Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 07 Ara 2010

Tandırdaki Havlu

Posted by Site - Yönetici Aralık 7, 2010

Tandırdaki  Havlu,mesnevide-gec3a7en-hikayeler-gc3bcnahlarc4b1yla-c3b6vc3bcnen-adam

Tandırdaki  Havlu

Mâlik, oğlu Enes’in evine bir gurup misafir gelmişti. Hz. Enes (r.a) ona ikramda bulunup sofra kurdu. Enes hazretleri yemekten sonra misafire getirilen havlunun sararıp kirlenmiş olduğunu gördü. Hizmetçi kıza seslenerek, ”Bu havluyu al, tandıra at, bir müddet kalsın” dedi.

Hizmetçi kız, hiç itiraz etmeden havluyu alıp ateş dolu tandırın içine attı. Bu duruma misafirler şaşırıp kaldı.

Havlunun yanıp kül olacağını düşünüyorlardı. Bir müddet sonra hizmetçi kız peşkiri tandırdan çıkardığında, en ufak bir yanık izi olmadığı gibi, tertemiz olduğunu da gördüler. Misafirler,

Ey aziz sahâbî! Peşkiri ateş yakmadığı gibi, üstelik temizledi. Bu iş nasıl olur?” dediler.

Hz. Enes (r.a),

Allah’ın Resûlü Efendimiz (s.a.v) birçok defa bu havluya elini ve ağzını silmişti’‘ dedi.

Bunun üzerine hizmetçi kıza döndüler ve, ”Efendin bu işin sırrını biliyordu. Sen nasıl oldu da hiçtereddüt göstermeden böyle değerli bir havluyu götürüp ateşe attın?” diye sordular. Hizmetçi kız, ”Benim Allah dostlarına güvenim tamdır. Havlunun kıymeti nedir ki? Bana ateşe atla dese, bir an olsun tereddüt etmeden atlarım” dedi.

***

Ey ateşten ve azaptan korkan kişi! Öyle bir ele yüz sür ki seni ateşten koruyacak ruh yüceliğine ulaştırsın. Allah dostuna teslimiyette hizmetçi kızı kendine örnek almalısın.

Kaynak : MESNEVİ’DE GEÇEN HİKAYELER

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

GERÇEK HİCRET

Posted by Site - Yönetici Aralık 7, 2010

Hac yolculuğu Ka’be-i Muazzama. Âhiret yolculuğu,HAC, ÂHİRET YOLCULUĞU GİBİDİR.

GERÇEK HİCRET

Tasavvuf yolundaki büyüklerin yoluna girmeye, şekil ve hallerine bürünmeye, onlarla beraber bulunmaya Allah’u Teâlâ’nın rızası için niyetlenmesi gerekir. Şüphesiz bir sâlikin velilerin yoluna girmesi, kendisinde bulunan kötü hâl ve durumlardan hicret edip kurtulması anlamına gelir. Bu hususa işaret eden bir ayeti kerime şöyledir:
Kim Allah ve Resulüne itaatle hicret ederek evinden çıkar da, sonra kendisine ölüm yetişirse, onun karşılığı Allah’a aittir.”
Mürşid terbiyesi tövbe ile başlar. Tövbe kalple Allah’a dönmek ve manevi bir hicret yapmaktır. Bu hicret isyandan itaate, gafletten zikre, cehâletten ilme, kötü ahlaktan edebe doğru yapılan manevi bir hicrettir.
Bu konuda Resulullah Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur ki:
Gerçek muhacir, Allah’ın nehyettiği kötü şeylerden uzaklaşan kimsedir.”
Asıl mücahit, Allah’a itaat hususunda nefsi ile cihad eden kimsedir.
Resulullah Efendimiz(s.a.v), Uhud harbi dönüşünde, etrafındakilere:
Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.” buyurdu. Ashab: “Ey Allah’ın Resûlü, büyük cihad nedir?” diye sorunca, şu cevabı verdiler:
En büyük cihad, (Allah’ın emirlerini yerine getirmesi için) nefisle yapılan mücahededir.” buyurdu.
Tasavvuf yolu ve kâmil mürşid terbiyesi, kalbin manevi kirlerden temizlenip Allah’a bağlanması, nefsin terbiye edilip sevgi ve edeple ilahi emirlere uyması için gereklidir.
Kâmil mürşide gitmekteki asıl hedef işte bu manevi hicrettir. Allah dostuna ancak Yüce Allah’ın dostluğu için gidilir.

Büyük arif Muhammed Masum (k.s) bu konuya şu sözleri ile açıklık getirmiştir.
Kendilerinin irşat edilmesini talep eden insanların ibadetlere teşvik edilmesi lazımdır. Maksat bu şerefli yola girişin gerçekleşmesidir. Bunun gerçek manada gerçekleşmesi de ancak Allahu Teala’nın lütuf ve keremi ile olur.
Bir kimse mürşidin yanına gelir, kendisine intisap eder de onun dediklerini yapmazsa, bunun zararı ancak kendisine olur.
Bu yolu fazla aramadan, zahmet çekmeden kolayca intisap edenler kıymetini bilmiyorlar. Genellikle iradesi zayıf kimseler bu işin şeref ve yüceliğini anlayamaz, onu basit bir şey görür.
Bir şeyi talep edip maksada ulaşmak, ancak peşine düşülen şeyi aziz bilmek ve ona layık olan değeri vermekle mümkün olur.
Herkes iyi bilir ki, dünya malının derdine düşenler, birazcık dünyalık elde etmek için, diyar diyar dolaşır, her türlü zahmeti çeker.
Allah rızasını arayan kimse, eğer bu isteğinde samimi ise onun fedakarlığı dünya ehlinin fedakarlığından daha çok fazla olmalı. Bu hususta sabırlı, azimli ve kararlı olmalı ve şunu bilmelidir:
Önceki büyükler, bir hakikat ehli mürşidi bulmak için memleket memleket dolaşır, uzak beldelere hicret ederlerdi.
Bu yüzden bütünüyle manevi bir hicret yapmak olan tasavvuf yoluna giriş Allah rızası için yapılmalıdır. Bu konuda büyük arif İmam Sühreverdî (k.s) şu uyarıları yapar:
“Niyet amelden evveldir. Amel ona göre değer kazanır. Büyüklerin edebiyle Hak yoluna girmek isteyen bir müridin bu yola adımını atarken yapacağı en önemli şey; bu büyüklerin yoluna girmeye, şekil ve hallerine bürünmeye, onlarla beraber oturmaya Allah rızası için niyetlenmesidir.
Şüphesiz bir kimsenin velilerin yoluna girmesi, kendisinde bulunan kötü hâl ve durumlardan hicret edip kurtulmak istemesi anlamına gelir. Bu hususa işaret eden bir hadisi şerif meali şöyledir:
Gerçek muhacir,Allahu Teala’nın nehyettiği şeylerden uzaklaşan kimsedir.
Demek ki günümüzdeki gerçek muhacirler, takva sahipleridir. Onlar nefislerinden Yüce Allah’a kaçmışlar ve edebi kendilerine yurt edinmişlerdir. Bu yola adım atanların işi Yüce Allah’a kalmıştır. O, güzel niyetli kalpleri hiçbir zaman rahmetinden mahrum etmez.
Şu ayetin müjdesine kulak verelim:
Kim Allah ve Rasulüne itaatle hicret ederek evinden çıkar da, sonra kendisine ölüm yetişirse, onun ecri Allah’a aittir.
Şu halde müridin velilerin yoluna Allahu Teala için girmesi gerekir. Eğer o, bu cemaatin nihayette ulaştığı yüksek hâl ve makamlara ulaşırsa, asıl gaye onlarla buluşmuş olur.
Eğer velilerin ulaştığı nihayete ulaşmadan önce kendisine ölüm gelirse onun sevabı Allah’a aittir. Şu temel kaideyi unutmayalım:
Başlangıç hâli sağlam olan herkesin, nihayeti de o ölçüde güzel olur.”
Cüneyd el-Bağdadi (k.s) şöyle demiştir:
Müridi Hak yolunda gerileten, manevi yükselmesini engelleyen ve tıkayan şeylerin çoğu, başlangıç hâlinin bozukluğundan kaynaklanır.
Mürit başlangıçta niyetini sağlam ve temiz yapmaya muhtaçtır. Niyetin sağlam olması, nefsin boş ve kötü arzularından uzak tutulmasıdır. Bir de, niyette dünyevî bir çıkar hesabı bulunmaması gerekir. Kalbin bütün arzusu Allah olduğu zaman, bu yola giriş sırf Allah rızası için olmuş olur.
Sahabe-i Kiram’dan Salim b. Abdullahra., zamanın halifesi Ömer b. Abdülaziz ra.’e şöyle tavsiye mektubu yazmıştır:
Ey Ömer! Bil ki; Allahu Teala’nın kuluna yardımı onun niyeti ölçüsündedir. Kimin niyeti sağlam olursa, Allah’ın ona yardımı da tam olur.
Kimin niyeti sağlam ve güzel değilse, Allah’ın yardımı da o ölçüde eksik olur.”
Unutulmamalıdır ki,mürşide ilk gidişle her şey çözülmez. Sabırla devam edilmeli, bir daha bir daha gidilmelidir. Vesveseye düşmemeli, akla gelen kötü düşüncelere de önem vermemelidir.
Şeytan, Allah yoluna çıkan kimseye bütün yollardan ve kollardan hücum eder, onu tövbeden vazgeçirmek ister. Bu işin sonunun olmadığını söyler. Parana yazık der. Kendi başına tövbe yaparsın, sen zaten iyi bir adamsın, mürşide ne hacet, otur evinde zikrini yap, memleketinde Müslümanlığını yaşa, bu zahmete ne gerek var, bu devirde evliya bulunur mu, peygamberden başkasına uyulur mu, hem evliya da senin gibi bir insan değil midir? şeklinde bir sürü vesvese verir, olmadık şeyleri akla getirir. Bunların hepsi şeytanın bir oyunudur; Allah rızasını arayan kimseyi yolundan alıkoymak için birer tuzaktır. Aldırış edilmez, önem verilmezse hiç bir zararı olmaz.
Mesele gerçek mürşidi bulmak ve ona gerçekten teslim olmaktır.
Bir arif demiştir ki:
Ey Yüce Rabbim! Senin işin ne güzeldir! Sen bir kulunu sevmek isteyince onu bir dostuna gönderirsin. Dostuna gönderdiklerini de seversin.

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: