Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Şubat 2012

Allah’a tanrı denebilir mi?

Posted by Site - Yönetici Şubat 29, 2012

allaha-tanri-denebilir-mi

SORU: Allah’a tanrı denebilir mi?

CEVAP:

Lafza-i celâl” de denilen bu yüce isimde, diğer Esmâ-i hüsnâ’da olmayan hususiyetler vardır. Bir defa hiçbir lisanda Allah isminin tercümesi, tam karşılığı yoktur. Binaenaleyh -semâ ve şafak demek olan “tan”dan mürekkep ve ilah, mevlâ, hüdâ mânâlarında kullanılan- “Tanrı” kelimesi de dahil hiçbir isim “Allah” ism-i celâlinin karşılığı olamaz. Her şeyden evvel Lafza-i celâl dahil Cenâb-ı Hakk’ın bütün isimleri tevkîfidir, değiştirilemez. Bir başka isim onun yerine geçemez….

Müşrikler birçok tanrılara taparlardı. Fülancaların tanrıları şöyle, falancalarınki şöyledir denilir. Demek ki ‘tanrı’ cins ismi, ‘Allah’ hâs (özel) isminin müradifi (eşanlamlısı) değildir, daha umumi manadadır. Bundan dolayı ‘Allah’ ismi ‘tanrı’ adı ile terceme olunamaz. Bunun içindir ki Süleyman Efendi (Çelebi) Mevlid’ine ‘Allah’ adıyla başlamış, ‘tanrı adı’ dememiştir. [Ve o bahrin sonunda, ‘Birdir Allah, andan artık tanrı yok’ diyerek tanrı kavramını ilah karşılığında kullanmıştır.

Halis Ece

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Bütün İbâdetlerin Başı Sabırdır

Posted by Site - Yönetici Şubat 27, 2012

butun-ibadetlerin-basi-sabirdir

Bütün İbâdetlerin Başı Sabırdır

Bil ki, ızdırabına katlanıp, feryâd ü figan etmeksizin, meşakkatlere tahammül edildiğinde sabır, hayır işlerinin kaynağı ve bütün faziletlerin başlangıcıdır.
Muhakkak ki, tevbenin başı isyanlara sabretmektir. Zühdün başı, mübâh olan amelleri işlememeye sabretmektir.
İrâdenin   başı,   mâsivâ’dan,   yâni   Allah’tan   gayrisini   terketmektir.

işte bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
“İmanda sabrın yeri, cesede nazaran başın mertebesindedir.
Yine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: Sabrın hepsi hayırdır.”
Kim, sabır süsüyle süslenirse, ona taat elbisesi giymek ve münkerâttan yâni şeriat bakımından kötü görülüp nehyedilen şeylerden kaçınmayı, Allah ona kolaylaştırır. Namaz da böyledir. Allahü Teâlâ hazretleri, namaz için şöyle buyurdu:
-“Sana vahyolunan Kitab’ı güzel güzel oku ve namazı kıl, muhakkak ki namaz edepsizlikten ve uygunsuzluktan nehyeder.

Şiir
Ey Hafız! Gece gündüz sabrı söyle ve anlat.
Zîrâ akıbet, günün birinde gam ve kederdir.

  Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/173-174.

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Said Bin Cübeyr (r.h.) Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Şubat 26, 2012

old-masjid-alharam

Said Bin Cübeyr (r.h.) Kimdir ?

Said bin Cübeyr (r.h.) Tabiîn devrinde Küfe’de yetişen müctehid imamların büyüklerindendir.

İsmi Said bin Cübeyr bin Hişâm el-Esedrdir.

Doğum tarihi bilinmemektedir.

Said bin Cübeyr. Abdullah ibni Abbas. Abdullah bin Zubeyr. Abdullah bin Ömer, Ebû Hüreyre ve daha bir çok sahabelerden ders aldı   yüksek bir âlim ve büyük bir evliya idi.

İki rek’at namazda bütün Kur’anı kerimi hatmettiği olurdu.

Haccac tarafından yakalanışı ve idam ediliş şekli başlı başına bir kitap oluşturacak kadar manidardır.

Mevize (Abdullatıf isimli vaaz kitabına bakınız) ve tarih kitaplarında anlatılır.

Said bin Cübeyr. (M. 713 de) Haccac tarafından şehıd edilirken, “Allahım! Benden sonra Haccacı kimseye musallat etme,   diye dua etti.

Gerçekten öyle   oldu. Kesik başı bile yerde iki defa Lâ ilahe illallah, dedi. Onun şehid edilmesine başta Hasan Basrî hazretleri olmak üzere butun âlım ve evliya ağladı.

Daha sonra olacak oldu. Haccâc, âkile, yâni yiyici illetine tutuldu. Uyuyamıyor, uyuyacağı sırada sıçrayıp kalkıyordu. Hâline bakıp şaşanlara:

Saîd bin Cübeyr ile hâlim ne olacak? Uyuyacağım anda, ayağımı çekip sarsıyor ve beni uyandırıyor.” dedi.

Bu hâliyle fazla yaşamadı. Saîd bin Cübeyr şehit edildikten on beş gün sonra Haccâc da öldü.

.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/168-169.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

Çocuk Vefat Ederse

Posted by Site - Yönetici Şubat 25, 2012

Çocuk Vefat Ederse

Çocuk Vefat Ederse

“Kulun çocuğu ölünce, Allahü Teâlâ ölümle alâkalı meleklere buyurur:
-“Siz kulumun çocuğunu mu aldınız?” Onlar:
-“Evet!  derler. Allah yine buyurur:
-“Siz kulumun kalbinin mevyesini mi aldınız?” Onlar:
-“Evet!  derler. Allah buyurur:
-“Kulum ne söyledi?” Onlar:
-“Ya Rabbi! Kulun sana hamdetti ve istircâ’da bulundu. Yâni: kulun sana teslim olup:ina lillahi ve inna ileyhi râciûnbiz Allah’ınız ve nihayet O’na döneceğiz” dedi. Allah, meleklere emreder:
-“Kuluma Cennette bir köşk yapın ve   o köşkeHamd evi” adını verin.
Bâzı ma’rifet ehli buyurdular: “Gaybı taleb etmek, ya mal ile olur, ya nefis ile olur, yâ akrabalar ile olur, ya kalb ile olur veya ruh ile olur.
Mâl ile icabet eden kurtulur.
Nefis ile icabet eden dereceler alır.
Kim akraba ve yakınlarını kaybetmeye sabrederse, o kişi, kaybettiğinin yerine geçen birine ve yakınlığa kavuşur.
Ve kimin ruhu kendisinden te’hir edilmezse o kişi vuslata devam eder.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/184-185.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Zikrin Çeşitleri

Posted by Site - Yönetici Şubat 24, 2012

Zikrin Çeşitleri

Zikrin Çeşitleri

İmam Gazâlî hazretleri buyurdular:
Zikir (üç değişik âzâ ile olur)

1-Zikir bâzan dille olur,
2-Bâzan, kalb ile olur,
3-Ve bâzan cevârih, yâni âzâ ve organlar ile olur.
İnsanların dil ile Allahü Teâlâ hazretlerini zikretmeleri: 1-Allah’a hamdetmeleri, 2-AIlah’i teşbih etmeleri, 3-Allah’ı temcid etmeleri,
4-AlIah’ın   kitabını   okumalarıdır.    (Ve   bunlara benzer zikirlerdir).
İnsanların kalbleriyle Allahü Teâlâ hazretlerini zikretmeleri üç türlüdür.

Birincisi: Allahü Teâlâ hazretlerinin zât ve sıfatlarına delâlet eden deliller hakkında tefekkür etmeleri ve Allahü Teâlâ hazretlerinin mülküne arız olan şüphelerin cevabında tefekkür etmeleridir.
İkincisi: Allahü Teâlâ hazretlerinin tekliflerinin keyfiyetini, ahkâmını, emirlerini, nehiylerini, va’dini, vaîdini düşünmeleri ve bunlara delâlet eden delilleri, tefekkür etmeleridir. İnsanlar, tekliflerin keyfiyetini öğrendikleri zaman, bir fiilde yâni amelde ki, va’d (ilâhî müjde ve sevabı) ve o fiilin terkindeki vaîdi (ilâhî azabı) öğrenirler. Böylece onlara amel kolaylaşır.
Üçüncüsü: Allahü Teâlâ hazretlerinin mahlûkatının sırrını tefekkür etmeleridir. Hatta onun nazarında mahlûkatın zerrelerinden her bir zerre kuds âlemini gösteren, cilalanmış parlak ayna gibi olur. Kul ona baktığı zaman, gözlerinin şuaları. ondan Celâl âlemine yansır. İşte bu makam nihayeti olmayan bir makamdır.
Amma insanların Allahü Teâlâ hazretlerini organlarıyla zikretmeleri ise, kişinin, cevarih, organ ve azalan, kendisiyle emir olundukları amellere müstağrak olmuş, yâni büyük bir ihlas ile amellere dalmış ve kendisinden neni olunduğu amellerden de hâli olmuş olmalıdır. İşte bu mânâda Allahü Teâlâ hazretleri, namaza zikir adını verdi. Ve şöyle buyurdu:
Ey o bütün iman edenler! Cuma günü namaz için nida olunduğunda, hemen Allah’ın zikrine (namaza) koşun ve alım-satımı bırakın, o sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz…  “o halde anın beni,” kavl-i şerifi, tâat’ın bütün çeşitlerini “içine almaktadır. Bundan dolayı Saîd bin Cübeyr’den,  zikrolundu. O şöyle buyurdular:  “O halde beni anın,” Yâni beni taatımle anın ki, onu güzelfeştireyim. (1/256) Hatta buna zikrin bütün çeşitleri girer.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/168-169.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar, İmam-ı Gazali | Leave a Comment »

Hz. Ömer Hanımına Nasıl Davranırdı ?

Posted by Site - Yönetici Şubat 22, 2012

6chz-omer-hanimina-nasil-davranirdi

Hz. Ömer Hanımına Nasıl Davranırdı ?

Hz. Ömer’in (r.a.) hilâfeti zamanında bir adam, davranışlarını beğenmediği karısını şikâyet etmek üzere halifenin evine gelir… Kapının önüne oturur ve Halife’nin çıkmasını bekler… Derken içeriden bir gürültü kopar. Hz. Ömer’in hanımı koca halifeye bağırıp çağırmakta; fakat Hz. Ömer ağzını açıp da karısına tek kelime söylememektedir.

Bu hâli gören kapıdaki adam boynunu bükerek: Bütün şiddetine ve sertliğine rağmen, üstelik mü’minlerin emiri iken Ömer’in hâli böyle olursa, benim derdime nasıl çâre bulabilir diye düşünür ve kalkıp giderken Hz. Ömer dışarı çıkar. Adamın arkasından,

– “Hayrola, derdin neydi? diye seslenir. Adam da der ki:

– “Ey mü’minlerin emiri! Karımın kötü huylarını ve bana olan saygısızlığını şikâyet etmek üzere gelmiştim. Senin karının da sana karşı olmadık sözler söylediğini duyunca vazgeçip geri döndüm ve kendi kendime: Mü’minlerin emiri karısıyla böyle olunca, benim derdime nasıl devâ bulacak? dedim.

O zaman Hz. Ömer adama, kıyamete kadar bizlere ölçü olacak şu manidar sözleri söyler:

Kardeşim, karımın benim üzerimdeki hakları sebebiyle ona katlanmaya çalışıyorum. Zira o benim hem aşcım, hem fırıncım, hem çamaşırcım, hem de çocuklarımın süt annesidir. Halbuki o bütün bunları yapmak zorunda değildir. Üstelik gönlümün harama meyletmesine engel olan da odur. Bu sebeple onun yaptıklarına katlanıyorum.”

Bu sözleri duyan adam;

– “Ey mü’minlerin emiri! Benim karım da aynen öyle” diyerek karşılık verir.

Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) adamı;

Haydi kardeşim, karına katlanmaya bak! Hayat dediğin göz açıp kapayana kadar geçiyor! diye teselli eder. (Zehebî, el-Kebâir, s. 179)

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Edebiyat ve Şiir, Tasavvufta Raks, Semâ, Teganni-Musiki

Posted by Site - Yönetici Şubat 21, 2012

muzik

Tasavvufta Raks, Semâ, Teganni-Musiki

Edebiyat, kelime ve kavram olarak Türkçe’mizde Tanzimat’tan (1860’lardan) sonra kullanılmaya başlanmış veya bu tarihten sonra giderek yaygınlaşmıştır. Ancak Divan edebiyatı tamamen nazımdan ibaret olduğu için, bu alanda şiir kelimesi tercih edilmekteydi.

Bugün de edebiyat daha mutlak bir ifade olarak kabul edilebilir. Hatta edebi eserler denildiğinde, şiirin dışındaki çalışmalar akla gelmektedir. Kısaca edebiyat, bir coğrafya veya milletin, bir devrin, bir sanat veya edebiyat mektebinin edebi mahsullerinin bütününe verilen isimdir, diyebiliriz. Şiirse bu bütünün bir cüz’ü, parçasıdır.

Sultanü’ş-şuara’ya göre “Şiir, daha çok tecrittir [/B](soyut), [B]mücerret sahillerinde kulaç atar. Nesirse müşahhasla, somut şeylerle meşguldür. Bir Batılı’ya (Valeri) göre, kaba bir his aleti olmak yerine, girift bir idrak cihazıdır…

“Mutlak hakikati (Allah’ı) arama işidir. Fevkalade sarp ve dolambaçlı, fakat kestirme ve imtiyazlı bir keçi yoludur. Oradan kalabalıklar değil, gözcüler, işaret memurları ve kılavuzlar geçer…

“Şiir beş duyumuzu kaynaştırıcı idrak ekseninde maddi-manevi bütün eşya ve hadiselerin maverasına-ötesine sıçramak isteyen, küstah ve başıboş kıvılcımlar mahrekidir…

“İlmin usûlünde tebliğ, şiirin usulünde ise telkin yer alır…

“Şiirde başlıca iki unsur vardır: His ve fikir.” (Necip Fazıl, Çile)

***

Şiir ve şairlerin faziletleri hakkında îrad buyurulan hadîs-i şeriflerden bazıları

İnne mine’l-beyâni sihran ve inne mine’ş-şi’ri hikemen.”
Manası: Beyan ve ifadeden bir kısmı, sihir etkisi yapar (büyüleyicidir). Şiirlerden bir kısmında da hikmetler vardır.

Lisânü’ş-şuarâi miftâhu’l-cenneti.”
Manası: Şairlerin dili, cennetin anahtarlarıdır.

Kulûbü’ş-şuarâi hazâinü’r-Rahmâni.
Manası: Şairlerin kalpleri, Rahmân olan Allâh’ın hazineleridir.

Allimû evlâdekümü’ş-şi’ra fe innehû yeftehu’z-zihne ve yûrisü’s-şecâate.
Manası: Çocuklarınıza şiiri öğretiniz; çünkü şiir, zihni açar ve cesaret verir.

İnne lillâhi künûzen fî tahti’l-Arşi ve mefâtîhuhâ elsinetü’ş-şuarâi.”
Manası: Allâh’ın, Arş’ın altında hazineleri vardır. Bu hazinelerin anahtarları da şairlerin dilleridir.

Teallemû mine’ş-şi’ri hikmeten ve emsâlehû.”
Manası: Şiirden hikmetli olanlarını ve benzerlerini (atasözleri-veciz ve güzel sözleri) öğreniniz. (Hadisler için bkz. Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, Meral Yayınları, İstanbul, 1972, II, 3-4)

***

ASR-I SAADET’TEN ÖNCE ŞİİR

İslâm’dan önce edebiyat özellikle şiir zirvede idi. Muallakât-ı seb‘a meşhurdur. Onun için Kur’an-ı Kerim de, her alanda olduğu gibi, edebi san’atlar açısından da zirvenin zirvesi olarak gelmiştir.

Muallakât-ı seb‘a: Muallak, alâka kökünden, ta‘lîk edilmiş, asılmış, asılı anlamına, muallakât ise bunun cem‘îsidir (çoğulu). Seb‘a da yedi demektir. İslâm’dan önceki Arap şairlerinin, beğenilip Ka‘be duvarına asılmış bulunan meşhur yedi kasîdesine bu ad verilmiştir.

***

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) DÖNEMİNDE VE SONRASINDA ŞİİR

Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), müsbet yöndeki şiiri daima teşvik etmiştir. Mesela şair Hassan’ı (r.a.) duymayanımız yoktur. “Kaside-i Bürde” ve hikayesi de malum. O beyitlerin karşılığı olarak İki Cihan Serveri’nin (s.a.v.) verdiği Bürde’ye ister hediye deyin, isterse câize… Netice değişmez. Bilirsiniz, padişahlar da şairlere caizeler verirlerdi.

***

Şiirde mezmûm olan; kötülüğe, isyan ve inkâra sevk eden şair ve şiirlerdir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, her günahkâr yalancının (gerçeği ters yüz eden, günaha düşkün olanın) tepesine inerler. Bunlar (Şeytanlar) onlara (yalan-yanlış hırsızlıkla elde ettiklerini) duyduklarını anlatırlar ve onların çoğu yalancıdırlar. Şairlere gelince; onlara azgın-sapıklar uyar. Onların her sâhaya daldıklarını ve gerçekten hep yapamayacakları şeyleri söylediklerini görmüyor musun? Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar. Fakat bunlardan, ancak iman edip salih amelde bulunanlar, Allah’ı çok zikredenler ve zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (intikamlarını alanlar) böyle değildir. O zulmedenler yakında hangi inkılab (değişim) ile sarsılacaklarını-devrilecekleri görecekler.” (Şuara sûresi, 221-227)

BUNA GÖRE DİNİMİZCE KABUL GÖREN VE GÖRMEYEN ŞAİRLER

Âyet-i kerimede görüldüğü üzere Cenab-ı Hak, önce şairlerin kötü özelliklerini ortaya koymuş, sonra da şu dört vasfı taşıyan şairleri bunlardan ayırmıştır. Peki bunlar kimlerdir:

1. İman sahibi olanlar.

2. Salih amel sahipleri.

3. Şiirlerinde tevhid, nübüvvet ve insanları Hakk’a davet edenler. Yani Allah’ı çokça zikredenler.

4. Dinlerini, mukaddesatlarını, şahsiyetlerini, manevi değerlerini hicvedenlere karşılık vermeleri dışında, hiç kimseyi hicvetmeyen-kötülemeyenler. Yani, zulme uğradıktan sonra öclerini alanlar da kötü şairler değildir. “Allah, çirkin sözün alenen söylenmesini sevmez; zulme uğrayanlardan olursa bu müstesna…” (Nisa sûresi, 148) buyurmuştur. Bu hususu teyit eden bir ayet-i celile de şöyledir: “Kim size karşı haddi aşarsa, siz de tıpkı onların haddi aşmaları kadar ona karşı koyun.” (Bakara sûresi, 194)

Ayetteki bu istisna ile Abdullah b. Revaha, Hassan b. Sabit, Ka’b b. Malik, Ka’b b. Züheyr (r.anhüm) gibi şairlerin kastedildiği tefsirlerde ifade edilmiştir. Çünkü bunlar şiirleriyle Kureyş kafirlerini hicvediyorlardı. Ka’b b. Malik’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Resûlüllah (s.a.v.) bana, ‘Kureyş’i hicvedin. Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizin onlara bu hicviniz, ok yağdırmadan daha çetindir.’ Hassan b. Sabite de hep, “Söyle, Ruhu’l-Kuds seninledir’ derdi.” (Tefsir-i Kebir, (Terc.), 17, 391)

Cinniler de mensûrdan çok manzûmdan (düz yazıdan değil şiirden) hoşlanırlar. Nitekim Abdülvehhab Şa’râni hazretleri, “Keşfü’l-Hicabi ve’r-Rân an Vechi Es’ileti’l-Cân” isimli eserlerinde, meseleleri kısaca nesir olarak ifade ettikten sonra nazım olarak daha geniş ve uzunca ele almışlardır.

***

OSMANLI’DA ŞİİR VE DİVAN EDEBİYATI

İlmi eserler müstesna hemen her alanda şiirin-nazmın, destanın hakimiyeti görülür ecdadımız Osmanlı’da. Hatta ilmi eserlerde de sıkça rastladığımız gibi, tamamen nazım olarak kaleme alınan kitaplar da vardır. Kasîde-i Nûniyye, Emâlî gibi…

Divan edebiyatında roman yoktu.” (Cemil Meriç). Neden? Çünkü romanda teşhir vardır. Osmanlı toplumu Müslüman bir toplumdur. İslam’da teşhir makbul değil merduttur. Vebali büyüktür. “Fâsık-ı mütecahir” (işlediği günühı ilan edip açıklamak) kavramının içine girer teşhircilik. Ama romanda da teşhir değil tebliğ-telkin, talim-terbiye esas alındığı takdirde niye olmasın..? Nitekim bu amaçla yazılmış romanlar da vardır.

***

TASAVVUFTA ŞİİR VE MUSİKİ

İslam’da şiir ve musiki ile ilgili iki ana görüş vardır. (Bkz. Kınalızade Ali Efendi, Ahlâk-ı Âlâî, Devlet ve Aile Ahlakı) Bunları İmam Gazali ve İmam Rabbani’nin (k. esrarahüma) görüşleri olarak, ya da tasavvufta Cehrî ve Hafî yolların görüşleri başlığı altında ele alabiliriz.

a) Zikr-i cehri ile alakadar olan yollarda şiir, şair ve musikinin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bunlar musiki ile ilgili birinci görüşü tercih etmişlerdir. Onlara göre, eğer şiir Allah’ı ve ahireti hatırlatıyorsa makbul, nefsani duyguları-arzuları kamçılıyorsa reddolunur. Mesela daha çok kavlî kerametleriyle meşhur olan Yunus Emre, Mevlana Celaleddin-i Rumi ve emsallerinin şiirleri gibi…

b) Zikr-i hafi ile alakadar olan yollarda ise şiire bakış ve bu yolun büyükleri tarafından yapılan değerlendirmeler oldukça farklıdır. Onlar ikinci yolu tercih etmişlerdir. Yani şiirin, musikinin hiçbir türü ile ilgilenmemişlerdir. Mesela İlahi ve Mevlid’le ilgili İmam-ı Rabbani hazretlerinin Şah-ı Nakşibend hazretlerinden naklen verdiği cevap (mealen) çok dikkat çekicidir: ‘Bizim yolumuzun dışındaki büyükler bu gibi şeylerle meşgul olmuşlardır, red ve inkâr etmeyiz. Bizim yolumuzun büyükleri ise bunlarla meşgul olmamışlardır, kabul etmeyiz.’

Teganni, raks ve sema ile alakalı değerlendirmeleri de şöyledir:

Raks (mûsıkî refâkatinde yapılan düzenli hareket) ve semâ (dönmek), hakîkatte oyun ve eğlenceden ibârettir. Allah Teâlâ şu âyet-i kerîmeyi tegannîden men için inzâl buyurmuştur:

İnsanlar arasında, (bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve bir eğlence için) boş lafa müşteri çıkan adam vardır.’ (Lokman sûresi, 6)

İbn Abbas’ın (r.a.) talebesi ve tabiînin büyüklerinden Mücâhid (r.a.) şöyle dedi:

Bu âyet-i kerimede geçen ‘lehve’l-hadîs’ yani boş laf, tegannîdir (şarkı, türkü söylemektir). Medârikte ise, ‘Lehve’l-hadis; kıssa, hikâye, yatsıdan sonraki (mâlâyani) konuşmalar ve şarkı-türkü söylemektir’ denilmiştir. İbn Abbas ve İbn Mes’ûd (r.anhüm), bunun mânâsının tegannî olduğuna dair yemin etmişlerdir.

O kimseler ki, yalancı şâhidlik etmezler” (Fürkan sûresi, 72) âyet-i kerimesini izah ederken Mücâhid (r.a.) şöyle demiştir: ‘Yani şarkı ve türkü söylenen yerlerde bulunmazlar.’

“İmam Hüdâ Ebû Mansûr Mâtürîdi’den (r.a.) nakledildiğine göre, şöyle demiştir:

Zamanımız kurrâlarından birine, tegannî ile Kur’an okurken, güzel okudun diyen kimse kâfir olur… Karısı kendisinden boş olur… Allah Teâlâ, onun hasenâtını, yani yaptığı iyilikleri iptal eder, hükümsüz kılar!”

“Ebû Nasriddebbûsî’nin bildirdiğine göre, Kaadı Zahîreddîn Harzemî (r.aleyh) şöyle demiştir: “Bir şarkıcıdan veya başka bir yerden şarkı ya da benzeri bir şey dinleyen, yahut başka bir haram iş gören kimse; bunu, inanarak veya inanmayarak güzel kabul etse, derhal mürted olur. Zira, dînin hükmünü bâtıl saymış olur. Dînin hükmünü bâtıl sayan bir kimsenin mü’min olmadığında bütün müctehidler ittifak etmişlerdir. Cenâb-ı Hakk, bu gibi şeylerden bizleri muhâfaza eylesin!

Tegannî’nin haram olduğuna dâir âyetler, hadisler ve fıkhî rivayetler o kadar çoktur ki, saymak zordur. Vaziyet anlatıldığı gibi olunca, bir şahsın, tegannînin mubah olduğuna dair nakledeceği mensuh (hükmü kalkmış) bir hadis veya şâz (hükümsüz) bir rivayete itibar edilmez. Zira hiçbir fakîh, hiçbir vakit tegannînin mubah olduğu hakkında fetvâ vermemiştir. Raksedip ayakları yere vurmayı câiz görmemiştir. Nitekim bunlar, İmâm Hümâm Ziyâeddîn Şâmî’nin, Mültakıyt isimli risâlesinde anlatılmıştır.

Sofiyyenin (tasavvuf erbâbının) amelleri, helâl ve haram mevzuunda senet değildir. Fakat onları ayıplayamayız da; mâzur görürüz. İşlerini Allah’a bırakınız.

Helâl ve haramı anlamakta, İmam Ebû Hanîfe, İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’in (rahimehullah) kavilleri mûteberdir. Şiblî’nin ve Ebû Hüseyin Nûrî’nin (k.s.) amellerine bakılmaz.

Bugün, şeyhlerinin amellerinden başka bir şeye bakmayan ve kulak asmayan sofiyye, raks ve semâ’ı dinleri ve şerîatleri hâline getirmişlerdir. Şeyhlerinin amellerine istinad edip, onu, tâatları ve ibâdetleri olarak kabûl etmişlerdir. ‘Onlar öyle kimselerdir ki, dinlerini bir oyun bir eğlence haline getirmişlerdir...’ (A’râf sûresi, 51)

Yukarıdaki rivâyetlerden anlaşılmış oluyor ki; bir kimse, haram bir fiili güzel kabul ederse, İslâm zümresinden çıkar, mürted olur. Bunun üzerine, semâ ve raks meclisine tâ’zim etmenin (kabul ve tasvip ederek saygı göstermenin); hatta, onu ibâdet ve tâat hâline getirmenin şenâetini (fenalığını) düşünmek lâzımdır!..” (el-Mektubat, 1, 266)

***

Netice; şiirle meşgul olması gerekenlerin, bu dalda kabiliyet ve istidadı olanların, her şeyde ve her alanda olduğu gibi, kıstaslara/kriterlere riayet etmeleri, ölçüyü kaçırmamaları icap etmektedir.
***

GÜNÜMÜZDE ŞİİR VE MÜTEŞAİRLER

Hemen her sâhada olduğu gibi, günümüzde şiirin de şairin de ölçüsü kalmamıştır. Serbest nazım diye bir şey tutturulmuş, salkım-saçak bir şeyler üretilmeye çalışılıyor. Evet, şiirin de serbestisi vardır elbette. Ama ne olursa olsun, onun da bir kriteri olması gerekmez mi? Gerek ses ve gerekse mana yönüyle… Her neyse şiirle meşgul olmadığımıza göre, işin bu yönünü daha fazla kurcalamadan iki fıkra ile yetinelim.

Garip halleriyle meşhur olan şair Ali Rûhi Bey, klasik şiirin tabuta konulup defnedilmeye çalışıldığı ve serbest nazım ile şiir yazmanın moda olduğu devirlerde bir gün, eline geçen “Gülşen” mecmuasında, genç şairlerden birinin irili-ufaklı mısra‘larla bütün bir sahifeyi dolduran şiirini görüp merakla okur. Armudî istifi ile bu alışılmadık kelime yığınına, uzun uzun baktıktan sonra,

– Acâyip, der, bunlar üzüm salkımı; yazanlar da şair değil, manav olsa gerek!..

MÜTEŞAİR KİMDİR?

Namık Kemal bir edebiyat meclisinde ciddî bir münâkaşaya girmiş… Münâkaşa dönüp dolaşmış, dünyanın esasını teşkil eden ahlât-ı erbaa (Ahlât-ı erbaa, insan vücudundaki dört unsur demektir: Toprak, hava, su, ateş. Anâsır-ı erbaa da denir) bahsine gelmiştir. O devirlerde ahlât-ı erbaayı bilmeden şairlik iddialarında bulunmak düşünülemezdi. Mevzuyu herkes biliyor ve münâkaşa iyiden iyiye kızışıyordu. O sırada devrin müteşairânından (şair olmadığı halde şairmiş gibi geçinenlerinden) Diyarbakırlı Deli Nâim,

– Kemal Bey, Kemal Bey!.. diye sanki kendisinin de bu hususta önemli bir fikri varmış gibi ateşli ateşli bağırıp Namık Kemal’i susturur. Mecliste gözler ona çevrilmiş ve münâkaşa yeni bir hal alacak diye herkes pür-dikkat beklemeye başlamıştır. O sırada Nâim Efendi’nin gayet yumuşak bir sesle,

– Kuzum, ahlât-ı erbaa ne demektir? diye sorması üzerine Namık Kemal, bir şairden bu cehâlet ve densizliği görünce, hiddetle bağırmış;

– Dört kere halt etmektir!..

Kaynak : http://www.halisece.com

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Edebiyat, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

İmam Şafiî (r.h.) Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Şubat 20, 2012

imam-safii-r-h-kimdir

İmam Şafiî (r.h.) Kimdir ?

İmam Şafiî (r.h.) hazretlerinin asıl adı, Muhammed bin İdris’tir. Dedesi “Şafiî” ashabı kiramdandı. Ona izafeten imam Şafiî hazretlerine Şafiî denilmiştir.

Anne tarafından da Hazreti Hasanın soyundan gelmektedir. 150 (M. 767) senesinde Gazze’de doğdu. Daha beşikteyken babası vefat etti.

Annesi onu alıp asıl memleketleri olan Mekke’ye getirdi. Orada tahsile başladı.

Yedi yaşında iken Kur’âni kerimi ezberledi.

Defter ve kağıt alacak imkanı olmadığı için derslerini kemik parçalarının üzerine yazardı.

Arab dili ve Edebiyatının inceliklerini öğrenmek için. çölde yaşayan Huzey kabilesinin arasına gitti. 0 çağda bu kabile, dili en fesih olan kabileydi.

On yaşında iken İmam Malik hazretlerinin “Muvatta” isimli hadis kitabını dokuz gecede ezberlemesi çok meşhurdur. Daha sonra imam Mâlik hazretlerine talebe oldu. Çalışkanlığı, samimiyeti ve saygısıyla hocasının himmet ve duasını aldı. Kısa sürede bütün ilimlerde ilerledi. Aklî ve nakit bütün ilimlerde söz sahibi oldu. Yemende kadîlik yaptıktan sonra bu vazifeyi bıraktı.

Bağdât’a gidip orada İmam- hazretlerinin talebesi Muhammed (r-h-)dan ders almaya başladı.. İmam Muhammed ayrıca   üvey babasıydı..

İmam Şafiî hazretleri. 204 (M. 820) yılında Mısır da bir Cuma gecesi, 54 yaşmda vefat etti. (r.a.)

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/182-183.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İmam-ı Şafi | Etiketler: | 7 Comments »

İhlas

Posted by Site - Yönetici Şubat 19, 2012

10983246_997869756901616_8487349230275920435_n copy.jpgyy

İhlas

Cüneyd-i Bağdadî (r.h.) buyurdular: İhlas, kul ile Allahü Teâlâ arasında bir sırdır. Hiçbir bir melek onu bilmez ki yazsın: hiçbir şeytan onu bilmez ki ifsâd edip onu hevâ ve hevesine meylettirsin.

Fudayl bin lyâz (r.h.) buyurdular: insanlar için ameli terketmek riya yani gösteriştir. İnsanlardan dolayı amel şirktir. İhlas ise, seni bu iki şeyden arındıran şeydir.

Tatarhâniyye isimli kitabta buyuruldu: Bir kişi namazına Allahü Teâlâ’ya halis bir şekilde başlasa, sonra o kişi namazın içindeyken kalbine riya girse, o kişinin namazı, başladığı hal üzere kabul edilir. Yâni namazda iken kalbine girip çıkan düşünceler ona zarar vermez.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/123.

.

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar | Leave a Comment »

Sabreden Ve Allah İçin Birbirlerini Sevenlerin Mükâfatı

Posted by Site - Yönetici Şubat 18, 2012

1Allah İçin Birbirlerini Sevenlerin Mükâfatı

Sabreden Ve Allah İçin Birbirlerini Sevenlerin Mükâfatı

Hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
Allahü Teâlâ hazretleri, âhirette mahlukatı topladığı zaman, bir münâdî şöyle nida eder:
-“Fazilet ehli nerededirler?
Bir gurup insanlar cevap verip ayağa kalkarlar. Ve onlar sür’atle Cennete doğru koşarlar. Yolda melekler onlarla karşılaşırlar. Melekler sorarlar:
-“Sizi süratle Cennete koşarken görüyoruz! Sizler kimlersiniz?” Onlar:
-“Biz fazilet ehliyiz!” derler. Melekler:
-“Sizin faziletiniz neydi?” diye sorar. Onlar:
-“Bize zülüm edildiği zaman biz sabrederdik. Ve bize kötülük edildiğinde affederdik. (1/257) derler. Melekler onlara:
-“Girin Cennete! Cennet, çalışanların ne güzel ecir ve karşılığıdır!” derler.
Sonra bir münâdî şöyle nida eder:
-“Sabır ehli nerededirler?
Bâzı insanlar ayağa kalkarlar. Ve onlar süratle Cennete doğru koşarlar. Yolda melekler onlarla karşılaşırlar. Melekler sorarlar:
-“Sizi süratle Cennete koşarken görüyoruz! Sizler kimlersiniz?” Onlar:
“Biz sabır ehliyiz!” derler. Melekler sorarlar:
-“Sizin sabrınız neydi?” Onlar:
-“Biz Allah’ın taatı üzerine sabrederdik ve biz Allah’ın isyanlarının üzerine yâni günah işlememek için sabrederdik,” derler.
-“Girin Cennete! Cennet, çalışanların ne güzel ecir ve karşılığıdır!” derler.
Sonra bir münâdî şöyle nida eder:
-“Birbirlerini Allah için sevenler nerededirler?
Bâzı insanlar ağa kalkarlar. Ve onlar süratle Cennete doğru koşarlar. Yolda melekler onlarla karşılaşırlar. Melekler sorarlar:
-“Sizi süratle Cennete koşarken görüyoruz! Sizler kimlersiniz?” Onlar:
“Biz muhabbet ehliyiz! Birbirimizi Allah için sevenleriz!” derler. Melekler sorarlar:
-“Sizin Allah için olan muhabbetiniz neydi?” Onlar:
-“Biz birbirimizi sırf Allah için severdik,” derler.
-“Girin Cennetel Cennet, çalışanların ne güzel ecir ve karşılığıdır!’* derler. Bu hadis-i şerif, “Nüzhetü*I-Kulûb” isimli kitabda geçmektedir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/174-176.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: