Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Aralık 2010

EHL-İ SÜNNET MEZHEBİNİN EHEMMİYETİ

Posted by Site - Yönetici Aralık 24, 2010

EHL-İ SÜNNET MEZHEBİNİN EHEMMİYETİ

EHL-İ SÜNNET MEZHEBİNİN EHEMMİYETİ

EHL-İ SÜNNET MEZHEBİNİN EHEMMİYETİ

Mensubu olmakla şeref duyduğumuz Yüce Dinimiz İslam, insanların ve cinlerin hem dünyada hem de ahirette saadet ve selameti için gönderilmiştir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Azimü’ş-Şan, bu saadet ve selametin nasıl elde edileceği hususunda bizlere en doğru yolu göstermiş; O’nu bize tebliğ eden Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hayatının her safhasında, bizler için en güzel numune olmuştur. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’e “anam babam sana feda olsun Yâ Rasulellah” diye hitab eden, O’na yardım hususunda vatanlarından, mallarından, evlatlarından ve canlarından vaz geçen Sahabe-i Kiram Hazeratı, sünnet-i seniyye’yi en güzel şekilde anlayıp, yaşamışlar; onları tanıyan Tabi’în ve Tebe-i Tabi’in uleması sünnet-i seniyyenin nakli hususunda muazzam gayretler göstererek büyük hizmetler yapmışlardır.

Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde “İman edip, salih ameller işleyenler…” ifadesi geçmekte, İman ile amel birlikte zikredilmektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki Din-i İslam’ın iki mühim tarafı vardır: Birincisi İtikad yani iman ve inanç keyfiyeti ile alakalı olan tarafı; ikincisi ise amel keyfiyeti ile alakalı olan tarafı.

Dünya ve ahirette saadet ve selametin elde edilebilmesi için, evvela doğru ve sağlam bir itikad lazımdır. Doğru ve sağlam itikad ise Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat akidesini iyi öğrenmek ve kalplere nakşetmekle elde edilir. İkinci olarak Salih ameller işlemek, yani Cenab-ı Hakk’ın emrettiği şeyleri yapıp, nehyettiklerinden uzak durmak icab etmektedir.

Ayrıca yapılan amelleri ihlâs ile yapmak, her yerde ve her hususta Allah’tan korkup, her türlü günahtan kaçınmak gibi birçok hususa dikkat etmek lazımdır. Şu da asla unutulmamalıdır ki; itikadı bozuk olan birinin, ne ilminin ne de amellerinin hiçbir kıymeti yoktur. Hz. Üstazımız bu hali şöyle ifade etmişlerdir: “Bozuk makineden düzgün kumaş çıkmaz” [1]

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: “Size Allah’tan korkmanızı, kulak verip siyah bir köle bile olsa emire itaat etmenizi tavsiye ederim. Sizlerden benden sonra yaşayacak olanlar pek yakında birçok ayrılıklar görecekler. O zaman sünnetimi ve hidayete erdirilmiş olan raşid halifelerimin yolunu takip ediniz, ona sarılınız, azı dişlerinizle (yani bütün gücünüzle) ona tutununuz. Dinde yeni ortaya çıkan (sünnete muhalif) bid’atlerden sakınınız. Çünkü (sünnete muhalif) her yenilik bid’attir, her bid’at dalalettir.”[2]

Başka bir hadis-i şerif’te ise şöyle buyurulmaktadır: “Ümmetim yakında yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri müstesna bu fırkaların hepsi Cehenneme gidecektir. Ya Rasülellah! O bir fırka kimlerdir” diye sorulunca: “Benim ve eshabımın yolu üzerine olanlardır.”[3]

İmam-ı Rabbânî (k.s.) Hz, Mektubât-ı Şerife isimli kıymetli eserlerinde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat akidesinin ehemmiyetinden defalarca bahsetmiş ve bu hususa çok dikkat edilmesi icab ettiğini ifade etmişlerdir. İşte bu mübarek mektuplarından birinde İmam-ı Rabbânî Hz. şöyle buyuruyorlar : “ Ey saadete muvaffak kılınmış olan evladım. Hepimize lazım olan, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimlerinin, Kitab ve Sünnet’i layık olduğu şekilde anladıktan sonra çıkardıkları hükümlerle itikadımızı tashih etmektir. Ehl-i Sünnet’in büyüklerinin görüşlerine muvafık olmadığı müddetçe hiç birimizin görüşü muteber değildir. Görülmüyor mu ki, her bid’atçi ve sapık, kendi batıl görüşlerini Kitab ve Sünnet’ten aldığını iddia etmektedir.”[4]

Hiçbir asırda, Müslümanların akaidini bozmak için bu asırdaki kadar haince ve sinsice faaliyetler yapılmamıştır. Hiçbir devirde Ehl-i Sünnet düşmanı sapıklar, bu kadar cür’etkar olmamışlardır. Çok dikkat etmek lazımdır. İmam-ı Rabbânî (k.s.) Hz. bile “Ehl-i Sünnet’in büyüklerinin görüşlerine muvafık olmadığı müddetçe, hiç birimizin görüşü muteber değildir.” buyurduğuna göre, Ehl-i Sünnet’e saldıran sapıkların görüşlerine asla itibar edilemeyeceği açıktır.

Yazımı bir ayet-i kerime mealiyle bitiriyorum: “İşte bu, benim dosdoğru yolumdur,ona uyunuz. Başka yollara uymayınız. Zira o başka yollar sizi Allah’ın yolundan saptırırlar. Allah size, umulur ki sakınırsınız diye böyle emretti.”[5]

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

—————————–

kaynaklar

——————————

[1] Ödemişli Merhum Z. Sunguroğlu’nun notları, s. 99

[2] Tirmizi, İlim, 2600 ve Ebû Davut, Sünnet, 3991

[3] Bağdâdi, El-fark beyne’l-fırak, s.7 Daru’l-Ma’rife Beyrut. [4] Mektûbât-ı Şerife, 1. Cild, 157. Mektup

[5] En’am Suresi, Ayet 153

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

İnsanın dört mevsimi ya da farklı halleri…

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2010

İnsanın dört mevsimi ya da farklı halleri...

İnsanın dört mevsimi ya da farklı halleri...

İnsanın dört mevsimi ya da farklı halleri…

Bir zamanlar 4 oğlu olan bir adam varmış…

Çocuklarının çok erken karar vermemeleri ve peşin hükümlü/önyargılı olmamaları için onları bu hususta eğitmek istemiş…

Bu sebeple her birini uzak bir yerde bulunan bir ağacın yanına gidip, ona bakmalarını istemiş…

– İlk oğlan kış’ın gitmiş…

– İkincisi ilkbahar’da…

– Üçüncüsü yaz’ın…

– Sonuncusu da sonbahar’da…

Geri döndüklerinde hepsini çağırmış ve bir araya toplayıp ne gördüklerini sormuş…

İlk oğlan, ağacın çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söylemiş…

İkinci oğlan “hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı” diye itaraz etmiş.

Üçüncü oğlan başka fikirdeymiş ve düşüncelerini şöyle dile getirmiş: “Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki, daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim” demiş.

Sonuncu oğlan, hepsinin söylediklerinin noksan olduğunu… ağacın meyvelerle yüklü, canlı ve hayat dolu olduğunu belirtmiş…
***

Sıra yaşlı adamın oğullarına vereceği derse gelmiş… Oturduğu yerden şöyle bir doğrulup geriye yaslanmış ve ağır-ağır, tane-tane ifadelerle söze başlamış… Öncelikle hepsinin haklı olduğunu; çünkü farklı mevsimlerde ağacı görmeye gittiklerini hatırlatmış…

Sonra da onlara;

Bir ağacı veya bir insanı, kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra hemen yargılayamayacaklarını… ya da neye sahip olup olmadıklarını tam olarak bilemeyeceklerini anlatmaya çalışmış…

Ve demiş ki;

Gerçekleri ancak sonunda, 4 mevsimi gördükten sonra tam olarak anlayıp idrak edebilirsiniz. Eğer kış’tan vazgeçerseniz; ilkbaharın nimetinden olursun, ayrıca yaz’ın güzelliğinden de sonbahar’ın bütünlüğünden de mahrum kalırsınız… Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin. Hayatınızı bir mevsim yüzünden yargılamayın. Unutmayın ki; ilerde şu anki zamanı arayabileceğiniz gibi, daha güzel günler de yaşayabilirsiniz.
***

Bu hikâyeden çıkartacağımız-alacağımız derse gelince…

Yahudi asıllı meşhur Alman fizikçi Albert Einstein (14 Mart 1879-18 Nisan 1955) her ne kadar; İnsanlardaki peşin hükmü/önyargıyı yok etmek, benim atomu parçalamamdan çok daha zor dese de, hayatta, “peşin hüküm“lü olmamaya çaba göstememiz, onlardan kurtulmamız lazım. Yoksa onun altında ezilir kalırız. Zaten o da önyargıyı yok etmek “imkânsız” demiyor, sadece “zorluğu“na işaret ediyor.

O halde hayatta ezilmemek, başkalarına da gadretmemek, haksızlıkta bulunmamak için… hayatı durduğumuz yerde önyargılarımızla değil de, ona katılarak, ondan edindiğimiz bilgi ve tecrübelerle değerlendirdiğimizde… giderek peşin hükümlerimizden de kurtulmamızın mümkün olabileceğini unutmamalıyız.

Dolayısiyle ancak o zaman gerek şahıslar ve gerekse hadiselerle alakalı sağlıklı hükümler ortaya koyabilir, doğru kararların altına imzalar atabiliriz. Aksi takdirde önyargılarımızla vardığımız yanlış neticelerin sıkıntılarına katlanmaya mahkum oluruz.

Rabbim cümlemize doğru görmeyi, iyi değerlendirmeyi, kişilere ve meselelere bütünlük çerçevesinde yaklaşabilmeyi nasip eylesin. Amin…

Halis ECE

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

Fâtiha’nın Yedi Kapısı

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2010

Fâtiha'nın Yedi Kapısı,fatiha-suresi

Fâtiha’nın Yedi Kapısı

Fatiha bir kapıdan girişini resmin oluşturuyor, devrediyor, hissettiriyor, yaş(at)ıyor… Dört M’li bir giriş söz konusu: Önce müsaade kapısından geçiliyor, “besmele”. içeri girer girmez minnettarlık ifade ediliyor: “elhamdulillah”. Bir kaç adım sonra, merhametin kucağında bulur kendini insan: “errahmanirrahim!” en sonunda, mesuliyetle yaşadığımız farkedilir; “din gününün mâliki.”

1.Bismillah: Kapının beri tarafındasın, evvelâ izin istemen gerek.. kapının ardında kim var? Kapının önündeki kim? İçeriye davet eden kim? İçeriye girecek kim? “besmele” bir müsaade isteme tavrıdır… Allah’ın adıyla, Rahman Rahîm O…. Kapıya dayanan, kapıyı çalan, önce kimliğini benimsetiyor kendine, kendini tanımlıyor, haddini biliyor.. “Ben bana ait değilim.” “Ben ben değilim!” tevazu’yu giyiniyor. Kendi adından vazgeçiyor. Başkası adına çalıyor kapıyı. Bir başkasının ismiyle, Allah’ın ismiyle eşikte duruyor.. kapıyı çalan, aciz ve fakir, kendi kendine yetmiyor; kendisi kendine ait değil… Kapı ise Allah’ın.. kapının önünde ve ardında O’nun hükmü geçiyor, O’nun mülkü uzanıyor.. Rahman ve Rahîm O: varlık kapısından içeri çağırdığına muhtaç değil; hatta kulun kendisine muhtaç olmasına bile muhtaç değil! kul kendine muhtaç olmasaydı, kapıya dayanmasaydı, kendisinde bir eksiklik, bir mutsuzluk, bir hoşnutsuzluk hali olmayacaktı. Kimse de hesap soramayacaktı… Hiç kimseye muhtaç olmayan Rahman’ın her şeye muhtaç olana açtığı kapıdır rahmet..

2.Elhamdülillah: Herşeye muhtaç olanın hiç kimseye muhtaç olmayana söyleyeceği ancak teşekkürdür.. sonsuz bir minnettarlıktır duyacağı.. mahçuptur muhatap olmadıkları karşısında. Hiç ummadığı, hiç beklemediği, hiç hak etmediği iltifatlar görmektedir. Hamd O Allah’a dır ki o Rabbidir âlemlerin.. alemler sırf onu karşılamak için, sırf kendisini memnun etmek için terbiye edilmekte, çekip çevrilmektedir.. hiç yoktan var edilenin, kendisini hiç yokken var edene söyleyeceği tek şey, söylediği halde asla bitiremeyeceği, asla sonuna gelip doyamayacağı tek şey teşekkürdür…. Varedilen varlığının hiç bir cüzünü, hiçbir parçasını yanı sıra getirmiş değildir; yoktan varedilen yoktan var edene hiçbir sermaye katmış değilir, yok olanın, hiç ortada olmayanın yoktan var edene katkısı olmamıştır; yok olan ve yok olduğunun farkında olmayan, var edilme arzusunu bile dillendiremeyen kendisini yoktan var edene bir işaret olsun göndermiş değildir ki, O’na borcuna bir sınır koyalım….

3.Errahmanirrahîm: Her şeye muhtaç olarak varlığa dahil olanın ilk gördüğü üzerindeki sebepsiz merhamettir.. hem kendisine acınmıştır; hiç yokken, yokluğunu bile farkedemediği unutulmuşluklardan çekip alınmıştır, hem de acıdıklarına acınmıştır; mutluluğunu bir anda yok edebilecek, huzurunu hemen dağıtabilecek kırılganlıkları olan nice sevdikleri de hesapsız ve sebepsiz mutlu edilmektedir. Hem merhamet görmektedir, hem merhamet göstermek istediklerine merhamet gösterilmektedir. Varlığın göğsünde çarpıp duran görünmez bir kalp gibidir rahmet… Rahmandır Allah; herkese her zaman şefkat etmektedir. Rahîmdir Allah, herkesin içinde her bir şeye özel olarak da şefkat etmektedir. Herkese birden şefkat etmesi, herkese ayrı ayrı şefkat etmesine engel değildir. Herkes O’nun rahmetine, bütün çiçeklerin hep birlikte güneşten beslenmesi gibi, hep birlikte muhatap olmaktadır; çünkü Rahmandır. Ama herkes, her bir çiçeğin güneşten kendine özel renkler devşirmesi gibi, kendini biricik eyleyen biçimler bürünmesi gibi, biricik ve bitanecik olarak rahmete muhatap olmaktadır; çünkü Rahîmdir.

4.Mâlik-i yevmiddîn: Din günün sahibi o.. buradaki varlığın, başka ve ebedî bir varlığa yolculanman adınadır. “din günü” içindesin.. hesaba çekilebilir bir haldesin. Başına buyruk var değilsin. sorumluluk sahibisin… Bu varlık bir koza; sonsuzun kelebeklerine gebe.. adımın bir sırat üzerinde, ölçüleri sonsuza ayarlı, sonsuzca yansımaya ayarlı.. buradaki bir ayineye düşüyor her dem; yansıması sonsuzda; yüzün başka bir âlemin nazarına düşüyor… Burası burdan ibaret değil, sen buradasın ama burada kalmayacaksın. Buradasın, ama buraya razı olamazsın..

5.Yalnız sana kulluk ederiz: Minnettarlığın en güzel ifadesi…

6.Yalnız senden yardım dileriz: Merhametinin her şeye yettiğinin ifadesi.. başka kimsenin acımasına muhtaç değiliz.. sen yetersin bize, her birimize, hepimize..

7.Sırat-ı müstakîme hidayet eyle bizi: Hesabımızı ancak böyle veririz.. üzerlerine gazab indirilmiş olanların kalarak değil. Sapmışların yoluna düşerek hiç değil..

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Kimlere Kabir Suali Yoktur

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2010

Kimlere Kabir Suali Yoktur

Kimlere Kabir Suali Yoktur

Kimlere Kabir Suali Yoktur

Bazı ölülere kabir suali yoktur:

1- Peygamberlere,

2- Siddıklara,

3- Siddiklar  derecesinde olan alimler,

4- Şehidlere,

5- Bulüğa ermeden ölen çocuklara,

6- Allah yolunda nöbet bekleyenlere,

7- Taun hastalığından ölenlere,

8- Cuma günü ve gecesi ölenlere,

9- Ishal, istiska ve taun gibi hastalıklardan ölenlere,

10-Islam memleketi sınırında halis niyetle nöbet tutan (İslam ve Müslümanları koruyan)lara,

11-Her gece Mülk süresini okuyanlar,

12-Ölüm hastaliğında ‘İhlas süresi“ni okuyanlara,

13-Ve delilere kabir suali yoktur.

Bir rivayete göre;

1- Peygamberler (a.s.)

2- Sabiler,

3- Ve meleklere kabir suali yoktur

Hukukul-emvat-www.bilgicagi.net

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kabir Hakkında Herşey, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Müminler:ve hususiyyetleri

Posted by Site - Yönetici Aralık 22, 2010

Müminler:ve hususiyyetleri

Müminler:ve hususiyyetleri

Müminler:ve hususiyyetleri

İman, mutlak tasdiktir. Söylenen sözü kendi isteği ile kabullenmek, gönülden benimsemek, şüpheye yer vermeyecek şekilde kesin olarak içten inanmak, teslim olmak, karşıdakine güven vermek demektir.
İslâm dinine göre ise; Allah-u Teâlâ’nın varlığına birliğine, Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’ın O’nun kulu ve peygamberi olduğuna ve onun Allah-u Teâlâ tarafından bize getirip tebliğ ettiği esas ve hükümlerin doğru ve gerçek olduğuna tereddüt etmeden kesin olarak inanmaktır.
İslâm dinine girmenin ilk şartı olan bu iki esas Kelime-i Şehâdette toplanmıştır. Kelime-i Şehâdet’i kalp ile tasdik edip dili ile de söyleyen bir kimseye inanmış mânâsına gelen Mümin adı verilir.
İman kalbî ve vicdanî bir durumdur. İmanın esası kalpte olan tasdiktir.
Allah-u Teâlâ münâfıklar hakkında Âyet-i kerime’sinde:
Ey Peygamber! Kalpleri iman etmediği halde ağızları ile inandık diyenlerle, yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin.” (Mâide: 41)
Buyurarak, imanın kalbin tasdiki olduğunu belirtmiştir.
Dil ile inandıklarını söyleyip de kalbiyle tasdik etmeyenler hakkında da şöyle buyuruyor:
Bedevîler iman ettik dediler. De ki: ‘Siz iman etmediniz, bari ‘Müslüman olduk.’ deyin. İman henüz kalplerinize yerleşmedi.‘” (Hucurât: 14)
Mümin olmak için, imanın kalbe nüfuz etmesi ve o kimsenin takvâya bürünmesi lâzımdır.

Allah-u Teâlâ kâmil imanın alâmetini ve hakiki müminlerin vasıflarını Âyet-i kerime’lerinde beyan buyurmaktadır:
Müminler o kimselerdir ki, Allah’a ve Resul’üne iman etmişlerdir. Sonra şüpheye düşmemişler, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmişlerdir. İşte onlar imanlarında sâdık olanlardır.(Hucurât: 15)
Allah-u Teâlâ kâmil müminleri üç sıfatla vasıflandırmaktadır:
Birincisi; Allah-u Teâlâ’ya ve Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-ine kesin iman.
İkincisi; şek ve şüpheye düşmemek.
Üçüncüsü ise; mal ve can ile cihad etmek.
Kim bu sıfatları kendinde toplarsa, o gerçek mümindir.
Diğer bir Âyet-i kerime’de müminlerin meth-ü senâya lâyık halleri, ilâhî hükümlere olan itaatleri ve bu sayede kurtuluşa erdikleri beyan buyurulmaktadır:
Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygamber’e çağırıldıkları zaman, müminlerin sözü sadece: ‘İşittik, itaat ettik!’ demekten ibarettir.
İşte saadete erenler onlardır.
(Nûr: 51)
Hazret-i Abbas -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
Allah’ı Rabb, İslâm’ı din, Muhammed'(sav)i peygamber kabul eden kimse imanın tadını tatmıştır.” (Müslim: 56)

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
Müminler saâdete ermişlerdir.” (Müminûn: 1)
Buyurarak, müminlerin dünya saadetine ahiret selâmetine erdiklerini beyan ettikten sonra, güzide vasıflarını beşeriyete duyurmaktadır:
Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler.(Müminûn: 2)
Zihni meşgul eden şeylerden ve vesveselerden arınmış bir halde, Allah-u Teâlâ’nın huzurunda bulunduklarını düşünerek kemâl-i edeple namazlarını kılmaya çalışırlar.
Onlar ki, boş şeylerden yüz çevirirler.” (Müminûn: 3)
Kendilerini Allah’tan alıkoyan her şeyden kaçınırlar. Onlardan sakınmayı gerektiren sebeplerin bulunmasından da uzak kalırlar.
Onlar ki, zekâtlarını verirler.” (Müminûn: 4)
Bu suretle de nefislerini dünya sevgisinden ve hırsından arındırmış olurlar.
Onlar ki namazı kılarlar, zekâtı verirler ve onlar ahirete de kesin olarak iman ederler.” (Lokman: 4)
Ölüme mahkûm olan bütün beşeriyetin yeniden ihyâ edilerek ebedî bir âleme sevk edileceklerine inanırlar.
Onlar ki, eşleri ve câriyeleri dışında mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar kınanamazlar. Bu sınırı aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir.” (Müminûn 5-6-7 – Meâric: 29-30-31)
Her kim kendisi için verilen böyle bir müsaadenin haricine çıkmak isterse, yasak sahalara geçmiş ve böylece de günah işlemiş olur.
O müminler ki, emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler.” (Müminûn: 8 – Meâric: 32)
Kendilerine bir şey emanet bırakıldığında ona hiyanet etmezler. Kendileri için birer emanet mesabesinde olan hayatlarını, güç ve kuvvetlerini kötüye kullanmazlar.
Onlar ki namazlarına devam ederler.(Meâric: 22-23)
Hiçbir meşguliyet kendilerini namazdan alıkoymaz.
O müminler ki, namazlarına riâyet ederler.” (Müminûn: 9 – Meâric: 34)
Vakitlerine, rükünlerine ve âdâbına uyarak, güçlerinin yettiği en iyi şekilde kılarlar.
Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.” (Meâric: 26)
Dolayısıyla iyi ameller yaparak o güne hazırlanırlar.
Onlar ki Rabb’lerinin azabından korkarlar. Çünkü Rabb’lerinin azabından emin olunmaz.” (Meâric: 27–28)
Bunun içindir ki korku ile ümit arasında bulunurlar.
Onlar Firdevs cennetine vâris olacaklar, orada ebedî kalacaklardır.” (Müminûn: 10-11)
Artık oradan ebedî olarak çıkmayacaklardır.
İşte onlar cennetlerde ikram olunacaklardır.” (Meâric: 35)
Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insanların hayal bile edemediği nice maddi ve manevî nimetlere, lezzetlere, meserretlere nâil olacaklardır.
Bir Âyet-i kerime’de de şöyle buyuruluyor:
İman edip sâlih ameller işleyenler için, Rahman bir sevgi peyda edecektir. (Meryem: 96)

Müminlerin ulvî vasıfları hakkında diğer Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır: Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

KUR’AN-I KERİM HAKKINDA PRATİK BİLGİLER

Posted by Site - Yönetici Aralık 22, 2010

Kur'ân-ı kerîm KUR'AN-I KERİM HAKKINDA PRATİK BİLGİLER,ve Ramazan ayı

KUR’AN-I KERİM HAKKINDA PRATİK BİLGİLER

Soru: Kuran-ı Kerimde kaç tane sure vardır?

Cevap: 114

Soru: Kuran-ı Kerimde kaç tane tilavet secdesi vardır?

Cevap: 14 tane

Araf 206, Rad 15, Nahl 41, İsra 107, Meryem 58, Hacc18, Furkan 60, Neml 25, Secde 15, Sad 24, Fussilet37, Necm 62, İnşikak21. Alak 19

Soru: Tilavet secdesi ile biten sureler hangileridir ?

Cevap: Araf süresi -Necm süresi -Alak süresi

Soru: Nebilerin ismiyle isimlenen sureler hangileridir?

Cevap: Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Muhammed, Nuh sureleri

Soru: Ayet sayısına göre Mekki surelerin en büyüğü hangisidir?

Cevap: Şuara suresi 227 ayet

Soru: Kuran da zikredilen en büyük rakam kaçtır?

Cevap: 100 bin rakamı saffat suresi 147. ayet

Soru: Kuran-ı Kerimde zikredilen en küçük rakam kaçtır?

Cevap: 1/10 Sebe:45

Soru: Sure kelimesiyle başlayan sure hangisidir?

Cevap: Nur Süresi

Soru: Besmele iki defa zikredilen sure hangisidir?

Cevap: Neml Suresi

Soru: Besmele ile başlamayan sure hangisidir?

Cevap: Tevbe (Berae) suresi

Soru: İki nebinin ismi ile biten sure hangisidir?

Cevap: Alâ Suresi

Soru: Esma-ül Hüsna’dan birisiyle başlayan sure hangisidir?

Cevap: Rahman Suresi

Soru: Peygamber efendimizin kadınlara öğretilmesi emir buyurduğu sure hangisidir?

Cevap: Nur suresi

Soru: Her ayetinde Allah(c.c)lafzı olan sure hangisidir?

Cevap: Mücadale suresi

Soru: Her gece 30 ayeti okuyan kimseyi kabir azabından koruyan sure hangisidir?

Cevap: Mülk suresi

Soru: Nazil olduğu zaman 70 bin meleğin arza indiği sure hangisidir?

Cevap: Enam suresi

Soru: Cuma günü okunması müstehap olan sure hangisidir?

Cevap: Kehf suresi

Soru: Rasüllahın beni yaşlandırdığı buyurduğu sure hangisidir?

Cevap: Hud suresi

Soru: Başından ve sonundan ayetlerin okunup ezberlenmesi deccalden koruyucu olan sure hangisidir?

Cevap: Kehf suresi

Soru: Kendisinde iki tane secde ayeti olan sure hangisidir?

Cevap: Hacc suresi

Soru : Okuyanı şirkten beri kılan ve yatarken son olarak okunması müstehap olan sure hangisidir?

Cevap: Kafirun suresi

Soru: Rasullah’ın Kuran’ın üçte birine denk buyurduğu sure hangisidir?

Cevap: İhlas suresi

Soru:Bir maden ismi olan sure hangisidir?

Cevap: Hadid suresi (demir manasına)

Soru: Ahmed ismi kendisinde zikredilen sure hangisidir?

Cevap: Saff suresi 6. ayet

Soru: Sahabe ismi kendisinde zikredilen sure hangisidir. Ve hangi isimdir?

Cevap: Ahzab suresi 37. ayet – Zeyd-

Soru:O gün yalancılara yazıklar olsun (vay hallerine)” ayeti kendisinde 10 defa zikredilen sure hangisidir?

Cevap: Mürselat suresi

Soru:Ey Nebi” hitabı beş defa zikredilen sure hangisidir?

Cevap: Ahzab suresi

Soru: 29. cüzde bir tane medeni sure vardır ismi nedir?

Cevap: İnsan suresi

Soru: İmam Şafi (r.a) nin insan düşünse bu sure insanlara yeterdi buyurduğu sure hangisidir?

Cevap: Asr suresi

Soru : Rasullahın Zehrevan diye isimlendirdiği sureler hangileridir?

Cevap: Bakara ve Ali imran sureleri

Soru: Kuran-ı Kerimde kaç tane nebinin adı zikredilmiştir?

Cevap: 25

Soru: Aynı ayetin kendisinde 31 defa zikredildiği sure hangisidir?

Cevap: Rahman suresi (febieyyi ala i rabbiküma tükezziban)

Soru: Amme cüzünde kaç tane sure vardır?

Cevap: 37

Soru: Mekkede müşriklere karşı Kuran-ı açıktan ilk okuyan sahabe kimdir?

Cevap: Abdullah b. Mesut

Soru: Rasullahın Kuran’ın zirvesi buyurduğu sure hangisidir?

Cevap: Bakara suresi

Soru: Hüdhüd kuşunun kıssası hangi surede zikredilmektedir?

Cevap: Neml Suresi 20-24

Soru: Ayetel kursi hangi surenin kaçıncı ayetidir?

Cevap: Bakara süresi 255

Soru: Zekatın kimlere verileceğini tek tek sayan ayeti kerime hangi sürede ve kaçıncı ayettir?

Cevap: Tevbe süresi 60

Soru: Binite binince okunan dua hangi sürede ve kaçıncı ayettir?

Cevap: Zuhruf 13

Soru: Bedir gazvesini anlatan süre hangisidir?

Cevap: Enfal süresi

Soru: Uhud gazvesini anlatan süre hangisidir?

Cevap: Ali imran 121-190

Soru: Hendek gazvesini anlatan süre hangisidir?

Cevap: Ahzab 9-27

Soru: Tebük gazvesini anlatan süre hangisidir?

Cevap: Tevbe 38-125

Soru: Peygamber efendimizin hicretini anlatan süre hangisidir?

Cevap: Tevbe 40

Soru: Harut ve Marut kıssasını anlatan süre hangisidir?

Cevap: Bakara 102

Soru: Kıblenin Kudüsten Kabeye çevrildiğini anlatan süre hangisidir?

Cevap: bakara süresi 142-150

Soru: Mirac hadisesini anlatan süre hangisidir?

Cevap: Necm süresi

Soru: İfk hadisesini anlatan süre hangisidir?

Cevap: Nur süresi 11-26

Soru: Zülkarneyn süresini anlatan süre hangisidir?

Cevap: kehf 83-98

Soru: Talut Calut kıssasını anlatan süre hangisidir?

Cevap: Bakara 246-252

Soru: Musa a.s ile Hızır a.s kıssasını anlatan süre hangisidir?

Cevap: Kehf 60-82


Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 6 Comments »

GÖYNEM`DEN RESİMLER

Posted by Site - Yönetici Aralık 21, 2010

 

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

GÖYNEM`DEN RESİMLER

Posted in Diger Konular, Göynem`den Resimler......, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye | Leave a Comment »

Hafızayı kuvvetlendiren ve ezberlemeyi kolaylastıran sebepler

Posted by Site - Yönetici Aralık 21, 2010

Hafızayı kuvvetlendiren ve ezberlemeyi kolaylastıran sebepler

Hafızayı kuvvetlendiren ve ezberlemeyi kolaylastıran sebepler

Hafızayı kuvvetlendiren ve ezberlemeyi kolaylastıran sebepler

1- Az yemek,

2- Cok tekrar etmek,

3- Geceleri namaz kılmak ve ibadet etmek,

4- Salat-ü selam-ı cokca okumak,

5-Kur’an-ı Kerim’i cok okumak,

6- Bütün günahlardan el cekmek,

7- Misvak kullanmak,

8- Her sabah ac karnina Bal yemek,

9- Her gün ac karnina besmeleyle yirmibir tane üzüm yemek.

Marifetname

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

Lânetçiler Dışında Bütün Müminler Kıyamet Gününde Şefaat Edecektir:

Posted by Site - Yönetici Aralık 20, 2010

Lânetçiler Dışında Bütün Müminler Kıyamet Gününde Şefaat Edecektir

Lânetçiler Dışında Bütün Müminler Kıyamet Gününde Şefaat Edecektir

Lânetçiler Dışında Bütün Müminler Kıyamet Gününde Şefaat Edecektir:

İsmail b. Rafi… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) cen­nete girişi anlattıktan sonra şöyle buyurmuştur:

“… Sonra derim ki:Ya Rab! Ümmetimden cehenneme düşenler için be­ni şefaatçi kıl.” Cenab-ı Allah buyurur ki: “Evet. Kalbinde dinarın üçte ikisi, yarısı, üçte biri, dörtte biri, hatta iki kırat ağırlığınca imân bulunan kimsele­ri cehennemden çıkarın. Hiç hayırlı amel işlememiş kimseleri de cehennem­den çıkarın.” Sonra (müminlerin) şefaat etmelerine izin verilir. Herkes şefa­at eder. Şefaat etmeyen kalmaz. Yalnız lânetçi hariç. O şefaat edemez.

İblis bile o gün Allahın bol rahmetini gördüğü için kendisine şefaat edileceğini umarak cehennemde ayağa kalkarak boynunu uzatıp bakar.

Artık şefaat ede­cek kimse kalmayacagını anlayınca Cenab-ı Allah: “Şefaatçi olarak merhametlilerin en merhametlisi olan ben kaldım.” der ve sayılarını ancak kendisinin bildiği miktarda çok kimseyi cehennemden çıkarır.

Onlar yanmış tahtalar gibidir­ler.

Onları cennet kapısının bitişiğindeki hayat ırmağına atar.

Orada sel ar­tığı su ve birikintilerde yetişen bitkiler gibi bitip çıkarlar.”

Hafız Ebû Ya’lâ… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

Cehennemliklere sıra halinde resm-i geçit yaptırılır. Müminler onların yanından geçerler. Cehennemliklerden biri, dünyadan tanıdığı bir mümini onların arasında görür ve ona şöyle der: Ey falan! Söyle ve şöyle bir ihtiyaç için benden yardım istediğin günü hatırlıyor musun? İhtiyaç duyduğun o şe­yi sana verdiğim günü hatırlıyor musun? (Ravi diyor ki: Bence o ‘Şöyle ve şöyle bir şeylerden daha bahseder.’ Mümin kişi, cehennemlik adamın anlat­tıklarını hatırlar. Onu tanır; Rabbinin katında onun için şefaat eder ve Rabbi de onun hakkında yaptığı şefaati kabul eder.”

Bu hadisin senedinde zayıflık vardır.

İbn Mâce… Hasan’dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

Kıyamet gününde cennetliklerden bir adam şöyle der: “Ya Rab! Dün­yadayken falan adam bana bir içim su içirdi. Beni ona şefaatçi kıl.” Cenab-ı Allah ona: “Git, onu cehennemden çıkar bakalım! der. O da gidip araştırır ve onu cehennemden çıkarır.

Kaynak : Ölüm ve Ötesi İbn-i Kesir

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

Aslan Ve Tilki

Posted by Site - Yönetici Aralık 20, 2010

Aslan Ve Tilki hikayesi,aslan-ile-tilki-hikayesi

Aslan Ve Tilki

Abdülmelik bin Mervan, ülkesinde baş gösteren veba hastalığının zararlarından korkarak büyük bir üzüntüye düşmüş ve gizlice kaçmaya niyyet ederek, bir gece kölelerinden birisini yanına alarak şehirden çıkmış. Bir müddet yol aldıktan sonra, halifeye uyku bastırmş. Kölesine:

Bana uykumu kaçıracak güzel bir şeyler anlat! Emrini vermiş.

Köle, hoşa gidecek hikayeler bilmediğini söyleyerek özür dilemişse de, halife ısrar etmiş ve nihayet köle şu hikayeyi anlatmş:

Bir tilki, aslana gelerek:

Ben zayıf bir hayvanım. Diğer vahşi hayvanlardan ve kuşlardan çok korkuyorum. Beni himayene al, senin muhafazan altında biraz rahat edeyim, diye rica etmiş.
Aslan da tilkiyi himayesi altına almış. Bir müddet, yanında gezdirip rahat ettirmiş. Bir gün, havada bir kara kuş görünmüş. Tilki bu kuşun kendisine saldıracağını anlayarak aslana sığınmış. Aslan da:

Korkma! diyerek onu teselli etmişse de, kara kuş havada dolandıkça, tilkinin korkusu da artmış. Aslana o kadar sokulmuş ki, aslan da bu haline acıyarak onu arkasna almış. Havada bu hali gören kuş, birden süzülmüş ve tilkiyi aslanın arkasndan kaparak havalandırmış. Zavallı tilki kara kuşun pençesinde yükselirken aslana hitaben feryat edermiş:

Ey koruyucuların babası! Hani sözleşmemiz ne oldu?

Aslanda kendisine şöyle cevap vermiş:

Seninle sözleşmemiz; yeryüzünden gelecek saldırılara ve belalara karşı seni koruyacağıma dair idi.
Halbuki, bu bela sana gökten geldi. Benim, gökten gelecek belaları def etmeye gücüm yetmez.

Halife, kölenin bu hikayesini dinledikten sonra, tövbe ve istiğfar ederek, ülkesine dönmüş ve bu beyti okumuş:

Mukadder olan işlerden korkup kaçsan da, o seni mutlaka arayıp bulacaktır.

Mecmâ’ul Âdâb

www.sadecekitaplarim.blogspot.com

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: