Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Şubat 2012

KORKU VE ÜMİD

Posted by Site - Yönetici Şubat 17, 2012

korku-ve-umitkorku-ve-umid

KORKU VE ÜMİD

Rüyamda, mescide benzer bir yerde bulundum. Orada, her şeyden elini çekmiş insanlar vardı. Kendi kendime; bir zatı kastederek şöyle dedim:

– “Eğer o bunlar arasında olsaydı, bu hallerini islah ederdi…

O cemaat etrafıma toplandı. Bana:

– “Niçin konuşmuyorsun?” Diye sordu, ben de şöyle dedim:

– “Eğer konuşmaya razı ederseniz konuşurum.

Sonra onlara şöyle bir konuşma yaptım:

– “Halkı bırakıp hak yolu tuttuğunuz zaman halktan dilinizle bir şey istemeyin.”

Devam ettim:

– “Buna muvaffak olursanız, kalbinizle de bir şey istemeyin. Çünkü kalble istemek, dille istemek gibidir.”

Biliniz ki Allah-ü Teala (CC) her an bir iş yapar, bozar, yeniden yapar… Yükseltir, alçaltır…

Bir kısım velileri en yüksek dereceye çıkarır, diğer bir kısmı en aşağı tabakaya indirir.

Yüksektekilerin korkusu aşağıya düşmektir… İstedikleri de bulundukları halde kalmaktır.Aşağıdakilerin korkusu da, bulundukları halin devam etmesidir.

İstedikleri ise daha yüksek makama çıkmaktır… Bunları söyledim sonra uyandım…

 

Kaynak : Fütuhu’l Gayb – Gizliden Sesler – Gavs’ül Azam Seyyid Abdülkadir Geylani

.

Posted in Abdülkadir Geylani, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

NEFİS VE HALLERİ

Posted by Site - Yönetici Şubat 16, 2012

11209545_1438505256468783_6041650375876452053_n-copy

NEFİS VE HALLERİ

Bu kadar külfetler içerisinde, varlığını gösteren yalnız Allah’ü Taala’dır. Bundan sonra nefsin gelir. Muhatap olarak meydanda da sen varsın.

Nefis; başta Allah’ın zıddıdır. Halbuki her şey sahiplidir. Böyle olduğu için nefis, hem yaradılış itibariyle, hem de mülk olarak Allah’ındır. Bu arada nefse boş iddia ve arzu, bir de kötülükleri ile sevinmesi kalır.

İş böyle olduğuna göre, sen, Hakka uyarak nefsine muhalefet edesen; Allah için nefsine hasım olmuş olursun… Allah-ü Taala, Davud’da (A.S) şöyle buyurdu:

– “Ya Davud, ben daimi kuvvetinim, bu kuvvetini nefsine düşman olarak ibadete vermeğe çalış.

Ey mümin, eğer sen de böyle yapar ve bu halde kalırsan, kulluğun ve Allah’a karşı olan bağlılığın doğru olur. Rızkın ne ise… rahat,güzel, hoşolarak gelir; aziz ve mukerrem olursun. Ve her şey sana hizmet etmeğe başlar. Sana tazim ederler, hürmet ederler… Çünkü onlar yaratanına bağlıdır. Sen ise onun sevgili kulusun.

Onları Hak yaratmıştır. Onlar da bunu ikrar etmektedirler. Nasıl ki; Allah-ü Taala bunu şu ayetlerde haber vermiştir.

– “Allah’ı tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, lakin siz onların tesbihini anlayamazsınız.

– “ Göğe ve yere isteyerek veya zorla geliniz… diye buyurdu. Onlar da dediler:

– İsteyerek geldik...”

İbadetin başı nefse muhalefet etmektir. Allah-ü Taala buyurdu:

– “Nefsine uyma; nefs seni Allah yolundan ayırır.

Davud’a da şöyle buyurmuştur:

– “Ey Davud, nefsini bırak, çünkü o, daima münazaa çıkarır.

Beyazid-i Bestami’den (Rh.) bir rivayet vardır. Beyazid mana aleminde tecelli-i ilahiye nail olur ve sorar:

– “Yarabbi, sana nasıl gelinir?

Şu cevabı alır….

Nefsini bırak da gel…

Beyazid der ki:

Nefsimi bıraktım, yılan soyunduğu gibi ben de nefsimden soyundum… Her hayrın ve her güzelliğin onu bırakmakta olduğunu gördüm...”

Eğer takva halinde isen, nefsine daima muhalefet et… Halkın varlığını kalbinden çıkar. Onlardan her hangi bir şey bekleme. Onlara minnet etme. Onlara güvenme, onların elindeki dünyalığa göz atma. Onların iyiliği seni sevindirmesin, kötülükleri de gücendirmesin. Onların hediyesini, sadakasını, zekatlarını, adaklarını bekleme.

Şayet senin mal, mülk sahibi bir adamın varsa sakın mirasına konmak için ölümünü .isteme…

Halkı hakikaten kalbinden çıkar. Onları kah açılan, kah kapanan bir kapı bil. Onları, meyvesi bazen var, bazen de yok olan ağaçlar gör… Bu işlerin hepsini bir faile bağla ve bir müdebbirin tedbiri kabul et. Bu fail ve müdebbirin de Allah olduğuna inan ki, muvahhid olasın.

Bu anlattığımız şeyleri kabul etmekle beraber kulların çalışmasını da inkar etme…

Sonra cebriye mezhebine girmiş olursun. Her ikisini birleştirirsen cebriye mezhebinden kurtulursun. Allah’ın yardımı olmadan onların işi tamam olmayacağını iyi bil. Allah’ı unutarak onlara tapma. Bunların yaptığı, Allah’ın işinden ayrıdır, deme. Hakkı inkar etmiş olursun. Kadriye mezhebine girmiş olursun. Allah, gücü kuvveti verir, kullar da yapar, de…

Bu hükümlerde Allah’ın emri ne ise ona bağlan. Bunlardan haddi aşmayarak kısmetin ne ise onu al. Allah’ın hükmü, sana ve bütün mahlukata kendi verdiği

hükmü ile olur. Sakın sen hakim olmaya kalkmayasın. Sen de onlar gibi kader-i ilahinin çizgisi dahilindesin. Kader ise karanlıktır. Karanlığa lamba ile gir. Bu lamba da Allah’ın kitabı, Peygamberin sünnetidir. Sakın bu ikisinden ayrılma… Eğer bir hatıra kalbine gelirse ve sıkışık durumda kalırsan, onu derhal kitap ve sünnet ölçüsüne vur… Mesela, zina etmek, gösteriş yapmak gibi şeylerden olduğunu görürsen, facir (*) ve fasiklerle (**) birleşmek gibi şeyler olursa –ki bunlar haramdırsakın yapma… Derhal bu gibi düşünceleri bırak… Bunlardan başka haram şeyler olursa hemen ört… kaç… Kabul etme, amel etme… Bu gibi şeylerin şeytan tarafından sana hatırlatıldığını bil.

O sana gelen hatıranın, mübah olan arzulardan, evlenmek, yemek, içmek nev’inden bazı şeyler… yine yapma. İhtimal ki aklın ermediği bazı kötülükler onda

gizlidir. Mesela bakarsın sana bir fikir gelir:

– Bu müşkülün için falan yere git; oradaki falan zata arz et…

Halbuki senin o zata ihtiyacın yoktur. Belki de senin ilmin, irfanın daha üstündür.

Bunları da onunla anlıyorsun. Burada biraz dur. Hemen oraya koşma…

Bazen de kendi kendine dersin:

– Herhalde bu Allah tarafından ilhamdır, bununla amel edeyim…

Hayır bunu da yapma! Bu işte de hayırlısını bekle… Bunun Hak tarafından olduğunu anlamak için, o ilhamın sana tekerrür halinde gelmesi lazımdır… Yahut sana, o işi yapman için manevi bir emir verilir, o zaman yaparsın. Allah için bilgi sahibi olanlara bu gibi şeylerde bazı alametler zuhur eder; bunu da ancak akıllı veliler ve ebdal zümresi bilir.

Bu anlatılan şeyleri sakın yanlış anlama… Bunlar, emir ve yasakların haricindeki şeylere aittir. Şer’i hükümlere uyman ve tamamiyle tatbik etmen lazımdır. Aksi halde manevi alemden hiç nasib alamazsın…

Doğruyu bilen ve o yolda hidayet eden Allah’tır…

(*) Fena huylu, günahkar

(**) Allah’ın emirlerini tutmayan

Kaynak : Fütuhu’l Gayb – Gizliden Sesler – Gavs’ül Azam Seyyid Abdülkadir Geylani

.

Posted in Abdülkadir Geylani, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

Duaların Kabulüne Dair.

Posted by Site - Yönetici Şubat 15, 2012

Dua,dua,Duaların Kabulüne Dair,Davud Aleyhisselâm.

Duaların Kabulüne Dair. Rivayet Olundu:

Davud Aleyhisselâm’ın zamanında, kâfirlerin emirlerinden bâzıları, bir katili yakalayıp, geceleyin bir dağın başında bir ağaca astı. İnsanlar onu öylece bırakıp evlerine döndüler. Bu adam ağaca asılı olarak tek başına kaldı. Tapmakta olduğu ilahlarına yâni putlarına dua edip yalvarmaya başladı. Putları kendisine hiçbir fayda vermedi. Adam Allah’a döndü. Ve adam şöyle yalvardı:
-“Sen hak olan Allah’sın! Şu anda sana geldim. Sana iman ettim. Günahlarımdan tevbe ettim. Senin rahmetinden meded bekliyorum!” dedi. Allahü Teâlâ, Cebrail Aleyhisselâm’a:
-“Ey Cebrail! Şu adam kendi putlarına uzun bir müddet taptı, bu sıkıntılı ânında da onlara yalvardı durdu. Fakat hiçbirisi kendisine bir fayda sağlamadı. Bunun üzerine bana sığındı. Bana dua etti, ben de duasını kabul ettim. Şimdi yere in ve kendisini sağlıklı bir şekilde ağaç’dan indir,” buyurdu. Cebrail Aleyhisselâm, kendisine emredileni yaptı. Adam kurtuldu. Allah’a imanı daha arttı. Şehre indi. Sabahleyin onun ölmediğini, ve diri bir halde Allah’a namaz kıldığını gördüklerinde halk şaştı. Durumu Dâvud Aleyhisselâm’a haber verdiler. Davud Aleyhisselâm, bu işin sırrının ortaya çıkması için Allah’a dua etti. Allahü Teâlâ, Dâvud Aleyhisselâm’a vahyetti:
-“Ey Dâvud! Ben, bana iman eden ve dua edene rahmet ederim. Eğer ben bunu yapmayacak olursam, benimle diğer ilahların arasında ne fark kalır?! Buyurdu.
Bil ki, kıblenin değişmesiyle, Allah’tan başkasına taalluk ettikleri, mâsivâya dayandıkları, fena fıllâh derecesine ulaşamadıkları ve Allah’tan kendilerine gelen kazâ’ya rızâları olmadığı için, büyük bir cemaat, İslâm’dan çıkıp mürted oldular. Ve böylece onları, hüzün, keder ve bulanıklık seli alıp götürdü. Ama ezelî saadetle mesûd olanlar ise, Beyt-i Makdis’in hakîkatına taalluk etmediler, Kabe’nin de hakîkatına bağlanmadılar, belki onları ve başkalarını yaratan Rablerine bağlandılar. Kendi irâdelerinden vazgeçip fena buldular. Allah’ın irâdesi kendilerine geldi. Allah’ın iradesiyle hareket ettiler. Safî şehâdet gibi ki. ilâhî emirler ile surûr ve safa buldular.

İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/141-142.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Yorumlar | Leave a Comment »

Seven Sevgilisinden Gelenlere Katlanır.

Posted by Site - Yönetici Şubat 14, 2012

1Ebû'l-Kâsım Cüneyd-i Bağdadî

Seven Sevgilisinden Gelenlere Katlanır.

Zikrolundu ki:

Ebû’l-Kâsım Cüneyd-i Bağdadîyi bir vadide istiğrak halinde gördüklerinde,   onu   delirmiş  veya  hasta  olmuş  zannederek hastahaneye kaldırdılar. Cüneyd-i Bağdâdî’yi sevdiğini iddia eden bâzı kişiler, ziyaretine geldiler. Cüneyd-i Bağdadî onlara sordu:
-“Sizler kimlersiniz?” Onlar:

-“Biz seni sevenleriz!” dediler. Bunun üzerine Cüneyd-i Bağdadî hazretleri, onlara taş atmaya başladı. Onlar kaçtılar.
-“Bu gerçekten delirmiş!” dediler. Kendilerine attığı bir taştan dolayı sevenlerinin kendisinden kaçtığını gören, Cüneyd-i Bağdadî hazretleri, onlara şöyle seslendi:
-“Hani sevginiz? Siz sözlerinizle sevdiğinizi söylüyorsunuz ama: fiillerinizle bunu yalanlıyorsunuz!
Hakikî muhibb, habib’den kendisine isabet musibetlerle mesrur olan kişidir. Gerçekten seven kişi, sevgilisinden kendisine gelen bütün zarar ve musîbetlere seve seve katlanır. Bundan dolayı belâ’nın en şiddetlisi peygamberlere ve evliyâullah’a gelmiştir. Peygamberler ve evliya kendilerine gelen bu şiddetli belâyı en leziz ve en tatlı olarak kabul etmişlerdir. Onlar teslimiyet elbisesini giydiler ve sabrettiler. Böylece mükaşefat ve müşâhedât hüccetlerine daldılar. Kalb ve dilden Tevhîd ile meşgul oldular. Mennân olan mâliki zikrettiler. Hatta onun dışındaki bütün şeylerden geçtiler, bütün iltifatları bıraktılar. Kendilerini meşgul eden bir lokma yemek bile olsa, bıraktılar. Yemek yemeleri bile onları Allah’ı zikretmekten alıkoymadı. Bundan dolayı fena ve bekadan yükseldiler, gayelerinin tâ sonuçlarına vardılar.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/143-144.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

14 ŞUBAT SAÇMALIĞI

Posted by Site - Yönetici Şubat 13, 2012

sevgililer-gunu

14 ŞUBAT SAÇMALIĞI

Evet herkesce malum sevgililer günü denilen biri gün var.. Ortadoks hiristiyanlarla alakalı bir gün , rahip valentinmidir ne nanedir
onun günü diye kutlanan bir gün, ehli müslimle hiç bir alakası olmayan ehli küfürle alakalı bir gün…
Bu son zamanlarda ülkemizde ve bi çok müslüman çoğrafyasında yayılan bir musibet , arabistanda bugune has kırmızı gül satışı yasaklandı , malezyada bu günü kutlamak haramdir diye fetva verildi , gelelim %90 ı musluman denilen ulkemizde ne oldu , yanılmıyorsam 2 tane ilahiyat profosörü kutlama yapmanın doğru olmadığını söylüyolar , bugün çıkın sokaklarda adı müslüman olan bi dünya insan ellerinde kırmızı güllerle ,rahip bilmem ne gününü eşlerine , kırmızı gül vererek kutluyolar , birileri msj çeker bilmem ne olur , sanki memleketimizdeki dini bayramlardan biri …

Bunun kabahati kimde bugun cumartesi , dün de cumaydı hutbelerde v.s yerlerde bunu anlatmıyolarki , zaten anlatamaz,imam bile eşine hediye alabiliyor o konuma gelmiş , nedir bunları kimse önemsemiyor ne olurki sanki , o gün hediye alsak ,herşeyi hafife alıyolar neden se..Rabbim şuur versin , hidayet nasibeylesin cümle ümmete… pekala müslüman bu valentine gününü kutlatabilirmi , veya caizmidir kesinlikle caiz deildir , hadisi şerifte efendimiz (sav) kim kime benzerse onlardandır buyuruyor yine efendimiz(sav)

Hiç şüphesiz siz, kendinizden önceki milletlerin yoluna adım adım, karış karış, tıpatıp uyacaksınız. Öyle ki onlar keler deliğine girseler,siz de girmeye kalkışacaksınız.” Bunun üzerine sahabe Rasulullah’a Hıristiyan veya Yahudileri ima edip etmediğini sorunca,
Rasulullah (sav) da sesini yükselterek ya kim olacaktı? diye cevap vermiştir. Buhari..
Müslümanların İslam dışı diğer bayramları kutlaması, bunlara iştirak etmesi ve Allah’ın bildirdiği gerçekleri yalanlayan veya onlara uymayan düşüncelerin ürünü olan fiillerin kutlama günlerini Müslümanların da Bayram olarak kabul etmesi, küfre destek olmaktan başka bir manâ ifade etmez. İslâm dışı tek ve çok ilahlı dinlerin törenlerine iştirak etmenin, dinî merasimlerinden bir şeye uygunluk göstermenin imanı bozan boyuttan arz edeceği haber verilir
(el-Fetâva el-Hindiye)

Şerife Şevval Kardelen

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 3 Comments »

İmam Şazilî Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Şubat 12, 2012

24-05-2015-1-copy

İmam Şazilî Hazretleri Kimdir ?

İmam Şazilî hazretlerinin asıl adı: Ali bin Abdullah bin Abdülcebbârdır. Künyesi, Ebü’l-hasan’dır. Literatür’de   Ebü’l-Hasan Şazilî diye geçmektedir. Hazreti Hasan (r.a.) Efendimizin soyundan geldiği rivayet edilmekte olan Şazilî hazretleri. 592 (M. 1196) yılında Tunusun Şazile kasabasında doğdu, imam Şazilî hazretleri, iyi bir eğitim aldı. Küçük yaşta dinî ve aklî ilimlerde söz sahibi oldu. Fen ilimlerinde özellikle “Kimya” ilminde zamanın en büyük bilginiydi. Tasavvuf yoluna girdi. Devrin büyük velilerinden Şerif Ebû Muhammed Abdusselâm ibni Meşiş el- Haseni hazretlerine talebe oldu. Zamanla devrin büyük evliyasının içine girdi. Nazar edip baktığı taş bile altın olurdu. Hızır Aleyhisselâm ile sohbet etti. Havass ilminde söz sahibiydi. Şazili tarikatını kurdu. Çok kitab yazdı. Kitaplarının en meşhuru bir dua kitabı olan “Hızbu’1-Bahr” isimli kitabıdır. Şazili hazretleri, hacca giderken yolda Harmisre’de 654 (M. 1256} yılında vefat etti. Kabri. Harmisre mevkiinde Ayzâb sahrasındadır.

İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, : 2/134-135.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Yunus Emre ömrünün sonuna kadar hanıma yaklaşmadı.

Posted by Site - Yönetici Şubat 11, 2012

Yunus Emre ömrünün sonuna kadar hanıma yaklaşmadı.

Yunus Emre ömrünün sonuna kadar hanıma yaklaşmadı.

Hikâye olunur: Yunus Emre, Şeyhinin emrine uymak için tam otuz yıl kendisine hizmet etti. Dağdan odun taşımaktan sırtı yara bere içinde kaldı. Yunus Emre bu durumu hiç kimseye açmadı. Yunus Emrenin şeyhi kendisine nazar etti. Şeyhin, Yunus Emreye nazar etmesi, diğer talebelere ağır geldi. Diğer talebeler:
-“Yunus Emre’nin bu kadar şeyhe hizmet etmesi, şeyhin kızını sevdiği içindir,” dediler. Hatta bu konuyu şeyhe bile açıp ona da söylediler. Yunus Emre taşıdığı odunlar ile geldiğinde şeyhi kendisine:
“Ey Yunus! Bunlar ne güzel ve ne düzgün odunlar!” dedi. Yunus:
-“Efendim! Düzgün olmayanlar bu kapıya yakışmazlar!” dedi. (Yunus’un bu cevabına şeyhi çok sevindi. Şeyhi burada kendisine himmet etti.) Talebelerin, Yunus hakkında bu şekilde konuşmaları onların nifaklarından dolayı değildi. Onlar, kendilerinin tahammül edemediği ve yapamadığını Yunus’un yaptığını gördükçe; bu işe bir manâ veremiyorlardı. Kendilerine müşkil gelen Yunus’un bu teslimiyet ve hizmetini Şeyhin kızının sevgisine hamlettiler. Böyle bir dedi-kodu çıkarıp rahatlamak istediler.

Şeyhin sorusu ve Yunus’un cevâbı yine bu vecih üzeredir. Hep onları yâni talebeleri irşâd etmek ve onların şüphelerini gidermek içindi. Yoksa Şeyh, Yunusun durumunu çok iyi biliyordu. Talebelerin konuşmalarından dolayı asla Yunus hakkında kalbine miskâl-i zerre kadar bir sû-i zan ve şüphe girmiş değildi. Zîrâ mürşid-i kâmil olan kişi, müridinin halini başkalarının övme veya yermesiyle bilmez. Mürşidi kâmiller, kendi sistemleriyle müridlerinin hallerini herkesten daha iyi bilirler.
Sonra şeyh, kızını Yunus ile evlendirdi ve şöyle buyurdu:
İhvan yalancı çıkmasınlar! Utanmasınlar! Madem ki, kardeşlerimiz böyle bir dedi-kodu yaptılar. Onları yalancı çıkarıp utandırmamak gerek!
Şeyhin kızı yâni Yunus Emrenin hanımı Kur’ân-ı kerim okuduğu zaman, akan su dururdu. Nehirler sanki donardı. Irmaklar akmaz olurdu. Her şey durur onu dinlerdi. Yunus ömrünün sonuna kadar hanıma yaklaşmadı.
-“Ben ona layık bir erkek değilim!” derdi.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/154-155.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: | 3 Comments »

Büyük günahlardan kurtulmanın yolu

Posted by Site - Yönetici Şubat 9, 2012

15-1-copy

Büyük günahlardan kurtulmanın yolu

Kebâir” tabir edilen “büyük günahlar“dan birisiyle ya da birkaçıyla meşgul olan, ona mübtela bulunan, bir türlü vaz geçemeyen, kurtulamayan mü’mine, aşağıdaki duayı sıkça okuması tavsiye ediliyor.

Allâhümme mağfiratüke evseu min zünûbî ve rahmetük ercâ ındî min amelî. Velâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin velâ ekalle min zâlik.

Manası: “Allah’ım! Senin mağfiretin / bağışlaman, benim günahımdan çok daha geniştir, büyüktür. Bennim ümidim, yanımdaki amelimden değil, Senin rahmetinedir.

Bu duayı sık sık okumalı… Bilhassa farz namazların, günlük vazifelerimizin, zikir ve fikrimizin ardından mutlaka okumaya gayret etmeliyiz.

Bilenler, okuyup ezberleyerler aslını; değilse mealini okumayı ihmâl etmemelidirler.

Halis Ece

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

Sultanları Karşılamak İçin Kesilen Hayvanın Durumu

Posted by Site - Yönetici Şubat 8, 2012

Dall Sheep (Ovis dalli)

Dall Sheep (Ovis dalli)

Sultanları Karşılamak İçin Kesilen Hayvanın Durumu

Meşârık’ül-Envâr’ın Hadîs-i şeriflerindendir. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
Allah, anne ve babasına lanet eden kişiye lanet etsin. Allah. Allah’dan başkası için kurban kesen kişiye lanet etsin.

imam Nevevî (r.h.) buyurdular: Burada Allah’dan başkasının adı ile kesmekten murad, put, Musa veya ikisinden başka bir şey için kurban kesmek demektir.

Şeyh İbrahim Meravedî (r.h.) buyurdular: Sultanların (idareci veya herhangi bir kişinin) karşılanması sırasında yakınlık için kesilen hayvanların etlerinin haram olduğuna Buhara ehli (âlimleri) fetva verdiler. Çünkü o, Allah’tan başkasının nâmına boğazlanan,  hayvan olmuş olur.

Râfîî (r.h.) buyurdular: Bu haram değildir. Zira hayvan onların gelişine duyulan sevinçten dolayı kesilmektedir. Bu durum, çocuk dünyâya geldiğinde kesilen akîka kurbanı gibidir. Bunun benzerleri tahrimi icap etmez.

Müslümanları küfürden korumak ve amellerinin zayi olmaması için Müslümanların amelleri buna hami olunur. Çünkü müvahhid’in nazarını Mevlâsının razı olacağı amellere dikmiştir. Kendisini   Allah’a   yaklaştıracak   kolaylıklarla   Allah’a    ibâdet etmektedir.
Allahım!  Bizleri  zellelerden  ve  ayak kaymalarından  koru! Amin.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/124-125.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar | Leave a Comment »

Kaza Namazı Borcu Olanlar Nafile ve Sünnetleri Kılabilir Mi? Bir Namaza İki Niyet Olur Mu?

Posted by Site - Yönetici Şubat 7, 2012

2ramazan-muslumani-olmayalimuc-aylar-sonrasi-ve-sevval-orucuramazan-orucunu-tutmamanin-cezasi-nedirezanminareminaratadhan

Kaza Namazı Borcu Olanlar Nafile ve Sünnetleri Kılabilir Mi? Bir Namaza İki Niyet Olur Mu?

Âcizane kanaatim, hiç bir Müslüman ‘farz’la ‘nâfile’yi birbirine karıştırmaz. Böylesine basit bir yanlışlığa düşmez. Çünkü bu mesele, malumunuz, basit bir ilmihal bilgisidir. Elbette ki farzlar asıldır, nâfileler onların tamamlayıcı cüzleridir. İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretelerinin ifadesiyle, “farzların yanında nâfileler bir ‘hiç’ hükmündedir”.

Ancak şunu da unutmamak lazım:

Farzların yeri ayrı, nâfilelerin yeri ayrıdır. Nitekim Rabbimiz, hemen hepimizin bildiği meşhur bir kudsi hadiste, “Bi’l-ferâizı necâ abdî minnî, ve bi’n-nevâfili yetekarrabu ileyye” buyuruyor.

Bilenler kusura bakmasın, bilmeyenler için mealini arz edeyim: “Kulum, farzlarla benim (azabımdan) kurtulur; nâfilelerle de bana yaklaşır“…

Binaenaleyh hiçbirisini öbürü için terk etmek gibi bir lüksümüz olmasa gerek. Bu bir…

İkincisi; âlimlerimizin, bilhassa evliyaullahın/Allah dostlarının bazı nâfileler üzerinde çokça ve ısrarla durmalarının sebebi; onların zamanla unutulmuş, terk edilmiş, mü’minlerin hafızalarından silinmiş ya da en azından üzerleri tozlanmış-küllenmiş sünnetler olmasından ve onları ihya etmek/diriltmek/meydana çıkartmak istemelerinden dolayıdır…

Yoksa geçmiş asırlardaki gibi, duhâ-evvâbîn-teheccüd, tesbih namazları vs. nâfileleri, ibadetlerinin bir parçası haline getirmiş mü’min topluluklar olsa bugünün inananları da, böylesine üzerinde durmaya-uyarmaya-hatırlatmaya tabii ki gerek kalmazdı…

Fakat manzara ortada… O halde düşünün; günümüz şartlarında hangi mü’min kendisini ‘tesbih namazı’nın ecrinden, manevi temizliğinden müstağni addedebilir?!

Kimse demiyor ki, beş vakit namazınızı ihmal etseniz, kılmasanız da mutlaka tesbih namazı kılınız… Yok böyle bir şey. Olamaz da…

Mü’min öncelikle farzları eda edecek; varsa kaza borçlarından, Allah’ın azabından-gadabından kurtulacak… Sonra da nâfilelerle Rabb’ine yaklaşacak… Nâfileleri bir kenara bırakarak nasıl yaklaşacaksınız Allah Teala’ya! Kulum bana onlarla yaklaşır buyurmuyor mu Hz. Mevlâ?

Farz olan Ramazan-ı şerif orucundan sonra niçin tutuyoruz Şevval ayının altı gün orucunu..?

***

Bilindiği üzere Şâfiîlere göre, kazası olan kimsenin nâfile namazı kılması haram olarak kabul edilmektedir. Dolayısiyle bu mezhebe mensup olan Müslümanlardan kaza borcu olanlar, diğer sünnet ve nâfile namazları da kılamazlar. Onların hiç vakit kaybetmeden hemen fazr namazların kazalarını kılmaları gerekir. Zikri geçen hüküm, zaten buna teşvik içindir. Yoksa maksat, mü’minleri atalet ve tembeliğe sevk değildir. Mezheplerin hükümlerini birbirine karıştırmamak lazım. Ortaya koyduğun, anlattığın meselenin/hükmün hangi mezhebe ait olduğunu belirtmek gerekir. Karışışıklık da buradan kaynaklanmaktadır zaten…

Hanefi mezhebine göre hüküm farklıdır. Kazası olanın, geçmiş namazlarını kaza etmesi, nâfileyle meşgul olmasından evladır, efdaldir. Ancak bu hükmün istisnaları vardır. Mesela farz olan 5 vakit namazın evvelindeki veya sonundaki sünnetler ile duhâ, teheccüd, evvabin, tesbih, tehiyyetü’l-mescid namazları gibi, haklarında teşvik edici hadisler bulunan nâfileler, yukardaki hükmün dışında tutulmuştur. Kişi, kaza kılacağım diye bu namazları terk etmemelidir. [Bkz. Bilmen, Ö.N. Büyük İslâm İlmihali]

Velhasıl, üzerinde kazaya kalmış namaz bulunan bir mü’min, günlük namazlarını sünnetleriyle beraber kılmalı… Vakit buldukça da ihmâl etmeden kaza namazlarını kılmalıdır. Lüzumlu lüzumsuz birçok dünya işi için bir ömür geçirirken, kaza kılmak için sünnetleri terketmek uhrevî sorumluluk duygusuna sahip bir kula yakışmaz; o bunu yapamaz. Borcum var diye vereceği-verebileceği üç-beş kuruşluk sadakadan vaz geçemez.

Mesele bundan ibarettir. Aksi yöndeki kafa karıştırıcı, neyin hangi mezhebe göre olduğu belirsiz ve mutlak hüküm gibi ortaya konulan söz ve yazılara itibar edilmemelidir.

***

Gelelim öbür sorunuza, iki niyetle bir namaz meselesine…

Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) ve sahabenin (r.anhüm) hayatında böyle bir şey görülmemiştir. Niyetsiz ibadet olmaz. Hadis-i şerifte “Amellerin (hükmü) niyetlere göredir” buyrulmuştur. her ibadete de müstakillen/ayrıca niyet şarttır.

Keza, her namaz başlı başına bir ibadet olduğuna göre, niyetleri de elbette ki kendilerine hâs olacaktır. Hem niyet neye ise, kesin ve açık olması gerekir. Birden fazla ibadete tek niyet kâfi gelmez. Kaza, kaza olarak; sünnetler de sünnet olarak ayrı ayrı kılınır.

***

Mevlam cümlemizi; şerîat-ı garrâ-i Ahmediyye’nin farzlarını da nâfilelerini de ihmâl etmeden, vüs’ati/gücü/kudreti nisbetinde tatbik eden, sünnet-i seniyyeye hakkıyla-kemâliyle ve tamamiyle uyma gayreti içerisinde bulunan kulları zümresine ilhak eylesin.

es-Selamü alâ meni’t-tebea’l-hüdâ…

Halis Ece

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: