Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 04 Şub 2012

Bedenin ve Azaların Hakları

Posted by Site - Yönetici Şubat 4, 2012

Bedenin ve Azaların Hakları

İnsanın bedeninde bulunan organların her birisinin insan üzerinde hakkı vardır. Her birini yaratılış amacına uygun olarak kullanmadığı zaman sorumlu olur. İnsanın organları yedidir. Bunlar göz, kulak, el, ayak, dil, mide ve tenasül uzvudur. Her birinin hakkını ifrat ve tefrite kaçmadan vermek gerekir. Yoksa sorumluluktan kurtulamaz. Her aza ve aletin hakkını verir emir ve rıza dairesinde çalıştırırsan o zaman her aza ve aletin kıymeti birden bine çıkar. Hem değerlenir, hem insana değer katar, hem dünya ve ahiret saadetini kazandırır.

1. Dilin Hakkı:

Dilini çirkin sözlerden koruyarak hayır ve güzel sözlerle süslemek, delile dayalı olarak dine ve dünyaya ait faydalı konuşmalar yapmandır. Dil kişinin aklına delildir. Kişiyi konuşturduğunuz zaman onun aklını ve bilgisini anlarsınız.

Her organın bir sadakası vardır. “Dilin sadakası güzel ve hoş sözdür.” (Buhari, Sulh, 1) insanı güzelleştiren ve bütün çirkinliklerini öreten tatlı dilli ve hoş sohbet sahibi olmasıdır. Gereksiz sözlerden kaçınmak, gereğinden fazla sesini yükseltmek, bağırarak konuşmak ve sert söz söylemek, dili ile insanların ayıplarını ortaya dökmek ve alay etmek çok büyük günah ve kötü huylardandır. Dili ile bu gibi günahları işlemekten kaçınmalıdır.

Dil senin için, Allah’ın zikrini çok yapman, kitabını okuman, insanları Allah’ın yoluna irşat etmen, içinde gizli olan dini ve dünyevi ihtiyaçlarını açıklaman için yaratılmıştır. Eğer Allah’ın yarattığı gayenin dışında kullanacak olursan Allah’ın nimetine nankörlük etmiş olursun. Allah insanları ancak dillerinin biçtikleri şeyler üzere yüzüstü cehenneme atar.

Dilini şu yedi şeyden; Yalan, Sözünde durmaman, Gıybet, Münakaşa, Lanet etmek,  Yaratıklara beddua etmek, İnsanlarla uygunsuz şaka yapmak, alay etmek ve dalga geçmek gibi küçük düşürücü sözlerden korumalısın.

Kişi konuşmadıkça emniyette ve güvendedir, kimsenin onunla işi olmaz. Ancak konuştuğu zaman delilini de getirmesi gerekir. Konuşmada affedilmeyecek olan şey yalandır. Cahil için susmaktan daha iyisi yoktur; ancak bunu bilmiş olsaydı cahil olmazdı. Sözün tesir edeceğini bilirsen söz söyle, seni dinlemeyene yüz sözün de olsa söyleme. Muhatabın anladığı dilden konuşmak gerekir. Bazen sert ve acı ifadeler fayda verir. Katı huylu ve kara kalpliye keremle söz söyleme. Yumuşak eğeyle demirdeki pas temizlenmez.

Dili ve dildeki kuvve-i zaika denen tat alma duygusunu Fâtır-ı Hakîm’ine satıp izni dairesinde kullanmayarak nefis hesabına ve mide namına çalıştırırsan o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derkesine iner ve sukût eder. Şayet Rezzak-ı Kerim’e satsan; o zaman dildeki kuvve-i zaika, rahmet-i ilâhiye hazinelerinin bir nâzır-ı mahiri ve Kudret-i Samedâniye matbahlarının bir müfettiş-i şâkiri rütbesine çıkar. (Sözler, 27)

2. Gözün Hakkı:

Gözün hakkı bakılması sana helal olmayan şeyden koruman, gönül gözünü açacak ve ibrete vesile olacak ve sana fayda sağlayacak olan yerler dışında gözü kullanmamaktır. Zira göz ibret penceresidir. Gözü şehvetle bakmaktan, bir insana hakaret gözü ile bakmaktan ve ayıp aramak için bakmaktan korumak gerekir.

Göz ruhun penceresidir ki ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer gözü nefis hesabına çalıştırsan geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyr ile şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkâr olur. Eğer gözü gözün Sâni-i Basîrine satsan, yani onun hesabına ve izni dairesinde çalıştırsan o zaman şu göz, şu kitab-ı kebîr-i kâinatın bir mütalaacısı ve şu âlemdeki mu’cizât-ı sanat-ı Rabbaniyenin bir seyircisi ve Küre-i Arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar. (Sözler, 27)

3. Kulağın Hakkı:

Kulağın hakkı gönülde hayırlı tesir bırakacak güzel ahlakı kazandıracak olan sözler dışındakine kulağını kapamaktır. Kulak kalbe giden sözlerin kapısıdır. Hayırlı ve şerli her nevi manayı oraya taşır. “Melekât ve malûmat-ı kalbiye, alelekser kulak penceresinden kalbe girerler. Bu itibarla sem’, kalbe yakındır. Ve aynı zamanda, cihat-ı sitteden malûmat aldığı cihetle kalbe benziyor. Zira göz yalnız ön ciheti görür. Bunlar ise her tarafı görürler.” (İşaratu’l-İ’câz, 78)

İnsan küfür sebebiyle kulağa ait pek büyük bir nimeti kaybetmiş olur. Kulaktaki zar nur-u iman ile ışıklanırsa kâinattan gelen manevî nidaları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder. Hattâ o nur-u iman sayesinde, rüzgârların terennümatını, bulutların na’ralarını, denizlerin dalgalarının nağamatını ve hâkeza yağmur, kuş ve saire gibi her nev’den Rabbanî kelâmları ve ulvî tesbihatı işitir. Sanki kâinat, İlahî bir musikî dairesidir. Türlü türlü âvâzlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbanî aşkları intıba’ ettirmekle kalbleri, ruhları nuranî âlemlere götürür, pek garib misalî levhaları göstermekle, o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder. Fakat o kulak, küfür ile tıkandığı zaman, o leziz, manevî yüksek savtlardan mahrum kalır. Ve o lezzetleri îras eden âvâzlar, matem seslerine inkılab eder. Kalbde, o ulvî hüzünler yerine, ahbabın fıkdanıyla ebedî yetimlikler, mâlikin ademiyle nihayetsiz vahşetler ve sonsuz gurbetler hasıl olur. Bu sırra binaendir ki, şeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır. Evet ulvî hüzünleri, Rabbanî aşkları îras eden sesler, helâldir. Yetimane hüzünleri, nefsanî şehevatı tahrik eden sesler, haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır. (İşaratu’l-İ’caz, 70)

Kulağı fuhş, gıybet, bid’a sözlere kulak vermekten ve batıla, insanların kötülüklerinin anlatıldığı konuşmalara dalmaktan onları koru. O kulaklar Allah’ın ve Rasulullah’ın zikrini, evliyalarının hikmetini duyman için Âlemlerin Rabbı olan Allah’ın yanındaki daimi nimetlere ulaşman için yaratılmışlardır. Onlar ile kötü ve çirkin şeylere kulak verdiğinde senin lehine yaratılmış kulaklar aleyhine dönüşüverir, kurtuluş sebebin olan kulak helak sebebin olur, bu da büyük bir hüsrandır. Zannetme ki günah, yalnızca kötülük söyleyene vardır, dinleyen de söyleyenin günahına ortaktır, o da gıybetçilerden birisidir.

4. Ellerin Hakkı:

Ellerin hakkı sana helal olmayan şeylere onu uzatmaman ve bu sebeple dünyada kınanmayı, ahirette azabı hak etmemendir. Müslüman birine vurmaktan ve haram mal elde etmekten Allah’ın yaratıklarından birine eza etmekten, emanet edilmiş bir şeye ihanet etmekten, konuşulması caiz olmayan bir şeyi yazmaktan onları koru. Şüphesiz ki kalem iki dilden biridir. Kalemi de dilini koruman gereken şeylerden koruman gerekir.

5. Ayakların Hakkı:

Ayakların hakkı sana helal olmayan yerlere gitmemendir. Şüphesiz o ayaklar seni hayra sevk etmek ve hayır yolunda kullanmak için sana verilmiştir. Helal rızık temini ve dinin sana yasak etmediği yerlere gitmekte beis yoktur.

Peygamberimiz (sav) “Kim ilim öğrenmek amacı ile yola çıkarsa Allah ona cennet yolunu kolaylaştırır” (Müslim, Zikr, 39) buyurarak ayakların gideceği en helal ve güzel şeyin ilim öğrenmeye gitmek olduğunu bize haber vermiştir.

6. Midenin Hakkı:

Midenin hakkı onu az olsun, çok olsun Allah’ın haram kıldığı şeylerle doldurmaktan ve haksız kazancın ürünü olan yemeği yemekten korumaktır. Helalin de çoğu israf olduğu için haramdır, mideyi oburluktan korumak da midenin haklarındandır. Kişi haram gıdalarla midesini doldurmayacağı gibi, tıka basa yemekten de midesini korumalıdır.

Mideni haram ve şüpheli şeyleri yemekten koru. Helal kazanmaya dikkat et, helali bulduğunda da onunla yetin. Karnını tamamen doyurmamaya gayret et. Çünkü karın tokluğu kalbi katılaştırır, zihni bozar, hafızayı zayıflatır, ilim öğrenme ve ibadetlerde organlara ağırlık verir, şehveti artırır, Şeytan’ın askerlerini kuvvetlendirir. Helal ile karın tokluğu her türlü kötülüğün başlangıcı olduğu halde, haram ile doyurmak nasıl olur.

7. Cinsiyet Organının Hakkı:

Cinsel organını da helal olmayan ilişkilerden, haramdan koruyarak helal olan ilişkilerde kullanarak hakkını vermelidir. Yüce Allah “Onlar iffetlerini korurlar, ancak eşleri ve ellerinin sahip olduklarından dolayı kınanmazlar” (Mü’minun, 23:5-6) buyurarak bunun sınırlarını çizmiştir. Bunun için de öncelikli olarak gözü ve kulağı haramdan, mideyi çok doldurmaktan korumak gerekir. Göz, kulak, mide ve düşünce ile cinsiyet organı arasında büyük bir ilişki vardır. Cinsel organı korumak için öncelikli olarak gözü, kulağı, mideyi ve düşünceyi korumak gerekir. Bunlar kalbde şehvetin tohumlarını ekerler.

İnsanın kendisini zinadan ve haram ilişkilerden koruması için evlenmesi gerekir. “Evliliğin amacı da neslin çoğalmasıdır. Şehvet ve kaza-i şehvet lezzeti ise, o vazifeyi gördürmek için rahmet tarafından verilen bir ücret-i cüz’iyedir.” (Sözler, 409) Durum bu olunca kişi bu amaca uygun davranması gerekir.

Sonuç:

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Cehennemin yedi kapısı ve her kapı için ayrılmış bir grubu vardır” (Hicr, 15:44) buyurur. İnsanı cehenneme sokacak olan yedi azası ve bu azalarla işlenen günahlardır. Her bir aza insanı cehennemin bir kapısına denktir. Bunlar da yukarıda saymış olduğumuz göz, kulak, dil, mide, eller, ayaklar ve tenasül âletidir. Cehennemden korunmak isteyen bu azalarını korumalıdır.

İnsanın bütün kazanımları bu yedi azası iledir. İhtiyaçları da bu yedi azaya bağlıdır. İnsanın dünya ve dış çevre ile münasebeti de bu yedi aza vasıtasıyladır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Her nefis kazandığı şeye karşılık rehindir” (Tur, 52:21) buyurur. Kişi bu azalarla işlemiş olduğu günahlardan dolayı cehennemde rehin tutulacağı bu ayetle anlatılmıştır.

Şayet bu aza ve aletler Allah’ın emrettiği şekilde amacına uygun kullanılırsa büyük kar ve kazançlar sağlanır. Sonra bütün be aza ve aletlerin ibadeti ve tesbihatı ve o yüksek ücretleri, en muhtaç olduğun bir zamanda Cennet yemişleri suretinde sana verilecektir. Şayet Allah’ın sana emanet ettiği ve iki cihan saadetini kazanmak için sana verdiği bu aza ve âletleri Allah namına çalıştırmazsan bu karlardan mahrumiyetten başka büyük zarar edersin.

Evvelâ, emanete hıyanet cezasını çekeceksin. Çünkü en kıymettar aletleri, en kıymetsiz şeylere sarf edip nefsine zulmettin ve değerini düşürürsün. İkincisi, bütün o kıymettar cihazları hayvanlıktan çok aşağı derekeye düşürerek hikmet-i ilâhiyeye iftira ve zulmetmiş olursun. Üçüncüsü, ebedi hayatı ve bu hayata lazım olan şeyleri tedarik etmek için verilmiş olan akıl, kalp, göz ve dil gibi güzel hediye-i Rahmaniyeyi Cehennem kapılarını sana açacak çirkin bir surete çevirmiş olursun. (Sözler, 29)

Allah’ın verdiği alet ve azaları Allah namına ve hesabına kullanmak hiç te zor değildir. Helal dairesi geniştir, keyfe kâfidir, harama girmeye hiç lüzum yoktur. Allah’ın insana farz kıldığı şeyler ise hafiftir, azdır. Allah’a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez. Vazife ise bir asker gibi Allah namına işlemeli, başlamalı ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı, izni ve kanunu dairesinde hareket etmelidir. Kusur etse, istiğfar etmeli, “Ya Rab! Kusurumuzu affet, bizi kendine kul kabul et, emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Amîn!” demeli ve ona yalvarmalıdır. (Sözler, 29)

Peygamberimiz (sav) “Sizden her birinizin her bir azasının tesbihi ve sadakası vardır. Her tesbih sadakadır, her tahmid sadakadır, her bir tehlil sadakadır, her tekbir sadakadır. Emr-i bi’l-maruf ve nehy-i anil-münker sadakadır” (Müslim, Misafirun, 74) buyurarak her bir azanın ibadetinin olduğunu ve hakkının verilmesi gerektiğini anlatmıştır. “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen, malayani şeyleri terk etmesi müslümanlığının güzelliğidir” (Tirmizi, Zühd, 11) buyurmuşlar ve herkesin kendi işine ve vazifesine odaklanması gerektiğini belirtmişlerdir.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: