Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 10 Oca 2011

Erkeğin kadına bakması

Posted by Site - Yönetici Ocak 10, 2011

Erkeğin kadına bakması

Çoğunluk müctehitlere göre, “kadınlar açıkta kalan yerler dışındaki süslerini (zinet) açmasınlar” (en-Nûr, 24/31) ayetinde kastedilen yer, el ve yüzdür.
Ebu Hanîfe’ye göre ise ayaklar da bu kapsama girer. Buna göre, kadınların belirtilen bu yerleri ev dışında ve yabancı erkeklerin yanında açık kalabildiğine göre bunlara bakmak caiz midir?
İslam yolda, çarşıda ve başka yerlerde kadınlarla karşılaşmada ilk bakışı sorumluluk dışı bırakmıştır. Çünkü bundan kaçınmakta güçlük olduğu gibi, kişinin erkek mi, kadın mı, hısımlardan birisi mi, yoksa bir yabancı mı olduğunu anlamak ancak görmekle bilinebilir. Bu, alelade bakıştır. Ancak ikinci ve ısrarlı bakışlar yasaklanmıştır.
Allah’ın Rasulünün Hz. Ali’ye şöyle dediği bildirilmiştir; “Ey Ali! Birinci bakışa ikincisini ekleme, ilk bakış sana aittir, ikincisi değil.” (Ebü Davud, Nikah, 43; Darimî, Edeb, 28; Rikak, 3; A. b. Hanbel, V, 351, 357.)
Kur’an-ı Kerîm’de birbirine yabancı olan karşı cinslerin karşılaşınca bakışlarını indirmeleri istenmiştir. (en-Nur, 24/30, 31.) Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bir erkek, kadının güzelliklerine gözü takılınca, bakışlarını aşağı eğerse, Allah ona tatlılığını kalbinde duyacağı bir kulluğu nasip eder.” (A. b. Hanbel, V, 264.) Bir kudsî hadiste de şöyle buyurulmuştur: “Kadına kasıtlı bakış, iblisin zehirli oklarından bir oktur. Kim benden korkarak bakışlarını aşağıya indirirse, onun kalbine imanın tadını veririm.” ( el-Kurtubî, a.g.e. XII, 151: İbn Kesîr, a.g.e., II, 599.) Başka bir hadiste, gözlerin zinasının harama bakmak olduğu belirtilmiştir. ( A. b. Hanbel, II, 276, 317, 343.)
Hac sırasında Has’am’lı genç bir kadın soru sormak üzere Hz. Peygamber’in yanına gelmişti. Bu sırada amcasının oğlu Fadl b. Abbas da orada bulunuyordu. Onun kadına uzunca baktığını gören Allah’ın Resulü, Fadl’ın başını tutarak öbüryana çevirdi. Hz. Abbas’ın bunun nedenini sorması üzerine de şöyle buyurdu: “Bir genç erkek ve bir genç kadın gördüm. Onların aleyhine şeytana güvenemedim.” (Tirmizî, Hacc, 54; A. b. Hanbel, 76, 157.)
Hz. Peygamber bir takım sahabîleri yol kenarlarında görünce, yol kenarında oturmamalarını bildirmiş, onlar; buradan başka görüşüp konuşacağımız bir toplanma yerimiz yoktur, deyince; “öyleyse yolun hakkını verin” buyurmuştur. Yolun hakkının ne olduğu sorulunca da Allah’ın Resulü şu cevabı vermiştir: “Gözleri harama bakmaktan sakınmak, yoldaki ezayı kaldırmak, selamı almak, iyiliği emretmek ve kötülüğü engellemek.” (Buharî, Mezalim, 22, İsti’zan, 2; Müslim, Libas, 114; EbuDavud, Edeb, 12; Tirmizi)
Ancak şunu da belirtelim ki, ihtiyaç ve zaruret hallerinde, yasaklanan kimi fiiller mubah olur. Hastalık, ameliyat ve doğum hallerinde doktor, hasta bakıcı, iğneci, pansumancı, ebe ve benzerlerinin kadının mahrem yerlerine bakması gibi. Bu durum; “Zaruretler sakıncalı olan şeyleri mubah kılar” prensibine dayanır. Ancak zaruretler de miktarlarınca takdir olunur.

Posted in İslamda Örtünme - Tesettür | Leave a Comment »

100 kere okuyanın günahı affolur

Posted by Site - Yönetici Ocak 10, 2011

9-vahsi-r-a-m-musluman-olusuana-babaya-hutmetana-baba-hakki-copy-jpgss

100 kere okuyanın günahı affolur.

Subhânallâhi ve bihamdihi

Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:kim ki her gün 100 kere subhânallâhi ve bihamdihi tesbihini okursa günahları deniz köpüğü kadar dahi olsa affolunur.

Duayi gønderen F.A kardesimize tesekkur eder sizlerinde dualarini bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

Hakiki Kul Olmak ve Salih Amel Yapmak

Posted by Site - Yönetici Ocak 10, 2011

Tövbe İçin Pişmanlık Gerekir.

Hakiki Kul Olmak ve Salih Amel Yapmak

ALLAH-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Kim ALLAH’a ve Peygamber’e itaat ederse işte onlar ALLAH’ın kendilerine nimet verdiği Peygamberlerle sıddıklarla şehitlerle ve iyi kimselerle beraberdirler.” (Nisa: 69) Demek ki ALLAH-u Zülcelal insanın ahirette ne şekilde olacağını bu dünyada bildirmiştir. İnsan ALLAH ve Resulünün emir ve nehiylerine riayet ederse kıyamet günü Peygamberler şehitler ve sıddıklarla beraber olacaktır.

Bizim bu zamanımız öyle bir zamandır ki insan ALLAH-u Zülcelal’in nimetlerine karşı nasıl cevap vereceğini şaşırıyor. ALLAH-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Sonra and olsun ki kıyamet günü (dünyada) sizlere verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.” (Tekasür; 8 ,)

Biz görüyoruz ki soframızda nice nimetler vardır. Nice çeşitli yemekler yiyoruz. Peki bu nimetlere karşı ALLAH-u Zülcelal’e hangi dil ile cevap vereceğiz hangi amel ile O’na cevap vereceğiz? Bizler gece gündüz affolunmak için ağlasak yine de azdır. ALLAH-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Ey Habibim! Onları kendi hallerine bırak doyuncaya kadar yesinler dünya lezzetleri ile lezzetlensinler. Emel onları gaflete düşürsün. Onlar gelecek zamanda başlarına gelecekleri bileceklerdir.” (Hicr; 3)

Az yemek yiyenin nefsi zayıf olur. Nefsi zayıf olunca vücudun bütün azalarında nefsin tasarrufu da o derece azalır kesilip gider. Nefsin tasarrufu gidince aklın tasarrufu gelir. Akıl nuru göz nuru gibi değildir. Duvarların ardındakini göz göremez ama akıl görür. Yemek çok yendiğinde bedende aklın tasarrufu kesilir. Tasarruf nefsin eline geçer. Nefsin tasarrufu ile olan işler hep hatadır. Hatalı olduğu gibi dine muhaliftir. Öyle ise çok yemek gönlü karartır ve basiret gözünü kör eder.

Ebu Talib el-Mekki şöyle demiştir: “Bu karın dedikleri kamış gibidir. İçi boş olduğunda güzel ses verir; içi dolu olduğunda asla ses seda vermez.” İnsan karnı söyleyicidir. İçi boş olsa hep hikmetten söyler her söylediği hoş olur. Uykuyu az uyur. Seherde uyanıktır. Çok yiyen kimseler kuşluğa kadar uyurlar. Niçin uyumasın ki midesinde yemeklerin buharı vardır. Böyle olunca nefs-i emmarelik sıfatı galip ve hükümran olur. Hz. Aişe (R.A) anha şöyle buyurmuştur: “Bu ümmet arasında ilk çıkan bid’at çok yemek oldu. Ondan sonra diğer bid’atlar yüz gösterdi. Resulullah zamanında ümmet çok yemekten korkardı. Aksi halde imanın lezzetini İslam’ın tadını bulamayız derlerdi.” Şeytan nefsin istek ve arzularını kullanarak yaklaşır baskı kurar. Nefs aşırı emellerle ve boşuna kuruntularla insanı avutur. Zira vurdum duymazlık gaflet rahata düşkünlük tembellik ve miskinlik nefsin özelliğidir. İnsan dünyada neyi sever ve neye aşık olursa daima ondan bahseder. Bir tüccar malını sevdiği için nerede oturursa otursun malından bahseder.ALLAH-u Zülcelal’e aşık olan kimse de nerede oturursa otursun ALLAH-u Zülcelal’den bahseder. Böyle davranmadığımız takdirde ALLAH-u Zülcelal kural ve kaideye göre bizi yalancı çıkaracaktır. İnsan bir gün tek başına kabre girecektir. Orada ne mal ne de aile efradı hiç biri olmayacak tek başına kalacaktır. Fakat yanında iman nuru ve salih amel götüren kimseye ne mutlu!..

ALLAH-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammed!) İnsanları azabın geleceği gün ile korkut. O gün zalimler şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir zamana kadar ertele de senin davetine uyalım ve Peygamberlere tâbi olalım.” (İbrahim; 44)

Bizler ALLAH-u Zülcelal’in ayetlerinden gafil olmamalıyız. ALLAH-u Zülcelal çok şefkat ve merhamet sahibidir. O kıyamet gününde bizleri azabı ile azablandırmayı istemiyor. Daima bizleri ayet-i kerimelerle ikaz ediyor. Bizim de bu durumdan gafil olmamamız gerekir.Bu ayet-i kerimeden anlaşıldığı gibi insan kıyamet gününde böyle diyecek ve tekrar dünyaya dönerek amel yapmak isteyecektir. Fakat bu durum ALLAH-u Zülcelal’in koymuş olduğu kural ve kaide dışındadır. Onun için biz ölmüş ve ALLAH-u Zülcelal bizlere müsaade etmiş ve tekrar dünyaya gelmişiz gibi kendimizi ayarlamamız gerekir.

İsa aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Dünyayı üç gün olarak kabul et: Birincisi; dün gelip gitmiştir ondan yana elinde bir şey yoktur. İkincisi; yarına kavuşacak mısın kavuşmayacak mısın bilemezsin. Üçüncüsü; içinde bulunduğun gün bu günün kıymetini bil ve değerlendir.” Hatta dünya üç saatten ibarettir. Birincisi; geçip giden saat. İkincisi; kavuşup kavuşamayacağın bilemediğin saat. Üçüncüsü; içinde bulunduğun saattir. O halde bu saatin kıymetini bil ve değerlendir. Hatta dünya üç nefesten ibarettir. Birincisi; geçip giden nefes. İkincisi; kavuşup kavuşamayacağını bilemediğin nefes. Üçüncüsü; almakta olduğun nefestir. Zira senin sahip olacağın tek nefesten ibarettir. O halde bu tek nefes içinde taat işlerine koş ki asi gitmeyesin. Ölmeden o nefesi tevbeye ver. Bilemezsin belki de ikinci nefese geçmeden ölmüş olursun.

Anlatıldığına göre adamın biri çölde yürüyordu. Bir gün şeytan onunla arkadaş oldu. O adam; sabah öğlen ikindi akşam ve yatsı namazını kılmadı. Akşam olunca o adam uyumak istedi. Hemen şeytan onu bırakıp kaçtı. Şeytan kaçarken o adam: “Neden benden kaçıyorsun?” diye seslendi. Şeytan: “Nasıl kaçmam ki? Ben ömrümde Yüce ALLAH’a bir kere asi geldim onun için ebedi lanete uğradım. Sana gelince bir günde beş kere Yüce ALLAH’a asi geldin. ALLAH’tan korkarım ki; sana gazab eder senin sebebinle beni de kahreder!” diye cevap verdi.

İşte namazımıza tam dikkat edip kıyamet gününü sanki bugün olacakmış gibi bilmemiz gerekir. Bakın bizden öncekiler gittiler. Biz de nöbetimizi bekliyoruz ve bizim nöbetimiz de bir gün bitecektir.

Bakın Ebu Derda (R.A)’dan rivayetle Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Elinizden geldikçe kendinizi dünya işlerine fazla kaptırmayınız. Biraz da ibadet için vakit ayırınız. Zira kimin gailesi sırf dünya olursa ALLAH işlerini dağıtır. Fakirliği iki gözünün arasına getirir. Hep fakir olduğunu sanır. Kimin de gailesi daha çok ahiret olursa ALLAH işlerini toparlar huzurunu arttırır. Zenginliği kalbine yerleştirir. Gönül zenginliğinde huzur bulur. Kim kalbini ALLAH’a bağlarsa ALLAH mü’minlerin kalbinde ona sevgi ve merhamet yaratır meydana getirir. Herkes onu sever. Hakkında hayırlı olan herşeyi ona hızla yaklaştırır.” (Taberani Beyhaki)

Hz. Peygamber (S.A.V) diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmuştur: “Rabbiniz şöyle buyurur: EyAdemoğlu! (Kulum) Kendini ibadetime ver ki kalbini kanaatle elini malla doldurayım. Ey Ademoğlu! Benden uzaklaşırsan (ibadeti terkedersen) kalbini fakirlikle (aç gözlülükle) doldurur elini de faydasız şeylerle oyalarım.” (Hakim)

Bunun için bizlerde dünyada devamlı olarak ALLAH-u Zülcelal’in zikri ile meşgul olmaya çalışırsak ve ALLAH-u Zülcelal’in istediği emrettiği şekilde kulluk vazifelerimizi yapmaya gayret edersek kabre girdiğimizde ve mahşer yerine vardığımızda da Allahu Zülcelal bize rahmeti ile muamele edecektir inşALLAH. Unutmayalım ALLAH-u Zülcelal bizden hakiki ve samimi bir şekilde kulluk istemektedir. Bunun yoluda O’nun emrettiği Hz. Peygamber (S.A.V)’in gösterdiği ve sadatların yaşadığı yoldan gitmekle mümkündür.

ALLAH-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin…Amin.

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: