Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 08 Oca 2011

Erkek-Kadın ihtilali (Karışık Yaşantı)

Posted by Site - Yönetici Ocak 8, 2011

Erkek-Kadın ihtilali (Karışık Yaşantı)

1) İhtilal terimi ve kapsamı:
Erkekle kadının aynı yer ve zamanda birlikte ve karışık olarak bulunmasına “ihtilat” denir. Bu terim daha çok yabancı erkekle kadınların erkekli-kadınlı karışık eğitim görmesi; iş yerinde birlikte çalışması; nişan, düğün ve benzeri kutlamalarda karışık oturması ve ev ziyaretlerinde birlikte oturmayı kapsamına alır.
İslam’da ihtilal için düzenleme yapılırken “fitne korkusu” önemli bir etken olmuştur. Bu yüzden fitne korkusu bulunmayan kadın-erkek ihtilatının izlerine önceki şeriatlarda rastlandığı gibi İslam’da da çeşitli örnek ve uygulamalara rastlanır.
İslam’da erkek ve kadın, toplumun ayrılmaz parçalarıdır. Kadın eve hapsedilmemiş, fakat ev dışındaki davranışlarında da tamamen serbest bırakılmamıştır. İslam, erkeklerin kendi aralarında, kadınların da kendi aralarında olmak üzere eğitim, ibadet, kutlama, eğlence vb. gayeler için toplanmaları esasını getirmiştir. Fakat bu ayrı cins topluluklar genel topluluk içinde karşı cinslerle birlikte bulunurlar.
2) Hz. Peygamber döneminde ayrı gruplar halinde ihtilal:
Bu dönemde, kendi cinsleriyle gruplar oluşturan erkek ve kadınların, daha büyük bir toplulukta yanyana geldikleri görülür. Namaz cemaatı, ilim meclisleri ve gazvelere katılma buna örnek verilebilir.
a) Kadınların cemaate devam etmesi:
Hz. Peygamber döneminde kadınlar da beş vakit namaza, cum’a ve bayram namazlarına cemaat olarak katılıyorlardı. Ancak erkekler ön, kadınlar ise arka saflarda yerlerini alıyordu. Mescid içinde gerçekte iki topluluk vardı. Fakat bunlar ihtilal (erkek-kadın karışık) olmaksızın ayrı yerlerde bulunuyor ve mescid cemaatının bir bölümünü oluşturuyorlardı.
Kadınlar önceleri istedikleri kapıdan girebilirken, giriş ve çıkışlarda görülen izdiham yüzünden Hz. Peygamber, kapılardan birisinin kadınlara ayrılmasını emir buyurmuştur. Bu kapı günümüzde de “kadınlar kapısı (babu’n-nisa)” adını almaktadır.
Sahabe hanımları cuma namazlarına da giderlerdi. Nitekim bir kadın “kaf” suresini cuma namazlarında uzun süre bizzat Nebî (s.a.s)’den dinleyerek ezberlemiş ve Hz. Ömer’in mehrin azaltılmasını istediği cuma hutbesine, arkadan bir kadın cemaat, mehre sınır getirmeyen en-Nisa Suresi 20. ayeti okuyarak itiraz etmiştir.
b) Kadınlara ait ilim meclisi oluşturulması:
Kadınlar erkek toplulukları nda, istedikleri gibi soru sorup İslam’ı öğrenemediklerini anlayınca, Hz. Peygamber’den kendileri için özel bir gün belirlemesini istediler. Nebî (s.a.s) onlara haftada birgün belirledi ve o günde yalnız hanımların irşadı ile meşgul oldu. (bk. Buharî, İlim, 36, A. b. Hanbel, III, 34; Nevzat Aşık, Sahabe ve Hadis rivayeti, İzmir, 1981, S: 78 vd.)
c) Kadınların çeşitli gazvelere katılması:
Bazı sahabe hanımlarının gazvelere katılarak mücahidlere moral verdikleri, yemek hazırladıkları, hastabakıcılık ve yaraları sarma gibi geri hizmetlerde bulundukları bilinmektedir.
Nitekim Ümmü Atıyye (r. anha) Hz. Peygamberle birlikte yedi gazveye katılmış, (Müslim, Cihad, 141; İbn Mace, Cihad, 37; Darimî. Cihad, 29; A. b. Hanbel, V, 84.) Hz. Aişe ve Ümmü Süleym Uhud gazvesinde geri hizmetlerde bulunmuş, (bk. Buharî, Cihad, 65, 66, Menakıbu’l-Ensar, 18, Megazî 18; Müslim, Cihad, 136.) başka yedi kadın sahabe de Hayber’i kuşatan orduya katılarak önemli geri hizmetleri başarı ile yürütmüşlerdir. (A.b. Hanbel, V, 271; Ebu Davud, Cihad, 141.)
Huneyn gününde bir hançer edinen Ümmü Seleme, bunu ne yapacağını soran Rasülullah (s.a.s)’a; “Eğer müşriklerden birisi bana yaklaşırsa, bununla onun karnını yaracağım” diye cevap vermiştir. (Müslim, Cihad, 134.)
Sahabe hanımlarının erkeklerin yanında savaşa katılma istek ve arzuları sonraki yıllarda da sürdü. Nitekim, ileride İslam ordusunun deniz seferine çıkacağını Allah’ın Rasulünden öğrenen Ümmü Haram (r. anha); Hz. Peygamber’den, kendisinin de bu ordunun içinde bulunması için Allah’a dua etmesini istemiş ve Hz. Peygamber dua etmiştir. (Buharî, Cihad, 3,4, Ta’bir, 12; Müslim, imare, 160, 182; Nisaî, Cihad, 40; İbn Mace, Cihad, 10) Nitekim Ümmü Haram, Hz. Osman (ö. 35/655) devrinde, kocası Ubade b. es-Samit (ö. 34/654) ile birlikte Kıbrıs’ın fethi için deniz yolculuğuna çıkmış ve Kıbrıs’ta bindiği hayvanından düşerek vefat etmiştir. Kabri Kıbrısta’dır.
İslam’ın ilk dönemlerindeki kadınların bu faaliyetleri erkeklerin yanında ve çoğu kere onların toplulukları içinde yapılmıştır. Ancak bütün bunlar İslami ölçü, edep ve haya sınırları içinde olmuş, ihtilata, yalnızlığa ve tenha yerlerde başbaşa kalmağa fırsat verilmemiştir.
3) Geçmiş şeriatlarda kadın-erkek ilişkisi:
Kur’an-ı Kerim’de geçmiş peygamberlere verilen örneklerdeki erkek-kadın ilişkilerinde de aynı edep ve inceliğin korunduğu görülür. Mesela;
a) Mısır’ı bırakıp Medyen diyarına giden Musa (a.s) şehir kenarında koyunlarını sulamak için sıra bekleyen iki genç kıza yardım teklif eder, koyunlar sulandıktan sonra eve giden kızlardan birisi geri gelerek utana utana Musa’nın yanına gelir ve babasının, su çekme ücretini vermek üzere kendisini eve çağırdığını bildirir. Kızların babası ise Şuayb Peygamberdir. Yine iki kızdan birisinin isteği üzerine Musa (a.s), Şuayb (a.s)’ın koyunlarına çoban olur ve onun kızı ile evlenir. Kur’an-ı Kerîm’de uzun olarak anlatılan bu kıssadan günümüz aile yapısı için alınacak ibretler olduğunda şüphe yoktur. (bk. el-Kasas, 28/23-26.)
b) Hz. Meryem de kızlık çağında Mescid-i Aksa çıkışında kendisine ayrılan odada yaşarken teyzesinin kocası olan Hz. Zekeriyya O’nun yanına girer ve maişeti ile ilgilenirdi. Ancak bu arada meleklerin Hz. Meryem’e yemek ikram ettikleri görülür. Allahü Teala olayı şöyle bildirir: Zekeriyya, onun yanına, mabede her girişinde orada bir rızık bulur ve; “Ey Meryem! bu sana nereden geliyor?” der, o da: “Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir” derdi. (Al-i İmran, 3/37)
c) Sebe’ Melikesi Belkıs’ın Süleyman (a.s)’ın hak dine çağıran mektubunu alınca, kavmi ile yaptığı istişare toplantısı Kur’an’da şöyle haber verilir: “Sonra Melike dedi ki: Beyler! Bu işimde bana bir fikir verin. Bilirsiniz ki, siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam. Onlar şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuvvetli insanlarız. Zorlu savaşçılarız. Emir senindir, artık ne buyuracağını sen düşün. Melike: Hükümdarlar bir ülkeye girince, orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır, dedi.” (en-Neml, 27/32-34.)
Daha sonra Yemen yöresinden Kudüs’e gelen Belkıs, Süleyman (a.s)’ın kurduğu medeniyet ve saraylar karşısında hayran kalır ve şu sözleriyle hak dine girer: “Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” (en-Neml, 27/44)
Bu ayetlerde bir kadının, devletin en üst düzey bir görevinde, ciddiyet ve ağırbaşlılıkla ülkesinin problemini görüşmek üzere toplantı yaptığı ve efkar-ı umumiyeden destek alarak hareket etmeyi tercih ettiği görülmektedir. Diğer yandan heyetleriyle Hz. Süleyman’ın beldesine ve sarayına kadar gelen Belkıs özel olarak yaptırılan billur köşklerde ağırlanmış olup, bu güzel muamelenin onun hak dine girmesinde etkili olduğunda şüphe yoktur.
Yukarıda belirtilen geçmiş şeriatlar ayet veya sahih hadisle neshedildiği bildirilmediği sürece bizim için de şerîattır. Nitekim, Allahü Teala, şöyle buyurmuştur: “İşte o peygamberler Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy.” (el-En’am, 6/90.)
Sonuç olarak yukarıda arzettiğimiz ayet, hadis ve sahabe uygulamalarından da anlaşılacağı gibi İslam, erkek ve kadının bir arada bulunmasını prensip olarak yasaklamış değildir. Bu, temelde caiz olup maslahata yönelik bulununca istenen bir şeydir. Ancak bu görüşmenin İslamî edep ve ölçü sınırları içinde olması gerekir.
4) Bir kadının yabancı erkekle görüşmede dikkat etmesi gereken durumlar:
Mü’min bir kadının okul, hastane, fabrika, alış-veriş vb. yerlerde eğitim, iş veya meslek gereği yabancı erkeklerle karşılaşma ve görüşmesi durumunda aşağıdaki esaslara dikkat etmesi beklenir.
a) Bakışların kontrol altında tutulması:
Erkek ve kadının konuşma ve birbirine muhatap olma durumunda bakışlarını kontrol altında tutmaları gerekir. Bir mü’min, karşı cinsin bakılması yasaklanan yerlerine bakamaz ve bakışını ihtiyaç dışında uzatamaz. Ayetlerde şöyle buyurulur: “Mü’min erkeklere, gözlerini haramdan sakınmalarım söyle.” (en-Nur, 24/30.) Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar…” (en-Nur, 24/31.)
b) Altını göstermeyen bolca giysi ile örtünme:
Kadının el ve yüz dışında bütün bedenini, altını göstermeyen ve vücut hatlarını ortaya çıkarmayan bolca bir giysi ile örtmesi gerekir. (Ayrıntı için bk. “Örtünme” konusu). Örtülü hanımlar İslam toplumunda saygı görür. Çünkü örtü, kötü niyetli erkeklerin bakışlarına ve sarkıntılık etmelerine karşı onları korur.
c) Ölçülü konuşma ve ölçülü yürüme:
Mü’min bir kadın yabancı erkekle konuşmasında ölçülü olmalı ve ihtiyaç kadar konuşmalıdır. Ayette şöyle buyurulur: “Yabancı erkeklere çekici bir eda ile konuşmayın, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin.” (el-Ahzab, 33/32.) Yürüyüşün de ölçülü olması gerekir. Salınarak, kırıtarak yürüme mü’minin vekarı ile bağdaşmaz. Ayette şöyle Duyurulur: “Kadınlar gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayakları yere vurarak yürümesinler.” (en-Nur, 24/31.) Nitekim, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Musa (a.s)’ı çağırmaya gelen, Şuayb (a.s)’ın kızı, onun yanına utana utana yaklaşmıştır. (el-Kasas, 28/25.) Bu olayın Kur’an-ı Kerim’de haber verilişinde, günümüz hanımlarına da bir mesaj vardır. Yabancı bir erkekle muhatap olma durumunda kalan bir kadın edep, ciddilik, ağır başlılık ve utanma hasletlerini koruyarak görüşmeli ya da konuşmalıdır.
d) Süslü ve çekici giysi ile örtünmeme:
Süslü ve çekici giysiler evde giyilmeli, yabancı erkeklerin yanında ve evin dışında bunlar baş örtüşü ve dış giysi ile örtülmelidir. Diğer yandan dışarıda, erkeklerin dikkatini çekmek için parfüm sürülmesi de, mü’min kadının ağır başlı ve ciddi tavırları ile bağdaşan bir durum değildir.
e) Yabancı erkekle tenhada başbaşa kalmaktan kaçınmak:
Yabancı bir erkekle, kimsenin olmadığı yerlerde başbaşa bulunmamak gerekir. Bu durum hadisle yasaklanmış ve böyle bir yerde üçüncü kişinin şeytan olduğuna dikkat çekilmiştir. (bk. Buharî, Nikah, 111,112; Müslim, Hacc, 424; Tirmizî, Rada, 16; Fiten, 7; A. b. Hanbel, l, 222, III, 339, 446.)
Özellikle, kocanın hısımlarından birisi ile, kimsenin olmadığı yerde başbaşa kalmanın daha tehlikeli olduğu Allah elçisi tarafından şöyle belirtilmiştir:
“Kadınların yanına girmekten sakınınız! Dediler: Ey Allah’ın elçisi! Kayın birader hakkında ne buyurursunuz?. Şöyle buyurdular. Kayın birader ölümdür. Yani bu bir helak nedenidir. (bk. Buharî, Nikah, III; Müslim, Selam, 20; Tirmizî, Rada’ 16; Darimî, İsti’zan, 14; A. b. Hanbel, IV, 149,153.) Çünkü bir cinsel macera meydana geldiği takdirde, bu tarafları ölüme kadar götürür ve hısımlık yerine düşmanlıklar geçer.
f) Zorunlu ihtilafın zaruret ve ihtiyaçla sınırlı tutulması:
Yabancı erkeklerle bir arada bulunma zaruret ve ihtiyaçla sınırlı tutulmalıdır. Çünkü gereksiz, ihtiyaç dışı ve uzun görüşmeler fitneye yol açabilir. Ayrıca kadını kutsal görevlerini yapmaktan, evinin hakkını gözetip, çocuklarını eğitmekten alıkoyar.
Sonuç olarak mü’min kadınlar nişan, düğün, bayram ve benzeri kutlamaları veya ev ziyaretlerini yahut diğer sosyal faaliyetleri kendi hem cinsleriyle oluşturacakları topluluklar içinde yapmayı şiar edinmelidir. Kadın evinin dışındaki eğitim, iş, meslek, ibadet vb. faaliyetlerde ya bir mahremi ile birlikte bulunur ya da güvenilir kadın toplulukları içinde yerini alır.

Posted in İslamda Örtünme - Tesettür | Leave a Comment »

99 derde deva dua

Posted by Site - Yönetici Ocak 8, 2011

la-havle-vela-kuvvete-illa-billahil-aliyyil-azim-kuvvete-illa-billah-osman-ozcay-celi-sulus-copy

99 derde deva dua

La havle ve la kuvvete illa billâhil aliyyil aziym

Manası: Güç ve kuvvet yalnız ve yalnız Allahü Tealanındır

Ebu Hureyre den rivayet

Allah’ın sevdiği iki kelime

Sübhânallâhi ve bihamdihi,sübhanallahil aziym

Manası: Allah ü Tealayı tesbih ederim hamd O’na mahsustur azim olan Allah I tesbih ederim

Hadis-I şerifle sabit

Duayi gønderen F.A kardesimize tesekkur eder sizlerinde dualarini bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Musafaha Nedir?Nasıl Olmalıdır?

Posted by Site - Yönetici Ocak 8, 2011

Musafaha NedirNasıl Olmalıdır,musafaha-tokalac59fma copy

Musafaha Nedir?Nasıl Olmalıdır?

Gerek erkek erkekle , gerekse kadın kadınnla , karşılaştıkları zaman selâmlaşmaları, hal-hatır sormaları, tokalaşmaları, kucaklaşmaları, birbirlerine güleryüz göstermeleri Musafaha demektir ve bu İslâmî kardeşliğin bir icabıdır.

Bir hadiste Peygamberimiz musafahanın faziletini şöyle anlatırlar:

İki Müslüman karşılaşıp musafaha yaparlarsa, Cenâb-ı Hak, onlar ayrılmadan her ikisinin de günahını bağışlar. (1)

Peygamberimizin bu hususta nasıl hareket ettiğini de Hazret-i Ebû Zer ra;den öğreniyoruz. Müslümanlar kendisine sorarlar:

Resul-i Ekremle (a.s.m.) karşılaştığımz vakit sizinle musafaha yapar mıydı?

Bu sual üzerine Hz. Ebû Zer (r.a.) kendi başından geçen nurlu bir hatırayı şöyle anlatır:

Resul-i Ekrem Efendimizle (a.s.m.) karşılaşıp da musafaha etmediğimiz hiç vaki değildir. Her karşılaşmada musafaha ederdi. Beni bir gün evden çağırtmıştı. O gün evde yoktum. Eve geldiğimde haber verdiler. Hemen huzuruna vardım, divanın üzerinde oturuyorlardı. Beni görünce ayağa kalktı ve kucakladı. Bu manzara benim için çok, hem çok güzel bir şeydi.” (2)

Karsılaşınca musafaha yapmak, kucaklaşmak Peygamberimizin hem sözlü, hem de fiilî bir sünnetidir. Peygamberimizin sünnet olan bu hareketini mutlaka erkekler tatbik edecek diye bir kaide yoktur. Bu sünneti mü;min erkekler yapabildikleri gibi, mü;min kadınlar da yaparlar yalnız burada dikkat edilmesi gereken husus, kadınlarin kendilerine nikâhı düşebilecek erkeklerle musafaha yapmamalarıdır, bu caiz değildir.haramdır.

Karşılaşınca Peygamber Efendimizin üzerine salavat-ı şerife getirme meselesine gelince; bu mevzuda da yine bir hadis-i şerifin mealini okuyalım:

Birbirlerinii seven iki kul karşılaştıkları zaman Resulullaha (a.s.m.) salavat getirirse, ayrılmadan önce Allah c.c ;nın affına ermiş olurlar.” (3)

Meallerini verdiğimiz bu hadisi şeriflerden, bizim de tabiî olarak tatbik ettiğimiz şu sıralama çıkıyor. İki Müslüman karşılaştıkları zaman önce “Esselâmü Aleyküm” “Ve aleykümüsselam” diyerek selâmlaşırlar, musafaha yaparlar ve “Allahümme salli âlâ seyyidinâ Muhammed” diyerek Peygamberimizin üzerine salavat getirirler. Bunlann hepsi de sünnettir. Hiçbir zaman bidat ve uydurma olamaz. Gerek erkekler, gerekse kadınlar kendi aralarında bu sünneti yaşamaya, yaşatmaya gayret ederler.

Yalnız, kadınlar musafaha ve kucaklaşma sünnetini cadde ve sokak gibi yabancı erkeklerin görebileceği bir yerde yapmamaya dikkat ederlerse daha isabetli olur. Zaten takvaya riayet eden mümin kadınlar her vakit İslâmî edep ve erkâna riayet ederler.

Erkeklerin karşılaştıklarında birbirlerinin yüzünü öpmesi İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed rahımehüllahe göre mekruh ise de, İmam-ı Ebu Yusufa göre mekruh değildir.bu hususta imamı azam ve imamı muhammedin fetvası muteberdir.

Bazı alimler bu hususta şöyle derler: Eğer yüzünü öptüğü bir kimse bir din alimi ve takva sahibi bir kimse ise, bunda bir mahzur yoktur. Çünkü, bunda dinin şerefini korumak vardır.

Kadınların ise karşılaştıkları zaman ve ayrılacakları zaman birbirlerinin yanaklarını öpmeleri mekruhtur. (4)

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Dipnotlar:

1- Ebu Davud, Edeb: 143

2- Müsned, 5:168.

3- el-Ezkar Trc. s.480

4- el- Fetava’l- Hindiye, 5:369

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: