Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 01 Ara 2010

İlahi ve Kasideler – Mustafa Taşkaya – Müziksiz İlahiler

Posted by Site - Yönetici Aralık 1, 2010

İlahi ve Kasideler – Mustafa Taşkaya – Müziksiz İlahiler

İlahi – Medineye Varamadım – Mustafa Taşkaya – Müziksiz İlahiler

İlahi – Açan Çiçeklere Meyve Verilmiyor – Mustafa Taşkaya – Müziksiz İlahiler

İlahi – Çektigim Cefay ı– Mustafa Taşkaya – Müziksiz İlahiler

İlahi – Ashab-ı Kehf – Mustafa Taşkaya – Müziksiz İlahiler

İlahi – TELBİYE- Lebbeyk Allahümme Lebbeyk – Mustafa Taşkaya – Müziksiz İlahiler

İlahi – Yalvar Kul Allaha Yalvar – Mustafa Taşkaya – Müziksiz İlahiler

İlahi – Veysel Karani – Mustafa Taşkaya – Müziksiz İlahiler

İlahi – Bül Bü– Mustafa Taşkaya – Müziksiz İlahiler

İlahi – Neyleyeyim dünyayı  – Mustafa Taskaya – Müziksiz İlahiler

İlahi – Cennet Evine Girenlerden Eyle Bizi – Mustafa Taşkaya – Müziksiz İlahiler

Sure-i Enfal – Kur`an Tilaveti – Mustafa Taşkaya.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlahi Ve Kasideler, İlahiler - Mustafa Taşkaya | 2 Comments »

Dini başkalarına anlatmaya gerek var mı?” diyenlere cevap”

Posted by Site - Yönetici Aralık 1, 2010

20120603_194237 copy.jpgby

Dini başkalarına anlatmaya gerek var mı?” diyenlere cevap”

İyilik konusunda öğüt vermek ve hatırlatma yapmak Kuran’da müminlere emredilen bir ibadettir. Dindar bir insan dinden uzak yaşayan ya da dini yaşarken birtakım hatalı veya eksik davranışlarda bulunan bir kimsenin göreceği zararları bildiği için kendisini vicdanen bu durumdan sorumlu kabul eder ve o kişiyi uyarmak zorunluluğunu hisseder. Bu uyarı ve hatırlatmalar her vicdanlı müminin yapması gereken bir harekettir. Bu tavır Kuran’da “ iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak ” şeklinde ifade edilir.

İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak” aynen namaz oruç zekat gibi Kuran’da emredilen ve her Müslümanın üzerine farz olan bir ibadettir. Kuran’ın pek çok ayetinde bahsi geçen bu ibadetin yerine getirilmesi iman eden kimselerin temel vasıfları içinde sayılır:

Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder kötülükten sakındırırlar namazı dosdoğru kılarlar zekatı verirler ve Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah üstün ve güçlüdür hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi 71)

Bunlar Allah’a ve ahiret gününe iman eder maruf olanı emreder münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. (Al-i İmran Suresi 114)

Tevbe edenler ibadet edenler hamd edenler (İslam uğrunda) seyahat edenler rükû edenler secde edenler iyiliği emredenler kötülükten sakındıranlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü’minleri müjdele. (Tevbe Suresi 112)

Allah bir başka ayette kurtuluşun iyiliği emretme ve kötülükten men etme ibadetini yerine getirmeye bağlı olduğunu belirtmiştir:

Sizden; hayra çağıran iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi 104)

Hiçbir Müslüman tamamen hatasız ve günah işlemekten uzak değildir. Unutarak bilmeyerek ya da nefsine yenik düşerek hata yapmak Allah’ın imtihanı gereği müminlerin manevi olarak gelişmelerine ve olgunlaşmalarına vesile olan bir olaydır. Ancak günah işleme konusunda müminleri inkarcılardan ayıran en önemli özellik müminlerin hataları üzerinde ısrar etmemeleri hata yaptıklarının şuuruna varınca hemen düzeltip doğru olanı benimsemeleridir. Allah Kuran’da şöyle belirtir:

Ve ‘çirkin bir hayasızlık’ işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir`. Allah’tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir. (Al-i İmran Suresi 135)

İşte bu yüzden İslam’ı yaşayan her Müslümanı eksikleri ya da hataları konusunda uyarmak diğer Müslümanların görevidir. Eğer bir müminin davranışlarında ya da zihniyetinde Kuran’a aykırı eksik veya kusurlu bir durum varsa bunu fark eden diğer bir müminin hiç vakit kaybetmeden onu uyarması ve doğru olanı hatırlatması gerekir. Bu şekilde kardeşinin ahiretine ve sonsuz yaşamına zararlı etkisi olacak bir sorunu ortadan kaldırarak ona en büyük iyiliği yapmış olacaktır.

Buradan da anlaşıldığı gibi ‘iyiliği emredip kötülükten sakındırmak’ İslam’daki en önemli ibadetlerdendir. Sürekli olarak diğer müminlerin gözetimi ve kontrolü altında olan bir müminin zamanla bütün eksik ve kusurlarını telafi etmesi her türlü hatasını ortadan kaldırarak Allah’ın Kuran’da tarif ettiği ideal mümin yapısını elde etmesi ve böylece Allah’a daha fazla yakınlaşması kaçınılmazdır. Bu yüzden Allah bu ibadeti hakkıyla uygulayanlar sevgi ve merhamet sahibi müminlerden Kuran’da övgüyle bahsetmektedir:

Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam’a uygun) olanı emreder münker olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz... (Al-i İmran Suresi 110)

Yarattıklarımızdan hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır. (Araf Suresi 181)

İyiliği emredip kötülükten sakındırmak” yalnızca müminlere yönelik bir davranış değildir. Dini yaşamdan uzak olan insanlara İslam’ı tanıtmak dine davet etmek Kuran ahlakını anlatmak da önemli bir ibadettir. Kuran ahlakını anlatmak Allah’ın yoluna davet etmek bütün peygamberlerin ve onların izinde olan müminlerin başta gelen vazifelerinden olmuştur. Kuran ayetlerine baktığımızda görüyoruz ki peygamberlerin hayatları bu şerefli görevi yerine getirmek ve hiçbir güçlükten yılmadan insanları doğru yola davet etmekle geçmiştir. Hz. Nuh’un sözleri ayetlerde şu şekilde bildirilir:

Dedi ki: “Rabbim gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum.”

Fakat benim davet etmem bir kaçıştan başkasını arttırmadı.

Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için her davet edişimde onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.’

Sonra onları açıktan açığa davet ettim.”

Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim.” (Nuh Suresi 5-9)

Kuran’da da bildirildiği üzere dinde zorlama ya da baskı yoktur. İnanmak bir vicdan meselesi olduğu için gerekli açıklamalar deliller ortaya konulduktan sonra kabul edip etmemek karşı tarafın tercihine kalmıştır. Kendisine düşen tebliğ görevini yaptıktan sonra karşısındaki insanın reddetmesinden dolayı müminin üzerine bir sorumluluk yoktur. Bu gerçek Kuran’da da birçok kez belirtilmiştir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:

Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur. (Yasin Suresi 17)

Artık sen öğüt verip-hatırlat. Sen yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara ‘zor ve baskı’ kullanacak değilsin. (Gaşiye Suresi 21-22)

Buraya kadar görüldüğü gibi insanlara İslam’ı Kuran’ı anlatmanın öğüt verip hatırlatmanın Allah ile kul arasına girmekle hiçbir ilgisi yoktur. Tam tersine tebliğ Allah’ın emrettiği bir ibadettir ve İslam ahlakının bütün insanlar tarafından öğrenilmesinin Allah’ın emir ve yasaklarının yerine getirilmesinin gerçekleşmesi için önde gelen şartlardandır.

Din hayatın sadece bir parçası. Neden hayatın her alanında Kuran ahlakının yaşanması gerektiğini düşünüyorsunuz?” diyenlere cevap

Din hayatın bir parçasını değil tümünü ele alan ve düzenleyen bir sistemdir. Tabii burada “din” sözcüğünden kastettiğimiz İslam dinidir. “Din” ifadesiyle Budizm Hinduizm gibi batıl dinler ya da Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi vahyedilmelerinin ardından tahrif edilmiş dinler kast edilmemektedir.

Hıristiyanlık tarih içinde bazı çıkar çevrelerinin hedeflerine göre şekillendirilmiş bir dindir. Bu çevrelerin istekleri doğrultusunda çeşitli dejenerasyon süreçleri ve “reform” adlı bozulmalara uğramıştır. Bu çıkar çevrelerinin Hıristiyanlığa soktuğu en büyük sapmalardan biri de “dünya işleri” ve “din işleri” gibi iki ayrı kavram olduğu şeklindeki safsatadır. Oysa din bir insanın hak kitaba göre inandığı doğrular demektir ve “dünya işleri” de kuşkusuz insanların inandığı doğrular üzerine kuruludur.

Ancak Hıristiyanlıktaki bu çarpık düşünce uzunca bir süredir İslam’a da uygulanmak istenmektedir. İslam hakkında bazı ön yargılara ve eksik bilgilere sahip özenti hastalığına tutulmuş bazı çevreler de İslam’a bu tür bir uygulama yapılmasını desteklemiş bunu aydın olmanın bir işareti olarak benimsemişlerdir. Buna bağlı olarak halkın bu konudaki bilgisi az olan kesimlerinde İslam hakkında birtakım kulaktan dolma yanlış anlayışlar gelişmiştir. Örneğin “Din hayatın sadece bir parçasıdır“kendini tamamen dine vermek fanatizmdir” gibi safsataların İslam diniyle en ufak bir bağlantısı yoktur. Tam tersine din hayatın bir kısmını değil tümünü hatta daha da ötesini kapsar.

Bunun aksini savunmak Kuran’ın bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmemek anlamına gelir. Kuran’ın bir kısmını kabul etmemek ise kuşkusuz tümünü inkar etmek demektir:

…Yoksa siz Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

İşte bunlar ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azabları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez. (Bakara Suresi 85-86)

Kuran’da tarif edilen din hiçbir şüphe ve kuruntuya yer vermeden tam bir teslimiyetle Allah’a inanıp bağlanmak O’nun emir ve yasaklarına harfi harfine itaat etmek esaslarına dayanır. Müminlerin bu özellikleri Kuran’ın birçok ayetinde tarif edilmiştir. Bu ayetlerden bazılarında şöyle buyrulmaktadır: Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Din, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: