Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 23 Ara 2010

İnsanın dört mevsimi ya da farklı halleri…

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2010

İnsanın dört mevsimi ya da farklı halleri...

İnsanın dört mevsimi ya da farklı halleri...

İnsanın dört mevsimi ya da farklı halleri…

Bir zamanlar 4 oğlu olan bir adam varmış…

Çocuklarının çok erken karar vermemeleri ve peşin hükümlü/önyargılı olmamaları için onları bu hususta eğitmek istemiş…

Bu sebeple her birini uzak bir yerde bulunan bir ağacın yanına gidip, ona bakmalarını istemiş…

– İlk oğlan kış’ın gitmiş…

– İkincisi ilkbahar’da…

– Üçüncüsü yaz’ın…

– Sonuncusu da sonbahar’da…

Geri döndüklerinde hepsini çağırmış ve bir araya toplayıp ne gördüklerini sormuş…

İlk oğlan, ağacın çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söylemiş…

İkinci oğlan “hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı” diye itaraz etmiş.

Üçüncü oğlan başka fikirdeymiş ve düşüncelerini şöyle dile getirmiş: “Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki, daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim” demiş.

Sonuncu oğlan, hepsinin söylediklerinin noksan olduğunu… ağacın meyvelerle yüklü, canlı ve hayat dolu olduğunu belirtmiş…
***

Sıra yaşlı adamın oğullarına vereceği derse gelmiş… Oturduğu yerden şöyle bir doğrulup geriye yaslanmış ve ağır-ağır, tane-tane ifadelerle söze başlamış… Öncelikle hepsinin haklı olduğunu; çünkü farklı mevsimlerde ağacı görmeye gittiklerini hatırlatmış…

Sonra da onlara;

Bir ağacı veya bir insanı, kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra hemen yargılayamayacaklarını… ya da neye sahip olup olmadıklarını tam olarak bilemeyeceklerini anlatmaya çalışmış…

Ve demiş ki;

Gerçekleri ancak sonunda, 4 mevsimi gördükten sonra tam olarak anlayıp idrak edebilirsiniz. Eğer kış’tan vazgeçerseniz; ilkbaharın nimetinden olursun, ayrıca yaz’ın güzelliğinden de sonbahar’ın bütünlüğünden de mahrum kalırsınız… Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin. Hayatınızı bir mevsim yüzünden yargılamayın. Unutmayın ki; ilerde şu anki zamanı arayabileceğiniz gibi, daha güzel günler de yaşayabilirsiniz.
***

Bu hikâyeden çıkartacağımız-alacağımız derse gelince…

Yahudi asıllı meşhur Alman fizikçi Albert Einstein (14 Mart 1879-18 Nisan 1955) her ne kadar; İnsanlardaki peşin hükmü/önyargıyı yok etmek, benim atomu parçalamamdan çok daha zor dese de, hayatta, “peşin hüküm“lü olmamaya çaba göstememiz, onlardan kurtulmamız lazım. Yoksa onun altında ezilir kalırız. Zaten o da önyargıyı yok etmek “imkânsız” demiyor, sadece “zorluğu“na işaret ediyor.

O halde hayatta ezilmemek, başkalarına da gadretmemek, haksızlıkta bulunmamak için… hayatı durduğumuz yerde önyargılarımızla değil de, ona katılarak, ondan edindiğimiz bilgi ve tecrübelerle değerlendirdiğimizde… giderek peşin hükümlerimizden de kurtulmamızın mümkün olabileceğini unutmamalıyız.

Dolayısiyle ancak o zaman gerek şahıslar ve gerekse hadiselerle alakalı sağlıklı hükümler ortaya koyabilir, doğru kararların altına imzalar atabiliriz. Aksi takdirde önyargılarımızla vardığımız yanlış neticelerin sıkıntılarına katlanmaya mahkum oluruz.

Rabbim cümlemize doğru görmeyi, iyi değerlendirmeyi, kişilere ve meselelere bütünlük çerçevesinde yaklaşabilmeyi nasip eylesin. Amin…

Halis ECE

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

Fâtiha’nın Yedi Kapısı

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2010

Fâtiha'nın Yedi Kapısı,fatiha-suresi

Fâtiha’nın Yedi Kapısı

Fatiha bir kapıdan girişini resmin oluşturuyor, devrediyor, hissettiriyor, yaş(at)ıyor… Dört M’li bir giriş söz konusu: Önce müsaade kapısından geçiliyor, “besmele”. içeri girer girmez minnettarlık ifade ediliyor: “elhamdulillah”. Bir kaç adım sonra, merhametin kucağında bulur kendini insan: “errahmanirrahim!” en sonunda, mesuliyetle yaşadığımız farkedilir; “din gününün mâliki.”

1.Bismillah: Kapının beri tarafındasın, evvelâ izin istemen gerek.. kapının ardında kim var? Kapının önündeki kim? İçeriye davet eden kim? İçeriye girecek kim? “besmele” bir müsaade isteme tavrıdır… Allah’ın adıyla, Rahman Rahîm O…. Kapıya dayanan, kapıyı çalan, önce kimliğini benimsetiyor kendine, kendini tanımlıyor, haddini biliyor.. “Ben bana ait değilim.” “Ben ben değilim!” tevazu’yu giyiniyor. Kendi adından vazgeçiyor. Başkası adına çalıyor kapıyı. Bir başkasının ismiyle, Allah’ın ismiyle eşikte duruyor.. kapıyı çalan, aciz ve fakir, kendi kendine yetmiyor; kendisi kendine ait değil… Kapı ise Allah’ın.. kapının önünde ve ardında O’nun hükmü geçiyor, O’nun mülkü uzanıyor.. Rahman ve Rahîm O: varlık kapısından içeri çağırdığına muhtaç değil; hatta kulun kendisine muhtaç olmasına bile muhtaç değil! kul kendine muhtaç olmasaydı, kapıya dayanmasaydı, kendisinde bir eksiklik, bir mutsuzluk, bir hoşnutsuzluk hali olmayacaktı. Kimse de hesap soramayacaktı… Hiç kimseye muhtaç olmayan Rahman’ın her şeye muhtaç olana açtığı kapıdır rahmet..

2.Elhamdülillah: Herşeye muhtaç olanın hiç kimseye muhtaç olmayana söyleyeceği ancak teşekkürdür.. sonsuz bir minnettarlıktır duyacağı.. mahçuptur muhatap olmadıkları karşısında. Hiç ummadığı, hiç beklemediği, hiç hak etmediği iltifatlar görmektedir. Hamd O Allah’a dır ki o Rabbidir âlemlerin.. alemler sırf onu karşılamak için, sırf kendisini memnun etmek için terbiye edilmekte, çekip çevrilmektedir.. hiç yoktan var edilenin, kendisini hiç yokken var edene söyleyeceği tek şey, söylediği halde asla bitiremeyeceği, asla sonuna gelip doyamayacağı tek şey teşekkürdür…. Varedilen varlığının hiç bir cüzünü, hiçbir parçasını yanı sıra getirmiş değildir; yoktan varedilen yoktan var edene hiçbir sermaye katmış değilir, yok olanın, hiç ortada olmayanın yoktan var edene katkısı olmamıştır; yok olan ve yok olduğunun farkında olmayan, var edilme arzusunu bile dillendiremeyen kendisini yoktan var edene bir işaret olsun göndermiş değildir ki, O’na borcuna bir sınır koyalım….

3.Errahmanirrahîm: Her şeye muhtaç olarak varlığa dahil olanın ilk gördüğü üzerindeki sebepsiz merhamettir.. hem kendisine acınmıştır; hiç yokken, yokluğunu bile farkedemediği unutulmuşluklardan çekip alınmıştır, hem de acıdıklarına acınmıştır; mutluluğunu bir anda yok edebilecek, huzurunu hemen dağıtabilecek kırılganlıkları olan nice sevdikleri de hesapsız ve sebepsiz mutlu edilmektedir. Hem merhamet görmektedir, hem merhamet göstermek istediklerine merhamet gösterilmektedir. Varlığın göğsünde çarpıp duran görünmez bir kalp gibidir rahmet… Rahmandır Allah; herkese her zaman şefkat etmektedir. Rahîmdir Allah, herkesin içinde her bir şeye özel olarak da şefkat etmektedir. Herkese birden şefkat etmesi, herkese ayrı ayrı şefkat etmesine engel değildir. Herkes O’nun rahmetine, bütün çiçeklerin hep birlikte güneşten beslenmesi gibi, hep birlikte muhatap olmaktadır; çünkü Rahmandır. Ama herkes, her bir çiçeğin güneşten kendine özel renkler devşirmesi gibi, kendini biricik eyleyen biçimler bürünmesi gibi, biricik ve bitanecik olarak rahmete muhatap olmaktadır; çünkü Rahîmdir.

4.Mâlik-i yevmiddîn: Din günün sahibi o.. buradaki varlığın, başka ve ebedî bir varlığa yolculanman adınadır. “din günü” içindesin.. hesaba çekilebilir bir haldesin. Başına buyruk var değilsin. sorumluluk sahibisin… Bu varlık bir koza; sonsuzun kelebeklerine gebe.. adımın bir sırat üzerinde, ölçüleri sonsuza ayarlı, sonsuzca yansımaya ayarlı.. buradaki bir ayineye düşüyor her dem; yansıması sonsuzda; yüzün başka bir âlemin nazarına düşüyor… Burası burdan ibaret değil, sen buradasın ama burada kalmayacaksın. Buradasın, ama buraya razı olamazsın..

5.Yalnız sana kulluk ederiz: Minnettarlığın en güzel ifadesi…

6.Yalnız senden yardım dileriz: Merhametinin her şeye yettiğinin ifadesi.. başka kimsenin acımasına muhtaç değiliz.. sen yetersin bize, her birimize, hepimize..

7.Sırat-ı müstakîme hidayet eyle bizi: Hesabımızı ancak böyle veririz.. üzerlerine gazab indirilmiş olanların kalarak değil. Sapmışların yoluna düşerek hiç değil..

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Kimlere Kabir Suali Yoktur

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2010

Kimlere Kabir Suali Yoktur

Kimlere Kabir Suali Yoktur

Kimlere Kabir Suali Yoktur

Bazı ölülere kabir suali yoktur:

1- Peygamberlere,

2- Siddıklara,

3- Siddiklar  derecesinde olan alimler,

4- Şehidlere,

5- Bulüğa ermeden ölen çocuklara,

6- Allah yolunda nöbet bekleyenlere,

7- Taun hastalığından ölenlere,

8- Cuma günü ve gecesi ölenlere,

9- Ishal, istiska ve taun gibi hastalıklardan ölenlere,

10-Islam memleketi sınırında halis niyetle nöbet tutan (İslam ve Müslümanları koruyan)lara,

11-Her gece Mülk süresini okuyanlar,

12-Ölüm hastaliğında ‘İhlas süresi“ni okuyanlara,

13-Ve delilere kabir suali yoktur.

Bir rivayete göre;

1- Peygamberler (a.s.)

2- Sabiler,

3- Ve meleklere kabir suali yoktur

Hukukul-emvat-www.bilgicagi.net

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kabir Hakkında Herşey, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: