Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 09 Ara 2010

Münakaşadan Kaçınmanın Yolları

Posted by Site - Yönetici Aralık 9, 2010

Münakaşadan Kaçınmanın Yolları

Münakaşadan Kaçınmanın Yolları

Münakaşadan Kaçınmanın Yolları

Anlaşmazlığın ne zaman münakaşaya dönüştüğü çok önemlidir. Tartışmanın ileri boyutlara ulaşacağı anlaşıldığında susup biraz ara vermek gerekir.

Evlenecek çiftler evlilik öncesi süreçte, birbirlerini memnun etmeye odaklanır. Kendisinden çok evleneceği kişinin beklenti ve ihtiyaçlarına göre hareket eder. Evlendikten sonra ise şahsi meseleler ön plana çıkar. Çiftlerin zaafları ve kontrolsüz davranışları daha çok göze batar. Bu nedenle farklı kişiliklerin çarpışması ve çatışması gayet normaldir. Bazen de çocuk sonrası süreçte kadın ve erkeğin ilgi alanları değişir. Kadın daha çok çocuğuna odaklanırken, erkeğin zihnini işi daha fazla yormaya başlar. Sevgi ve ilginin azaldığı ortamlarda kriz anları daha sık baş gösterir. Önemli olan, kişinin girdiği bu önemli ve uzun yolculukta kendisine gerekecek olan bilgileri edinmesidir.

Tartışmaları fırsata dönüştürebilirsiniz

Çince’de kriz, hem tehlike hem de fırsat anlamlarına gelir. Dolayısıyla evlikte tartışma ve kriz anları tehlikeli olabileceği gibi, bir fırsata da dönüşebilir. Çatışma yaşayan eşler “Bu tartışmadan ne öğrendim? Ben nasıl bir hata yaptım? Bunun tekrarlanmaması için ne yapmalıyım?” sorularına kafa yorduklarında krizler fırsata dönüşebilir.

İdeal olarak en güzeli, çiftlerin tartışma sinyallerini güzel okuyup, olayı büyütmeden halletmesidir. Zira evlilikte sağlıklı ve isabetli iletişim nasıl gerekli ise, sık sık yapılan tartışma ve münakaşalar de o denli yıkıcı unsur olabilir. Fakat evliliğin doğasında bulunan tartışma sahneleri ortaya çıktığında olayı kişilik çatışmasına dönüştürmeden, sevgi dolu yaklaşımlarla halletmeye bakmalıdır. Efendimiz (s.a.v) “Haklı bile olsa çekişip didişmeyen kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine kefilim (…) İyi huylu kimseye cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine kefilim” (Ebu Davud) buyurmuştur.

Tartışma kavgaya dönüşmeden önce

Münakaşa esnasında takınılan tavır, tartışmanın kendisinden daha yıkıcı ve acı verici olur. Sevgi ve saygı içerisinde konuşmaya özen gösterilirse kavgalar alevlenmeden söner. Anlaşmazlığın ne zaman münakaşaya dönüştüğü çok önemlidir. Tartışmanın ileri boyutlara ulaşacağı anlaşıldığında susup biraz ara vermek yerinde olur. Bu kısa ara, hem sakinleşip sağlam adımlarla iletişim kurmayı hem de olayları dışarıdan üçüncü bir gözle görmeyi sağlar. Ara verip düşünmeye başlayan kişi eşini nasıl kızdırdığını fark eder. Onun ihtiyaç duyduğu güzel sözleri dillendirmediğini daha rahat anlayabilir.

Erkek TV izlemeye veya başka bireysel bir etkinliğe yoğunlaştığında hanım rahatsızlık duyabilir. Eşine “Beni her zaman yalnız bırakıyorsun, seninle hiçbir şey paylaşmıyoruz, bıktım artık bu tutumundan” gibi sözler sarf ettiğinde erkek hanımının rahatsızlık duyduğu konuyu belki de hiç anlamayacaktır. Zira bu sözleri duyduğunda ilk aldığı mesaj “Sen bana uygun biri değilsin, senin iyi bir eş olduğunu düşünmüyorum. Bir an evvel kendini düzeltirsen iyi edersin” çağrışımlı cümleler olacaktır. Böyle bir algı ise olayı ciddi bir kavga ortamına sevk etmeye yetebilir.
Bu davranış karşısında erkek tartışır veya tartışmadan kaçınıp duygularını bastırabilir. Böyle bir yaklaşım sonucu kısa vadede evliliklerinde sorun olmayabilir. Ancak zamanla eşine karşı duygularında ve iyi niyetli bakış açısında değişme yaşayabilecektir. Tartışma yolunu seçtiğinde ise eşinden beğeni ve takdir sözlerini işitene kadar, suçlayıcı sözler ve hırçınca bir tavrı seçebilir. Bu tutum karşısında kadın onun ihtiyaç duyduğu sözleri söylemek şöyle dursun; daha da öfkelenebilir ve olay bir kriz halini alır.

Dırdırcı kadın, anlayışsız erkek olmamak için

Kadın, kendisini dinlemeyen ve sorunlarıyla ilgilenmeyen eşine nasıl daha olumlu yaklaşacaktır? Erkekler bir sorunu veya üzüntüsü olduğunda bunu dışa yansıtmadan çözümlemeye eğilimliyken, kadınlar sıkıntılarını dile getirip paylaşmaya eğilimlidir. Bu sebeple bir hanımın eşiyle dertleşmek istemesi doğal ve gereklidir. Ne var ki erkeğin buna hazır olması ve dinlemeyi istemesi çok önemlidir. Bazen erkek içine kapanık, konuşmak istemeyen bir hâl içinde olabilir. Bu durumda onu dinlemeye zorlamak faydadan çok kavga getirebilir. Böyle durumlarda kadının eşini bir süreliğine kendi haline bırakması etkili olur. Erkeğin ise eşini “Senin üzgün olmanı anlıyorum ama şu an dinlemeye hazır değilim. Biraz kafamı toparlamaya ihtiyacım var” gibi sözlerle rahatlatması gerekir. Böylelikle erkek kısa zaman sonra dingin ve dinlemeye hazır olarak çok daha fazla sevgiyle yaklaşabilecektir. Aksi takdirde kadın “dırdırcı” olmaktan erkek ise “anlayışsız” durumuna düşmekten kurtulamaz. Bunun tam tersine, bir hanıma yaptığı hatalı davranışı o üzüntülü iken bildirmek, olumsuz sözler söylemek ciddi tartışma ortamı oluşturur.

Kadın psikolojisinde duygusal iniş çıkışlar daha fazla görülür. Bazen bir kadını sebepsiz yere üzülmüş olarak görmek dahi mümkündür. Erkeğin bu durumu üzerine alınması tartışmaya zemin hazırlar. Oysaki erkek samimi bir şekilde hanımını dinler, duygularını anladığını ifade ederse kadın çok daha kısa sürede neşeli haline dönebilecektir. Aslında kadının mutsuzluk anı eşi için büyük bir fırsattır. Böyle anlarda destekleyen bir eşe her kadın hayranlık duyar. “Yapacak o kadar çok şey var ki”, “Her iş bana bakıyor”, “Ne istiyorsan yap”, “Ne demek istedin şimdi”, “Hayır, hiçbir şey istemiyorum” gibi ifadeler, desteğe ihtiyaç duyan bir hanıma aittir. İlginç olan şu ki erkekler bir kez destek verince hanımının bir daha böyle bunalımlı hale girmeyeceğini zanneder. Oysaki hanımlarda böylesi olumsuz haleti ruhiyeyi yaşamak nerdeyse her ay vaki olabilir. Bu nedenle eşlerin birbirlerinin fıtratını öğrenmesi evlilikte zannedildiğinden çok önem arz eder.

Birbirinizin iletişim dilini öğrenin

Birbirlerinin yaradılış özelliğini öğrenen çiftler, sorunlar ve çatışmalar karşısında daha fazla destek verip daha az baskı uygular. Psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın ailede kriz yönetimine dair görüşleri şöyle: “Eşler, birbirleriyle iletişim kuramıyorlarsa ya da sürekli çatışmalı bir iletişim içindeyseler, yapmaları gereken ilk şey birbirlerinin iletişim dilini öğrenmektir. İki taraf da ‘Şu ana kadar kullandığım dil başarılı olmadığına göre başka bir alternatif denemeliyim’ diye kafa yormalıdır. Eşler hep böyle zihinsel sorgulama içinde olurlarsa doğru iletişim yolunu bulacaklardır. Tarhan’a göre sürekli eşini eleştiren erkek aslında evdeki otoritesini hissetmek istediğinden böyle davranıyordur. Bu erkeğe hanımı “İyi ki varsın” mesajını, davranışlarıyla ve övgü dolu sözleriyle hissettirebildiğinde erkeğin eleştirme eğilimi azalacaktır.

Aynı konuda sürekli tartışan ve bir türlü çözüm üretemeyen çiftlerin sayısı hiç de az değil ne yazık ki. Bir taraf alttan almadıkça ve yöntem değiştirip diğer tarafı yönetmedikçe çatışmalar sönmez. Tarhan’a göre her kadın biraz Hürrem Sultan olmalı. Zira siyasi yönlerini bir tarafa bırakacak olursak; Hürrem Sultan, dünya sultanı Koca Süleyman’a nasıl yaklaşacağını çok iyi biliyordu. Kanuni’nin, Hürrem Sultan’dan doğan oğlu idam cezasına çarptırılmıştı. Hürrem Sultan oğlunu kurtarmak için eşine “Sen ne biçim babasın? Nasıl oğlunun öldürülmesine göz yumarsın?” diye sitem etmek yerine, “Yüksek ruhlarda kin barınmaz. Sen yüksek ruhlu bir sultansın. Oğlunu affet” dedi. Kanuni, bu sözlerden etkilenip oğlunu affetti. Hürrem, eşinin olumlu özelliklerini ön plana çıkararak onun yüreğine ulaşabilmişti. Tarhan tam bu noktada günümüz hanımlarına şöyle sesleniyor: “Birçok sorunu çözmek için güzel söz söylemek bile yeterlidir. Çünkü güzel söz sevgiyi artırır. İnsanın güzel konuşabilmesi için eşindeki güzellikleri görmesi lazımdır. Güzellikleri gören ve konuşan kimseler çevrelerinde ve evlerinde çekim oluşturur. Sürekli şikâyet ve iletişimsizlik evi çekim merkezi olmaktan çıkarır. İletişimi canlı tutmak isteyen taraf, eşinin değerlerini öğrenip kendi değerleriyle ortak olanlara odaklanabilir. Eşlerin ortak değerlerinin fazla olmadığı birliktelikte konuşma ve iletişimin daha az, krizlerin ise daha çok yaşandığı unutulmamalıdır.”

Daha mutlu ve huzurlu bir yuvaya giden yolları öğrenip uygulamak eşlerin sorumluluğunda. Bununla birlikte özellikle de günümüz şartlarında ailede mutluluğun devamlı olması ve yuvanın korunması ancak ilahi yardımla mümkün. İnançlı kişiler en zor sıkıntılar karşısında dahi Yaratıcı’ya yönelir ve ümitsizlik ile karamsarlığa yenik düşmezler. “Ya Rabbi! Eşimle kırıcı münakaşaya girmekten ve evliliğimizde huzursuzluktan bizi koru. Yuvamızı sana emanet ettik” gibi dualarla ailelerini sağlam bir kale içine almış olurlar.

Kadın öfkelenince diline dikkat etmeli

Efendimiz (s.a.v)’e, kadınların cehenneme niçin dilleri yüzünde gireceği sorulduğunda “Siz çok lanet eder ve kocanızın iyiliklerini görmezden gelirsiniz” buyurmuştur. Tartışma anlarında öfkenin yoğunluğu artar, akıl arka planda kalır. Eşler düşünmeksizin birbirlerine karşı pişman olacakları sözler söyleyebilir. Erkek, “Onlarla (kadınlarla) iyi geçinin” (Nisa, 19) ayetini; kadın da yukarıdaki hadisi aklından çıkarmadığında, öfkesini daha kolay dizginleyebilir.

Neslihan Beyhan

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

BÜYÜKLERE HÜRMET

Posted by Site - Yönetici Aralık 9, 2010

buyuklere hurmet,saygi,yasli nine,

BÜYÜKLERE HÜRMET

Islâmda büyüklere karsi saygi, küçüklere karsi sevgi bir esâstir. Bu esas, âile arasinda bir kat daha mühimdir.

Anaya-babaya pek ziyâde hürmet lâzimdir. Bunlari adlari ile çagirmak edebe aykiridir. Bir kadinin kocasini adi ile çagirmasi da edebe aykiri oldugundan mekruhtur.

Bir hadîs-i serîfin mânâsi söyledir: Bir genç, bir ihtiyâra sâdece yasindan dolayi hürmet etti mi, Allâh da ona bir mükâfât olmak üzere, ihtiyârligi zamaninda hürmet edecek bir kimseyi muhakkak yaratir.

Büyükler için ayaga kalkmak, bir hürmet alâmetidir. Bir toplantiya gelenler için ayaga kalkilmasi âdet olan yerlerde, kalkmak müstehaptir. Böyle yapilmazsa, soguklar nefrete yol açilmis olabilir.

Müslümanlar, âlimlerin, takva sâhibi kimselerin ellerini sevgi ve saygi göstermek niyetiyle öperler, onlarla musâfahada bulunurlar. Bunlardan baska büyüklerin ellerini dindârliklarina saygi ve ikrâm için öpmek de câizdir. Fakat dünyâya âit bir maksad için öpmek mekruhtur.

Bir müslümanin, baskasi ile karsilastigi zaman kendi elini öpmesi tahrîmen mekruhtur. (F-29

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Edep - Hürmet - Saygı, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Bir Allah Dostunu Ziyaret Etmenin Faydası

Posted by Site - Yönetici Aralık 9, 2010

Allah,Bir Allah Dostunu Ziyaret Etmenin Faydası,,,

Bir Allah Dostunu Ziyaret Etmenin Faydası

Bir Allah dostunu ziyaret etmenin ilk faydası, Allah için sevginin ve ziyaretin sevabına ulaşmaktır. Allah için sevilen bir Müslüman kardeşi ziyaret etmenin hediyesi ilahi muhabbet ve Cennettir.

Resûlullah (s.a.v) Efendimiz bu konuda şu müjdeleri vermiştir

Size Cennet ehli olanlarınızı haber vereyim mi? Bir şehrin (memleketin) öbür ucunda bulunan din kardeşini Allah rızası için ziyaret eden kimse Cennetliktir. 15

Allahu Teala buyurur ki: Benim için birbirini sevenleri, birbirini arayıp soranları birbirini ziyaret edenleri, birbirine ikramda bulunanları, bir araya gelip meclis kuranları muhakkak ben de severim. 16

Kim bir hastayı ziyaret ederse veya Allah için sevdiği bir kardeşini ziyarete giderse, görevli bir melek yoluna çıkıp: Güzel bir iş ettin, bu yürüyüşün hoş oldu, Cennette kendine bir ev hazırladın, sana müjde olsun! diye seslenir.17

Allah için sevginin ve ziyaretin bundan başka bir hediyesi olmasa bile, bu kadarı insana yetmez mi? Allah’ın bir kulunu sevmesinden, ondan razı olup cennet ve cemalini seyretme nimetini vermesinden daha güzel ne vardır?

Hele bu ziyaret edilen kimse, hâlkın irşadı ile görevli bir Allah dostu olursa, ziyaretin fazilet ve bereketi daha fazla olur.

Allah dostu deyince, hemen keşif ve keramet aranmamalıdır. Kâmil mürşidin en büyüt alameti Kur’an ve sünnet ahlakı üzere yaşamasıdır. Havada uçmak, suda yürümek, ateşi yutmak, bir anda dünyanın öbür ucuna gidip gelmek gibi şeyler, veli olmak için şart ve lazım değildir. Allah’ın izniyle bunlar mümkün şeylerdir, fakat bu tür şeyler velide bulunmadığı zaman, o bir noksanlık değildir. Velide ilahi aşk ve edep lazımdır. Buna kısaca istikamet denir.

Bir kimse bu yolun büyüklerinin elinden tutup irşat halkalarına girince, Sadat-ı Kiramın himmet ve tasarrufları altına girmiş olur. Bu himmet ve bereket onun kalbinde ilahi muhabbet meydana getirir.

Bunun bir sonucu olarak o kimsede günahlardan şiddetle kaçınma duygusu ve ibadetleri tatlılıkla yapma arzusu oluşur. Bu büyüklerin meclisine katılan insanın ruhu sevinir, kalbi rahatlar, gönlü huzurla dolar. İnsan Rabbül alemine kulluk yapmanın sevincini yaşar. İşte bu, Yüce Sadatların elinden tutmanın bereketiyle Allahu Teala’nın kuluna ikram ettiği bir hâldir.

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize varis olan bu Allah dostlarının eli, Resûlullah (s.a.v) Efendimizin elini temsil etmektedir. Onlara tutunan kimse hiç kopmayan nurlu bir halkaya tutunmuş olmaktadır.

Nakşibendi büyükleri, insanın terbiyesi için üç şeyin elde edilmesini gerekli görmüşlerdir. Bu üç temel esas muhabbet, ihlas ve teslimiyettir.

KAYNAK:Arifler yolunun edebleri

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Dipnotlar:

15 Taberani, el-Kebir, XIX, No: 307; Suyuti el-Camius-Sağîr, I, 440

16 Ahmed, Müsned, V, 239; Hakim, Müstedrek, IV, 169-170.

17 Tirmizi , Birr, 64; İbnu Mace, Cenaiz, 2.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Kabir Hakkında Herşey, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: