Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 15 Ara 2010

Gelin – Kaynana ilişkisi

Posted by Site - Yönetici Aralık 15, 2010

Gelin - Kaynana ilişkisi

Gelin - Kaynana ilişkisi

Gelin – Kaynana ilişkisi

Çin Hikayesi

Li-Li, gelin olup Çin geleneklerine uygun biçimde kaynanasının evine taşınmıştı… Ancak kısa bir süre sonra, kaynanasıyla arasında geçimsizlik baş gösterdi. Çünkü kişilikleri tamamen farklıydı ve birinin ak dediğine diğeri kara diyordu…

Genç gelin ayrı bir eve taşınmak için nabız yoklayınca ortalık ayağa kalktı… Hiçbir gelin kaynanasından ayrı ev açamazdı… Çin gelenekleri buna asla izin vermiyordu.

Li-Li mecburen vazgeçti. Arzusunu/isteğini bastırıp kaynanasıyla oturmayı sürdürdü…

Fakat hayat gitgide çekilmez oluyordu… Hele de eşinin hali perişandı… Annesiyle karısı arasında tükeniyordu adeta… Aslında hayat üçü için de cehennem azabına dönmüştü…

Genç gelin çaresizlik içinde kıvranırken, aklına çılgın bir fikir geldi… Kaynanasını zehirleyecekti… Lakin bunu kimseye fark ettirmeden yapmalıydı…

Doğruca babasının eski bir arkadaşı olan ihtiyar bir aktara koştu ve planını anlattı ona…

Peki” diyen yaşlı baharatçı, ona bitkilerden bir şurup hazırladı:..

Bu” dedi, “etkisi üç ay içinde görülecek bir zehirdir. Üç ay boyunca her gün azar-azar kaynananın yemeğine karıştıracaksın.”

Parmağını havaya kaldırarak devam etti yaşlı Çinli aktar: “Kaynanan öldüğünde kimsenin senden kuşkulanmaması için, üç ay boyunca kaynanana çok iyi davranmalı, bir dediğini iki etmemelisin. Kadıncağız üç ay sonra nasılsa ölecek, bari gözü arkada kalmasın.

Tamam” diyen Li-Li, sevinç içinde eve döndü ve yaşlı baharatçının dediklerini aynen uygulamaya koydu…

Kaynanasına her gün çok güzel yemekler pişiriyor, o güne değin hiç olmadığı kadar da iyi davranıyordu… O kadar iyi davranıyordu ki, kaynanası gelinine yaptıklarından dolayı pişman olmaya başlamıştı… Gelinine haksızlık ettiğini düşünüyordu… Birkaç gün içinde o da değişip iyileşmeye karar verdi… Artık o da gelinine çok iyi davranıyordu…

Böylece aileye dirlik ve düzen gelmişti… Herkes çok mutluydu… Özellikle Li-Li’nin eşi, bu değişimden son derece memnundu… Annesiyle karısı arasında öğütülmekten kurtulmuştu…

Fakat zehir etkisini gösterip kaynana ölünce ne olacaktı… Genç gelin yaptıklarından pişman bir vaziyette aktar dükkânının yolunu tuttu… Babasının dostu olan yaşlı aktarı tekrar buldu… Kaynanası için bir panzehir yapmasını rica etti…

Artık ölmesini istemiyorum; lütfen verdiğiniz zehiri etkisizleştirecek bir panzehir hazırlayın…

Li-Li konuşurken ağlıyordu… Yaşlı baharatçı, karşısında ağlayarak konuşan genç gelini gülümseyerek dinledikten sonra, sordu:

Neden artık kayınvalidenin ölmesini istemiyorsun? Oysa buraya ilk geldiğinde çok kararlı görünüyordun!

İstemiyorum, çünkü...” dedi Li-Li gözyaşlarını silerek, “O çok değişti, artık eskisi gibi aksi değil; benim ak dediğime kara demiyor, evin içinde gülümseyerek dolaşıyor, bana kızım diye hitap ediyor… Anlayacağınız ey babamın dostu, evde her şey yolunda…

İhtiyar baharatçının gülümsemesi tüm yüzüne yayıldı… “Demek işler yolunda, birbirinizle artık zıtlaşmıyorsunuz.”

Asla!” dedi genç gelin, “zıtlaşmak şöyle dursun, çok seviyoruz birbirimizi… biraz görmesek özlüyoruz...”

Ve artık onun ölmesini istemiyorsun.”

Asla! Kaynanamı o kadar seviyorum ki, ölürse dayanamam… Bu benim başıma gelebilecek en büyük felaket olur.”

Yaşlı aktar uzun sakalını çekiştirerekten tane-tane konuşmaya başladı: “Ey benim eski ve iyi dostumun kızı Li-Li! Merak etme, sana zehir diye verdiğim şey iştah açıcı etkisi olan bir şuruptu… Ondan yemeğine katarak, sadece kaynananın iştahını artırabilirdin.”

Derin bir nefes aldıktan sonra devam etti: “Gerçek zehir senin beyninde idi… Adı ‘peşin hüküm’ ve ‘nefret’ti… Zaten nefret, peşin hükmün çocuğudur… Bir beyne yerleştiler mi, beyindeki tüm iyi şeyleri öldürürler… Kaynanana iyi davranınca beynindeki zehirlerden kurtuldun. Kaynanan da, senin iyi davranışların sayesinde kendi beynindeki zehirlerden kurtuldu… Sana iyi davranmaya başladı… Peşin hükümle birlikte nefret dağıldı gitti, yerlerine sevgi geldi… Sonuçta olmanız gerektiği gibi ana-kız oldunuz.

***

Eski bir Çin atasözü şöyle der: Gül veren elde gül kokusu kalır.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Aşure gününde yapılabilecek ibadetler..

Posted by Site - Yönetici Aralık 15, 2010

Aşure gününde yapılabilecek ibadetler..

Aşure gününde yapılabilecek ibadetler..

Aşure gününde yapılabilecek ibadetler..

1)O gün eve ufak tefek erzak alınırsa,bir sene boyunca evde bereket olur.Zira efendimiz,S.A.V. şöyle buyurmaktadır:

Kimki aşure gününde kendinin ve aile efradının nafakasını geniş tutarsa,Cenabı hakta senenin tamamında o kişinin rızkını genişletir.

Bazı zatlar ‘evde ihtiyaç olan birçok bilhassa gıda maddeleri o gün alınınca evde bir sene boyunca eksiklik görülmez’ demişlerdir.

2)Enaz 10 Müslümana birer selam veya bir müslümana 10 selam verilir.Bu hususta P.E.şöyle buyurmaktadır:

Herkim aşure gününde müslümanlardan 10 kişiye selam verirse,o kişi bütün müslümanlara selam vermiş gibidir.

Başka bir hadisi şerifte ise,”İnsanların en cimrisi selamı esirgeyendir.En acizide duadan aciz olandır.”buyrulmuştur.

3)Ogün fakir fukara sevindirilir.Çünkü efendimiz,şöyle buyurmaktadır:

Kimki aşure günü zerre miktarı tasaddukta bulunursa Cenabı hak ona Uhut dağı kadar sevap verir.Ve kıyamet günü o sevaplar mizanına konur.’

4)O gün gusletmek çok faziletlidir.Nitekim P.E;

Aşure günü boy abdesti alan,ölüm hastalığından başka hastalık görmez.O gün bir hastayı ziyaret eden bütün insanları ziyaret etmiş gibi olur.Aşure günü bir kimseye su veren isyan etmemiş gibi afvolunur.”

Diğer bir hadisi şerifte;

Aşure günü iki defa boy abdesti alan kişinin gözlerinde ebediyyen hastalık olmaz.”buyrulmuştur.

Yine efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

‘Kimki aşure günü gusledecek olursa anasından doğduğu gün gibi ,Cenabı Hak onu günahlardan temizler.

Allah dostları,bu işin hikmetini şöyle izah etmişlerdir.

Aşure günü bütün sulara zemzem suyu karıştırılır.Bu nasıl olur?denilirse nasılki arzın bir cüzü olan insanoğluna bir damarından herhangi bir ilaç verilirse vücüdundaki bütün kılcal damarlarına varıncaya kadar o ilaç ulaşır.Aynı şekilde arzın damarları su kaynaklarıda birbirine bağlıdır.Aşure günü vazifeli melekler tarafından arzın bütün sularına zemzem suyu sirayet eder.Ve o gün bütün sularda zemzem bereketi olur. Binaenaleyh o gün gusleden,sulardan içen bütün müslümanlar için Allah tarafından şifadır.

5)Akrabaları ziyaret ederek sılayı rahim yapmak.Zira efendimiz buyuruyorki,

Kim akrabaları ile ilişkisini kesmiş iken Aşure günü onları ziyaret ederse Allahü teala ona Zekeriyya A.S.ve İsa A.S.ın nasibini verir.Ve orta parmakla şehadet parmağının yakınlığı gibi Cennnette o iki peygambere komşu eder.’

6)Zikir meclislerinde bulunmak.Bu husustada efendimiz şöyle buyurmuştur:

Kimki aşure günü Allah’ı bir topluluğa gider,onlarla bir saat bulunursa onu cennetine koymak Allah üzere haktır.”

7)Açlar doyurulur,çıplaklar giydirilir ve yetimlerin gönlü alınır.P.E. şöyle buyurmuştur,

Kimki aşure günü eliyle bir yetimin başını mesederse(okşarsa)Cenabı Hak o yetimin başındaki saçının her teli için cennette yüksek dereceler verir.

8 ) Husama namazı kılınabilir.

Bu namaz aşure günü kılınabilir.Çünkü efendimiz bu namazı aşure günü,terviye günü,arefe günü,kurban bayramı günü ve beraat günü olmak üzere senenin 6 gününde kılarlardı.

9)10 defa şu dua okunur;

سُبْحانَ اللَّهِ مِلْأَالْميزانِ وَمُنْتَها الْعِلْمِ وَمَبْلَغَ الرِّضىَ وَزينَةَالْعَرْشِ

10)Aşure gününe mahsus olmak üzere kuşluk vakti iki rekat namaz kılınır.

Her rekatte 1 fatiha 50 ihlası şerif okunur.Namazdan sonrada 100 defa şu salavatı şerife okunur.

Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala eli seyyidina muhammedin ve ademe ve nuhin ve ibrahime ve musa ve isa vema beynehüm minennebiyyine vel mürselin.Salavatullahi ve selamühü aleyhim ecmeıin.”

Öğle ile ikindi arasında 4 rekat namaz kılınır.

Her rekatte 1 fatiha,50 ihlası şerife okunur.

Namazdan sonra,

70 istiğfarı şerif

70 salevatı şerife

70 defada LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİM. denilir.Sonrada ümmeti muhammedin hidayeti için dua edilir.

Bu guzel yazi icin Şerife Şevval Kardelen hoca kardesimize tesekkur ederiz.

KAYNAK

*fazilet neşriyat dua ve ibadetler

*imam gazali(ihyaülleyli vennahar)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 7 Comments »

Havf Ve Reca ((Korku Ve Ümit)) Arasında Olmak..?

Posted by Site - Yönetici Aralık 15, 2010

Havf Ve Reca ((Korku Ve Ümit)) Arasında Olmak..?

Havf Ve Reca ((Korku Ve Ümit)) Arasında Olmak..?

Havf Ve Reca ((Korku Ve Ümit)) Arasında Olmak..?

Havf:, “korku, korkutmak”, reca ise “emel, ümit, yalvarmak, dilek.” demektir. Sakin su, dalgalı deniz kadar güzel olamıyor. Rüzgârın esmesiyle sağa sola salınan dallar, sakin ağaçlardan daha hoş bir manzara sergiliyorlar. Rüzgârı göremiyoruz, eğer görebilseydik, onu da dalgalı bir deniz gibi seyredebilecektik.

Dalların âhenkli salınışları, rüzgârın o dalga dalga esişinin neticesi. İşte insan ruhu o dalgalı deniz, o salınan ağaç gibi. Melekler ise, sakin su, hareketsiz bitkiler gibi. İnsan ruhu imtihan rüzgârına mâruz. Ve insan kalbinde kararsızlık, değişkenlik hâkim.

İşte insan ruhundaki bu aralıksız değişme, bu fasılasız dalgalanma ona apayrı bir güzellik kazandırır. Onu meleklerin üstünde bir konuma çıkarır. O kalpte zıt renklerden tek bir kumaş dokunur. Celâl ve cemâl tecellileri o kalbi birlikte kemâle erdirirler. Kahır ve lütuf onda rıza olarak birleşirler.

İşte bu zıt tecelliler kalpte iki ayrı neticeyi birlikte doğurur: Havf ve reca.

Havf, tatlı bir korku: Allah’ın celâl, kibriya ve azameti karşısında haşyet duyma… Reca ise zevkli bir ümit: Onun lütuf, ihsan ve kereminden daima ümitvâr olma…

Dünya imtihanını kazanan insanlar, Allah’ın bütün sıfatlarına, fiillerine ve isimlerine birlikte inanırlar. Celâlî isimler, onların kalplerinde korku ve haşyet doğururken, cemâlî isimler gönüllerini ümitle, sürurla, sefayla doldurur…

Onlar, emir ve yasaklar denilen ikili bir imtihana tâbi tutulurlar. Karşılarına helâller ve haramlar çıkar, doğru ve yanlış arasında çoğu kez sıkışıp kalırlar. Hayırları işlemek amel-i salih, şerlerden kaçmak ise takvadır. Amel-i salih işlendikçe reca kapısı, takvada ilerlendikçe havf kapısı açılır. Her iki kapıdan da aynı neticeye erilir: Cennet.

Mü’min, hem ümit ve hem de korku içinde olmalıdır. Zira Allah hem Gaffar’dır, hem de Kahhar. Bağışlaması da vardır, kahrı ve perişan etmesi de.

Bize havf ve reca dersi veren bir hilkat tablosu:

Arzın merkezinde, magma bir ocak gibi durmadan yanıyor. Üstte güneş, alevlerini kilometrelerce öteye fırlatıyor. Ve nihayet, insanlar ve hayvanlar, denizler ve ormanlar varlıklarını bu iki ateş arasında devam ettiriyorlar.

İnsanın manevî terakkisi de iki ateş arasında sürüyor: Nefis ve Şeytan. Bu tablo karşısında insan şöyle düşünmeli: Madem ki bedenim, güneş ve magma arasında hayatını devam ettiriyor; ruhum, nefis ve şeytana rağmen hâlâ mü’min. O halde, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek için hiçbir sebep yok. Ve madem ki, bu iki ateşten de bir an olsun başım sakin olamıyor, öyleyse azaptan emin olmam da akıl kârı değil…

Havf da reca da mü’minin sıfatlarıdır. Bundandır ki, hangisi ruhtan çekilse, küfür tehlikesi belirir. Havf etmeyen insan, isyan yolunu tutar, bu yolun sonunun ise küfre çıkma tehlikesi vardır. Recanın azalması da ümitsizliğe yol açar. Bu da sonu küfre çıkabilecek bir başka yoldur.

Kur’an-ı Kerim’de bir kısım âyetler, mü’mini Cennetle müjdelerken, bir kısmı da âsileri Cehennemle tehdit ediyor. Kalbin bir atıp bir sessiz kalması gibi, insanı bir havfa bir recaya sevk etmekle hoş bir âhenk meydana getiriyorlar.

Fatiha Kur’an-ı Kerim’in fihristesi, hülâsasıdır. Onda da havf ve reca dersi birlikte veriliyor.

Hamd”de medih ve sena hâkim.

Mâliki yevmiddin”, havf dersi verir.

İbadet” recaya, “istiane” havfa işaret ederler.

Sırat-ı müstakime hidayet talebi” recadır.

Mağdup ve dallinden olma korkusu” havftır.

Fatiha’yı okuyan bir mü’minin ruhu, o hissetmese de, havf ve reca dalgaları arasında seyran eder.

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

GAYEMİZ

Posted by Site - Yönetici Aralık 15, 2010

ASIL GAYE RIZAİ İLAHİYE MAZHAR OLMAKDIR

ASIL GAYE RIZAİ İLAHİYE MAZHAR OLMAKDIR

GAYEMİZ

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk olsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Âl-i İmran 104

Allah-u Teâlâ yine şöyle buyuruyor:

Siz, insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğü men edersiniz ve Allah’a iman edersiniz...” Âl-i İmran 110

Allah-u Teâlâ başka bir ayette şöyle buyuruyor:

Asra andolsun ki, insan hüsrandadır. Ancak iman edip salih amel yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” Asr 1, 2, 3

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin. Eğer ona gücü yetmezse diliyle onu değiştirsin. Eğer ona da gücü yetmezse kalbiyle değiştirsin. Bu ise imanın en zayıfıdır.” Müslim 49/78

Huzeyfe bin el-Yeman (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarsınız. Yada Allah Kendi indinden bir azap gönderir ki, sonra o azabı kaldırması için Allah’a dua edersiniz de size icabet olunmaz…’ buyurdu.” Ahmed 5/388, Tirmizi 2259, Begavi 4154, Albânî Sahihu’l-Cami 7070

Selman (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

Yaşayanların amelinden üç tanesi ölülerin lehine ecir olarak devam eder:

1-Arkasından kendisine dua eden salih bir nesil bırakan kimse. Onların duası o kimseye ecir olarak yazılır.

2-Faydası devamlı olan bir sadaka yapan kimse. Bu şahsın sadakası onun faydası devam ettiği müddetçe ölümünden sonra kendisine ecir olarak yazılmaya devam eder.

3-İlim öğreten kimsenin ecri de o ilimle amel edildiği sürece amel edenlerin ecrinden bir şey noksanlaşmaksızın o kimseye yazılmaya devam eder’ buyurdu.” Tabarani Mucemu’l-Kebir 6181, Albânî Sahihu’l-Cami 888

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

Kendi nefsini unutarak insanlara hayır öğreten âlimin örneği, insanları aydınlatmak için yanan kandil gibidir” Tabarani Mucemu’l-Kebir 1681, Albânî Sahihu’l-Cami 5837

İşte bu ayetler ve sahih hadisler ışığında GAYEMİZ insanlara iyiliği emredip, kötülükten men etmektir. Birde öldükten sonra amel defterimizin kapanmamasını istiyorsak, insanlara ilim öğretmemiz gerekir. Bununla beraber insanlara iyiliği emredip kötülüğü yasakladığımız halde kendimiz bunları yapmazsak aşağıdaki sahih hadisin muhatabı oluruz ki; bundan Allah’a sığınırız.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

Kıyamet günü bir adam getirilir ve ateşin içine atılır. Ateşin içinde bağırsakları dışarıya dökülür. Bu sebeple o kimse bağırsaklarının etrafında eşeğin değirmen etrafında döndüğü gibi döner. Bunun üzerine ateş ahalisi onun etrafına toplanırlar ve:

−Ey falan, senin bu halin nedir derler, sana ne oldu. Sen bize iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklar değil miydin derler. O kimse:

−Evet, ben size iyiliği emrederdim ancak onu kendim yapmazdım. Ben size kötülüğü yasaklardım ve onu kendim yapardım diye karşılık verir.” Ahmed 21843, Buhari 3065, Müslim 2989/51, Albânî Sahihu’l-Cami 8022

ASIL GAYE RIZAİ İLAHİYE MAZHAR OLMAKDIR

H. K. Selin

ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: