Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 09 Oca 2011

Kadının Erkeğe Bakması

Posted by Site - Yönetici Ocak 9, 2011

Kadının Erkeğe Bakması

a) Erkeğin avret sayılan yerlerine bakmak
Yabancı bir kadının, erkeğin örtülmesi farz olan göbekle diz arasına bakmasının haram oluşu konusunda görüş birliği vardır. Bu bakışın şehvetli olup olmaması sonucu değiştirmez. Böyle bir durumda bakışın başka yöne çevrilmesi bildirilmiştir. (bk. Müslim, Edeb, 45; Ebu Davud, Nikah, 43; Tirmizî, Edeb, 28.)
Çoğunluk müctehitlere göre, uyluklar (diz kapağının üst kısmı) da avret yeri sayılır. Çünkü, bir hadiste, “Uyluk avret yeridir.” (Buharî, Salat, 12; Tirmizî, Edeb, 40; A. b. Hanbel, l, 478.) buyurulmuştur.
İmam Malik (ö. 179/795), Enes b. Malik’in (ö. 91/717); “Nebî (s.a.s)’i, uylukları açık olarak gördüm” ( Buharî, Salat, 12; Tirmizi, Edeb, 40; A. b. Hanbel, l, 478.) sözüne dayanarak, erkeğin avret yerini yalnız ön ve arka ile sınırlı tutmuştur. Enes hadisi sened bakımından kuvvetli ise de, çoğunluğun görüşü daha ihtiyatlıdır.
Diğer yandan Rasülullah (s.a.s)’in Hz. Ali’ye şöyle dediği nakledilmiştir: “Uyluklarını açma, diri veya ölü hiç kimsenin uyluğuna bakma.” (bk. Ebu Davud, Hammam, 1; A. b. Hanbel, I, 146)
Kimi fakîhler, görüş birliği olan ön ve arka için “ağır avret yeri” uyluklar için ise “hafif avret yeri” ifadesini kullanmış, böylece bu görüş ayrılığından, ümmetin lehine bir hafifletme olabileceği görüşüne meyletmişlerdir.
İmam Malikin görüşü, günümüzde büyük toplulukları ilgilendiren güreş, yüzme ve diğer spor dallarında sporcu ve seyircinin durumunu hafifletmektedir. Ancak mü’minler kendi gücü dahilinde olan deniz, göl, nehir vb. sulara girmede ve bir takım sportif faaliyetlere katılmada çoğunluğun görüşüne uyarak dizlerle göbek arasını örten giysileri tercih etmelidir. Bu, edebe, ihtiyatlı olmaya ve Ce-nab-ı Hakkın rızasına daha yakındır.
b) Erkeğin avret sayılmayan yerlerine bakmak:
Bir kısım fakihlere göre kadın şehvetsiz olmak şartıyla yabancı erkeğin göbekle diz kapakları arası dışında kalan kol bacak, göğüs ve sırt gibi yerlerine çıplak olarak bakabilir. Delil aşağıdaki hadislerdir.
Bir bayram günü habeşliler mescidde kargılarıyla gösteri yapıyorlardı. Hz. Aişe de onları Peygamber (s.a.s)’in arkasından seyrediyordu. Hz. Peygamber onu oyunculardan gizliyordu. Sonunda Aişe yoruldu ve eve döndü. (Buharî, Salat, 69, ideyn, 25, Cihad, 79; Müslim, İdeyn, 17, 21, 22, Mesacid, 18; Nesaî, îdeyn, 34, 35; A.b. Hanbel, II, 368, VI, 56, 83, 84, 85, 166.) Başka bir uygulama da şudur: Fatıma binti Kays eşinden boşanınca, Allah elçisi, onun iddetini, zengin bir hanım olan Ümmü Şüreyk (r. anha)nin yanında kalarak geçirmesini istemişti. Ancak Ümmü Şüreyk’in ziyaretçilerinin çok olması nedeniyle Fatıma’nın örtünmede zorluk çekebileceğini düşünen Allah elçisi, ona daha sonra şöyle buyurmuştur: “İddet süresince, amcanın oğlu İbn Ümmi Mektüm’un evinde ikamet et. Çünkü o, a’ma olduğu için, giy-sini çıkardığında seni görmez.” (bk, Müslim, Talak, 40; Ebü Davud, Talak, 39; Nesaî, Nikah, 8; A. b. Hanbel, VI. 416; el-Kurtubî, a.g.e., XII, 151; İbn Kesîr, a.g.e., II, 599.)
Diğer yandan sahabe hanımlarının ihtiyaç halinde erkeklerle konuştukları, alış-veriş yaptıkları ve soru sordukları bilinmektedir. Nitekim bir bayram namazında Hz. Peygamber, Bilal Habeşî (r.a.) ile birlikte kadınların tarafına geçmiş, onların kendisine biat etmelerini bildiren ayeti (el-Mumtehine, 60/12.) okuduktan sonra biat istemiş, öğüt vermiş ve onları sadaka vermeye teşvik etmiştir. Bu arada Bilal elbisesini açmış, kadınlar yanlarında bulunan para, yüzük vb. şeyleri bu yaygının üstüne atmışlardır. (Buharî, II, 273; Ebü Davud, l, 174; Nesaî, l, 227.)
Bazı fakihlere göre ise kadın, yabancı bir erkeğin avret yeri dışında kalan bedenine çıplak olarak bakamaz. Bu bakışın şehvetli veya şehvetsiz oluşu da sonucu değiştirmez. Delil, Nebhan (r.a)’in naklettiği şu uygulamadır. Örtünme ayetleri indikten sonra, bir a’ma olan Abdullah b. Ümmi Mektüm, Rasulullah (s.a.s)’in yanına gelmişti. Nebî (s.a.s)’in eşleri Ümmü Seleme ile Meymune (r. anhüma) da orada idiler. Allah elçisi onlara örtünmelerini bildirince, Ümmü Seleme; “O, bir a’ma değil mi?, bizi görmez ve tanımaz” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Sizde mi a’masınız, siz onu görmüyor musunuz?” buyurdular. (Tirmizi, Edeb, 29; Ebu Davud, Libas, 34; A.b. Hanbel, VI, 296)
Ancak bu rivayet, hadisçilerce tenkide uğramıştır. Çünkü Nebhan fazla tanınmayan bir ravidir. Diğer yandan bu hadisin Hz. Peygamberin eşlerine ait özel bir hüküm ifade etmesi, Fatıma binti Kays hadisinin ise, diğer mü’min hanımlar için genel düzenleme yapmış olması da muhtemeldir. Nitekim Ahmed b. Hanbel ile Ebu Davud birbirine zıt gibi görünen bu iki hadisin arasını şu şekilde birleştirmişlerdir: “Burada daha sağlam olan Fatıma binti Kays hadisini, senedinde eleştiri bulunan Nebhan hadisinden üstün tutmak daha uygundur.” (İbn Kudame, el-Muğnî, VI, 563 vd.; Ayrıca bk. A. b. Hanbel, VI, 296, 416; Ebu Davud, Talak, 39, Libas, 34.)
Sonuç olarak erkek veya kadının karşı cinsten yabancı bir kimsenin mahrem olmayan yerlerine bakması caiz ise de bu bakışın zevk ve cinsel istek duymak için olmaması gerekir. Aksi halde normal şartlarda meşru sayılan bir bakış, kişinin kalbindeki niyetine göre meşru olmaktan çıkar. Çünkü erkek veya kadının bakma ve seyretme yoluyla karşı cinsi etkilediği bir gerçektir. Bu yüzden İslam her iki cinsin de gözlerini ve ırzlarını haramdan korumalarını istemiştir.
Nitekim Hz. Yusuf’un güzelliğinden etkilenen Züleyha, onu yatağa çağırınca, Yusuf; “Bu konuda Allah’a sığınırım” diyerek bu isteği geri çevirmiştir. Bu arada Züleyha kendisini haklı göstermek için kadın arkadaşlarını toplamış ve Yusuf’u onların yanına çağırmıştır. O sırada bıçaklarıyla meyve kesmekte olan kadınların etkilenişi Kur’an-ı Kerîm’de şöyle anlatılır:
“Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: Aman Allahım! Bu bir beşer olamaz, bu ancak üstün bir melek olmalıdır.” (bk. Yusuf, 12/31, ayrıca bk. 23 vd.)
Toplumbilimciler insanın kendisine sahip olmasının eline, diline ve beline sahip olması ile gerçekleşebileceğini söylemişlerdir. Biz buna, göze sahip olmayı da eklemek istiyoruz. Aşağıda, karşı cinslerin ellerine sahip olması konusu üzerinde duracağız. İki kişi karşılaşınca selamdan sonra ilk temas eden genellikle eller olduğu için konuyu “musafaha” başlığı altında inceleyeceğiz.

Posted in İslamda Örtünme - Tesettür | Leave a Comment »

İSTİHARE DUASI

Posted by Site - Yönetici Ocak 9, 2011

1dunya-sevgisiistihare-duasi-sudur-5

İSTİHARE DUASI

Yapılacak her işin iyi veya kötü olduğunu, yahut hemen yapmanın mı, yoksa ertelemenin mi daha uygun olduğunu anlamak için iki rek’at namaz kılınıp Allah’a duâ ederek işin sonunu kalbine ilham etmesini niyazda bulunmak sünnetir.

İstihare Duâsı Şudur;

Allâhumme innî estehîruke bi-ilmike ve estakdiruke bikudratike ve es’eluke min fadlike’l-azîm. Feinneke takdiru velâ ekdiru ve ta’lemu vela â’lemu ve ente allâmu’l-ğuyûb. Allâhumme in kunte ta’lemu enne hâzâ’l, emre hayrun lî fî dînî ve meâşî ve âkibeti emrî âcili emrî ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu lî summe bârik lî fîh. Ve in kunte tâ’lemu enne hâza’l-emre şerrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emri âcili emrî ve acilihî fasrifhu annî vasrifnî anhu va’kir liyelhayra haysu kâne sume ardinî bih.

Allah’ım! Senin ilmine göre hayrını diliyorum, kudretinden güç istiyorum, senin büyük fazlını diliyorum. Zira sen kadirsin, ben kadir değilim, sen bilirsin ben bilmem, sen gizlileri bilirsin. Allah’ım eğer sen bu işin benim dinim, geçmişim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında hayırlı olduğunu biliyorsan bunu bana takdir eyle, kolaylaştır. Eğer bu işim benim dinim, geçimim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında şerli olduğunu biliyorsan bunu benden, beni de bundan çevir, hayır nerede ise bana onu nasip eyle, sonra beni onunla hoşnud eyle.”

Duayi gønderen F.A kardesimize tesekkur eder sizlerinde dualarini bekleriz.

.

 

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hamdım, piştim, yandım.

Posted by Site - Yönetici Ocak 9, 2011

Mevlana,mevlana,hamdim,yandim,pistim,Mevlanadan 5 vakte 5 yazı

Mevlanada Sevgi : Hamdım, piştim, yandım

1. Cömertlik veya yardım etmede akarsu gibi ol!

2. Şefkat ve merhamette, güneş gibi ol!

3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol!

4. Hiddet ve asabiyette,ölü gibi ol!

5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol!

6. Hoşgörülükte deniz gibi ol!

7. Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!

Mevlana’nın dediği gibi “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” düşüncesi sevginin en belirgin özelliğidir.

Mevlana’nın büyük bir hayranlıkla okuduğunuz bu yedi öğüdü,gerçek dostluğa, gerçek barışa, gerçek sevgiye bir davetiyedir.

Sevgi konusunu, gerek öz, gerekse biçim bakımından en güzel dile getiren düşünürlerden biri, belki de birincisi, Mevlana’dır.

Mevlana için sevgisiz insan, kanatsız bir kuş gibidir. Sevgi, insanı insan yapan, hırstan, kibirden, bencillikten kurtarabilen biricik ilaçtır.

Yaşamanın asıl amacının sevgiye ulaşmak olduğunu Mevlana şu dizelerle dile getiriyor: Seviyoruz; Yaşamımızın iyiliği bu yüzden İnanıyoruz; Yaşamımızın güzelliği bu yüzden. Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil. Diyen Mevlâna, bu yüce duyguya verdiği değeri dile getiriyor.

Mevlana, sözlerinde sevgiyi, dostluğu ve kardeşliği gündeme getirmiş, alçak gönüllüğü, hoşgörülü olmayı, başkalarına yardım etmeyi, paylaşmayı, insanların dürüst olmaları gerektiğini, karşılıksız yardımı öğütlemiştir. İnsanların dış görünümüne göre karar verilmemesini, iç dünyasının güzelliğinin fark edilmesini vurgulamıştır. İnsan kusurunu ortaya dökmek yerine, kendisinde saklaması gerektiğini söylemiştir.

Mevlana’nın şu sözlerini de duymayanımız yok gibidir. “Nice insanlar gördüm,üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm,içinde insan yok.”

Şefkatli ve merhametli davranılması gerektiğini, imkan dahilinde elinden geldiğince yardım edilmesini, hiddet ve şiddete yer verilmemesini, insanın şiddet duygularını kontrol altına almasını, hoşgörülü olmasını tavsiye etmiştir.

Mevlana, sadece halka mesaj vermemiş, zamanın devlet yöneticilerini de yazıları ile uyarmak istemiştir. Bu konuda da şunları yazmıştır.”Balık baştan kokar!.. Yöneticilerin huyu halkına da tesir eder… Yönetici bir havuza benzer; halk da bu havuza bağlı su boruları gibidir. Eğer havuzdaki su pis olursa, borulardan da aynı bu su akar. Sen bu sözün mânasına dal, adamakıllı dikkat et, iyice düşün bakalım!..”

Ne ekerseniz onu biçersiniz. Tasavvufa göre dünya bir aynalar ALEMİDİr. Siz kendinizde dürüstlüğü ve samimiyeti yaşarsanız size diğer insanlardan gelen yansımalarda dürüstlük ve samimiyet olacaktır. Ayna size, sizden başkasını gösteremez.

Bütün mesele insanoğlunun dürüst olmamasından kaynaklanır. Çünkü insan kutsal kitaplarda anlatılan nefsinin etkisi altındadır ve uyumaktadır. Nefs insanı hayatı boyu çıkmaz sokakların karanlıklarında dolaştıran, acıyla kederle mücadeleyle, düşmanlıkla, nefretle, kinle beslenen, ayıran, bölen bir benlikler topluluğudur. İsteklerinin ardı arkası gelmez. Bütün dünyayı verseniz yine de mutlu olmaz.

Kendiniz olmanın temel şartı da dürüst olmaktır. Dürüstlük insan olmanın en büyük erdemidir.

Yaşadığımız yüzyılda herkes, her şeyi kendi gözlüklerinin ardından ve kendi egosal dürüstlüğüne göre değerlendirmekte ve dürüstlük kendi çıkarlarımıza ve arzularımızın tatmin edilmesine uygun olarak şekil değiştirmektedir. Ve bin bir kılığa girmekte. Neden, nasıl dürüst olmamız gerektiği ise çoktan unutulmuş durumdadır. Gerçek insan olmak için, İnsanoğlu olmak için dürüst olmalıyız.

Aşk ve sevgi anlatılamaz olandır. Tanımlanamaz olandır. Yaşanması gerekir. Hissedilmesi gerekir. Sevgi Ruhun Duruşudur.

Mevlana der ki: “Sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, Diken düşünürsen, dikenlik olursun.”

Ne düşünürseniz O’sunuz.

Binlerce yıldır yeryüzünde meydana gelen  şiddetin, acımasızlığın, sefilliğin, savaşların ve her birimizin kalabalıklar içinde yalnız olmamızın ve bu dünyada artık gidecek bir yer bulamayışımızın nedeni sevgiden ayrılmamızdır.

Birbirimizi,  kardeşlerimizi sevmeyi unuttuk. Yaşamın gerçek özünü ve manasını unuttuk.

Mevlana der ki “Sevgiden acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar, altın olur; sevgi yüzünden tortular durulur, arınır; sevgiden dertler şifa bulur; sevgi yüzünden padişah kul kesilir.

Çünkü hepimiz Mevlana’nın dediği gibi İlahi güzelliğin aynasıyız.

Mevlana’nın insanı gönül dergahına sevgiye çağırışında ki aşk öyle bir aşktır ki, ham iken pişmeyi ve yanmayı gerektirir.

Sevgiyi,aşkı bilmeyen gönül hamdır. Aşk ateştir. Eriyiştir. Erimek, şimdiye kadar bildiğimiz her şeye ölmek demektir. Yeni olmak,yenilenmek, yeniden doğmak demektir.

Sevgi, bütün insanlığı ve alemi sevmektir. Sevgi olayında, başka insanların düşüncelerine, inançlarına gelenek ve göreneklerine, yaşam biçimlerine saygılı olunması gereklidir. Samimiyet ise sevgi yoğunluğu ve dağılımı olan bir toplumda, içtenliğin yaygın hale gelmesidir. Bunların doğal bir sonucu olan toplum, içten bir bağlılık içerisinde olacak ve güçlü bir dostluk zinciri tesis edebilecektir. Bu aşama çıkarsız bir beraberliğin ve dayanışmanın son halkasıdır.

Mevlana “Ben ayırmak için değil birleştirmek için geldim“ diyor. “Beri gel, beri gel daha da beri gel ama sevgiyle gel“ diyor. İşte bu durum koşulsuz, alemi ve tüm insanları kucaklayan bir sevgidir.

Bu sevgi için Mevlana şöyle diyor:

Aşk Geldi , damarımda derimde Kan kesildi .Beni kendimden aldı sevgiyle doldurdu. Asl olan sevmedir. İnsan mayasındaki bu duyguyu arıtmalı ve ayıklamalıdır. Bedenimiz tıpkı bir arı kovanı gibidir. Bu kovanın balı ve mumu da ilahi aşk’tır. İşte sevginin insana egemen olması dünya  barışınıda  da, dünya kardeşliğini de yaratacaktır. Dostluğun da, barışın da temeli sevgidir. Her şeyi ve her yaratılanı  sevmek ruhu olgunlaştırır, insana huzur verir.

Mevlana yüzyıllar öncesinden “Sevgi ve merhamet insanlığın; hiddet ve şehvet ise hayvanlığın vasıflarındandır” der ve savaşı, çocukların kavgasına benzeterek; hepsinin de anlamsız ve saçma olduğunu söyler. Savaş yeryüzüne ve yüreklerimize kederden acıdan ve sefaletten başka bir şey getirmemiştir. İnsanlığın kendini bilmekten, bildikten sonra değişmekten başka çaresi yoktur. Ve dünyamızın barışa, huzura ve sevgiye ihtiyacı var. Yani her birinizin içindeki sevgiyi açığa çıkarmanıza ihtiyacı var.

Siz sevgi olduğunuzda nihayet insan kardeşlerinizle insan tadında huzur içinde bu dünyada yaşayabilirsiniz. Ve yaşadığınız gezegenin, gezegen üzerinde var olan her bir canlının, cansızın değerini bilirsiniz. Çünkü siz her şey ile dengedesinizdir. Her şey siz olan bütünün eksiksiz bir parçasıdır.

Mevlana gibi herkesi ve her şeyi kabul edebilecek ve bağışlayabilecek, hoş görebilecekseniz,dünya  kadar geniş bir yüreğe sahip olursunuz.

Hatırlanması gereken şey ise insanın sevgi olduğu ve sevginin her şeyin çaresi olduğudur.

Bu konuda Mevlana şöyle der:

Senin canının içinde bir can var, o canı ara!

Senin dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!

Gelmiş geçmiş onca alim , sayısız veli ve Hak aşığı içinde Mevlana kadar insanı yücelten ve insanın Allah katında ne kadar yüce bir varlık olduğundan bu kadar açık bahseden en önemli şahsiyetlerden birir.

Sevgiyi ve aşkı onun kadar derin anlatan ve tüm insanlığa armağan eden başka birine daha rastlamak mümkün değildir.

Mevlana baştan aşağı bir tevazu abidesi ve sadece yaşadığı devrin değil tüm devirlerin aydınlık ışığıdır. Tüm insanlığın düşünen başı, duyan gönlü olan Mevlana’nın yolu sevgi ve barıştır.

Mevlana’ya göre sevgi “İnsanı hayata bağlayan zincirin en güçlü halkası ve insanı yaratanına ulaştıracak merdiven”dir.

Allah ve insan sevgisi ile yanıp kavrulan Mevlana, son nefesine kadar insanın etrafına faydalı olmasını ve hizmet etmesini ister.

Bu konuda şöyle seslenir: “Bir mum dahi eriyip gideceğini bildiği halde etrafına ışık saçmaktan geri durmaz, ey insan sen ki Yaradanın kudretiyle dopdolu iken neden geri durasın?

Mevlana’nın ağzından çıkan her sözü ve davranışı birlik, kardeşlik ile doludur. Seslenişi bütün insanlara ve insanlığadır.

Mevlana insanların arasındaki dayanışmaya çok büyük önem verir ve yardımlaşmanın ancak olgun insanlarda görülen güzel bir davranış olduğunu açıklarken: “Eğer insan birbirine yardım etmiyor, birbirinin mutluluğunu istemiyorsa ve olgun değilse o insan değildir,” diyor.

Mevlana en büyük işlerden en küçük ayrıntıya kadar her hususta başkalarını düşünen, kayıran, severken aynı zamanda insanların gönüllerini tamir eden, insanlardaki ıstırapları yumuşatan, fenalıkları eriten, ihtirasları, kirleri yok edip temizleyen gönüller sultanıydı.

Mevlana’ya göre mala ve mülke tapanların dostluğu dünyevidir.

Ona göre dostluğun şartı kendini dostuna feda etmek, dost için icabında kendini kavgalara atmaktır. Mevlana sevdiklerini herşeyi ile severdi. O’nun sevgi anlayışı basit maddi çıkarlarla kuşatılmış menfi aldatmacalar değil, mert gönüllerin coşkusu ve karşılıksız sevgiydi.

Her şeyin ilacının sevgi olduğunu söylerken şöyle diyor: “Sevgiden bakırlar altın kesilir,dertler sevgiye derman olur ve ölüler sevgiden dirilir.”

Hayatı, sevginin müşahhaslaştığı bir şâheser olmuş olan Mevlana, sevgiye, üstün ve yüceltici bir değer atfederken, ayrıca, ona, en üst dereceden dönüştürme gücü ve kudretini de nispet etmektedir.

Yaşadığı sürece insanı olgunlaştırıp kâmil yapan sevgiyi, insanlık sevgisini esas tutan Mevlana, hudutsuz tolerans ile iyiliği, hayrı, sabrı, sakinliği, hazımlı olmayı, şiddet ve öfkeye esir olmamayı, merhamet ve affetmeyi öğreten Mesnevi’sinde şöyle sesleniyor: ”Sevgiden acılar tatlılaşır, sevgiden bulanık sular arı duru hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur. Padişahlar kul olur.

Mevlana hayat sevgisini ve o muhteşem aşkı ölümsüzlük manasıyla yoğurup, kendinden sonraki nesillere bir iksir hassasiyetiyle içinde sunan bir gönül eridir. İnsanlar üzüntülerine dermanı onda bulmuş, fazilet ve hakikati onun sözlerinde aramıştır. O, inanç ve sevgi olmuştur.

Mevlana’nın bu sevgisi sabah rüzgârı kadar serin, dosttan ayrı kalmış gönüllere arkadaş olacak kadar yücedir. Mevlana’nın görüşünde aşk duyulan ve insanı var eden sevgili Hakk’ın kendisidir.

Mevlana’daki insan sevgisinin temelinde ‘aşk’ın çok önemli bir yeri vardır. O, ‘aşk’ın mahiyetini ve insan hayatındaki yerini dikkatli bir şekilde açıklar. Ona göre, insanın Sonsuz Olan’la irtibat kurabilmesi ancak aşk ile olur.

Mevlana’da aşk, hayatın aslıdır, özüdür; kâinatın yaratılış gayesidir.

Mevlana, Mesnevî’de “İlâhî takdirin insanlar arasında aşkı yarattığını” söyler. Ona göre aşk olmasaydı, yaratma da olmazdı. Hayatın bir safhadan ötekine yükseltilmesine ve cansızdan canlının çıkarılmasına hep aşk vesile olmuştur. Aşk, yaratılışın, büyümenin ve gelişmenin ana prensibidir.

Mevlana’ya göre, insanın ideal mahiyetini bulan ve onun idrakinde olan kişi hem “âşık” hem de “mâşuk”, yani hem Allah’ı seven hem de Allah’ın sevdiği kişi olur. Mevlana burada âdeta bir “aşk felsefesi” yapar. Kamil insan bu aşkı bütün benliğinde bulan ve yaşayan kişidir. Dolayısıyla insan kendi canında O’nu bulacak ve orada Gerçek Dostun’a kavuşacak bir varlıktır. O, bu hususu şöyle dile getirir: Her şeyi aramadıkça bulamazsın; Ancak bu Dost başka; O’nu bulmadan arayamazsın.

Mevlana, eserlerinde insanın faziletlerinden bahseder. İnsan ancak kendisindeki bu cevheri keşfettiği zaman insan olma vasfını taşır:

Canının içinde bir can var, o canı ara!

Dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!

A yürüyüp giden sûfî, gücün yeterse ara;

Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara!

Mevlana’ya göre insanın en önemli görevi kimliğini bulması ve Allah’ın hakikatine vakıf olmasıdır. Ancak bu şekilde insanlık sıfatına layık olabileceğini söylerken şöyle diyor: ”Eğer sevgilini görmediysen, bulmadıysan neden aramıyorsun? Yok eğer bulduysan, neden coşmuyorsun?

Mevlana sadece kendi asrında  değil, temsil ettiği geniş hoşgörü, neşe, umut meşalesiyle kendinden sonraki asırlarda  da ışık tutmuştur. O’nun fikirleri her asırda taze, yeni ve öncüdür. O Allah’ın bağışlayıcı ilhamı ile günah ve kusurları hoş görebilmiştir.

Mevlana, tüm olumsuzluklara rağmen içi sevgi ile dolu olan insanları bakınız, ne de güzel tasvir ediyor:

Diken içindeler,

Ama gül gibiler.

Hapisteler,

Ama süt  gibiler.

Balçık içindeler,

Ama gönül gibiler.

Gece içindeler,

Ama sabah gibiler.

Şöyle diyor Mevlana, “ Düşmanının Seni Sevmesini istiyorsan, kırk gün onun iyiliğini iste, sana karşı düzelecektir. Zira gönülden gönülle yol vardır”.

Bir cümleyle toplamaya çalışırsak, Sevmeyi başarabilen insanlar içtenlikle bir arada olabilecekler ve birbirlerine bağlı kalacaklardır.

Mevlana sevgiyi, aşkı kısaca şöyle anlatır. “Hamdım, Piştim, Yandım”.

 

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

 

 

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Mevlana, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: