Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 02 Oca 2011

Güzel Ahlaklı Kimseye Vaadedilen Mükafatlar

Posted by Site - Yönetici Ocak 2, 2011

Güzel Ahlaklı Kimseye Vaadedilen Mükafatlar

Güzel Ahlaklı Kimseye Vaadedilen Mükafatlar

Güzel Ahlaklı Kimseye Vaadedilen Mükafatlar.


Ben dün akşam acaib bir şey gördüm. Ümmetimden biri diz çökerek oturmuştu. Onunla Allah arasında perde vardı. Bu esnada güzel ahlakı geldi. (Perdeyi kaldırıp) onu Allah’ın huzuruna soktu.” (Haraitî)

Güzel ahlak, güneşin kırağıyı erittiği gibi, günahları eritir.” (Haraitî)

Suyun buzu erittiği gibi, güzel ahlak da günahları eritir. (Yok eder.) Kötü ahlak da, sirkenin balı bozduğu gibi (güzel) amelleri bozar.” (Taberani)

Kimde iyi bir huy bulunursa, Allah o iyi huy vesilesiyle onun bütün amellerini düzeltir. Kişinin namaz için temizlenmesi sebebiyle Allah günahlarını örter. Namazı fazladan kendisine kalır.” (Hâkim, Beyhaki)

Güzel ahlak ibadettir

Kişi güzel ahlakı sayesinde gece ibadet eden ve kavurucu sıcakta susuzluk çeken oruçlunun derecesine ulaşır.” (Taberani)

Muhakkak ki mü’min, güzel ahlakı sayesinde (gündüz) sâim, (gece) kaim olanların deresine ulaşır.” (Ebu Davud)

Allah kişiyi güzel ahlakı ile (fazla) namaz kılan ve (fazla) oruç tutanların derecesine yükseltir.” (Ebu Davud, İbni Hıbban, Hakim)

Güzel ahlak, sahibine bu kadar büyük bir fazilet verilmesinin sebebi şudur:

Gündüzü oruç, geceyi ibadetle geçiren insanlar, sadece kendi nefislerinin isteklerine muhalefetle cihad etmektedirler. Ama huyları ve tabiatları birbirinden çok farklı olan insanlara karşı bile güzel ahlaklı olabilmek, tek bir nefse karşı değil, pek çok nefisle cihad etmek demektir. Bu itibarla güzel ahlaklı biri, gündüzü saim, geceyi kaim geçirenler gibi, hatta bazen onlardan da fazla sevap alır. (Cami’ul – Usul)

Güzel ahlaklı kimseler kıyamet günü Peygamber Efendimiz’in (asm) en yakınında olacaktır

Bana en sevgili olanınız ve kıyamet gününde meclisime en yakınınız ahlakı güzel olanınızdır…..” (Tirmizi)

Sizlerden kıyamet gününde en çok sevdiğim ve bana en yakın olanınız, ahlakı en güzel olanınızdır.” (Tirmizi)

Abdullah b. Amr (ra): Rasulullah’dan (asm) şöyle işittiğini nakleder: Rasulullah (asm):

“Size en çok sevdiğim ve kıyamet gününde bana mevkisi en yakın olanınızı bildireyim mi?” Bu sözünü iki veya üç defa tekrarladı. Ashap:

Evet, bildir Ya Rasulallah” deyince:

Ahlakı en güzel olanınızdır” buyurdu. (Ahmed, İbni Hıbban)

Bana en sevgili olanınız ve bana ahirette de en yakın olanınız, ahlakı en güzel olanınızdır. Sizden en çok kızdıklarım ve ahirette bana en uzak olanlarınız da, ahlakı kötü olanlar, gevezeler, böbürlenenler ve boş boğazlardır.” (Ahmed, Taberani, İbni Hıbban, Tirmizi)

Güzel ahlaklıya Cenab-ı Hak cenneti vaad etmiştir

Allah (cc) İbrahim’e (as) şöyle vahyetti:

Ey Halilim, kafire karşı bile olsa ahlakını güzelleştir ki, iyi kimselerin vardığı yere varasın. Benim, ahlakını güzelleştireni Arşımın gölgesinde gölgelendireceğime, Cennetime yerleştireceğime ve kendime yaklaştıracağıma dair önceden verilmiş sözüm vardır. (Taberani)

Ebu Hureyre (ra) anlatır: Rasulullah’a (asm):

İnsanları cennete girdiren şeylerin en çok neler olduğu” sorulduğunda:

Allah’dan korkmak ve güzel ahlaklı olmak” cevabını verdi.

İnsanları cehenneme tıkan şeyler sorulunca da:

Ağızla işlenen günahlar ve zina etmektir” buyurdu. (Tirmizi, İbni Hıbban, Beyhaki)

Kul, ibadeti az olsa da güzel ahlakı sayesinde, ahiretin yüksek mevkilerine ve şerefine ulaşır. Yine kul kötü ahlakı ile de cehennemin en alt katına inecektir.” (Taberani)

Muhakkak ki kul, güzel ahlakının sayesinde ahirette en büyük dereceye ulaşır, konakların en güzeline girer. Oysa ibadette kendisi zayıftır.” (Taberânî, Haraitî)

Ben dün akşam acaib bir şey gördüm. Ümmetimden biri diz çökerek oturmuştu. Onunla Allah arasında perde vardı. Bu esnada güzel ahlakı geldi. (Perdeyi kaldırıp) onu Allah’ın huzuruna soktu.” (Haraitî)

Sevap kefesine ilk konulacak olan şey güzel ahlaktır.” (Taberani)

Mizanın sevap kefesinde güzel ahlaktan daha ağır gelen bir şey yoktur.” (Tirmizi, Ebu Davud, Müsned)

Kıyamet günü müminin mizanında güzel huydan daha ağır basacak hiçbir şey yoktur. Allah u Teala, yaramaz huylu hayırsız kimseyi asla sevmez.” (Tuhvet’ül-Ahvezi)

Kıyamet gününde her hangi bir kulun terazisine konan en ağır şey takvası ve güzel ahlaktır.” (Ebu Davud, Tirmizi)

Güzel ahlak Müslüman’ı geceleri Kur’ân okuyan kimselerin derecesine çıkarır

Güzel ahlaklı Müslüman, iyi huyu, şeref ve cömertliği ile çok oruç tutan ve geceleri çok Kur’ân okuyan kişinin derecesine erişir.” (Ahmed, Taberani)

Güzel ahlak dünya ve ahiretin bütün hayrını içine toplar

Peygamberimizin hanımı Ümmü Habibe şöyle sormuştu:

Ya Rasulallah, dünyada iki kere evlenen cennetlik bir kadının, ahirette her iki kocası da (kendisiyle birlikte) cennete girdiklerinde, bu kadın ilk kocasının mı olacaktır, yoksa son kocasının mı olacaktır?” Peygamberimiz şu cevabı verdi:

O kadın, dilediğini seçmekte serbest bırakılır. (Elbette) dünyada kendisiyle en iyi şekilde geçinen güzel ahlaklısı(nı seçer), cennette kocası (o) olur. Ey Ümmü Habibe, (işte böyle) güzel ahlak, dünya ve ahiretin (bütün) hayrını toplayıp içine almıştır.” (Taberânî, Bezza

ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

İMAM-I AZAM’IN TESBİH DUASI

Posted by Site - Yönetici Ocak 2, 2011

İMAM-I AZAM'IN TESBİH DUASI

İMAM-I AZAM'IN TESBİH DUASI

İMAM-I AZAM’IN TESBİH DUASI


Sübhane’l-ebediyyi’l-ebed.  

Sübhane’l-vahidi’l-ehad.

Sübhane’l-ferdi’s-samed.

Sübhane rafiıs’-semai bi-ğayri amed.

Sübhane men beseta’l-arda ala main cemed.

Sübhane men halaka’l-halka fe-ahsahüm aded.

Sübhane men kaseme’l-erzaka ve lem yense ehad.

Sübhanellezi lem yettehız sahibeten, vela veled.

Subhanellezi lem yelid ve lem yuled ve lem yeküllehu küfüven ehad.

Subhane men yerani ve ya’rifü mekani ve yerzükuni vela yensani.

Manası:

Devamlı olan ebediliğine son olmayan tüm eksikliklerden tertemiz olan Rabbimi tesbih ederim 

O yüce Mevlamı hatırlar anarım gece gündüz yad ederim

Bir tek olan Allah ı tesbih ederim

Tek bir şeye muhtaç olmayan Allah ı tesbih ederim.

Direksiz gökleri yükseltip tutan Allah ı tesbih ederim.

Yeri donmuş su üzerine döşeyen Allah ı tesbih ederim

Tüm mahlukatı yoktan var eden yaratan sayılarını bilen Allah`ı tesbih ederim

Tüm canlıların rızıklarını taksim edip hiç kimseyi unutmayan Allah ı tesbih ederim


Duayi gønderen F.A kardesimize tesekkur eder sizlerinde dualarini bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Zikir ve zikrullah nedir, kaç türlü zikir vardır?

Posted by Site - Yönetici Ocak 2, 2011

Zikir ve zikrullah nedir, kaç türlü zikir vardır?

Zikir ve zikrullah nedir, kaç türlü zikir vardır?

Zikir ve zikrullah nedir, kaç türlü zikir vardır?

Zikir lûgatte; anmak, hatırlamak, yâd etmek manalarınadır.

Tasavvuf ıstılâhında ise zikir; Allâh’ı anmak ve hatırlamak, O’nu unutmamak ve gaflet halinde olmamak demektir.

Bir başka ifadeyle zikir; “Allah” lafza-i celâlini veya “Lâ ilâhe illallâh” kelime-i tevhidini söylemek, sıkça tekrarlamaktır.

Keza zikir; tasavvuf erbabının belli mefhum ve terkipleri muayyen zamanlarda, belirtilen sayıda ve anlatılıp öğretilen âdapla her gün düzenli olarak gerek dil ve gerekse kalple söylemeleri, yerine getirmeleridir.
***

Zikir muhabbet-sevgi alâmeti ve eseridir… “Bir şeyi seven onu çokça anar“, Dervişin fikri neyse zikri de odur” gibi hikmetli sözler, bunu anlatmaktadır.

Sık sık sevdiklerimizi hatırlayıp, onları anmak, iyiliklerini ve güzelliklerini başkalarına da anlatmak isteriz. İçimizden, onların meziyetlerini bir bir sayıp dökmek, dilimizden hiç düşürmemek gelir. Kalbimizdeki sevginin terennümünü dile getirirken, bunu başkalarının da duymasını ve bize ortak olmasını isteriz.

İşte, sevginin-muhabbetin bir tezâhürü olan hatırlamak, anmak, anlatmak, yâd etmek zikir kelimesi-mefhumu zımnında toplanmıştır.

Mahlûkat ve mevcudât içerisinde zikirden uzak bir varlık düşünülemez. İstisnasız hepsi; âlemlerin yegâne hâlikı, sahibi-mâliki, zikredilmeye lâyık olan Rabb’lerini kendi dillerince-hallerince zikredip tesbih ederler. Nitekim bir âyet-i celilede, “Hiçbir şey yoktur ki, Allâh’ı tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız”(1) buyuruluyor.
***

Varlık âleminin tamamını içine alan zikirden, gâyet tabii ki insanı tecrid etmek mümkün değildir. O da diğer varlıklar gibi, her şeyiyle muhtaç ve bağlı olduğu Rabb’ini zikretmekle mükelleftir. Her an muhtaç olduğumuz şeyleri bize meccânen ikrâm ve ihsân eden, bizi hiçbir zaman unutmayan Allâh’ı zikretmek, insanın en mühim vazifelerinden bir tanesidir.

İnsan burada, rahat zamanda Rabb’ini daima zikrederse, muhakkak ki Allah Teâlâ da onun darda kaldığı, muhtaç olduğu zamanda imdâdına yetişecek, rahmet rüzgârlarını gönderecek, yalnız ve çaresiz bırakmayacaktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

Siz beni zikredin ki, ben de sizi yâd edeyim. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.”(2)
***

İKİ TÜRLÜ ZİKİR VARDIR

1. Zikr-i cehrî,

2. Zikr-i hafî.

Zikr-i cehrî yani alenî zikir, dille ve sesli olarak (sadece kendisinin işitebileceği tarzda) yapılan zikirdir. Dille-sesli yapılan zikri esas alan tarikatlare, cehrî tarikat denir.

Zikr-i hafî ise gizli yapılan zikirdir. Buna zikr-i kalbî de denir.MAKBUL OLAN ZİKİRDE BUDUR. Kalbî zikirde dil dahil hiçbir aza müdahil değildir, hareketsizdir; mezkûru (Allah’ı) sadece kalp zikreder. O kalp de bildiğimiz kan dolaşımını temin eden yürek değil, onun içinde keyfiyetsiz/şekilsiz olarak mevcut olan, Âlem-i Emr’e bağlı ve onun bir enmûzeci/misali bulunan manevi kalptir. Kalbi zikreden zâkir, kalbinin “Allah-Allah-Allah...” dediğini işitir.

Kalbî zikirle meşgul olan kişi, zikredilenden (Allah’tan) başka her şeyden geçer… O’ndan başka hiçbir şeyi hatırlamaz. Şayet başka şeyler kalbine gelecek-girecek olursa, derhal zikri bırakıp rabıtayla mâsivâyı attıktan sonra ancak zikre devam eder, edebilir. (3)
***
Mutlak zikir her hâlükârda yapılabilirse de, usûl ve âdâbına uygun kalbî zikir için öncelikle zikre hazırlık babında yapılması gereken hususlar vardır ki, bunları da, o zikre mezûn (ehil) olan kişi zaten bilir ve yerine getirir.

ZİKRİN YERİ VE ZAMANI
Zikrin yeri burasıdır, yani içinde yaşadğımız bu âlem… Zamanı da bize verilen ömürle sınırlıdır; öldükten sonra zikirle meşgul olmak imkânsız. Her şey gibi zikir de, zamanında ve zemininde yapılırsa makbul… Yoksa, hiçbir fayda temin etmiyor.

Tarîk-ı Nakşibendiye’nin Silsiletü’l-Müceddidîn kolu silsilesinin 33. ve son halkasını teşkil eden Süleyman Hilmi Silistrevî (k.s.) hazretleri, bu hususu beyan sadedinde buyurmuşlardır ki: “Kıyamet gününde mahşerin dehşetinden, herkes orada zikretmeye başlar... Melâike-yi kirâm da onlara, ‘Zikrin yeri geçti; o, dünyada olacaktı!’ derler.

Velhâsıl, unutmayan unutulmayacaktır; ne dünyada, ne de ukbâda… Unutan ise, unutulmaya mahkûmdur; hem de hatırlanmaya en çok muhtaç olduğu anda…
***

Yapmakla mükellef bulunduğumuz ibâdetlerin edâsı için bazılarında zaman, bazılarında hem zaman hem de mekân şartı olduğu halde, mutlak zikir için belli bir zaman ve belli mekân bahis mevzuu değildir.

Mutlak zikrin ne muayyen bir zamanı, ne de husûsi bir mekânı vardır. Her yerde, her zaman ve –tâbiri câizse– her pozisyonda yapılabir. Nitekim bu husus Kur‘ân-ı Kerim’de, “Onlar (mü’minler), ayakta dururken, otururken, yanları üzerinde yatarken hep Allâh’ı zikrederler...”(4) diye beyan olunmaktadır.

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

DİPNOTLAR
(1) Kur’ân-ı Kerim, İsrâ sûresi, 17/44.
(2) Kur’ân-ı Kerim, Bakara sûresi, 2/52.
(3) Serrâc, Ebû Nasr, el-Luma’, Kahire, 1960, s. 290; Kuşeyrî, Abdülkerim b. Havâzin, er-Risâle, Kahire, 1966, s. 464; Gazâli, Ebû Muhammed b. Muhammed, İhyâu Ulûmiddîn, Kahire 1339, 1, 301; Tehênvî, Muhammed b. Ali, Keşşâf-ı Istılâhât-ı Fünûn, İstanbul, 1318, 1, 563; Risâle-i Kibrît-i ahmer, li-Muharririhî, Şirket-i Mürettibiyye Matbaası, yyyy. s. 5.
(4) Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmrân sûresi, 3/191

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: