Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ocak 2012

KALBİN HASTALIĞI

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2012

KALBİN HASTALIĞI

Nefsini bırak! Ve ondan uzaklaş!.. Nisbî olarak kendine izafe ettiğin mülkten ayrıl!.. Hepsini Allah’a (CC) teslim et!.. Ve kalbin kapısında bekçi ol!.. Allah’ın (CC) “gönlüne sakla” dediklerini içeri al ve “alma” dediklerini kalbine sokma!.. Kötü istekleri kalbinden çıkardıktan sonra bir daha yaklaştırma!.. Bu şeytani arzuları kalbten çıkarmak, her halde ona uymamak ve daima muhalefet etmekle olur.
Allah’ın (CC) iradesi dışında bir şey isteme!.. O’ndan (CC) başka bir şey istemek boş bir temennidir. Akılsızlıktır. Sakın böyle bir hevese düşme!.. Telef olursun.. Helak olursun!.. Hakk’ın (CC) merhametinden uzak kalırsın.
Sonuna kadar Allah’ın (CC) emirlerini tut!.. Sonuna kadar yasak ettiği şeylerden kaç!..

Sonuna kadar O’nun (CC) kaderine teslim ol!.. Yarattığı şeylerden hiç birini O’na (CC) ortak yapma. Şirk koşma!..
İsteğin, arzun, şehvetin, hepsi O’nun (CC) yarattıklarıdır…
İsteme! Kötü arzularına kapılma! Şehvete düşkün olma!.. Ta ki müşrik olmayasın!..
Ayetten: “Bir kimse Rabbına (CC) kavuşmayı istiyorsa, yarar iş yapsın. Rabbı (CC) için yaptığı ibadetlere şirk katmasın.
Şirk, yalnız putlara tapmak değildir. Kendi şahsi arzu ve isteklerinde tesir görerek, uyman da bir nevi şirk ve putperestliktir. Dünya ve onun metaından, ahiret ve onun nimetlerinden herhangi birine gönül kaptırarak, seni Yaratanın (CC) sevgisini değil, bunlardan her hangi birinin sevgisini üstün tutarsan, şirk etmiş olursun…
Bunlardan herhangi birine kapılman, gizli şirktir. Bunun için, daima sakın, onlara yanaşma, kork, emniyet etme. Gafil olma!…
Her şeyi iyice tahkik et! Ancak bu halle rahata kavuşursun. Kendini hiçbir hal ve makama sahip yapma. Ama bir makama sahip bulunuyorsan bırakıp da kaçma! Sana manevi bir vazife verilirse ve bir makama çıkarılırsan herhangi birini seçme! Çünkü Allah-ü Teala (CC) her an bir iş yapar! Tağyir eder, tebdil eder…

Ayetten: “Kişi ile kalbi arasında gelip geçeni O (CC) idare eder.”
Uçsuz bucaksız bir varlık bul, kendini muayyen ölçülere kaptırma. Muayyen bir çerçeve içersinde kalırsan, doğruluğunu haber verdiğin yanlış olabilir. Kalacağını haber verdiğin nesne, bakarsın ki kaybolmuş… Hakk’ın (CC) iradesine tabi ol ve hiçbir şeye karışma!.. Keşif ve keramet nevinden sayarak, bir şeyler söylersin, ama aksi olunca utanır, rüsvay olursun… Sana bu halde yine bir vazife düşer; halini saklamak… Ve senden başkasına bunları duyurmamak… İşte bu, tam sebat ve beka halidir. Bunların Allah (CC) tarafından, sana bir hediye olarak verildiğini bil. Bu hale şükür etmek için O’ndan (CC) yardım iste. Başkasına göstermemek için ört.
Eğer bu haller gider de, yerine başka bir hal gelirse, üzülme; onda da çeşitli bilmediğin nimetler gizlidir… İlim vardır… İrfan, marifet vardır; ayıklığını arttırır ve edep terbiye öğretir sana… Bir Ayet-i Kerime de şöyle buyurulur:
– “Biz hiçbir ayeti, ondan daha iyisini veya benzerini getirmemek şartı ile değiştirmeyiz… Allah’ın (CC) her şeye kadir olduğunu bilmiyor musun?
Allah’ın (CC) kudretini küçük görme!.. Takdir ve tedbirde, O’nu (CC) itham etme…
O’nun (CC) vaadinin doğruluğunda şüpheye düşme… Hz. Peygamberi (SAV) kendineörnek al…

O büyük insana (SAV) inen ve mushaflarda yazılan, dillerde okunan bazı ayetler kaldırıldı… Bazısı değişti, yerine başka ayet geldi… Biraz önce haber verdiğinin aksini az sonra söyledi. Ama bu hal zahirde böyle oldu. Öbür yönünü, ancak, Allah’la (CC) kendi arasında bir iş olarak kabul ederiz…
İşte yukarıda anlatılan hale işaret ederek Peygamber (SAV) Efendimiz şöyle buyurur:
– “Kalbimde değişik haller olur, bu yüzden her gün yetmiş defa istiğfar ederim.
Diğer rivayette “Yüz defa.”
Peygamber (SAV) Efendimiz, daima hal değiştirirdi. Bir halden diğer hale geçer ve olgunluğa doğru ilerlerdi. Gayb aleminin hazinelerine ererdi. Çeşitli manevi süslerle süslendi.

İşte efendimiz böyle yükselirdi. Her yükseldikçe de evvelkinin noksanlığını anlar; mahdut bir halde kalmayı noksan sayar, istiğfar ederdi. Kendisi yaptığı gibi Ashabına (RA) da istiğfar telkin ederdi. Çünkü istiğfar ve tevbe halinde bulunmak kulun vazifesidir. İnsana en çok yakışan şey, istiğfar ve tevbe etmektir.
Bütün kötülükleri, bir daha yapmamak şartı ile bırakmak babası Hz. Adem’den
(AS), Hz. Rasulallah’a (SAV), O’ndan da (SAV) bizlere veraset yolu ile geldi…Ki Adem aleyhisselam’ın her yanını zulmet kaplamıştı; işte o zaman istiğfar etti, sonra karanlık açıldı, her yanı nur kapladı; kurtuldu. Çünkü O (AS) bir zamanlar ahdi unuttu.

Dar-ı Selam’da daimi kalacağını, Rahmân ve Mennân olan Allah (CC), kendisini Cennetten çıkarmayacağını sandı… Melekler kendisini daima selamlar,
övmelerle geleceğini tahmin etti. Böylece nefsine uydu ve her şeyi unuttu… İş değişti. O güzel süslerden soyundu, saltanat gitti. Derecesi düştü… O nurlu alem, aniden karanlığa gömüldü. Önceki safiyet bozuldu.
Böylece her şey elinden alındıktan sonra işin nereden geldiğini anladı. İçinde bulunduğu büyük safiyeti düşündü… İtiraf yolunu tuttu. Unuttuğunu, hata işlediğini itiraf etti. Kendi kendine istiğfar telkin etti:
– “Ya Rabbi (CC)! Biz nefsimizi kötüledik, kirlettik, bizden mağfiretini, merhametini esirgersen, sonumuz fena olur.
Bu tevbe ve itirafa karşı kendisine hidayet yolları göründü. Nasıl işler yapacağı bildirildi. Ve O (AS), o tevbedeki gizli marifet nurları ve bundan evvel kendisine keşfolunmayan iyilikleri öğretildi. Ve neticede şuna kani oldu:
– “Bütün kaybettiğim haller bana tevbe yolu ile açılacaktır.” Her şey değişti… İstek şimdi başka oldu. Hal başka hal oldu. Büyük bir saltanat geldi. İlk önce dünyada bir velayet-i Kübra; sonrası da ahirette… Dünya kendine ve evladına yer oldu. Ahiret ise ebedi bir yuva… Ve sonsuz bir sığınak…Ey mümin!
Senin için Hz. Adem (AS) ve Hz. Muhammed de (SAV) dostluk ve muhabbet için iyi adetler var… Herhalde hatanı bil, tevbe et!

Kaynak : Fütuhu’l Gayb – Gizliden Sesler – Gavs’ül Azam Seyyid Abdülkadir Geylani

.

Posted in Abdülkadir Geylani, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

Kafeste Kuş Beslemek

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2012

Kafeste Kuş Beslemek,kafestekusbeslemek

Kafeste Kuş Beslemek

Ben evde kafeste muhabbet kuşu besliyorum. Bunun bir sakıncası olur mu? Dinimizce caiz midir, değil midir?
Kuşlar, hayvanlar içerisinde dünyası en geniş, sahası âdeta sınırsız olan yaratıklardır. Gökyüzünün bütün derinlikleri, yeryüzünün bütün enginlikleri onlarındır. Hürriyetleri, yiyecek-içecek bakımından istifâde alanları hudutsuz gibidir.

İşte böylesine geniş ve derin dünyalı bir varlığı alıp da, avuç içi kadar dar bir kafese hapsetmek… Onu kendi sınırsız dünyasından koparıp, burada can çekişir gibi bir hayata mahkûm etmek… Herhalde insan akıl ve mantığıyla da bağdaşmamakta, beşer şefkat ve merhameti dahi bunu mâkul görmemektedir.

Ayrıca böylesine geniş hayat alanı olan bir kuşu, daracık bir kafese hapsetmenin insan için de belli bir faydası, meşrû bir sebebi de yoktur. Sonuç, sadece sahibinin şahsen duyduğu hazdır, zevktir.

Enteresandır ki bu zevk de, özgür dünyasından koparılıp hapse atılan zavallı kuşcağızın feryâd u figânından (bağırıp çağırıp sızlanmasından) alınmakta… Onun âdeta firaklı (üzüntülü-dokunaklı-iniltili-hüzün verici-şikâyetçi ötüşünden) ağlamasından duyulmaktadır.

***

Bir canlıların ıztırabından, çektiği sıkıntıdan haz duymak gibi zâlimce bir zevktir bu… Bir bakıma kişilik bozukluğu olarak da nitelenebilir.

Bu yüzdendir ki; İmam Birgivî, Muhammed Hâdimî (rahımehumellah) gibi zevât, kafeste kuş hapsedip, onunla oyanmayı-oyalanmayı, gönül eğlendirmeyi günahlardan saymış, mânevi âfetlar arasında zikretmişlerdir. Ancak, sâdece kafeste yaşayabilen, kafes dışında yaşama alışkanlığı bulunmayan dar sahalı kuşların, kafeste beslenip bakılmasında mahzur/sakınca görmemiştir…

Belli bir fayda elde etmek için beslenen kuşların kafeslerde tutulmasının ise caiz olduğu, bunda bir mahzurun bulunmadığı izah edilmiştir. Av avlamak için beslenen kuşlar gibi… Mesela bazı avcılar, keklik veya ördek avında, avlanacakları hayvanı çağırması, avı bulundukları tarafa doğru getirmesi için, kafesin içindeki kekliğin erkeğini, avlandıkları yere bırakırlar… Ördeği de avlanacakları bir suyun yakınına koyarlar. O öttükçe yaban ördekleri veya keklikler gelmeye başlar…

İşte bu maksatla keklik veya ördek beslemek caiz görülmüştür.

Kimilerinin bir hastalık hâline getirerek besledikleri güvercinler ise, faydasız bir işle iştigalden başka bir şey olmadığından mekruh sayılmıştır. [Bkz. Muhammed Hâdimî (v. 1176/1762), el-Berîkatü’l-Mahmûdiyye fî Şerhi Tarîkati’l-Muhammediyye, 4, 241]

***

Bâzı eserlerde sâdece eğlence olsun için güvercin besleyip kuşla oynamanın, fakirliğe yol açacağı da kaydedilmiştir.

Halifeliği döneminde Hz. Osman zî’n-Nûreyn’e (r.a.), Medine’de güvercin merakı alıp yürüdüğünden bahsedilince, durumu tahkik ettirmiş / araştırıp soruşturmuş… Ardından da, derhal yasak koymuş! ‘Güvercinle uğraşmak, faydasız işle faydalı zamanı imha etmektir’ diyerek, zaman israfçılarını cezalandırmıştır.

***

Küçük çocukların kısa bir zaman kuşla eğlenip oynamaları bu yasaktan ayrı tutulmuş… Henüz kuş denen bu hayvan türünün özelliklerini-güzelliklerini ilk defa görüp onu hayretle seyreden, eğlenip oynayan, konuşma devresi çocuklarının bu hâli, onlar için bir zaman israfı sayılmamış… Çocuklar için bu durum, o mahlûku tanıma fırsatı olarak görülmüştür.

Bunun şartı da çocuğun kuşa eziyet etmesine meydan ve fırsat memek, hayvanın ıztırap çekmesine sebep olmamaktır.

Kafeste beslenen kuşun, sahibine ciddi bir yarar sağlamadığından dolayı mekruh oluşundan olacak ki; yumurta yapan tavuğu hapsedip, bekletmenin câiz ve uygun olduğu da aynı bahiste kaydedilmiştir. Zira bunda bir fayda vardır.

Nitekim ev dışında av köpeği beslemek, bağ ve bahçeyi bekleyen köpeklere bakmak da câiz görülmüş; ancak, hiçbir faydası olmayan süs köpekleriyle meşgul olup ev içine almak ise, haram kılınmıştır.

Halis Ece

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | 1 Comment »

Canlar nasıl alınır?

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2012

Canlar nasıl alınır?

Sual: Dünyanın çeşitli yerlerinde, binlerce, hatta milyonlarca insan, trafik kazası, deprem, savaş gibi sebeplerle aynı anda ölüyor. Ölüm meleği bir anda bunların canını nasıl alır?
CEVAP
Azrail aleyhisselamın kudretinden şüphe etmek, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeye kadar gidebilir. Allahü teâlânın kudretinin büyüklüğünü bilen kimse, sebebini bilmese de, İslam`a teslim olup, Allah`ın her şeye gücü yetebileceğine inanması gerekir.

Bugün bir düğme ile bir veya birkaç şehrin bütün elektrikleri aynı anda söndürülebilmektedir. Ölüm meleği de ruhları bundan daha tez almaktadır.

İbrahim aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti ki:
– Ey ölüm meleği, eceli gelen insanların bir kısmı doğuda, bir kısmı batıda olsa, yahut kuzeyde ve güneyde aynı anda zelzele olup ölseler, yahut da dünyanın çeşitli yerlerinde savaş olsa, aynı anda binlerce, milyonlarca insan ölse, aynı anda bunların hepsinin ruhlarını nasıl alıyorsun?
Ölüm meleği cevap verdi:
– Allah`ın izniyle onların ruhlarını çağırırım, derhal avucumun içinde oluverirler.

Süleyman aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti:
– İnsanların ruhlarını kimini genç yaşta, kimini bebekken, kimini ihtiyarlayınca alıyorsun. Ruhları almada ölçün nedir?
Ölüm meleği dedi ki:
– Bana eceli gelenlerin listesi verilir. Ben verilen listeyi tatbik ederim. Başka işe karışmam.

Ölüm meleği gelip, Süleyman aleyhisselamın yanında oturan bir kimseye dikkatli bakmaya başladı. Sonra çıkıp gitti. O zat, Süleyman aleyhisselama sual etti:
– Kimdi o bana öyle can alacak gibi bakan?
– Ölüm meleğiydi.
– Beni onun pençesinden kurtar! Rüzgara emret, beni Hindistan`a götürsün!

O zatın bu isteği derhal yerine getirildi. Ölüm meleği ikinci defa Süleyman aleyhisselamın yanına gelince, Hazret-i Süleyman sual etti:
– Geçen gelişinde yanımdaki zata niçin öyle bakmıştın?
– Şimdi onun ruhunu alıp geldim. Bana onun ruhunu Hindistan`da almam emredilmişti. Ömrü biterken, hâlâ burada bulunduğu için öyle bakmıştım.

(Mesnevi)

Posted in Ölüm - Ecel, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Türkiye, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

Yâkûb Aleyhisselâm’in Doğumu

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2012

2Yâkûb Aleyhisselâm'in Doğumu

Yâkûb Aleyhisselâm’in Doğumu

Yakûb Aleyhisselâm’a Yakûb diye isim verilmesinin sebebi: Yâkûb Aleyhisselâm kardeşi, İsû ile beraber ikiz doğdular. îsû, Yâkûb Aleyhisselâm’dan önce annesinin karnından çıktı. Yakûb Aleyhisselâm, ondan sonra onun ayaklarının topuklarından tutmuş bir halde doğdu. İşte bundan dolayı kendisine Yakûb denildi. Bu (yani Yâkûb Aleyhisselâm’ın kardeşinin ayak topuklarından tutarak doğması şöyle olmuştu:) Yâkûb Aleyhisselâm’ın annesi bir batında iki çocuğa hamile kalmıştı. Hamli ikizdi. Ayların süresi tamam olup, hamilelik müddeti tam olunca, anne karnındaki iki kardeş konuşmaya başladılar. Anneleri onların sesini işitiyordu. Biri:
-“Bana yol ver senden önce çıkayım,” dedi. Diğeri: -“Eğer sen benden önce çikarsan, bende annemizin batnını deler ve bende bu şekilde karnından çıkarım,” dedi. Bunun üzerine diğeri;
-“Benden önce çık. Annemi öldürme?” dedi. Bunun üzerine ilk çıkan  çocuğa adını verdiler.  Çünkü  o  daha annesinin karnında iken isyan etti.

Sonra ikinci çocuk doğdu. O da birincisinin   ayak   topuklarını   tutmuş   bir   halde   doğdu.   Bu durumdan   dolayı   ona   da:  Yakûb   adını   verdiler. Büyüdüklerinde lys, sertlik, düşmanlık, vurmak, kırmak ve katılık gibi şeylerle uğraştı. lys’m mesleği avdı. Hep av hayvanları ile uğraştı. Yâkûb ise, rahmet, şefkat, sevgi ve saygılı bir kişiydi. Yufka yürekliydi. Yumuşak huyluydu. Ziraat ve hayvancılık ile uğraştı.

Rivayet olundu: Yâkûb Aleyhisselâm ile kardeşi İsû bir günde vefat ettiler. Aynı kabre defnedildiler.
(Bâzı rivayetlerde) buyuruldu: Yâkûb Aleyhisselâm, yüz kırk yedi (147) sene yaşadı. Mısır’da vefat etti. Arzı mukaddese taşınmasını ve orada babası İshâk aleyhisselâm’ın yanma defnedilmesini vasiyet etti. Yâkûb Aleyhisselâm’ın vefatı üzerine, oğlu Yusuf Aleyhisselâm, onu yükleyip arzı mukaddeseye götürdü. Orada İshâk Aleyhisselâm’ın yanına defnetti.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/88-89.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Yakub, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Yorumlar | Leave a Comment »

DÜNYALIĞI SEVMEK

Posted by Site - Yönetici Ocak 28, 2012

DÜNYALIĞI SEVMEK

Allah-ü Taala sana mal verir; sen de Allah’ı unutur malla uğraşırsın, o malı sana kara bir perde yapar. Dünyayı , ahireti göremez olursun. Yalnız malı bilirsin. Çok kerre de malı alır, seni değiştirir. Fakir eder, zelil eder. Çünkü sen, asıl nimeti vereni unuttun, nimetle meşgul oldun…

Eğer, o mülk seni meşgul etmez de, ibadetinle de uğraşırsan, sana hediye olarak verilmiş olur, bir tanesi bile eksilmez. Mal sana hizmetçi olur. Sen de yaratana ibadet edersin. Böylece dünyada rahat, güzel geçinirsin. Ahirette ise sıddıklar, şehitler, salihlerle beraber olursun…

Kaynak : Fütuhu’l Gayb – Gizliden Sesler – Gavs’ül Azam Seyyid Abdülkadir Geylani

Posted in Abdülkadir Geylani, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel | Leave a Comment »

Gecenin Bir yarısında Uyanmak için Dua

Posted by Site - Yönetici Ocak 28, 2012

11gecenin-bir-yarisinda-uyanmak-icin-duagunduz-ve-gecenin-insanogluna-seslenisi

Gecenin Bir yarısında Uyanmak için Dua

İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle nakledilmiştir: “Allah Resulü (s.a.a) buyurmuştur ki, her kim gecenin sonunda (sabah namazından önce) uyanm ak isterse, yata ğa gittiğinde şunu söylesin:

اَلّلهُمَّ لا تؤمِنّی مَکرَکَ وَلا تَنسِنی ذِکرَکَ وَلا تَجعَلنی مِنَ الغافِلینَ اَقُومُ ساعَ ۀ َ کَذا وَکَذا .

Allahumme la tuminni mekreke ve la tensini zikreke ve la tec’elni min-el ğafiline egumu saete keza ve keza.”

Yani, filan saatte uyanacağım ; bu duay ı okuduğunda hak Teala onu o saatte uyandırması için bir meleği görevlendirir.

İmam Cafer Sadık (a.s) muteber bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Her kim uyuyaca ğı zaman bu ayeti okursa, gecenin hangi vaktinde isterse uyanır:

قُل اِنَّما اَنَا بَشَرٌ مِثلُکُم یُوحی اِلَیَّ اِنَّما اِلهُکُم اِلهٌ واحِدٌ فَمَن کانَ یَرجُو الِقاءَ ربِّهِ فَلیَعمَل عَمَلاً صالِحاً وَلا یُشرِک بِعبادَ ۀ ِ رَبِّهِ اَحَدَاً .

Gul innema ene be şerun mislukum yuha ileyye innema ilahukum ilahun vahidun femen kane yercu ligae rabbihi felye’mel emelen salihen ve la yuşrik biibadeti rabbihi eheden .”

Yine, İmam Musa Kazım (a.s) muteber bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Her kim gece uyanmak isterse, uyuyaca ğı zaman şunu söylesin:

اَلّلهُمَّ لا تَنسِنی ذِکرَکَ وَلا تُؤمِنّی مَکرَکَ وَلا تَجعَلنی مِنَ الغافِلینَ وَاَنبِهنی لاَحَبّ السّاعاتِ اِلَیکَ اَدعوکَ فیها فَتَسجیبَ لی وَاَساَلُکَ فَتُعطینی وَاستَغفِرُکَ فَتَغفِرَلی اِنَّهُ لایَغفِرُ الذُّنُوبَ اِلاّ اَنتَ یا اَرحَمَ الرّاحِمینَ .

Allahumme la tensini zikreke ve la tuminni mekreke ve la tec’elni min-el ğafilin ve enbihni liehebbes saati ileyke ed’uke fiha fetescibe li ve es’eluke fetu’tini veste ğfiruke feteğfiruli innehu la yeğfir-uz zunube illa ente, ya erhem-er rahimin.”

Bu duay ı okuduğunda Hak Teala onu u yand ırmaları için iki melek gönderir,. e ğer uyanmazsa, o ik i mele ğe onun için istiğfar etmelerini emreder. Eğer o gece ölürse, şehit olarak ölmüş olur. Eğer uyanırsa, her iste di ği dileği Allah ona verir.

İmam Muhammed Bakır (a.s) muteber bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Her kim gecenin bir saatinde uyan ıp ibadet etmeye azmeder ve Allah onun bu iste ğinde samimi olduğunu bilirse, o saatte onu uyandırıncaya kadar hareket ettirmeleri için elbette iki meleği gönderir.”

İmam Cafer Sadık (a.s) muteber bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Bir kimse uykusuzlukla kar şı karşıya kalır ve uyuyamazsa, şu duayı okusun:

سُبحانَ اللهِ ذی الشَّأنِ دآئِمُ السُّلطانِ کُلِّ یَومٍ هُوَ فی شَأنٍ .

Subhanallahi zi ş şe-ni daim-us sultani kulli yevmin huve fi şe-nin.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

Mâlik bin Enes (r.h.) Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 27, 2012

imam malik kimdir,maliki mezhebi,maliki mezhebinin kurucusu,Mâlik bin Enes (r.h.) Kimdir

Mâlik bin Enes (r.h.) Kimdir ?

Mâlik bin Enes (r.h.): 712`de Medine’de doğdu. 795 de vefat etti. Babası Hazreti Enes’tir (r.a.).    Mâliki Mezhebi’nin kurucusudur. Muvatta isimli meşhur hadis kitabının  yazarıdır, imam Nafi ve Abdullah ibni Mes’ud {r.a.) hazretleri tariki ile peygamberimizden ilim almıştır. Çok ibadet eder çok az konuşurdu.

Kaynak:İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/62-63.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler | Leave a Comment »

İbrahim Aleyhisselâm’ın Erkek Evlâdı – Çocukları

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2012

İbrahim Aleyhisselâm’ın Erkek Evlâdı – Çocukları

İbrahim Aleyhisselârrfm sekiz oğlu vardı:
1-İsmail Aleyhisselâm, annesi Kıbtîolan Hz. Hâcer idi.
2-lshâk Aleyhisselâm, annesi Hz. Sâre idi.
Diğer altı oğlunun ise anneleri, Kantûrâ binti Yaktan el-Kel’ânî’dir. Hz. Sârenin vefatından sonra İbrahim Aleyhisselâm onunla evlendi. Ondan altı oğlu doğdu. Onlar:
3-Medyen,
4-Medâyin,
5-Zemrân,
6-Yakşân,
7-Yaşbuk,
8-Nûh’dur. (Bu alti ismi şöyle sıralayanlarda vardır: Medyen. Medâyin, Nehşân, Zemrân, Neşikve Şeyûh)

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/87.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ümmeti Kurtaran Sâlih Ameller

Posted by Site - Yönetici Ocak 25, 2012

2salih ameller,namaz,oruc,hac.zekat.

Ümmeti Kurtaran Sâlih Ameller

Efendimiz (s.a.v.) uzunca bir Hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurdular:
Dün gece çok acâib (bir rüya) gördüm:
-Ümmetimden bir adam gördüm. Onun ruhunu almak için ölüm meleği (Azrail Aleyhisselâm) kendisine geldi. Anne ve babasına yapmış olduğu iyilik, ölüm meleğini reddetti. (Anne ve babaya yapılan iyilikler uzun Ömre sebeb olduğu gibi güzel bir ölümle iman ile gitmeye sebeb olur)
Ümmetimden bir adam gördüm: Adamın üzerine kabir azabı saçılıyordu. (Kabir azabına müstehak olacaktı), adamın almış olduğu abdestler geldi, onu kabir azabından kurtardı.
Ümmetimden bir adam gördüm: Her tarafını şeytanlar kuşatmıştı. Onun daha önce yapmış olduğu zikrullah geldi. O adamı şeytanların elinden kurtardı.
Ümmetimden bir adam gördüm: Azab melekleri ona hakim olmuşlardı. Ona azab edeceklerdi. Onun dünyâda kılmış olduğu namazlar geldi. Namazı, kendisini zebânîlerin elinden kurtardı.
Ümmetimden bir adam gördüm: Susuzluktan solumaktaydı. Her ne zaman havuzun başına varsa, kendisine su verilmiyordu. Sudan men ediliyordu. Onun orucu geldi. Oruç, ona su verdi. Onu susuzluktan kurtardı.
Ümmetimden bir adam gördüm: Sıra sıra oturan peygamberlerin yanına varıp oturmak istiyordu. Onu peygamberlerin ya¬nına oturmaktan men ediyorlardı. Onu kovuyorlardı. Onun cenabetten dolayı almış olduğu gusül abdestleri geldi, elinden tutup, yanıma getirdi. Her yerde kovulan o kişiyi yanıma oturttu.
Ümmetimden bir adam gördüm: Önünde bir zulmet (karanlık) vardı. Arkasında karanlık vardı. Sağında karanlık vardı. Solunda karanlık vardı. Üstünde bir karanlık vardı. Altında karanlık vardı. Adam karanlıkların içinde şaşkındı, ne edeceğini ve hangi tarafa hareket edeceğini bilemiyordu. Adamın hac ve umreleri geldi, onu zulmetlerden (karanlıklardan) çıkarıp, nur’un içine koydular.
Ümmetimden bir adam gördüm: Mü’minler ile konuşuyordu. Müzminlerden hiç kimse kendisiyle konuşmuyordu. Adam mü’minlerin içinde yalnız kalmıştı. Sıla-ı rahmi geldi. Sıla-ı rahm: Ey mü’minler topluluğu! Bununla konuşun! Bununla konuşun! Diyordu. Bunun üzerine mü’minler de kendisiyle konuşmaya başladılar.
Ümmetimden bir adam gördüm: Ateşin önündeydi. Ateş alev alev olmuştu. Ateşin kıvılcım ve alevleri, adamın yüzünü yakmak üzereydi. Adam eliyle ateşi yüzünden savmaya çalışıyordu. Adam’ın vermiş olduğu sadakalar geldi. Adamın yüzünü ateşten korudu. Adam ile ateş arasında bir perde oldu. Sadakaları, başının üzerinde birer gölgelik oldu.
Ümmetimden bir adam gördüm: Zebaniler onu her mekandan (her tarafından sımsıkı) tutmuşlardı. Adamın yapmış olduğu emr-i bll’marûf ve nehyi ani’l-münker (iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama) amelleri geldi. 0 adamı zebanilerin elinden kurtardı. Onu rahmet meleklerinin eline verdi.
Ümmetimden bir adam gördüm: Dizlerinin üzerinde çökmüştü. Onunla Allah ın (ilâhî rahmetin) arasında perdeler vardı. Onun güzel ahlakı geldi. Onun elinden tuttu. Adamı alıp Allahın katına çıkarttı. İlâhî rahmete nail olmasına sebeb oldu.
Ümmetimden bir adam gördüm: Sahifeleri, (amel defteri) sol tarafindan verilmeye meylediyordu. Onun kalbinde bulunan Allah korkusu geldi. Amel defterini sağ eline koydu. (1/240)
Ümmetimden bir adam gördüm: Mizanı çok hafifti. Onun yedirmiş olduğu iftarlar geldi. Terazinin iyi amel tarafı ağır bastı.
Ümmetimden bir adam gördüm: Cehennemin kenarında duruyordu. Cehenneme düşmek üzereydi. Allah’ın büyüklüğünden dolayı hissetmiş olduğu titremeler ve ürpermeler geldi. Onu cehennemden kurtardı. Adam sıratı geçip cennete geçti.
Ümmetimden bir adam gördüm: Cehenneme düşmek üzereydi. Cehenneme meyletmişti. Allah korkusundan dolayı dökmüş olduğu göz yaşları geldi. Göz yaşları onu cehennemden çıkarttı.
Ümmetimden bir adam gördüm: Sırat köprüsünün üzerinde ayakta duruyordu. Adam bir dal ve yaprak gibi sallanıyordu. Onun Allah’a olan hüsn-ü zannı geldi. Sallanma ve titremesi geçti. Adam sırat köprüsünü geçti.
Ümmetimden bir adam gördüm: Sıratın üzerindeydi. Bazen sürünüp emekleyerek yürüyordu. Bazen küçük adımlar ile yürüyor, bazen de durup bir şeylere bağlanıyor ve tutunmaya çalışıyordu. Onun namazları geldi. Onun elinden tuttu. Onu doğrulttu, ayağa kaldırdı. Adam bu sıratı geçti.
Ümmetimden bir adam gödüm: Cennetin kapılarına varmıştı. Cennetin kapıları onun yüzüne kapandı. Onun şehâdet ve tevhid kelimeleri geldi. Cennetin kapılan açıldı. Şehâdet kelimesi onu cennete koydu.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, başka bir Hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurdular:
Kim ihlasla Lâ ilahe illallah (Allah’dan başka ilâh yoktur) derse, o kişi cennete girer.” Denildi:
-“Ya Resûlellah! İmanın ihlası nedir?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
-“Senin, imanını Allah’ın haram ettiği şeylerden koruma altına almandır.”
Bu tafsilâttan bilindi ki: Muhakkak ki kurtuluş her ne kadar Allahü Teâlâ hazretlerinin fazlı ve kereminde ise de lakin salih amellere bağlıdır. Amel bozuk olduğu zaman, akrabalık (yakınlık) insana fayda vermez.

Amma: Bir kişinin aslı temiz olursa onun furu’u (yani ondan türeyenler de) temiz ve güzel olur,” diyen kişiye şöyle cevap verilir:
Allahü Teâlâ hazretlerinin gâlib olan adeti (sürüp gelen kanunu) şudur: “Allah, ölüden diriyi çıkarır; Ve Allah diriden ölüyü çıkarıcıdır.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/97-101.

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

DÜNYA VE HALİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 24, 2012

ciglikara2

DÜNYA VE HALİ

Dünya tuzağı, öldürücü zehirleri ile düşkünlerine verilmiştir. Gafletle Dünyayı, zahirdeki güzelliği ile görürsen aldanma… O, hilesi, dokunanı derhal öldürür. Onda sadakat, onda vefa diye bir şey yoktur. Ona iyi gözle bakıp hoşlanma; şöyle ol:
Sahrada bir adam çırılçıplak kazayı-hacete oturmuş. Hem edep yri görünüyor, hem de koku geliyor. Sen mecbursun; hem burnunu tutacak, hem de gözünü kapayacaksın. İşte dünyanın hali. Ondan kurtulmak için hem gözünü kapa, hem de burnunu tut…
Dünyaya ihtiyacın kadar bağlan! kalpten sevme; Nesibin ne ise gelir üzülme..!

Kaynak : Fütuhu’l Gayb – Gizliden Sesler – Gavs’ül Azam Seyyid Abdülkadir Geylani

Posted in Abdülkadir Geylani, Diger Konular, Güncel, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: