Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Aralık 2010

Havf Ve Reca ((Korku Ve Ümit)) Arasında Olmak..?

Posted by Site - Yönetici Aralık 15, 2010

Havf Ve Reca ((Korku Ve Ümit)) Arasında Olmak..?

Havf Ve Reca ((Korku Ve Ümit)) Arasında Olmak..?

Havf Ve Reca ((Korku Ve Ümit)) Arasında Olmak..?

Havf:, “korku, korkutmak”, reca ise “emel, ümit, yalvarmak, dilek.” demektir. Sakin su, dalgalı deniz kadar güzel olamıyor. Rüzgârın esmesiyle sağa sola salınan dallar, sakin ağaçlardan daha hoş bir manzara sergiliyorlar. Rüzgârı göremiyoruz, eğer görebilseydik, onu da dalgalı bir deniz gibi seyredebilecektik.

Dalların âhenkli salınışları, rüzgârın o dalga dalga esişinin neticesi. İşte insan ruhu o dalgalı deniz, o salınan ağaç gibi. Melekler ise, sakin su, hareketsiz bitkiler gibi. İnsan ruhu imtihan rüzgârına mâruz. Ve insan kalbinde kararsızlık, değişkenlik hâkim.

İşte insan ruhundaki bu aralıksız değişme, bu fasılasız dalgalanma ona apayrı bir güzellik kazandırır. Onu meleklerin üstünde bir konuma çıkarır. O kalpte zıt renklerden tek bir kumaş dokunur. Celâl ve cemâl tecellileri o kalbi birlikte kemâle erdirirler. Kahır ve lütuf onda rıza olarak birleşirler.

İşte bu zıt tecelliler kalpte iki ayrı neticeyi birlikte doğurur: Havf ve reca.

Havf, tatlı bir korku: Allah’ın celâl, kibriya ve azameti karşısında haşyet duyma… Reca ise zevkli bir ümit: Onun lütuf, ihsan ve kereminden daima ümitvâr olma…

Dünya imtihanını kazanan insanlar, Allah’ın bütün sıfatlarına, fiillerine ve isimlerine birlikte inanırlar. Celâlî isimler, onların kalplerinde korku ve haşyet doğururken, cemâlî isimler gönüllerini ümitle, sürurla, sefayla doldurur…

Onlar, emir ve yasaklar denilen ikili bir imtihana tâbi tutulurlar. Karşılarına helâller ve haramlar çıkar, doğru ve yanlış arasında çoğu kez sıkışıp kalırlar. Hayırları işlemek amel-i salih, şerlerden kaçmak ise takvadır. Amel-i salih işlendikçe reca kapısı, takvada ilerlendikçe havf kapısı açılır. Her iki kapıdan da aynı neticeye erilir: Cennet.

Mü’min, hem ümit ve hem de korku içinde olmalıdır. Zira Allah hem Gaffar’dır, hem de Kahhar. Bağışlaması da vardır, kahrı ve perişan etmesi de.

Bize havf ve reca dersi veren bir hilkat tablosu:

Arzın merkezinde, magma bir ocak gibi durmadan yanıyor. Üstte güneş, alevlerini kilometrelerce öteye fırlatıyor. Ve nihayet, insanlar ve hayvanlar, denizler ve ormanlar varlıklarını bu iki ateş arasında devam ettiriyorlar.

İnsanın manevî terakkisi de iki ateş arasında sürüyor: Nefis ve Şeytan. Bu tablo karşısında insan şöyle düşünmeli: Madem ki bedenim, güneş ve magma arasında hayatını devam ettiriyor; ruhum, nefis ve şeytana rağmen hâlâ mü’min. O halde, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek için hiçbir sebep yok. Ve madem ki, bu iki ateşten de bir an olsun başım sakin olamıyor, öyleyse azaptan emin olmam da akıl kârı değil…

Havf da reca da mü’minin sıfatlarıdır. Bundandır ki, hangisi ruhtan çekilse, küfür tehlikesi belirir. Havf etmeyen insan, isyan yolunu tutar, bu yolun sonunun ise küfre çıkma tehlikesi vardır. Recanın azalması da ümitsizliğe yol açar. Bu da sonu küfre çıkabilecek bir başka yoldur.

Kur’an-ı Kerim’de bir kısım âyetler, mü’mini Cennetle müjdelerken, bir kısmı da âsileri Cehennemle tehdit ediyor. Kalbin bir atıp bir sessiz kalması gibi, insanı bir havfa bir recaya sevk etmekle hoş bir âhenk meydana getiriyorlar.

Fatiha Kur’an-ı Kerim’in fihristesi, hülâsasıdır. Onda da havf ve reca dersi birlikte veriliyor.

Hamd”de medih ve sena hâkim.

Mâliki yevmiddin”, havf dersi verir.

İbadet” recaya, “istiane” havfa işaret ederler.

Sırat-ı müstakime hidayet talebi” recadır.

Mağdup ve dallinden olma korkusu” havftır.

Fatiha’yı okuyan bir mü’minin ruhu, o hissetmese de, havf ve reca dalgaları arasında seyran eder.

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

GAYEMİZ

Posted by Site - Yönetici Aralık 15, 2010

ASIL GAYE RIZAİ İLAHİYE MAZHAR OLMAKDIR

ASIL GAYE RIZAİ İLAHİYE MAZHAR OLMAKDIR

GAYEMİZ

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk olsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Âl-i İmran 104

Allah-u Teâlâ yine şöyle buyuruyor:

Siz, insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğü men edersiniz ve Allah’a iman edersiniz...” Âl-i İmran 110

Allah-u Teâlâ başka bir ayette şöyle buyuruyor:

Asra andolsun ki, insan hüsrandadır. Ancak iman edip salih amel yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” Asr 1, 2, 3

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin. Eğer ona gücü yetmezse diliyle onu değiştirsin. Eğer ona da gücü yetmezse kalbiyle değiştirsin. Bu ise imanın en zayıfıdır.” Müslim 49/78

Huzeyfe bin el-Yeman (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarsınız. Yada Allah Kendi indinden bir azap gönderir ki, sonra o azabı kaldırması için Allah’a dua edersiniz de size icabet olunmaz…’ buyurdu.” Ahmed 5/388, Tirmizi 2259, Begavi 4154, Albânî Sahihu’l-Cami 7070

Selman (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

Yaşayanların amelinden üç tanesi ölülerin lehine ecir olarak devam eder:

1-Arkasından kendisine dua eden salih bir nesil bırakan kimse. Onların duası o kimseye ecir olarak yazılır.

2-Faydası devamlı olan bir sadaka yapan kimse. Bu şahsın sadakası onun faydası devam ettiği müddetçe ölümünden sonra kendisine ecir olarak yazılmaya devam eder.

3-İlim öğreten kimsenin ecri de o ilimle amel edildiği sürece amel edenlerin ecrinden bir şey noksanlaşmaksızın o kimseye yazılmaya devam eder’ buyurdu.” Tabarani Mucemu’l-Kebir 6181, Albânî Sahihu’l-Cami 888

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

Kendi nefsini unutarak insanlara hayır öğreten âlimin örneği, insanları aydınlatmak için yanan kandil gibidir” Tabarani Mucemu’l-Kebir 1681, Albânî Sahihu’l-Cami 5837

İşte bu ayetler ve sahih hadisler ışığında GAYEMİZ insanlara iyiliği emredip, kötülükten men etmektir. Birde öldükten sonra amel defterimizin kapanmamasını istiyorsak, insanlara ilim öğretmemiz gerekir. Bununla beraber insanlara iyiliği emredip kötülüğü yasakladığımız halde kendimiz bunları yapmazsak aşağıdaki sahih hadisin muhatabı oluruz ki; bundan Allah’a sığınırız.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

Kıyamet günü bir adam getirilir ve ateşin içine atılır. Ateşin içinde bağırsakları dışarıya dökülür. Bu sebeple o kimse bağırsaklarının etrafında eşeğin değirmen etrafında döndüğü gibi döner. Bunun üzerine ateş ahalisi onun etrafına toplanırlar ve:

−Ey falan, senin bu halin nedir derler, sana ne oldu. Sen bize iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklar değil miydin derler. O kimse:

−Evet, ben size iyiliği emrederdim ancak onu kendim yapmazdım. Ben size kötülüğü yasaklardım ve onu kendim yapardım diye karşılık verir.” Ahmed 21843, Buhari 3065, Müslim 2989/51, Albânî Sahihu’l-Cami 8022

ASIL GAYE RIZAİ İLAHİYE MAZHAR OLMAKDIR

H. K. Selin

ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

ON GÜZEL HASLET

Posted by Site - Yönetici Aralık 14, 2010

ON GÜZEL HASLET

ON GÜZEL HASLET

ON GÜZEL HASLET

Fakîh Imâm Ebul-Leys merhum buyurdu: On haslet vardir ki, kulu hayirli insanlar menziline yetistirir ve Allâhü Teâlâ nezdinde derecelere nâil kilar.

1- Çok sadaka vermek.

2- Kurân-i Kerîmi çok okumak.

3- Kendisine âhireti hatirlatan, dünyâdan ragbet ve hevesini kesen kimselerle çok görüsmek.

4- Akraba ve yakinlarini ziyâret, (silâ-i rahim) etmek.

5- Hastalari ziyâret etmek.

6- Servet ve varliklari kendilerini âhiret islerinden alikoyan zenginlerle az görüsmek.

7- Ugranilacak âkibetleri (ölüm, kabir, suâl, hesap, mîzân, sirat, cennet ve cehennemi) çok tefekkür etmek.

8– Arzu ve emelleri kisaltmak ve ne zaman oldugu bilinmeyen ölümü çok hatirlamak.

9- Çogu zaman sükût edip az konusmak.

10- Mütevâzî olmak, gösterissiz elbise giymek, fakirleri sevmek ve onlarla arkadaslik yapmak, yetim ve miskinlere yakinlik göstermek, onlari oksamak ve sevindirmek. (I.7)

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

AYETLER IŞIĞINDA KARDEŞLİK

Posted by Site - Yönetici Aralık 14, 2010

AYETLER IŞIĞINDA KARDEŞLİK

AYETLER IŞIĞINDA KARDEŞLİK

AYETLER IŞIĞINDA KARDEŞLİK

1) Al-i İmran 103 / 62 – El birlik Allah ın ipine sımsıkı sarılın, birbirinizden ayrılıp dağılmayın, Allah ın üzerinizdeki nimetini düşünün ki cahiliyet devrinde birbirinize düşmanlar iken o sizin kalpleriniz arasında ülfet (yakınlık, sıcaklık) meydana getirdi de onun nimeti sayesinde din kardeşleri oldunuz…

.İslam dan önce veya günümüzdeki cahiliye nedeniyle;

Kırgınlıklar olsa da Allah imanla birlikte kardeşler arasında sıcaklık ve yakınlık meydana getirmektedir.

· İslam nimeti sayesinde kardeş olunduğundan sevginin devamı için Allah ın Kuranı kerimine ayrılmamak üzere sımsıkı sarılmalıdır.

· Çünkü insanlar İslam a sarıldıkça iyi ve güzel yaşayabilirler. Kaynak bir olursa dostlukta devam eder.

2) Enfal 46 / 182 – Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz elden gider, bir de sabredin çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.

Müslümanlar;

· İslam ın kardeşlik bilinci ile hareket ederek güç ve kuvvetlerinin dağılmaması için çalışmalıdırlar. Zira bu bir erdemliliktir.

· Bu amaçla kesinlikle kırıcı ve dağıtıcı çekişmelerden de kaçınmalıdırlar.

Not: Müslümanlar arasında velayet bilinci gelişmelidir. Geliştikçe kardeşlik hukuku, kardeşe sahip çıkma ve yardımlaşmaları da başarıları arttıracaktır.

3) Maide 55 / 116 – Sizin veliniz ve yardımcınız ancak Allah la onun peygamberidir, bir de iman edenlerdir ki onlar Allah ın emirlerine boyun eğerek namaza devam ederler ve zekât verirler.

Müslümanların;

· Velisi, sahip çıkanı ve yardımcısı Allah, Resulü ve müminlerdir.

· Bunun için bir babanın çocuğuna veli olmasından ötürü sahip çıkması gibi müminler de İslam kardeşliği nedeniyle birbirlerine sahip çıkmalıdırlar.

4) Tevbe 71 / 197 – Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin yardımcısıdırlar, iyiliği emrederler, fenalığı alıkoyarlar, namazı gereği üzere kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resulüne itaat ederler, işte bunları muhakkak surette Allah rahmeti ile bağışlayacaktır, gerçekten Allah azizdir (her şeye galiptir), hâkimdir (hükmünde hikmet sahibidir).

Dikkat edersek erkek veya kadın tüm müminler arasında üstünlük yarışı yok;

· İyiliği yaymada ve kötülüğü engellemede birbirine yardım etme yarışı vardır.

· Allah ve Resulüne itaati, tüm kulluk görevlerini ve yardımlaşmayı sürdürdükleri müddetçe de bağışlanacakları haber verilmektedir.

5) Al- i İmran 110 / 63 – Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder fenalıktan alıkorsunuz ve Allah a imanınızda devam edersiniz…

Evrensel bir İslam kardeşliği ve dayanışması ile müminler;

· İyiliği emredebilir ve fenalıktan alıkoyabilirler,

· Böylece olabilecek fitneleri önleyerek imanda kararlılığı sürdürebilirler.

6) Tevbe 119 / 205 – Ey müminler! Allah tan korkun (fenalıklardan sakının), imanda ve sözünde doğru olanlarla beraber olun.

Müminler;

· Takva olmak için günahlardan sakınmalı,

· Takvayı sürdürebilmek için de imanda, özünde ve sözünde doğru olanlarla, söz ve hareketi ile çelişmeyenlerle beraber olmalıdırlar.

7) Hucurat 13 / 516 – Ey insanlar! Gerçek şu ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık, sizi birbirinizle tanışasınız diye büyük büyük toplumlara ve küçük küçük kabilelere ayırdık, bilin ki Allah katında en değerliniz ona karşı gelmekten en çok sakınanızdır, Allah her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyden haberi olandır.

Allah;

· Tanınmaları için insanları küçük büyük toplumlar halinde yaratmıştır,

· Üstün olma şerefi Allah’ a ve Resulüne olan sevgide yücelerek haramlardan, şüpheliden ve şirkten kaçınanlara vermiştir.

· Bu nedenle inananlar ideallerindeki kardeşliği bu sakınanlar ve yardımlaşanlarla kurmalıdırlar.

Not: Burada müslüman olmak üst kimliktir, kavim ise alt kimliktir. İtibar ve şerefe ulaşmak da ırkçılık kavgası ile değil takva iledir.

8) Nisa 69 / 88 – Kim Allaha ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdir, bunlar ne güzel arkadaştır.

Kim Allah a ve Resulüne itaat ederse bunlar;

· Peygamberlerle,

· Kararlı olarak canını ve malını Allah yolunda harcayanlarla,

· İslam ın yücelmesi için ölenlerle,

· Gösterişsiz ve riyasız kulluk yapan bu güzel arkadaşlarla beraberdirler.

Not: Müminler her gün 40 rekât namazda 40 defa okunan Fatiha suresi ile ” Bizi nimetlendirdiklerinin yoluna götür. ” demekle yukarıda sayılanların takipçileri olmayı istediklerini unutmamalıdırlar.

9) Hucurat 10 / 515 – Müminler (dinde) ancak kardeştirler, onun için ihtilaf ettikleri zaman) iki kardeşin aralarını düzeltin ve (Allahın emrine muhalefet etmekten) sakının ki merhamet olunasınız.

Müminler olarak Allah ın rahmetinden yararlanmak için;

· Kardeşliği korumalı,

· En küçük ihtilafta dahi arayı hemen düzeltmeli,

· Küskünlüğü sürdürmemekle Allaha isyandan kaçınmalıdırlar.

Not: Kuran ın rahmeti ile şereflenenler her ortamda barışır ve barıştırırlar. Buna karşı varoş kültürüne bulaşanlar ise;

· Birbirlerine yardakçılık ederler,

· Birbirini çeteleşmeye iterler,,

· Haklı veya haksız vurun sözleriyle kavgayı tahrik ederler,

· Haksız da olsalar kabile adına zulüm yapabilirler ki bu da bir toplumsal zelzeledir.

· Bu tip tavırlardan Allah a sığınmalıdır.

10) Haşr 9 / 545 – Muhacirlerden önce Medine yi yurt ve iman evi edinenleri, kendilerine hicret edip gelenlere sevgi beslerler, onlara verilen şeylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymazlar, kendilerinde ihtiyaç bile olsa (onları) kendi nefisleri üzerine tercih ederler, kim de nefsinin hırsından korunursa, işte bunlar (azaptan) kurtulanlardır.

Asrı Saadette ve günümüzde Allah için yardım edenler;

· Allah için diyarını terk edip gelenlere sevgi beslerler,

· Onlara yaptıkları yardımlardan dolayı içlerinde bir sıkıntı duymazlar,

· Kendileri ihtiyaç içinde olsalar dahi muhacir durumundaki müslümanları kendilerine tercih ederler.

· Bu büyük görevi severek yürütenlerin azaptan da kurtulacağını Allah cc müjdelemektedir.

11) Nur 61 / 357 – … Yahut sadık dostlarınızın evlerinde yemenizde size bir günah yoktur ancak evlere girdiğiniz zaman Allah katından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinizden olanlara (müminler yoksa bizzat kendinize) selam verin, işte Allah ayetlerini böyle açıklıyor, olur ki anlarsınız.

Savaşta veya barışta;

· Muhtaç müslümanlarla ilgilenmeli,

· Kesinlikle hiçbir konuda zarar gelmeyeceğinden emin olduğumuz sadık müslümanlar ve savaş malulleriyle ailece yemek yememizde bir sakınca olmadığı haber verilmektedir.

12) Mücadele 22 / 544 – Allah a ve ahiret gününe inanan bir toplumun babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa Allah a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsiniz…

Allah a ve peygambere düşmanlık yapan yakın akrabalarımızdan daha çok Allah a ve Resulüne dost olan din kardeşlerimizin gerçek dostumuz olduğu unutulmamalıdır.

13) Tevbe 16 / 188 – … Ne Allah tan, ne Resulünden, ne de müminlerden başkasını dost edinmeyenleri (Allah ın) bilmediğini mi sandınız? Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Allahı, Resul ünü ve müminlerden başkasını dost edinmeyerek bu güzel kardeşliği başaranları Allah ın bildiği haber verilmektedir.

14) Al- i İmran 28 / 52 – Müminler, müminlerden ayrılıp kâfirleri dost edinmesin, bunu her kim yaparsa artık Allah tan ilişiği kesilmiş olur meğerki onlardan gelebilecek bir tehlikeden dolayı sakınmış bulunasınız (bu durumda gelebilecek tehlike ve zararlardan dolayı görünüşte dostluk yapabilirsiniz), Allah size kendisinden korkmanızı emrediyor, nihayet dönüş Allah adır.

Bilinmelidir ki;

· İslam a ve müminlere gelebilecek tehlikeleri önlemek ve İslam a ısındırmak için kâfirlerle diyalog kurulmalıdır.

· Bunun ötesinde müminleri bırakarak menfaat veya itibar için kâfirleri içten dost edinenlerin Allah ile ilişiği kesilmiştir.

15) Taha 29 / 312 – Bana ailemden bir vezir (yardımcı) ver 30) Kardeşim Harun u 31) Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir 32) Ve onu işime ortak kıl 33) Böylece seni bol bol tespih edelim 34) Ve çok çok analım seni 35) Şüphesiz sen bizi görmektesin.

Hz. Musanın;

· Kardeşi Harun u tebliğde yardımcı istemesi gibi

· Müminler de bu tür hayati meselelerde başarılı olmak için yardımcı kardeşler edinmelidirler.

16) Enfal 73 / 185 – Kâfirler de birbirlerinin yardımcılarıdır; eğer siz emredildiğiniz gibi yardımlaşmazsanız, yeryüzünde bir fitne (İslam zafiyeti) ve büyük bir fesat (küfür hâkimiyeti) olur.

Müminler;

1) Kardeşliği çevresinden başlayıp gücü yettiğince tüm müminleri kapsayıncaya kadar genişletmeye çalışmalı ve kardeşliği korumak için ensar ve muhacir bilincini yaymalı ve bunun için de her alanda yardımlaşmalıdırlar. Zira kardeşlik sosyal bir ihtiyaçtır. Su, ekmek, hava gibi.

2) Eğer bölgelerinde veya dünya çapında yardımlaşmazlarsa İslam zafiyeti ve küfür hâkimiyeti ortaya çıkar. Örneğin;

· Yahudi, müşrik ve münafıkların çabaları ile dört halife döneminin ortalarında başlayan kabilecilik ve daha sonra ki Alevi – Sünni çekişmeleri ile kardeşliğin zayıflaşmasından ötürü asırlar boyu süren kardeş kavgaları oluşmuş ve nice beyinler bir hiç uğruna harcanmıştır.

· Osmanlı ile kardeşlik tekrar kuvvetlendiyse de Fransız ihtilali ile güçlenen milliyetçi akımlar ve Haçlı saldırıları Osmanlı nın dağılmasına ve Osmanlı dan giden topraklarda özellikle İngiliz emperyalizmi öncülüğünde Körfez bölgesinde ve diğer İslam coğrafyasında İslam a zararlı, Batıya yararlı petrol sahibi ve demokratik gelişmelere kapalı despot kabile yönetimleri oluşturulmuş ve böylece İslam aleminin daha da geri kalmasına sebep olunmuştur.

· Bu oluşum Batıya silah pazarı olmayı hızlandırmış, bununla doymayan ve Roma; yı diriltme idealleri yeni oryantalizmin karargâhı olan Amerika ve İngiltere öncülüğünde 21. yy. da bu defa Irak a saldırarak;

· Daha küçük parçacıklara bölmek ve daha çok zayıflatmak,

· Yeraltı ve yerüstü kaynaklarını daha çok sömürmek ve daha çok silah satmak,

· Yahudilerin Arzul Mevud idealini daha çabuk gerçekleştirmek için dünyanın duymak ve görmek istemediği bir katliam sergilenmektedir.

· Bugün Roma da Papa, İstanbulda Patrikhane vardır. Görünüşte dost ama gerçekte için için davalarının gereğini yapmaktadırlar.

· Çağımızda İslam âleminde hiç olmazsa buna karşı kültürel, ekonomik gelişmeler ve siyasal işbirliği ile kardeşlik ve yardımlaşma ruhu gerçekleşseydi ne Filistin de, ne Bosna da, ne Çeçenistan da, ne de Keşmir de vs. bu kadar zulme kim cesaret edebilirdi.

· Bu zulmü önlemenin yolu bu kan akan bölgelerden daha önce;

· İslam ülkelerinin kendi kendilerine koydukları engelleri kırmaları,

· İçlerindeki gafillerin İslam düşmanlığının önlenmesi,

· İslam ülkeleri arasındaki soğukluğun sevgiye dönüştürülmesi şarttır.

· Yoksa müslümanlar geriledikçe dünya siyaseti süper yağmacılara kalacak ve bu kan her an akmaya devam edecektir.

· İslam zafiyeti ve küfür hâkimiyetini önlemek ve ensar-muhacir kardeşliğini oluşturmak için çok ileri görüşlü âlimlere, yazarlara, liderlere ve müslüman zenginlere çok büyük işler düşmektedir. Çünkü yarı gelişmiş ülkelerdeki halk, dış düşmanlarını yenseler de ülkelerini sömüren ve kendilerine düşmanlık yapan mutlu azınlıklarını yenememişlerdir.

17) Zuhruf 67 / 493 – (Küfürde birleşip sevişen) dostlar o gün birbirlerine düşmandırlar, takva sahipleri ise müstesnadır.

Her türlü günahta birleşen arkadaşlar;

· O gün birbirlerine davacı ve düşman olacaklar,

· Oysa ancak birbirlerini hakka ve sabra çağıranlar ise dost kalacaklardır.

· Böylece arkadaş seçimi geleceğinde seçimi olmaktadır.

Sonuç olarak İslam ın geldiği günden kıyamete kadar zaman kardeşlik zamanıdır. Bu da düşmana karşı en güçlü silahtır. Küsmek kardeşi zalimin zulmüne terk etmektir. Bir diğer yönüyle küsmek ve barışmamak şeytanın; “Âdem topraktan ben ise ateşten yaratıldım ve ben üstün olduğum için secde edemem” dediği gibi barışmayan da; “Ben haklıyım, barışamam ” demekle şeytanla aynı kategoride yer almaktadırlar. Bu yaklaşımdan Allah’a sığınmalıdır.

KARDEŞİLİĞİN DEVAMI İÇİN NELER YAPMALIYIZ? SORUSUNA BU AYETLER IŞIĞINDA CEVAPLAR

· Kura sımsıkı sarılıp birlikteliği sürdürmeli ve asla dağılmamalı,

· Allah ve Resulüne itaat ederek ihtilaf çıkarmaktan, çekişmekten ve çatışmaktan kaçınmalı,

· Müslümanlar birbirlerine velilik yaparak ebeveyn gibi sahip çıkmalı,

· İyiliği yaymada, kötülüğü engellemede, namazda ve zekâtta ümmet bilinci ile hareket etmeli ve ırkçılığa meydan vermemeli,

· Kötülükten sakınarak imanda ve sözünde doğru olanlarla beraber olmalı,

· Üstünlüğü takvada aramalı,

· En güzel arkadaş olarak peygamberi, sadıkları, şehitleri ve ihlâslı kişileri görmeli,

· Merhamet olunmak için kardeşliği sürdürmeli ve ihtilaf çıkarsa da hemen düzeltmeli,

· İçinde sıkıntı duymadan din kardeşlerinin ihtiyaçlarına öncelik vermeli,

· Din kardeşlerinin evine izin alarak ve selam vererek girmeli,

· Din kardeşleri ile zaman zaman birlikte yemek yemeli,

· İnatla küfrünü sürdüren inkârcı, bozguncu baba ve kardeşe karşı inanan müslümanı daha yakın görerek dost edinmeli,

· Müminlerle bağı keserek inanmayanları dost edinenlerin Allah ile bağının kesileceğini bilmeli,

· Hz. Musa as. nın kardeşini yardımcı alması gibi destekleyici kardeşler edinmeli,

· İslam zafiyeti ve küfür hâkimiyeti olmaması için müminler birbirleri ile yardımlaşmalı,

· Küfürde ve günahta birleşenlerin mahşerde birbirlerine düşman ve davacı olacakları unutulmamalıdır

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Cezalandırılması Gereken Kâfirler

Posted by Site - Yönetici Aralık 13, 2010

Kafir,Cezalandırılması Gereken Kâfirler

Cezalandırılması Gereken Kâfirler

Tevbe eden bütün kâfirlerin tevbeleri dünya ve âhirette makbuldür. Ancak şu kâfirlerin tevbesi makbul değildir.

1 Bir peygambere küfrederek (söverek) kâfir olan.

2Şeyheyn (Hazreti Ebû Bekir ve Ömer (r.a.) hazretlerine) küfreden veya ikisinden birine sövüp kâfir olanlar.

3Sihir ile kâfir olanlar, kadın olsa bile,

4ZındıkIıkla kâfir olanlar. Zındık: Efendimiz (s.a.v.) hazretle­rine iman ettiğini ve zâhir’de şeriati itiraf ettiği halde, kâinatın (tabiatın) kıdemine kail olan ve hadiselerin meydana gelmesini ona isnâd eden kişidir. Bu ve buraya kadar nakil olunanlar,Âhkâmül-Mercân[1] isimli kitab’dan naklolundu. Bu kitab, kırtasiye ve kağıd yapraklan gibi şeylere değil; gerçekten gözbebeğine yazılması gereken bir kitabtır. [2]

Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri


Dipnotlar:

[1] Bu kitaibın ası! adı:  dir. Kitabın musannifi İmam Celâleddin es-Suyûtî hazretleridir. Baskıları 300 sahifelik bir kitab olup tahkikli yeni

[2] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 1/719.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

KURANI KERİMDE YOK, SÜNNET TEK BAŞINA DELİL OLMAZ DİYEN ZAVALLILAR GÖRSÜN BU AYETLERİ

Posted by Site - Yönetici Aralık 13, 2010

KURAN-I KERİME GÖRE RASÜLLÜLLAH VE SÜNNETİ SENİYYE

KURAN-I KERİME GÖRE RASÜLLÜLLAH VE SÜNNETİ SENİYYE

KURAN-I KERİME GÖRE RASÜLLÜLLAH VE SÜNNETİ SENİYYE

(KURANI KERİMDE YOK, SÜNNET TEK BAŞINA DELİL OLMAZ DİYEN ZAVALLILAR GÖRSÜN BU AYETLERİ)

Kur’an-ı Kerim, gerek Hz. Peygamber’i (a.s.m.) gerekse onun sünnetini pek çok yönü ile ele almıştır. Yapılan bir araştırmaya göre, konuyla ilgili kutsal kitabımızda yer alan ayetlerin sayısı 115 tanedir.

Hz. Peygamber (a.s.m.) ve sünnetinden bahseden ayetleri ana başlıklar altında örnekler vererek sıralayalım.

1- Hz. Peygamber’in (a.s.m.) Yüce Allah’ın inananlar için büyük bir lütfu olduğunu ifade eden ayetler.

Andolsun ki, Allah mü’minlere büyük bir lütufta bulundu; zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara, kendi içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, kendilerini temizleyen ve kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi.”

Andolsun ki, içinizden size öyle aziz bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli ve merhametlidir. Eğer senden yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. Ondan başka İlah yoktur. Ona dayandım. O, büyük arşın sahibidir.”

2- Hz. Peygamber’e (a.s.m.) imanın farz olduğunu belirten ayetler.

Allah’a ve Resulüne inanın.”

Kim Allah’a ve Resulüne inanmazsa bilsin ki, Biz, kafirler için alevli bir ateş hazırlamışızdır.”

3- Hz. Peygamber’i (a.s.m.) örnek bir insan olarak gösteren ayetler.

Andolsun ki, Allah’ın Resulünde sizin için uyulacak en güzel bir örnek vardır.”

Nûn. Yemin olsun kaleme ve yazdıklarına. Rabbinin nimeti sayesinde sen bir mecnun değilsin. Hiç şüphesiz senin için bitmez tükenmez bir mükafat vardır. Ve hiç şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzeresin.

4- Hz. Peygamber’e (a.s.m.) Kur’an kerimin dışında da vahiy geldiğine işaret eden ayetler.

Allah sana Kitab’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana olan lütfu, gerçekten çok büyüktür.”

O hevâdan (boş şeyler) konuşmaz; Onun konuştuğu, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.”

Onlara ap açık ayetlerimiz okunduğu zaman, Bize kavuşmayı ummayanlar,Bize bundan başka bir Kur’anI KERİM getir, yahut bunu değiştirderler. De ki: Onu ben kendimden değiştiremem. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edecek olursam, büyük bir günün azabından korkarım.

De ki: Peygamberlik benimle başlamadı. Bana ve size ne yapılacağını da bilemem. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Ve ben ancak ap açık bir sakındırıcıyım.”

5- Hz. Peygamber’e (a.s.m.) Kur’an’ı kerimi açıklama görev ve yetkisininin verildiğini gösteren ayetler.

Biz her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara emredilen şeyleri açıklasınlar.

Biz sana Kitab’ı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve inanan bir kavim için o kitap yol gösterici ve rahmet olsun.”

Biz sana kitabı, onlara ihtilaf ettikleri şeyi açıkça bildiresin diye ve inanan bir topluluk için bir hidayet ve rahmet olarak indirdik.”

Nitekim kendi içinizde bir peygamber gönderdik ki, size ayetlerimizi okur, sizi inkar ve günah kirlerinden temizler, size Kur’an’ı KERİMİ , kainatın gayesini ve sırlarını ve daha bilmediğiniz nice şeyleri öğretir.

Muhakkak ki Biz, Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye Kur’an’ı KERİMİ sana hak ile indirdik. sen de hainlerin savunucusu olma.”

Ey Resul, Rabbinden sana indirileni insanlara bildir. Bunu yapmazsan VAZİFENİ yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allah, kafirler gürûhunu maksatlarına ulaştırmaz.”

6- Hz. Peygamber’in (a.s.m.) hakemliğini ve verdiği hükümlerin kabulünü öngören ayetler.

“Hayır, Rabbin hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan, tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olamazlar.”

“Her hangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz; eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onu Allah’a ve Resulüne götürün. İşte bu, daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir.”

“Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mü’min erkeğin yahut bir mü’min kadının artık işlerinde başka bir yolu seçme hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne isyan ederse, ap açık bir sapıklığa düşmüştür.”

“Aralarında hüküm vermek için Allah’a ve Resulüne çağrıldıkları zaman mü’minleri sözleri ancak, ‘işittik ve emrine uyduk’ demekten ibarettir. İşte onlar kurtuluşa erenleri tâ kendileridir.”

7- Hz. Peygamber’e (a.s.m.) haram ve helal koyma yetkisini veren ayetler.

Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.”

O kimseler ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de vasıflarını yazılı buldukları ümmî peygamber olan Resulüllaha uyarlar. O peygamber ise, kendilerini iyiliğe sevkedip kötülükten sakındırır; temiz ve güzel nimetleri onlara helal, habis olanları ise haram kılar; daha önce kendilerine yüklediğimiz ağır yükleri ve üzerlerindeki bağları onlardan kaldırır...”

8- Hz. Peygamber’e (a.s.m.) itaati emreden ayetler.

Kim, Peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.”

Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının.”

De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.’ De ki: ‘Allah’a ve Peygambere itaat edin!’ Eğer yüz çevirirlerse muhakkak ki Allah, kafirleri sevmez.

Biz hiç bir peygamberi, Allah’ın izniyle itaat edilmekten başka bir amaçla göndermedik...”

9- Hz. Peygamber’e (a.s.m.) isyan etmeyi ve ona her türlü eziyeti yasaklayan ayetler.

Kim, Allah’a ve O’nun RASÜLÜNE karşı gelir ve O’nun sınırlarını aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı ateşe atar...”

Kim, kendisine doğru yol gösterildikten sonra Peygambere karşı gelir ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yolda bırakırız ve Cehenneme sokarız.”

Allah’a ve Resulüne eziyet edenler yok mu, Allah onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için alçaltıcı bir azab hazırlamıştır.

Bu böyledir. Çünkü onlar, Allah ve Resulüne karşı çıktılar. Allah ve Resulüne kim karşı çıkarsa, muhakkak ki Allah’ın cezası çetin olur.

O gün, inkara saparak peygambere isyan edenler isteyecekler ki, keşke yerle bir olsalardı!..”

Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhafız olarak göndermedik; sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin. Onlar sana, ‘Emrin başımız üstüne’ derler. Senin yanından çıktıklarında ise, onlardan bir topluluk söyledikleri sözün tersini yapar, tuzak kurar. Allah da onların kurdukları tuzakları onların amel defterine yazar…”

“Onlar Allah’a ve Resulüne cephe almışlardır. Kim Allah’a ve Resulüne cephe alırsa, muhakkak ki Allah’ın azabı pek şiddetlidir.”

“Onlar bilmezler mi ki, Allah ve Resulüne kim karşı gelirse, onun için daimî olarak içinde kalmak üzere Cehennem ateşi vardır. Bu ise büyük bir rezilliktir.

Başlıklar altında verdiğimiz ayetlerin yanısıra, Kur’an’I KERİMDE yer alan yüzden fazla ayetin ışığında ulaşabildiğiniz bazı önemli tespitler kısaca şöyledir:

Yüce Allah, insanlığa kendi içinden birisini örnek olarak seçmiş, onu peygamber olarak görevlendirmiştir. Bu durum gerçekte insanlık için en büyük lütuflardan birisidir.

İnsanların, İlahî bir lütuf olarak kendilerine gönderilen bu RASÜLE inanmak, onun peygamberliğini ve tebliğ ettiği dini tasdik etmek zorundadırlar. Ancak bu inanç ve tasdik insanların kendi bildikleri ölçülerle değil, bizzat Kur’an’ı KERİMİN bildirdiği ölçülerle olmalıdır.

Allah-u Teala, son peygamberini bizzat kendisi terbiye etmiş, kitabında onun üstün bir ahlak sahibi olduğunu ve örnek alınması gerektiğini ifade buyurmuştur.

Hz. Peygamber’e (a.s.m.) bir RASÜL olarak verilen bilgiler sadece Kur’an’I KERİMDEN ibaret olmayıp, bunun dışında da kendisine pek çok bilgi verilmiştir. Ayrıca, doğrudan Allah-u Teala tarafından ayetleri açıklama yetkisi verilmiş, böylelikle onun sünnetinin inananları bağladığı vurgulanmıştır.

Hz. Peygamber’e (a.s.m.) itaat, Allah’a itaatle birlikte zikredilmiş, Resûl’e itaatin Allah’a itaat demek olduğu net olarak vurgulanmıştır. Bu durum Hz. Peygamber’in (a.s.m.) sünnetine Kur’anI KERİM tarafından verilen değeri açıkça gösterir.

Kur’anI KERİMDE olmayan hususlarda, Hz. Peygamber’e (a.s.m.) hüküm koyma, haram ve helal tayin etme yetkisi, yine bizzat Cenab-ı Hak tarafından verilmiştir. Bu itibarla, Kur’an KERİMDE’ olmayan hususlarda, Hz. Peygamber’in (a.s.m.) sünneti şer’î ve İslamî bir kaynaktır.

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

NUZUL-U İSA (a.s.)

Posted by Site - Yönetici Aralık 12, 2010

NUZUL-U İSA

NUZUL-U İSA

NUZUL-U İSA (a.s.)

Hz. İsa’nın tekrar dünyaya gelişi hakkında Peygamberimiz s.a.v.in bir çok hadis-i şerifi vardır .
İslam alimlerinden Şevkani, Hz. İsa a.s. ın dönüşüne dair 29 hadis olduğunu , bu hadislerin içerdiği bilgilerin de yanlış olma ihtimalinin bulunmadığını belirtmiştir.
(sunen-i İbn Mace, 10 /338)

Hz. İsa’nın tekrar dünyaya gelişi ve Deccalin ortaya çıkışı hakkında İmam-ı Azam Ebu Hanife, Fıkh-ı Ekber adlı eserinde şunları bildirmektedir:
Deccal’in, Yecuc ve Mec’uc’un çıkması , Güneşin batıdan doğması, Hz. İsa’nın Gökten inmasi ve diğer kıyamet alametleri sahih haberlerde aktarıldığı üzere , haktır , olacaktır.
(Ebu Hanife , Numan B. Sabit (150/767), Fıkh-ı Ekber, Çeviren: H. Basri Çantay, Ankara, 1982)

İmam Suyuti’de, El havi lil Fetava adlı kitabı ve El İ’lam bi Hukmi İsa adlı risalesinde , konuyla ilgili hadislere yer verdikten sonra bu hadislerin mutevatir olduklarını bildirmiştir:

Hadis ilmine vakıf olanlara gizli kalmayacağı üzere, bu hususta zikrettiğimiz bütün hadisler mutevatir derecesine ulaşmıştır. Dolayısıyla Mehdi Muntazar (beklenen Mehdi) hakkındaki hadis-i şerifler mutevatir olduğu gibi , Deccal hakkındaki hadis-i şerifler de tevatur derecesine ulaşmış olup, Hz. İsa’nın inişiyle ilgili hadis-i şerifler de mutevatirdir.
(suyuti , El Havi ; 2 / 227)

KUTUB-İ SİTTE
0 ـ1ـ عن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: وَالّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَيُوشِكَنَّ أنْ يَنْزِلَ فيكُمُ ابْنُ مرْيَمَ حَكَماً مُقْسِطاً، فَيَكْسِرُ الصَّلِيبُ، وَيَقْتُلُ الْخِنْزِيرَ، وَيَضَعُ الْجِزْيَةَ، وَيَفِيضُ الْمَالُ حَتّى َ يَقْبَلَهُ أحَدٌ حَتّى تَكُونَ السَّجْدَةُ الْوَاحِدَةُ خَيْراً مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فيهَا. ثُمَّ يَقُولُ أبُو هُريْرَةَ: اِقْرَءُوا إنْ شِئْتُمْ: وَإنْ مِنْ أهْلِ الْكِتَابِ إَّ لَيُؤْمِنَنَّ بِِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ اŒية[. أخرجه الخمسة إ النسائي.»الْحَكَمُ« الذي يقضي بين الناس.و»المُقسِِطُ« العادل: ضد القاسط وهو الجائر.و»وضَعَ الْجِزْيَةِ« إسقاطها عن أهل الكتاب وإلزامهم ا“سم، و يقبل منهم غيره، فذلك معنى

4968 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:
“Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
Nefsim elinde olan Zât-ı Zulcelâl’e yemin ederim! Meryem oğlu İsâ’nın, aranıza (bu şeriatle hükmedecek) adâletli bir hâkim olarak ineceği, istavrozları kırıp, hınzırları öldüreceği, cizyeyi (Ehl-i Kitap’tan) kaldıracağı vakit yakındır. O zaman, mal öylesine artar ki, kimse onu kabul etmez; tek bir secde, dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olur.
Sonra Ebu Hureyre der ki:
“Dilerseniz şu ayeti okuyun. (Mealen): “Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölümünden önce onun (İsa’nın) hak peygamber olduğuna iman etmesin. Kıyamet gününde ise İsâ onlar aleyhine şâhitlik edecektir” (Nisa 159).

Buhari, Buyû’ 102, Mezalim 31, Enbiya 49; Muslim, İman 242, (155); Ebu Dâvud, Melâhim 14, (4324); Tirmizi, Fiten 54, (2234).

ظَاهِرينَ الى يَوْمِ الْقِيَامَةِ. فَيَنْزِلُ عِيسى ابْنُ مَرْيَمَ فَيَقُولُ أمِيرُهُمْ: تَعالَ صَلِّ لَنَا. فَيَقُولُ: َ. إنَّ بَعْضَكُمْ عَلى بَعْضٍ أُمَراءُ، تَكْرِمَةِ اللّهُ تَعالى لِهذِهِ ا‘مَّةِ[. أخرجه مسلم .
4969 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
Ümmetimden bir grup, hak için muzaffer şekilde mücadeleye Kıyamet gününe kadar devam edecektir. O zaman İsa İbnu Meryem de iner. Bu müslümanların reisi: “Gel bize namaz kıldır!” der. Fakat Hz. İsa aleyhisselam: “Hayır! der, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz!”
Muslim, İman 247.

Huzeyfe b. Esîd el-Ğıfari demiştir ki; Rasûlullah’a ait bir çar­dağın gölgesinde oturmuş konuşuyorduk. Kıyameti söz konusu ettik, ses­lerimiz yükseldi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a):
Kıyamet kendisinden önce (şu) on alamet çıkıncaya kadar kopmaz – veya olmaz-:
Güneşin battığı yerden doğması, Dabbe’nin çıkması, Ye’cuc ve Me’cuc’un çıkmaları, Deccal, iSA b. Meryem, duman, biri doğudan biri batıdan, biri de Arap Yarımadasında olmak üzere üç yerin batması, bunların sonuncusu da Yemen’den; Aden’in en aşağı­sından bir ateşin çıkmasıdır. Bu, insanları mahşere sevk eder.” bu­yurdu.[Muslim, Fiten 39, 40; Tirmizi, fiten 21: İbn Mâce, fiten 25. 28.Sunen-i Ebu Davud
Rasulullah (s.a) şöyle buyurmuştur:
Hayatım elinde olan Allah’a yemin ederim ki muhakkak yakında Meryem oğlu İsa , adil bir hakim olarak gökten inecektir. O, salibi kı­racak, hınzırı öldürecek ve cizyeyi kaldıracaktır. Mal o kadar çoğa­lacak ki onu kimse kabul etmez olacaktır. Artık Allah (c.c)’a bir sec­de etmek, dünya ve dünyada olan herşeyden daha hayırlı olur.”[Buhari, enbiya 49: Müslim. İman 242.]
… Ebû Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:
Benimle onun -yani İsa (a.s)’in- arasında pey`gamber yoktur ve o mutlaka inecektir. Onu gördüğünüz zaman, tanıyınız; o, orta boylu, kırmızıya çalan beyaz benizli, bir adamdır. Sarımtırak renkte iki elbise içerisinde olacaktır. Başına bir ıslaklık değ-mese de (sanki yıkanmış gibi) damlali olacaktır, (başından sular damla-yacaktır) İslam adına insanlarla savaşacak, Haç’i kıracak domuzu öl­dürecek ve cizyeyi kaldıracaktır. Onun zamanında Allah islamm dı­şındaki tüm dinleri ibtal eder. İsa (a.s) Mesih Deccal’i öldürecek ve yeryüzünde kırk sene kalacaktır. Sonra vefat edecek ve müslümanlar namazını kılacaklardır.[Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi Huzeyfe bin Esîd el-gifârî radiyallahu anh’dan: (Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu
“Kıyamet on alâmet görülmedikçe kopmaz:
Duman, deccâl, dabbedu’l-Arz, güneşin batı­dan doğması, isa’nın yeryüzüne inmesi, ye’câc-me’cûc, doğuda bir, batıda bir ve Arap yarımadasında bir (yeryüzü) batışı olmak üze­re üç batış. Bunların sonuncusu ise insanları mahşerlerine sürecek olan ateşin zuhurdur.”[Rudani : 5. Cilt , 9895]

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Süt hısımlığı ve süt bankası tabirlerini açıklar mısınız?

Posted by Site - Yönetici Aralık 12, 2010

Süt hısımlığı ve süt bankası

Süt hısımlığı ve süt bankası

Süt hısımlığı ve süt bankası tabirlerini açıklar mısınız?

Süt hısımlığı, İslâm hukukuna has evlenme engellerinden biridir. Bu yasak Nisa Sûresinin 23. âyetinde getirilmiş ve bu âyette Cenâb-ı Hak mü’min erkeklerin süt anneleriyle ve süt hemşireleriyle evlenmelerini yasaklamıştır. Bir hadis-i şerifte de “Doğumdan [nesepten> haram olan her şey, süt emme yoluyla da haram olur” buyurulmuştur. (1)

Bu yasağın en büyük hikmetlerinden biri,varlıkların en şereflisi olan insanın sütünün de büyük bir kıymete sahip olması ve süt vasıtasıyla insanlar arasında ayrı bir akrabalık ve yakınlık bağının meydana gelmesidir. Süt, anne ile evlât arasında cismânî bir bağ ortadan kaldırılması imkânsız ruhî ve manevî bir irtibat kurar. Süt hısımlığı insanlar için ayrı bir yardımlaşma vâsıtası müstakil bir yakınlaşma unsurudur. Bunun için süt hısımları birbirinin mahremi sayılmış ve evlenmeleri yasaklanmıştır. Aralarında nazar helâl, nikâh haram kılınmıştır.

Evlenecek kişiler arasında süt hısımlığının bulunup bulunmadığına çok dikkat etmek gerekir. Çünkü süt hısımlığı evlenmeye engeldir. İmam-ı Azama göre doğumdan en Fazla iki buçuk yıl (30 ay) —İmam-ı Muhammed’le îmam-ı Ebû Yusufa göre ise iki senedir— sonrasına kadar memesinden süt içilen veya emilen kadın süt annedir. Bu emme ile çocukla süt anne, süt annenin mahremleri ve aynı süt anneden süt emip süt kardeş durumuna giren diğer kimseler arasında süt akrabalık bağı meydana getirir. Az da olsa sütün mideye inmesi, kâfidir.

Bunun için emmek şart değildir, anne sütünün daha başka vâsıtalarla çocuğun midesine gönderilmesi de yeter. Şafiî ve Hanbelî mezhebinde, bir defa emme ile süt hısımlığı kurulmaz. Çocuğun en az beş defa emmesi lâzımdır.

Azamî iki buçuk senelik süt emme devresi geçtikten sonra alınan sütte, artık süt hısımlığı teessüs etmez. Yâni, iki buçuk yaşından büyük çocuk, memesini emdiği kadının süt evlâdı olmaz

Bir erkeğin süt hısımlığı sebebiyle evlenemeyeceği kadınlar şunlardır:

1. Süt anne; süt anne ve babanın gerek neseb, gerekse süt cihetinden anneleri. Buna göre, kişi her şeyden önce süt annesiyle evlenemez. Süt annenin gerek hakikî annesiyle, gerekse süt annesiyle de evlenemez. Aynı yasak, süt babanın nesebî veya süt annesi yahut ninesi için de bahis mevzudur.

2. Hanımının süt kızları; süt evlâtlarının nesebî veya süt kızları; onların kızları. Şu halde, erkek, karısının süt annelik yaptığı kızlarla evlenemez. Çünkü onlar aynı zamanda kendi süt kızları durumundadır. Aynı şekilde, süt kızlarının ve süt oğullarının neseb ve süt kızlarıyla, yani süt hısımlığına sahip olduğu kız torunlarıyla evlenmesi de yasaktır. “Fürû” olarak adlandırılan bu alt soy silsile hâlinde devam eder ve her yeni kuşağın kız torunları ile süt dede arasında evlenme yasağı tahakkuk eder.

3. Süt cihetinden ana baba bir veya baba bir yahut ana bir kız kardeşleri; süt erkek ve kız kardeşlerinin nesebî ve süt kızları; onların kızları. Kişi süt kız kardeşleri ile de evlenemez. Aynı kadından süt emmiş olan çocuklar süt kardeşidirler. Süt veren kadınla kocasının gerek nesebî, gerekse süt çocukları, “ana baba bir” süt kardeşidir. Süt veren kadının önceki veya sonraki kocalarından olan nesebî ve süt çocukları ise, “ana bir” süt kardeşi olur. Aynı kocanın süt veren hanımından ayrı bir zevcesinden olan süt ve neseb evlâdı da, “baba bir” süt kardeşi olur. Kişi bu süt kardeşlerinden hiçbiri ile evlenemez.

4. Süt cihetinden ana baba bir veya baba bir yahut ana bir teyze ve halalar; nesebî anne ve babanın süt anneleri, süt kız kardeşleri, süt teyze ve halaları. Bu durumda, süt babanın nesebî ve süt erkek ve kız kardeşleriyle, süt annenin nesebi ve süt erkek ve kız kardeşleri de, süt emenin süt akrabası durumundadır. Dolayısıyla süt emen, süt teyze ve haklarıyla evlenemez. Süt anne ve babanın akrabası, süt evlâdın da akrabası olmasına karşılık, süt evlâdın nikâhlısı ile çocukları dışındaki akrabası, süt anne ile süt babanın akrabası olmaz. Meselâ süt anne, süt evlâdın nesebi babasıyla veya kardeşiyle evlenebilir. Süt hısımlığıyla alâkalı olarak halk arasında yaygın şekilde söylenegelen “Süt aşağı inmez, yukarı çıkar” tâbirinin şer’î bir tâbir olmadığını belirtelim. Süt emme müddeti içinde olmak kaydıyla aynı memeden süt emen çocuklar, memeyi farklı zamanlarda emseler ve babaları da değişik olsa dahi, süt kardeşidirler. Bunun için, süt emen kızla süt annesinin oğlu evlenemeyeceği gibi, oğlunun oğlu ile dahi evlenemez. Oğlun, kızın süt emmesinden önce veya sonra doğması ve emme ile doğum arasındaki zaman farkının seneleri bulması dahi bu neticeyi değiştirmez.

Bu açıklamalardan sonra meseleyi “süt bankası” hakkında bir soruya getirelim: Geçtiğimiz yıllarda “kan bankası” gibi kurulan “süt bankası“, sütü olan annelerden süt almakta; daha sonra, bu sütü isteyen ve muhtaç olan çocuklara vermektedir.

Burada iki husus karşımıza çıkıyor: Birisi, eğer süt veren kadının ve süt alan çocuğun isim ve adresi kaydediliyorsa bir mesele yoktur. Çünkü, çocuğun hangi kadının sütünü içtiği belli olmaktadır. Şayet süt annelerinden alınan süt karıştırılıyor, bir kapta toplanıyor, isteyene buradan veriliyorsa veya süt veren kadının da, süt alan çocuğun da isim ve adresi alınmıyorsa problem buradan çıkar.

Bu meseleye ışık tutacak ve yardımcı olacak benzer fıkhî hükümlere yer vermek faydalı olacaktır. “Süt haramlığının sabit olması süt annenin bilinmesi iledir. Meselâ, bir kızı bir köy kadınlarının bir kısmı emzirmiş olduğu halde, kimin emzirdiği kesin olarak bilinmese, bilinebilmesine bir işaret olmasa ve isbat da edilemezse, o köy halkının erkekleri bu kızla evlenebilir.” (2)

Diğer bir benzer görüş de Zahirî mezhebinde vardır.Şöyle ki: “Süt emen çocuk, sütü bizzat süt veren kadının memesinden emmelidir. Şayet bir kadının sütü bir kap içine sağılarak içirilirse veya memesi çocuğun ağzına sağılsa veya sütü bir yemeğe karıştırılarak yedirilse, bunlar ile süt haramlığı sabit olmaz. Velev ki bu, o çocuğun uzun bir müddet gıdası olsun.” (3)

Bu iki fıkhî hükme bakarak süt bankasından alınıp içirilen süt hangi kadının olduğu bilinmese de süt haramlığı sabit olmaz. Ancak, şüpheden uzak durmak için hangi kadından alındığı bilinmeyen sütü çocuğa içirmemek lâzımdır. Çünkü, her ne kadar İbni Hazm’ın haramlığın sabit olması için çocuğun bizzat memeden emmesi hususunda bir görüşü varsa da, ulemânın çoğuna göre; hangi şekilde olursa olsun, süt, çocuğun midesine giderse haramlık mevcut olacağından ihtiyatlı hareket etmek gerektir. Kaldı ki, çocuğun mutlaka anne sütüyle beslenmesi diye bir mesele de yoktur. Bu gün artık çocuğun gıdası hayvan sütü ve mama gibi yollarla rahatça giderilmektedir.

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Dipnotlar:

1. Müslim, Redâ: 1.

2. el-Fetevâ’l-Hindiyye, 1:345; Nimet-i islâm, s. 771.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

ÜLFET

Posted by Site - Yönetici Aralık 12, 2010

ÜLFET

ÜLFET

ÜLFET

Ülfet, insanların dinî ve dünyevî işlere bakışlarının, görüş, fikir ve inançlarının mutabakat hâlinde olması netice­si, birbirlerine karşı samîmi muhabbettir. İmâm-ı Gazali Hazretleri ülfete dört sebep göstermektedir.

1- Dış görünüşündeki iyilik ve güzellik, iç alemindeki iyi ahlâk, yüksek akıl, büyük ilim veya şerefli olmak gibi iyi ve güzel olan vasıfları güzel bularak, görmek ve mü­şahede İle tat almak için ülfet.

2- Dünyevî bir maksada ulaşmaya sebep olması için bir şahsa; ilim, fen, ticâret veya bir meslek öğrenen tale­benin sevgisinden olan ülfet.

3- Uhrevî bir gayeye vâsıta olması îtibâriyle bir şahsa olan muhabbet. İlmi, âhireti kazanmak ve ebedî mutlulu­ğa vesile olması için öğrenenlerin hocasına olan muhab­betlerinden neş’et eden ülfet.

4- Hiçbir istifâde maksadı olmaksızın, hâlis niyetle, yal­nız Allah için olan muhabbetten hâsıl olan ülfettir ki, ülfe­tin en yüksek derecesidir.

Bu derecedeki ülfete sebep olmuş insanlarda da şu beş vasıf mutlaka aranır:

1Akıl. Zîrâ ahmağın veya akılsızın sohbetinden hayır umulmaz.

2Güzel ahlâk. Çünkü nice akıllılar vardır ki, güzel ah­lâka sahip olmadığı için gazap, şehvet, cimrilik ve kor­kaklık gibi kötü huyların esiri olmuştur. Onun sohbetin­

den hiçbir hayır umulmaz.

3- Fâsık olmamak. Salih amellere devam eden olmalı. Günahta ısrar edende Allah korkusu kalmaz.

4- Sağlam ve temiz bir îtikâdı olmalı. Böyle olmayanın ülfet ve sohbetinden hayır gelmez.

5- Haris olmamak. Çünkü dünyâya hırsla ve açgözlü­lükle bağlanan kimse menfaati için her kötülüğü yapabilir.

Ülfet olunup sohbetinde bulunulan bir insanda alçaklık ve ihanet sabit olmadıkça onunla münâsebeti hemen kesmeyip onu doğru yola sevk etmek için uğraşmak lâzımdır.

*Şeytanın insana attığı 3 düğüm ve Efendimiz’in kurtuluş tavsiyeleri

Sabah namazı en çok kaçırılan namazlardan biridir. İnsan uykusunun esiri olur, yataktan kalkamaz. Halbuki sabah namazının hazırlıkları ta akşamdan başlamalı, tedbirler yatmadan önce alınmalıdır.

Belki de en çok kaçırılan namazdır sabah namazı. Bir türlü uyanamaz insan, sanki gözkapaklarının üzerinde tonlarca yük varmış gibi. “Biraz sonra uyanırım.” diyerek vakti geçer de namazın, şeytan yapışmıştır insanın ensesine, izin vermez bir türlü uyanmasına.

Peygamber Efendimiz (sas), bu konudaki sıkıntısını görmüş olmalı ki bakın neler emrediyor biz ümmetine: “Biriniz uyuyunca şeytan ensesine üç düğüm atar. Her düğümü atarken, düğüm attığı yere eliyle vurarak, ‘üzerine uzun bir gece olsun, yat’ dileğinde bulunur. İnsan uyanır ve Allah’ı zikrederse, bir düğüm çözülür, abdest alırsa ikinci düğüm çözülür ve bir de namaz kılarsa bütün düğümler çözülmüş olur. Böylece kul canlı ve hoş bir halet-i ruhiye ile sabaha erer. Aksi halde böyle yapmazsa, habis ruhlu, içi kararmış ve uyuşuk bir halde sabaha erer.” (Buhari, Teheccüd, 12)

Büyüklerimiz, şeytanın insana gafleti, necaseti ve tembelliği sevdirmek için elinden geleni yaptığını, buna karşılık Efendimiz’in (sas) de zikirle gafleti, abdestle necaseti ve namazla da tembellik düğümlerini çözebileceğini müjdelediğini belirtirler.

Dikkat edilmesi gereken çok önemli üç husus var hadiste. Birincisi, şeytanın insana, (ister mecazi olarak kabul edin, ister gerçek) namaza kalkmaması için yatarken üç düğüm attığı. İkincisi, insan namaza kalkmak için gözünü açtığı ilk anda Allah’ı zikretmeyi unutmaması. Üçüncüsü ise insanın, canlı ve hoş bir halet-i ruhiye ile sabaha ermesinin hissedilmesi.

Şeytan acizdir aslında; mertçe çıkmaz insanın karşısına, sinsi planlar kurar hep. Fakat bu planlara karşı inananların da ‘uyanık’ olması gerekir. Hadisin de emir buyurduğu gibi, sabah veya teheccüd vaktinde saatiniz çaldığı veya gözünüzü açtığınız ilk anda kalkın ve Kelime-i Tevhid okumayı zinhar unutmayın. Sonra hemen abdest alın ve huşu içinde namazınızı kılın. Böylece hem sabaha canlı ve hoş bir ruh haliyle ulaşın ve gününüz huzurlu geçsin hem Allah ve Rasulü’nü sevindirin hem de şeytanı da kahredin… Öyleyse var mısınız? Şeytanın üç düğümüne karşı bizler de ona üç düğüm atalım… Haydi öyleyse bugünden başlayın…

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

MÜ’MİN VE MÜSLİM HANIMLARINA ÖĞÜTLER:

Posted by Site - Yönetici Aralık 11, 2010

İlk Kız Kur’an Kursu’nu açan kimdir

MÜ’MİN VE MÜSLİM HANIMLARINA ÖĞÜTLER:

Ey Mü’min ve müslüman hanımlar! Evlerinizde perdeler arkasında ve bir zarurete binâen sokağa çıktığınızda örtü içinde olduğunuzdan dolayı cennette pek çok sevablara, büyük büyük derecelere nâil ve bütün ömürlerinde din düşmanı ile muharebe etmiş gibi sevaba kavuşmuş olacaksınız. Hz. Allah bu mujdeleri Hz. Muhammed’in lisanı ile sizlere duyurmuştur.

Hazret-i Enes b. Malik diyor ki: «Bir gün kadınlar Resulullahın huzurunda toplandılar, ve dediler ki: «YA Resulallah, erkekler Allah yolunda harb ederek bir çok sevaba kavuşacaklar. Bizim için bir âmel yok mudur ki onu işlediğimiz zaman biz de harb edenlerin faziletine ermiş olalım »

Peygamberimiz buyurdu: «Sizden biriniz evinde oturup bir ihtiyacı olmadıkça evinden çıkmaz ise, mücahidinin nâil olduğu fazilet ve sevaba o dahi nail olur. »

Eğer kadınlar diğer vazifeleri ile birlikte bu vücutlarını kapamaya dair verilen emirlere riayet ederlerse, akla hayâle gelmeyen bir çok mukâfatlara kavuşacaklardır, bunda zerre kadar şüpheniz olmasın.

Öyle ise ey hanımlar! Size tavsiye ederim ki: Evvelâ örtünmenin farz olduğuna kesinlikle inanacaksınız, arkasından târif edildiği şekilde kapanarak amel yapacaksınız. Sizden ancak Allah kapanırsanız râzi olur. Onun bunun sözlerine aldanmayınız, öleceğinizi hiç aklınızdan çıkarmayınız. Onun bunun modasına bakmayınız, boyasına süsüne aldanmayınız.

Vücudunun bir kısmını kapatıp bir kısmını açık bırakan kadın, örtünmüş ve İs1âmî kıyafet takınmış sayılmaz. Yâ tam yâ hiç. Tam kapanmak çok daha yararlıdır.

Cenab-ı Hak kullarının afv ve mağfiret olmalarını ister. Bir dala yapışmalarını arzu eder. Fakat müslüman kendisine uzatılan hiçbir dala yapışmazsa nasıl affolacaktır? Yağmur yağmayınca yerden mahsülât biter mi?

Allah’a asi olmak kolaydır, fakat itaat etmek nefisle mücadele etmekle mümkün olacağından zordur. Ağlamayan çocuğa meme verilmez. Ekmeden biçilmez. Allah’ın bu yoldaki emirlerini yerine getirmeden cennete girmek mümkün olmaz. Görenek ve gelenekler bizleri aldatmasın, öleceğimizi ve Allah’ın huzuruna dikileceğimizi unutmayalım. Görünüşte giyinmiş, fakat hakikatta temelli çıplak gibi giyinen kadınlara Cenab-ı Hakkın rızası olmadığını bilelim Resulullahın bu husustaki hadisi şerifleri vardır.

Gorünüşte giyinmiş fakat hakikatte çıplak olan kadınlara Allah’ın rızası uzaktır.

Tevbe dil işi değil, kalp işidir

Tevbe, günahla kirlenen ruhumuzu yıkamanın ve yeniden dirilişin ifadesidir, tevbe ruhu arındırmanın en güzel yollarından biridir. Unutmayalım ki Cenab-ı Hakk’ın bu gece ve gündüzündeki bu büyük rahmeti, mağfireti ve bağışlaması hiç şüphe yok ki ona talip ve lâyık olanlar içindir. Öyle değil mi ya? Kusurlarını, günahlarını idrak etmeyen veya edip de bunlarda hâlâ ısrar edenler, afv ü mağfiret ihtiyacı içinde oldukları halde, tevbe ve istiğfarda bulunmayanlar, mağfiret-i ilahiyyeye nereden ve nasıl nail olacaklardır? Yapılacak tevbe samimi-gerçek olmalı, bir daha o günaha dönülmemelidir. Tevbe dil işi değil, kalp işidir. Tevbe, vücudun bütün azalarının Cenab-ı Hakk’ın emrine dönmesi demektir. Sözü papağan da söyler, amma idrak etmeden söyler.Nitekim

Eylesen tûtîyi ta’limi eder kelimât

Sözü insan olur amma, özü insan olmaz!

denilmiştir. Tûti, papağan demektir. Papağana konuşmayı öğretsen, sözü insan gibi olur, amma özü insan olmaz, kuştur yine. Papağandır, tabiatı neyse odur. Hâl değişmeli ki, tevbe makbul olsun. Kul hakkı varsa, mutlaka helâlleşmek gerekir. ALLAH Teâlâ şöyle buyuruyor:

Ey iman edenler! Samimi bir tevbe (Samimi bir “tevbe” diye tercüme edilen “tevbe-i nasûh” için birçok yorum yapılmıştır. Bunların ortak noktası şudur: “Nasûh”, nush kökündendir. Buna göre “tevbe-i nasûh”; tevbe edenin kendi nefsine nasihat dinletebilmesi, günahlarına son derece üzülmesi ve artık onlara dönmemeye karar vermesi demektir.) ile ALLAH’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve O’nunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde ALLAH sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından amellerinin nurları aydınlatıp gider de: “Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü Sen her şeye kadirsin” derler. (Tahrim Sûresi:8 )

Günahlardan arınıp Yüce Mevla’nın af ve mağfiretine erişmeyi umduğumuz bu geceyi idrak eden her insan, bu gayeye erişmenin heyecanını yaşamalı, ALLAH Teâlâ’nın:

De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! ALLAH’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok mağfiret edici, çok merhamet edicidir.” (Zümer Sûresi:53) müjdesinin farkına vararak kendi özüne dönmeli, günah ve kusurlarından dolayı tevbe etmeli, ibadet ve dua ile Rabbine yakınlaşmalı, ümütlerini canlandırmalı, yeni bir ümit ve kararlılıkla geleceğe bakmalı, bağışlama ve bağışlanma duygularını güçlendirmelidir.

Bu âyet-i kerimede ALLAH’ın rahmet ve muhabbetinin sonsuzluğu ifade edilmektedir. O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır, her insan bu ilâhî rahmetten istifade edebilir. Ancak şu hususa dikkat etmek gerekir ki “ALLAH’ın rahmetinden ümit kesmeyin” demek, günah işlemeye devam edin, demek değildir. Bundan maksat, en günahkâr insanların bile tevbelerinin kabul edileceğini bildirmek, dolayısıyla bir an evvel kötülükten vazgeçip ALLAH’a dönmelerini teşvik etmektir. Çünkü tevbe kapısı daima açık. ALLAH Teâlâ Hazretleri kulun tevbe etmesini sever. Günahını itiraf etmesini sever. O’nun için tevbe kapısı açık. Tevbe ederse kurtulur hasılı. Yeterki tevbe etsin. Cenab-ı Hak buyuruyorki:

Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (En’âm sûresi:54)

Tevbe, sadece belli günahları işleyenlerin başvuracağı bir af kapısı değil, herkesin yapması gereken bir ibadettir. Çünkü tevbe, ruhumuzu arındırmanın en güzel yollarından biri ve yeniden dirilişin bir vasıtasıdır. Kur’an-ı Kerim, ameli ne olursa olsun istisna koymaksızın herkesi tevbeye davet etmekte ve şöyle buyurmaktadır:

“…. Ey mü’minler! Hep birden, bütün günahlarınızdan ALLAH’a tevbe ediniz ki, felaha, kurtuluşa eresiniz.” (Nûr Sûresi:31)

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: