olur. Kimi yardımsız bırakılır, sonra kurtulur. Nihayet Ce­nab-ı Allah kullan arasındaki ödeştirme işini tamamlayıp Allah’tan başka ilâh bulunmadığına şehadet edenlerden cehennemden çıkarılmasını dilediği kimseleri çıkarmak ister. Bu hususta meleklere gerekli emri verir. (O günah­kârlar) cehennemde mahpusturlar. Üzerlerine hayat suyu denen bir su dökü­lür. Tohumun sel yatağında bitip yeşermesi gibi bitip yeşerirler. Bir adam, yüzü cehenneme yönelik olarak durur, veYa Rab! Yüzümü ateş tarafından çevir. Kokusu beni rahatsız etti. Sıcaklığı da beni yaktı.Allah’a sürekli yal­varıp yakarır. Allah da ona şöyle der:Umarım ki bu istediğini verirsem, benden başka bir şey istemezsin. Öyle değil mi?O da: “Onur ve üstünlüğün yemin ederim ki; senden başka bir şey istemeyeceğimder. Cenab-ı Allah Onun yüzünü ateşten çevirir. Sonra o der ki:Ya Rab! Beni cennetin kapısı­na yaklaştır.Cenab-ı Allah ona:Benden başka bir istekte bulunmayacağı­nı söylememiş miydin? diye sorar. O da:Onur ve üstünlüğüne yemin ede­rim ki; artık bundan başka bir istekte bulunmayacağımder ve artık başka bir istekte bulunmayacağına dâir söz ve güvenceler verir. Cenab-ı Allah da onu cennetin kapısına yaklaştırır. Adam cennetin içindeki şeyleri görünce Al­lah’ın dilediği bir süre susar, sonra:Ey Rabbim! Beni cennete koyder. Yü­ce Rab ona:Artık başka bir stekte bulunmayacağını bana söylememiş miydn? Yazıklarlar olsun sana ey âdemoğlu! Sen ne kadar da dönekmiş-sin?! diye sorar. O da:Ya Rab! Beni yaratıklarının en bahtsızı kılmader ve yakarışını sürdürür, nihayet Cenab-ı Allah güler. Gülünce de onun cenne­te girmesine izin verir. Cennete girdiğinde kendisineDile ne dilersende­nilir- O da bazı dileklerde bulunur. Sonra yine kendisine:Dile ne dilersen” denilir. O da bazı dileklerde bulunur. Artık dileyeceği bir şey kalmaz. Ken­disine: “Düedikerin, bir misli fazlasıyla sana verildidenir.”

Ebû Hüreyre dedi ki: “Bu hadiste anlatılan adam, cennete en son gire­cek kişidir.”

Bu hadisi rivayet ettiğinde Ebû Saîd el-Hudrî de Ebû Hüreyre’nin yanın­da oturmaktaydı. Onun söylediklerini değiştirmiyordu. Ne zaman ki Ebû Hü­reyre “Dilediklerin bir misli fazlasıyla sana verildi” denir. Sözünü nakl etti; işte o zaman Ebû Saîd (r.a.) dedi ki: Ben Rasûlullah (s.a.v.)’in bunu şöyle ifa­de ettiğini işittim: “Dilediklerin, on misli fazlasıyla sana verildi” denir. Ebû Hüreyre, “Onunla birlikte bir o kadarı da verilir” dedi. İbn Mes’ud ve diğer bazı sahabiler de bu hususta Ebû Saîd’in söylediklerine katılmışlardır. İnşa-allah bu husus ileride d$ açıklanacaktır. [499]

Buharı.., Atâ b. Yesar’dan rivayet etti ki; Ebû Saîd el-Hudrî şöyle de­miştir: Biz, Hz. Peygambere şöyle bir soru sorduk:

— Ey Allah’ın Rasûlü! Rabbimizi görecek miyiz?

— Bulutsuz bir günde güneşi görme hususunda birbirinizle itişip kakış­manız olur mu?

-— Hayır.

—  Aynı şekilde (kıyamet gününde) Rabbinizi görürken de birbirinizle itişip kakışmanız olmayacaktır.

—  Sonra bir çağına şöyle seslenir: “Her kavim, tapageldiğinin yanına gitsin!” Ehl-i salip, salipleri (haçları) ile; putperestler, putlarıyla; başka tan­rılara tapanlar, tanrılarıyla giderler. Geride iyisiyle kötüsüyle kitab ehli, Al­lah’a tapan kimseler kalır. Sonra cehennem getirilip tıpkı bir serap gibidir. Yahudilere sorulur:

Neye tapardınız?

— Allah’ın oğlu Üzeyir’e tapardık.

Yalan söylüyorsunuz. Allah’ın hiç eşi ve çocuğu olmadı. Şimdi ne is­tiyorsunuz?

— Bize su içirmenizi istiyoruz.

— İçin bakalım!

Cehenneme yuvarlanıp düşerler. Sonra hristiyanlara sorulur:

— Neye tapardınız?

— Meryemoğlu Mesih’e tapardık.

— Yalan söylüyorsunuz. Allah’ın hiç eşi ve çocuğu olmadı. Şimdi ne is­tiyorsunuz?

— Bize su içirmenizi istiyoruz.

— İçin bakalım!

Cehenneme yuvarlanıp düşerler. Geride iyisiyle kötüsüyle, sadece Al­lah’a kulluk etmiş olanlar kalır. Onlara: “Herkes gitti. Siz niye burada kaldırıız?” diye sorulur. Onlar da şu cevabı verirler: “Dünyada onlardan ayrıldık. O zaman kendilerine bu günkünden daha fazla muhtaç olduğunuz halde ken­dilerinden ayrılmıştık. Biz, bir çağrıcının ‘Herkes tapageldiğinin yanına git­sin’ dediğini işittik. Biz Aziz ve Celil olan Rabbimizin yanımıza gelmesini bekliyoruz. Her istediğini yaptıracak güce sahib olan yüce Allah, onların ta­nımadıkları bir surette yanlarına gelip “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Senden Allah’a sığınırız. Rabbimiz yanımıza gelinceye dek buradan ayrıl­mayacağız. Rabbimiz gelince de O’nu tanırız” derler. Nihayet yüce Allah, öncekinden değişik ve kendilerinin tanıdıkları bir surette yanlarına gelip “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Senden Allah’a sığınırız. Rabbimiz yanımıza gelinceye dek buradan ayrılmayacağız. Rabbimiz gelince de O’nu tanırız” derler. Nihayet yüce Allah, öncekinden değişik ve kendilerinin tanı­dıkları bir surette yanlarına gelip “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Evet, sen Rabbimizsin” derler. Allah ile ancak melekler konuşurlar. Mümin kullara: “Sizinle Rabbiniz arasında bildiğiniz bir alâmet var mıdır?” diye so­rulur. Onlar derler ki: “O alâmet baldırdır. O günde Allah, baldırını açar (on­lara tecelli eder).” Nitekim yüce Allah da şöyle buyurmuştur: “O gün işin dehşetinden baldır açılır” (Kalem, 43) Her mümin kişi o zaman Allah’a secde eder. Dünyadayken gösteriş ve ün yapmak amacıyla secde etmiş olanlar -secde etmesinler diye- o günde sırtları kas katı kesilir; secde edemezler. Sonra sırat köprüsü getirilip cehennemin üzerine kurulur.” Bazıları köprüden bir anda geçer. Bazıları rahvan atlar gibi geçer. Kimi yara bere almadan ge­çer, kimi yaralanıp berelenrk geçer. Kimi de cehennemin ateşine düşer. Ni­hayet bir başkası sürünerek köprüden geçer. Siz hakkı taleb etmede benden daha güçlü olamazsınız. O gün kimin mümin olduğu size apaçık görünür. Müminler kurtulduklarını görünce kardeşlerine şefaat etmek için Rablerine şöyle derler: “Rabbimiz! Bunlar kardeşlerimizdir. Dünyada bizimle beraber savaşır, bizimle beraber oruç tutar, bizimle berabr salih ameller işlerlerdi.” Yüce Allah da: “Gidin, kalbinde zerre ağırlığınca imân bulunan kimseleri ce­hennemden çıkarın” der. Allah, öylelerinin yüzlerini ateşe haram kılar. On­ların bir kısmı ayaklarına kadar, bir kısmı bacaklarının yarısına kadar ateşe batmıştır. O şefaatçi müminler, gidip cehennemdeki günahkâr müminlerden tanıdıklarım çıkarır sonra dönrler. Cenab-ı Allah onlara: “Gidin. Kalbinde yarım zerre ağırlığınca iman bulunan kimseleri de cehennemden çıkarın”der. Gder, tanıdıklarını cehennemden çıkarırlar.”

Hadisi rivayet eden Ebû Saîd dedi ki; Eğer bana inanmıyorsanız şu âye­ti okuyun: “Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz. Zerre kadar iyilik olsa onu kat kat arttırır.” (Nisa, 4/40)

Peygamberler, melekler ve müminler, günahkârlara şefaat ederler. Her istediğini yaptıracak güce sahib olan Aziz ve Celil Allah: “Benim şefaatim kaldı” der. Orada alıkonmuş olanlardan bir kısmını avuçlayıp alır, cennet gi­rişindeki hayat nehrine bırakır. Bunlar sel yatağının iki kıyısındaki ekin tane­leri gibi biterler. Ağaç ve kayaların yanındaki ekin tanelerini andırırcasına Yeşerirler. Bu bitkilerin güneşe bakan tarafları yeşil, gölgeye bakan tarafları İse beyaz olur. Oradan, yani hayat nehrinden inci taneleri gibi çıkarlar. Ce-nab-ı Allah onların boyunlarına mühürler takar ve o halde cennete girerler. Cennetlikler onları görünce, “Bunlar Rahmân’ın azatlılarıdır. Hiç bir iyilik yapmadıkları ve önceleri hiç bir hayırda bulunmadıkları halde Allah bunları cennete koydu” derler. Sonra onlara: “Gördükleriniz, bir misli fazlasıyla bir­likte SİZİn olsun” denir. [500]

Müslim… Ebû Zübeyr’den rivayet etti ki; Câbir b. Abdullah şöyle de­miştir:

“Kıyamet gününde biz şöyle ve şöyle bir yere (tepeye) geliriz. Ben de oradan insanlara üst bir noktadan bakarım. Ümmetler putlarıyla ve taptıkları şeylerle sırasıyla çağırılırlar. Ondan sonra Rabbimiz yanımıza gelir ve biz müminlere şöyle sorar:

— Kimi bekliyorsunuz?

— Rabbimizi bekliyoruz.

— Ben Rabbinizim!

—  Hele seni bir görelim.

Yüce Rab müminlere tecelli edip güler. Onları alıp götürür. Onlar da kendisine tabi olup giderler. Mümin olsun münafık olsun herkese, peşine düşüp izleyeceği bir nûr verilir. Cehennem köprüsünün üzerinde kanca ve şiş­ler vardır. Allah’ın dilediği kimseler o kanca ve şişlere takılırlar. Sonra mü­nafıkların nuru söner ve müminler kurtulur. Kurtulan ilk zümrenin yüzleri, dolunaylı gecedeki ay gibi parlaktır. Bunlar yetmiş bin kişi olup hesaba çevilmeksizin cennete gireceklerdir. Bunların ardısıra gelenlerin yüzleri, gökteki en parlak yıldız gibi parıldar. Bunlarda aynı şekilde cennete girerler. Bundan sonra şefaat faslı başlar. Şefaat erbabı kimseler (günahkârlar için) şe­faat ederler. Öyle ki, kalbinde bir arpa tanesi ağırlığınca hayır bulunan ve lâ-ilâhe illallah diyen herkes cehennemden çıkarılıp cennetin avlusuna konulur­lar. Cennetlikler bunların üzerine su serperler de tıpkı sel yatağındaki ekin ta­neleri gibi yeşerirler. Bu durumdaki insan cennete girdikten sonra korkusu gider. Artık dünya on katıyla kendisine verilinceye dek istekte bulunur.” [501]

“Müslim… Huzeyfe’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cenab-ı Allah insanları (kıyamet gününde) toplar. Müminler kalkıp du­rurlar. Nihayet cennet onlara yaklaştırılır. Onlar da Âdem (a.s.)’e gidip: “Ey babamız Âdem! Bize cennetin kapılarım açtır” derler. O da; “Ben bunu ya­pabilecek durumda değilim. Sizi cennetten çıkarın sebep, babanız Âdem’in günahından başkası değildir. Siz Allah’ın dostu İbrahim’e gidin!” der. Yanı­na gittiklerinde İbrahim onlara şöyle der: “Ben bunu yapabilecek durumda değilim. Ben, Allah’ın gerilerden dostuyum. Siz Mûsâ (a.s.)’a gidin.” Yanı­na gittiklerinde Musa (a.s.) onlara: “Ben bunu yapabilecek durumda değilim. Siz Allah’ın ruhu ve kelimesi İsa’nın yanma gidin.” der. Yanına gittiklerinde İsâ (a.s.) da onlara: “Ben bunu yapabilecek durumda değilim” der ve on­lar, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yanma giderler. O da kalkıp şefaat izni ister. Kendisine izin verilir. Sonra emanet ve rahmet gönderilir. Bunlar, sıratın sa­ğında ve solunda dikilip dururlar. Kiminiz o köprüden yıldırım gibi süratle geçer.” Bu hadisi rivayet eden Huzeyfe: “Anam babam sana feda olsun. Yıl­dırım gibi geçmek nasıl olur?” diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.) ona şöyle ce­vap vermişti: “Yıldırıma bakmıyorlar mı? Göz açıp yumuncaya kadar nasıl çakıp geçiyor? Sonraki gurup rüzgar gibi, ondan sonraki gurupta yağmur gi­bi, ondan sanraki gurupta koşucu erkeklerin koşusu gibi hızla geçip gider. Amelleriyle orantılı bir hızla geçip giderler. Derken bir adam gelir köprüden yürüyerek değil de ancak sürünerek geçer. Köprünün iki tarafında asılı kan­calar vardır. Bunlar, yakalamakla emrolundukları kimseleri, oradan geçer­ken, (vücutlarına takılarak) yakalarlar. Kimi yara bere alarak oradan kurtu­lup geçer. Kimi de ateşe düşer. Ebû Hüreyre’nin câm kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; cehennemin derinliği yetmiş güz mevsimi kadardır!” İbn Ebi’d-Dünyâ… Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cenab-ı Allah ümmetleri aynı platformda toplar. Onları dağıtmak iste­diğinde, her kavmin tapa geldiği tanrıyı karşılarına diker. Onu görünce peşi­ne takılır, onu ardısıra giderler. Nihayet o da onları cehenneme koyar. Sonra biz (müminler) yüksek bir yerdeyken Rabbimiz yanımıza gelir ve şöyle der:

—- Ne bekliyorsunuz?

— Rabbimizi bekliyoruz.

— O’nu görürseniz tanır mısınız?

— Evet.

— O’nu daha önce görmediğiniz halde nasıl tanıyacaksınız? -— Çünkü O’nun dengi yoktur.

—  (Yüce Allah gülmeye başlar) Müjdeler olsun size ey müslümanlar topluluğu! Çünkü sizden her birinizin yerine cehenneme bir yahudi veya hristiyan koydum, (siz kurtuldunuz).”

Müslim… Ebû Musa el-Eş’arî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v) şöy­le buyurmuştur:

“Müslüman adam ölmeden önce Cenab-ı Allah mutlaka onun yerine ce­henneme bir yahudi ve hristiyan koyar.” [502]

Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR

Dipnot: Yazının devamını oku »

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

Seğirme Olursa Neye İşarettir ? – Marifetnameden..

Posted by Site - Yönetici Mart 27, 2012

segirme-olursa-neye-isarettir-marifetnameden

Seğirme Olursa Neye İşarettir ? – Marifetnameden..

* Başın üst kısmının seğirmesi : İyi bir makam ve mevkiden haber verir.

* Başın ön tarafının seğirmesi : İyi bir devlet bulmaya işarettir.

* Başın yan tarafının seğirmesi : Sağı ve solu hayırlı eyler.

* Alnın seğirmesi : Sağda ise eğlence – Solda ise habere işarettir.

* Kaşın seğirmesinden : Sağ ve sol her yer dostlukla dolar.

* Kaşın ortası seğirirse : Sağı zevk – solu kederdir.

* Dil seğirirse : sağı hüzün – solu coşkunluktur.

* Gözün dışı seğirirse : Sağda kötüleme – Solda ziynettir.

* Gözbebeğinin seğirmesi : sağ gözde olursa sıkıntı – solda sevinçtir.

* Göz kuyruğunun seğirmesinde : sağ göz için sevinç – solda maldır.

* Gözün altı seğirirse : Sağdaki iyiliğe – soldaki mevkiye alamettir.

* Yanağın seğirmesi : sağda olursa hayır – solda olursa mala işarettir.

* Burundaki seğirme : sağ tarafta kahır – sol taraftaki mevkiye alamettir.

* Dudağın üst kısmındaki seğirme : Sağda olursa rızık – solda şenliktir.

* Dudağın uç kısmının seğirmesi : Sağda zarar – solda esenliktir.

* Dudak altının seğirmesi : Sağda ve solda daima güzellik alametidir.

* Seğiren çene: sağda eğlence – solda güzellik işaretidir.

* Kulağın seğirmesi : Sağda ve solda güzel habere işarettir.

* Boğazın seğirmesi : sağda mala – solda üzüntüye işarettir.

* Arka omuzların seğirmesi : Sağda üzün – solda keder alametidir.

* Kol pazularının seğirmesi : Sağda olursa rızık – solda olursa mala çıkar.

* Bilek seğirirse : Sağda ve solda iyi habere işarettir.

* Kolların seğirmesi : Sağda kötüleme – solda ayıptır.

* Elin bilekleri seğirirse : Sağda mala – solda meşakkate delildir.

* Elin sırtı seğirirse : Sağdaki üzüntüye soldaki şerefe alamettir.

* Avucun seğirmesi: Her ikisinde de rızık ve mala işarettir.

* Başparmak seğirmesi: sağda yük – solda üzüntüdür.

* Şahadet parmağı titreyip seğirirse : Sağ ve solda yeni sebeplere çıkar.

* Ortak parmak seğirirse : Sağda olursa üzüntü – solda olursa neşedir.

* Serçe parmak seğirirse : Sağda makam – solda gam işaretidir.

* Yüzük parmağının seğirmesi : Sağda mal – solda hayır.

* Göğüs seğirmesi : Sağda hüzün – solda sevinç olur.

* Meme seğirmesi : Sağda makam – solda sevinç işarettir.

* Karnın seğirmesi : Sağda kavuşma – solda neşedir.

* Göbek seğirmesi : Sağda üzüntü – solda esenliktir.

* Böğür seğirmesi : Sağda mevki – solda rızık alametidir.

* Oyluğun seğirmesi : Sağda güzellik – solda oğul işarettir.

* Kasık seğirmesi : Sağda olursa cima – solda yolculuktur.

* Husyelerin seğirmesi : Sağda çocuk doğumuna – solda kedere işarettir.

* Makatın seğirmesi : Sağda mal – solda yola işarettir.

* Baldır seğirmesi : Sağda olursa eğlence – solda yolculuk işaretidir.

* Diz seğirmesi : Sağda üzüntü – solda sevinç alametidir.

* Diz altı seğirmesi : Sağda yola – solda kedere çıkar.

* Bacak seğirmesinden : Sağda mal – solda mevki görünür.

* Sırtın ortasının seğirmesi : Sağda yol – solda erzak işaretidir.

* Karın arkasının seğirmesi : Sağda mal – solda ayrılık alametidir.

* Topuğun seğirmesi : Sağda mal – solda yolculuk alametidir.

* Ayak arkasının seğirmesi : sağda hüzün – solda esenliğe çıkar.

* Elin kemiği seğirmesi : Sağda yolculuk – solda mal demektir.

* Avuç seğirirse : Sağda yola – solda şeref kazanmaya delildir.

* Başparmak seğirmesi : Sağda mal – solda murada çıkar.

* İkinci parmak seğirmesi : Sağda ve solda iyi habere işarettir.

* Ortak parmaklar seğirirse : Sağda ve solda çekişmeye sebep olur.

* Yüzük parmağı seğirirse : Sağda çekişme – solda sevinç vardır.

* Küçük parmak seğirirse : Sağda ve solda rızık ve mal demektir.

Eğer bir yerin seğirirse bak ve bu söylediklerimizi hatırla ve şüpheye düşmeden inan. Bir damar yerinden oynuyorsa onu hareket ettiren mutlaka Allah’U Tealadır. Damarın sana vermek istediği işareti anla ve arkasından gelecek olanı bekle.

Erzurumlu
İbrahim HAKKI Hazretleri
(Kuddise sirruh)

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 13 Comments »

2. Abdülhamid Han’dan İstimdat

Posted by Site - Yönetici Mart 26, 2012

2-abdulhamit-han

2.    Abdülhamid Han’dan İstimdat

Neredesin ey şevketli Sultanım Abdulhamid Han?..
Feryadım varır mı bariğahına
Ölüm uykusundan bir lahza uyan
Şu nankör milletin bak günahına

Tarihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek ey koca Sultan
Biz idik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasi Padişahına

Divane sen değil meğer bizmişiz
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz
Sade deli değil biz edepsizmişiz
Tükürdük atalar kıblegahına

Sonra cinsi bozuk ahlakı fena
Bir sürü türedi girdi meydana
Nereden çıktı bunca veled-i zina
Yuh olsun hem onların ervahına

Bunlar halkı didik didik dittiler
Katliama kadar sürüp gittiler
Saçak öpmeyenler secde ettiler
Tükürün onların pis külâhına

Sen hafiyelere güvendin ancak
Bunlar her tarafa kurdu salıncak
Eli yüzü kanlı bir sürü alçak
Kement attı dehrin mehrul mahine

Milliyet davası fıska büründü
Ridai diyanet yerde süründü
Türkün ruhu zorla asi göründü
Hem peygamberine hem Allah’ına

O itler nedense bana saldırmazdı
Belâlı idi başım kimse almadı
Seyirden başka işte kalmadı
Gurbet ellerin bu seyyahına

Çok kimseye şimdi vatan mezardır
Herkesin beladan nasibi vardır
Selametle eren pek bahtiyardır
Bu yeni yeldanın şen sabahına

Haddi yok açlıkla derde girenin
Sehpayı kazaya boyun verenin
Lanetle anılan cebabirenin
Bu rahmet okuttu en küstahına

Bugün varsa yoksa mim kemal
Şöhretine oldular fuzulî dellal…
Alem-i manadan bakta ibret al !
Uğursuz talihin şu kemrahına

Tahriklere yeltenip tacı tahtına
Sınadı bu millet karabahtını
Denedi sillenin mermi-sethini
Rahmeyle sultanım dilsiz ahına

Rıza TEVFİK

Rıza Tevfik bu şiiri ölüm döşeğinde yatalak hasta iken yazmıştır..Çok ilginçtir ki kendisi Sultan Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesine sebep olan ittihat ve terakki partisinin eliyle 31 Mart va’asını planlayan iki kişiden biriydi.. Daha sonra gerçekleri görmüş ve Abdülhamid Han’dan özür dilemek bâbında bu şiiri yazmıştır..Bu şiir sebebiyle yargılanmıştır ve ilginç olan nokta şu ki kendisi mahkemeye gidemeyecek derecede hasta oldugundan hakimler ve yargıçlar ve avukatlar hep onun ayağına gidip yatakta yargılamıştırlar “Türklüğe Hakaret” suçundan..

Necip Fazıl KISAKÜREK ise bu şiiri yayınlaması nedeniyle hapse girmiştir ve yayınladığı dergi olan Büyük Doğu dergisi kapanmıştır..

Böylelikle yasakçı zihniyetin ilk örnekleri verilmiş, belkide ilk tohumları atılmıştır…

.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen, Şiir | Etiketler: | 1 Comment »

Kâdî Şureyh (r.h.) Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Mart 25, 2012

islam-alimleriimami-azamkadikadi-sureysi-kimdirkurankuran-kursumezhep

Kâdî Şureyh (r.h.) Kimdir ?

  Kâdî Şureyh (r.h.) hazretleri tabiinin büyüklerindendir. Sahabe-i kirâm’dan olduğu hakkında rivayet vardır.

Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Kadı Şureyh, Hazreti Ömer (r.a.), Hazreti Ali (k.v.) ve Ibni Mes’ûd (r.a.) gibi büyük sahabelerden hadis-i şerifler rivayet etti.

Kırk yaşında iken Hazreti Ömer (r.a.) tarafından Kûfe’ya kadı (hakim) tayin edildi. Aralıksız tam 60 (altmış) yıl kadılık yaptı.

Dünya kukuk tarihinde en uzun hakimlik yapan zattır. Çok âdildi.

Daha sonra Haccac onu yine kadı olarak tayin etmek istemiş ise de kabul etmediler.

Kadı Şüreyh hazretlerinin mev”izelere konu olan bir hayatı vardır. Hayatının değişik safhaları değişik vaaz ve mev’izelerde anlatılır. Evlenmesi, kadılığı, Hazreti Ali ile Kûfe’de gezip halkı denetlemesi, hatta Hazreti Ali ile bir yahudîyi yargılaması ve Hazreti Alinin aleyhinde hüküm vermesi ve hayatının diğer safhaları..

. Takva. zühd. ıhlas . adalet adamıydı. Kadı Şureyh (r.h.) hazretleri, H.79 (M. 698) yılında vefat ettıgı rivayet edilir. Vefat ettiğinde yaşının yüz yirminin üzerinde olduğu söylenir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/216-217.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Babadan Kalma Şeyhlik

Posted by Site - Yönetici Mart 24, 2012

ibni sina goynem,hikaye

Babadan Kalma Şeyhlik

Babadan, âbâ-ü ecdâddan miras yoluyla şeyhlik iddia edenlere asla iktidâ etmemek ve onlara tabi olmamak gerekir. Çünkü babadan miras yoluyla şeyhlik iddia edenlerin, hakîkat âlemine götüren tarikatta, bir hidâyet ve nasipleri yoktur. Bunlar, yâni miras yoluyla şeyhlik makamına oturanlara iktidâ etmeye sâlih değillerdir. Bunlara uymak ve onlara murid ve talebe olmak caiz değildir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/247.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Tek Başına Olsa Bile Yemek Yiyen Kimsenin Riayet Etmekle Mükellef Olduğu Hususlar

Posted by Site - Yönetici Mart 23, 2012

imam-gazalikimyayi-saadettek-basina-yemekyemek-nasil-yenirislama-gore-yemeksofra

Tek Başına Olsa Bile Yemek Yiyen Kimsenin Riayet Etmekle Mükellef Olduğu Hususlar

Bunlar üç kısma ayrılır:

a. Yemek öncesi âdâb
b. Yemek esnasındaki âdâb
c. Yemek sonrası âdâb

I. Yemek Öncesi Âdâb

Bu edepler yedi tanedir:
1. Aslında helâl olmakla beraber, kazanç şekli de tamamen sünnete ve takvaya uygun, şüphelerden uzak ve temiz olmalıdır.
Helâl ve Haram bölümünde mutlak temizin mânâsının beyan edileceği gibi, dinde müdahene yapmak suretiyle veya nefse uymak ya da ilâhi nizama göre mekruh olan bir sebeple kazanılmış olmamalıdır.
Allah Teâlâ, helâl demek olan tayyib’in yenmesini emretmiştir. Helâlin bereketini, haramın da kötülüğünü belirtmek için öldürmeyi yasaklamazdan önce bâtıl yolla elde edilen haramın yenmesini yasaklamış ve şöyle demiştir:
Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda bâtıl sebeplerle yemeyin. Ancak birbirinizden hoşnud olarak ticaret yoluyla olursa başka. Herhangi bir sebeple nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah çok merhametlidir.
(Nisâ/29)
Bu bakımdan yiyecekte asıl olan, temiz (helâl) olmasıdır. Böyle olması hem farzlardandır, hem de dinin esaslarındandır.

2. El yıkamaktır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Yemekten önce abdest almak (el yıkamak) fakirliği, yemekten sonra el yıkamak ise deliliği giderir,2
Başka bir rivayette ‘Gerek yemekten önce, gerekse sonra olsun, el yıkamak fakirliği giderir‘ denmiştir. Çünkü el, pislenmekten korunamaz. Bu bakımdan eli yıkamak nezahet ve nezafete daha yakındır. Bir de yemekten gaye; ibadet yönünden dine yardım etmektir. Bu bakımdan yemekten önce yapılan temizlik, namazdan önceki abdest gibi yerinde bir temizlik olur.

3. Yemeğin yere serilmiş sofranın üzerine konmasıdır. Zira böyle yapmak, masa üzerinde yemekten, Hz. Peygamber’in fiiline daha yakındır.
Hz. Peygamber (s.a) kendisine bir yemek getirildiği zaman yere koyarak yerdi.3
Böyle yapmak, sofrada yemekten tevazua daha yakındır. Fakat yemeği yere koyup yemek mümkün değilse, sofra üzerinde yiyebilir. Çünkü sofra kelimesi (anlamı bakımından) yolculuğu hatırlatır. Yolculuktan da âhiret yolculuğu hatıra gelir. Ondan da âhiret yolculuğunun takvâ yemeğine olan ihtiyacı insanın aklına gelmelidir.
Enes b. Mâlik (r.a) şöyle demiştir: ‘Rasûlullah (s.a), ne masa gibi yerden yüksek şeyler üzerinde, ne de Sükürrüce denilen kapta yemek yemezdi‘.4
Enes’e denildi ki:
O halde, siz neyin üzerinde yiyordunuz?
– Sofra üzerinde.
Dört şey vardır ki, bunlar Rasûlullah’tan (s.a) sonra ihdas edilmişlerdir: a) Yemek masaları, b) Unu elemek için elek, c) Eşnan denilen köpüklü madde ile yıkanmak, d) Doyasıya yemek.
Biz, her ne kadar ‘sofra üzerinde yemek evlâdır‘ demişsek de ‘Masa üzerinde yemek, tenzihi veya tahrimî bir mekruhtur‘ demek istemiyoruz ve diyemeyiz. Çünkü masa üzerinde yemenin hakkında herhangi bir yasak sabit olmuş değildir. ‘Masa üzerinde yemek Rasûlullah’tan sonra ihdâs edilmiştir‘ denilmiş ise de, bunun mânâsı yasak demek değildir. Zira Rasûlullah’tan sonra ihdâs edilen her şeyin kullanılması yasak değildir. Yasak olan bid’at, sâbit bir sünnete zıt düşen, şer’i bir işi gerektiren ve illeti olduğu halde kaldırılmasına vesile olan bid’attır. Hatta bazı hâllerde sebepler değişip bozulduğu zaman, ibtidâ, (yâni bid’atleri icat etmek) farz olur. Kaldı ki masada, yemeğin daha kolayca yenmesi için yerden yüksek tutulmasından başka bir mânâ da yoktur. Masada yemek yemenin benzerleri mekruh olmayan hâllerdir. Dört şeyin bid’at olduklarında ittifak vardır. Onların hepsi aynı derecede mahzurlu değiller. Belki (sabun) gibi temizlikte kullanılan eşnan, temizliği temin ettiği için güzeldir. Zira İslâm dininde gusletmek ve yıkanmak, temizlik maksadıyla yapıldığı takdirde müstehâbdır. Eşnan ise, temizliği daha da tamamlayıcıdır. Ashab-ı Kirâm (r.a), eşnanı, âdet olmadığı için kullanmamışlardır veya ellerine kullanacakları kadar eşnan geçmezdi veya mübâlâğalı bir şekilde temizlenmekten daha önemli meselelerle meşgul idiler. Onun için de fazla temizliğe yarayan eşnan gibi maddeleri kullanmaya vakit bulamazlardı. Zira ashab-ı kirâm yemekten sonra vakit bulup ellerini yıkayamazdı. Mendilleri ise ayaklarının altı idi. Ashab-ı kirâmın böyle yapmaları, yıkamanın müstehab olmasına mâni değildir.
Elek
Elek ve kalbura gelince, onlardan gaye; yemeği ve ekmeği daha güzelleştirmektir. Bu ise eğer ifrat derecesindeki nimetlenmeye sürüklenmezse mübah bir harekettir.
Masa
Yemek masasına gelince; masa sadece yemeği kolaylaştırmak için kullanılan bir âlettir. Bu da, eğer kibir ve büyüklük taslamaya sebep olmazsa mübâhtır.
Doymak
Doyasıya yemeye gelince, bu dört bid’atın en şiddetlisidir. Çünkü doyasıya yemek, şehvetin tahrik olmasını ve bedendeki ârızaların harekete geçmesini sağlar. Bu bakımdan bu bid’atların arasındaki farkı bilmelisin.

4. İlk oturuşunda sofrada güzelce oturmalı ve o güzel oturmayı yemeğin sonuna kadar devam ettirmelidir.
Hz. Peygamber ( s.a.v.) çoğu zaman dizleri üzerine çökerek, bazen ayaklarının sırtları üzerinde, bazen de sağ ayağını diker, sol ayağının üzerine otururdu ve şöyle derdi:Ben yaslanarak yemem. Çünkü ben kulum. Kölelerin yeyişi gibi yer ve kölenin oturuşu gibi de otururum‘.6
Yaslanarak su içmek de, mekruhtur. Çünkü mideye zararlıdır. Uzanarak, yaslanarak yemek mekruhtur. Ancak çerez olarak yenen şeyler bu hükmün dışındadır.
Hz. Ali uzanmış olduğu halde miğferinin üzerine konmuş bir peksimet yemişti. Yüzükoyun yatarken yediği de söylenmiştir. Çünkü Araplar bazen böyle yaparlardı.

5. Yedikleriyle güçlenmeye ve Allah’a ibadet etmeye niyet etmelidir ki, yemekle de Allah’a itâat etmiş olsun. Yemeği sadece lezzet alma ve zevklenme gayesiyle yememelidir.
İbrahim b. Şeyban şöyle demiştir: ‘Seksen seneden beri şehvetim ve arzum için birşey yemiş değilim!
Bu niyetiyle beraber, daima az yemeğe azimli olmalıdır. Zira kişi ibadet kuvvetini temin etmek için yediği zaman, ancak doyamayacak kadar yemek suretiyle niyetinin doğruluğunu isbat etmiş olur. Çünkü doyasıya yemek, değil ibadete güç ve kuvvet vermek, belki ibâdete mânidir. Bu bakımdan şehvetin kırılması böyle bir niyetin zaruri neticesi olduğu gibi, kanaatkârlığı oburluğa tercih etmek de bu niyetin gerekli neticesidir.
Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Hiçbir insan, karnından daha şerli bir kabı doldurmuş değildir. Ademoğluna, belinin düzeltilmesine yardımcı olabilecek kadar yemek yeter. Eğer bu kadarcıkla iktifa etmezse karnını üçe taksim etmelidir. Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefes almaya ayırmalıdır.7
Böyle niyet etmenin ayrılmaz ve zarurî gereklerinden birisi de, ancak acıktığı zaman yemeğe el uzatmaktır. Bu bakımdan acıkmak, yemekten önce varlığı gereken sebeplerden biridir. Kişinin doymadan önce sofradan elini kaldırması gerekir. Böyle yapan bir kimse doktor muayenesinden kurtulmuş olur. Kitabımızın gelecek bölümlerinde az yemenin faydaları belirtilecektir ve az yemenin tedricî bir surette nasıl yapılacağı da Mühlikât bölümünün ‘yemeğe karşı şehvetin kırılması’ bahsinde zikredilecektir.

6. Mevcut olan rızka ve hazır olan yemeğe razı olmasıdır. Fazla yemeye dalmak, fazlasını aramak ve katığı beklemek uygun bir hareket değildir. Ekmeğe yapılacak hürmet, ona katık aramamaktır. Zira ekmeğe hürmet etmek hadîsi şerifle emredilmiştir.8
Madem hadîs bunu emrediyor, o halde insanı ibâdet hususunda güçlü kılan ve hayatını idame ettiren her helâl şey insan için hayırlıdır ve onu hiçbir zaman hakir görmemelidir. Daima hürmet etmelidir. Hatta namaz vakti gelmişse dahi, yemeği namazdan ötürü bekletmek de uygun değildir. Şu şartla ki, namazın vakti daralmamışsa..
Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Yatsı namazı ile akşam yemeği aynı anda hazır olduğu zaman önce yemekten başlayınız.9
İbn Ömer (r.a), çoğu zaman imamın okumasını duyduğu halde akşam yemeğini bırakıp cemaate iştirâk etmezdi. Ne zaman canı yemek istemez ve yemeğin tehirinde herhangi bir zarar da yoksa işte o zaman en evlâsı, namazı daha önce kılmaktır.
Yemek hazır olduğu zaman namaz için kamet getirilirse, duruma bakılır; eğer yemeği tehir etmekte yemeğin soğuması veya yemediği için namazda birtakım vesvese ve şüpheler belirmesi sözkonusu ise, yemeği namaza takdim etmek daha müstehabdır. İster canı yemek istesin, ister istemesin. Çünkü bu hususta vârid olan hadîs umumîdir. Zira karnı aç olmasa bile, sofradaki yemeğe bakmaktan az da olsa kendini alamaz. Bu ise namazda aranan huzura zıddır.

7. Aynı sofraya birçok elin uzanmasını temine çalışmaktır. İsterse o eller aile efrâdının elleri olsun.
Çünkü Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Yemeğinizin üzerinde toplanın. Böyle yaptığınız takdirde sizin için o yemekte bereket olur.10
Enes (r.a) şöyle der: ‘Allah’ın Rasûlü tek başına yemezdi‘.11

Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Yemeğin en hayırlısı kendisine birçok elin birden uzandığı yemektir.

2) Müsned-i Şihab
3) Ahmed b. Hanbel
4) Buhârî. (Sükürrüce, küçük bir kaptır)
5) Ebu Dâvud
6) Buhârî
7) Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce, (Mikdad b. Madî Kerib’den)
8)Bezzar,Taberâni,(Abdullah b.Ümmü Haram’dan)
9) Namaz bölümünde geçmişti.
10) Ebu Dâvud ve İbn Mâce
11) Harâitî

Kaynak : İhya-ı Ulumu’d-Din – İmam Gazâli

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

ZİKİR, SADECE TESBİH DÖNDÜRMEK DEĞİLDİR

Posted by Site - Yönetici Mart 22, 2012

tesbihkahribaroltu-tasi

ZİKİR, SADECE TESBİH DÖNDÜRMEK DEĞİLDİR

Kur’an-ı Hakim’de beyan edildiği üzere, Allahu Teâla insanoğluna kaldırabileceği kadar yük yükler.(Bakara/286) Evet, Allah bize kaldıramıyacağımız, takat getiremiyeceğimiz yükü yüklemez. Ama dilimiz Allah’ın zikrini, gönlümüz Allah’ın şükrünü, vücudumuz taatini kuvvet ve irade sahibi olarak yerine getirmekle mükelleftir. Biz bunu yerine getirmeye çalışalım. Nefsimiz için belki ağırlık sayılabilecek bu vazifeleri yapmaya çalışalım.

Musa A.S.’a şöyle vahyolunmuştu: “Ben, büyüklüğüm karşısında acziyetini idrak edip, beni zikrederek, benim için şehvetlerinden uzaklaşan kimsenin namaz ve ibadetlerini kabul ederim.” Buradan anlaşılacağı üzere, Allahu Azimüşşan, dünya tutkularından uzaklaşmadan yapılan ibadetleri, şehvetten ve gazaplardan uzaklaşmadan yapılan zikirleri kabul buyurmuyor.

Bir müminin, bir abidin, bir sufinin, eline tesbih alıp Allah’ın Rasulü’ne salât ve selam getirmesi, Allahu Tealâ’nın mübarek bir ism-i şerifiyle tesbihat’a oturması zikir olduğu gibi, asıl mana, bu zikrullahın neticelerini, hükümlerini bilmektir.

Şu halde zikir dediğimiz zaman, onun bir hükmü vardır. Bir tesbih, zikir veya salavat-ı şerife dediğimiz zaman, onun Allah katında tayin edilmiş; ayetlerle, hadislerle bildirilmiş bir fazileti vardır. Aynı şekilde zikrullahın, salavat-ı şerifenin bir keyfiyeti de vardır. Yani ne zaman yapalım, hangi vakitte çekelim, ne durumda olalım; yatarak mı, ayakta mı, abdestli mi, abdestsiz mi gibi soruların cevaplarında mündemiç bir keyfiyeti vardır.

Zikir sadece eldeki tesbihi döndürmek değildir. Zikir, Allah’ın nuraniyetinden ve azametinden indirilmiş bir rahmettir. Bu rahmetin dünyaya indirilen yağmur gibi hükümleri, faziletleri, keyfiyeti vardır. O su ne şartlarla bağa-bostana fayda verir? O su hangi şartlarla içilir? O suyun temiz olma durumu nedir, kirli olma durumu nedir? Mesela kullanılmış suyun hükümleri nelerdir? Bir mümin abdest alsa, onun necaset olmayan abdestinin artığını ben kullanabilir miyim?

Nasıl ki fıkıhta ve çeşitli dünya ilimlerinde bütün bunların bir hükmü varsa, Allah’ın zikrinin de bir keyfiyeti ve hükmü vardır. Hoca efendiler zikrin hükümlerini bize tebliğ ederler, ayetlerle, hadislerle faziletlerini söylerler. Ama bir terbiye ve kemalât elde etme yolu olarak vücut üzerindeki netice ve tesirlerini, meyvelerini, meşakkatlerini, zahmet ve sabırlarını, bize pek anlatmazlar. İşte ehl-i tasavvuf, bunu bir meslek haline getirmiştir.

Zikrin beden üzerinde bir neticesi vardır. Zikri çekmenin bir keyfiyeti, aynı zamanda, insanı ıslah eden, bir nuraniyeti vardır. Şu halde zikir deniz gibidir, insanı temizler ve arındırır. Nefsin ıslahına sebep olur. İçindeki kudsî cevher ve vasıflarla, azgın olan nefsleri zincirler, azmış olan insanları yola getirir. Baştan çıkmışlara idrak verir. Yolunu şaşırmısları dizgine getirir.

Hayatı olan her şeyi sudan yarattık.” (Enbiya/30) ilâhî beyanı mucibince su, dünya için hayatî önem taşır. Hayvanlar suyla yaşar, bitkiler suyla yaşar, insanlığın hayatı suyla kaimdir. Allah suyu yeryüzünden kaldırsa bütün hayat son bulur. Su nasıl beşeriyet için bir hayatsa, asıl hayat Allah’ın zikridir. Allah’ı bilmektir.

İmandan marifete, marifetten muhabbete, muhabbetten ülfet ve ünsiyete gitmeyen bir zikir tam bir menfaat vermez. Dervişler, “zikir çekiyoruz, eremedik” derler. Erecek yolu bulamadın efendim, ondan eremedin! Nasıl ki bir meyve ermek için sıcağa, havaya, oksijene, güneşe kendini teslim ediyor, râm oluyorsa, senin de ilâhî emirlere râm olman gerekir. İşte onun için muradımızı bulamadık, onun için menzilimize varamadık

.

Şerife Şevval Kardelen hocahanım kardeşimize teşekkür eder, sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: