Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

İslâm’da Ta’zîmü’ş-Şeâir: Mukaddesata Hürmet ( Birinci bölüm )

Posted by Site - Yönetici Kasım 23, 2010

Hz. Peygamber ( s.a.v )`in Filistinde Bir Vakfı

İslâm’da Ta’zîmü’ş-Şeâir: Mukaddesata Hürmet ( Birinci bölüm )

“Ta’zim”, hürmet etmek-saygı göstermek manalarınadır. “Şeâir”, İslâmiyet’in alameti olup hürmet edilmesi, saygı gösterilmesi gereken mukaddes şeylerdir. “Ta’zîmu’ş-şeâir” de, İslâm dinince mukaddes kabul edilen şeylere saygılı davranmak manasında bir terkiptir, tabirdir.

Asıl itibariyle yüce dinimiz İslâm, mukaddes değerler manzumesidir. Mesela dinin esasını teşkil eden inanç sistemi, bizi manevi âleme muhatap kılar. İbadetler-ameller, Allah’a karşı kulluk vazifelerimizin icabıdır… Haramlar-helaller, hayatımızı düzenler, istikrar kazandırır. Bunun gibi, İslâmi şeair yani dinimizce mukaddes-kutsal kabul edilen şeyler de dinimizin alametleridir. Onlara hürmet etmek, saygı göstermek ise, kişinin kalbindeki takvasıyla mütenasiptir-orantılıdır.

Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

“… Kim Allah’ın korunmasını emrettiği şeylere hürmet eder (emir ve yasaklarına riayet eder, mukaddesata saygı gösterir) ise, bu, Rabb’inin katında kendisi için mutlak hayırdır…” (el-Hacc, 22/30)

“… Kim Allah’ın şeâirini ta’zim ederse, (onlara saygılı davranırsa), şüphesiz ki bu, kalplerin takvasındandır.” (el-Hacc, 22/32)

***

HÜRMET EDİLMESİ GEREKEN ŞEAİR/MUKADDESAT NELERDİR?

İslâm’da imanın şubelerinden birisini teşkil eden ve hürmet edilmesi gereken şeairden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1. Haremeyn-i şerifeyn diye tabir edilen Mekke ve Medine…

2. Hz. Allah’ın temiz olmadan (abdest almadan) temas etmemizi, tutmamızı bile yasakladığı Kur’an-ı Azimuşşan…

3. Kitabımız. Hz. Kur’an’ı ve ekmel din İslâm’ı bize getirip tebliğ eden Allah’ın Rasûlü…

4. Allah’ın evi Kâbe-i Muazzama ve ona bağlı bütün mescitler, hususiyle Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa…

5. Ezan-ı Muhammedi ve diğer bütün mukaddesat…

***

MESCİTLERE HÜRMET VE ONLARIN İMARI

Rabbimiz buyuruyor ki:

“Allah’ın mescitlerini ancak, Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah’tan başka kimseden korkmayanlar i’mar ederler. İşte hidayete ermiş olmaları Ümit edilenler de bunlardır.” (et-Tevbe, 9/18)

Ayet-i kerimede geçen “Mesâcidüllah (Allah’ın mescitleri)”dan murad, Kâbe-i Muazzama’dır. Bunu ayetin sebeb-i nüzûlünden açıkça anlıyoruz. Ancak bütün mescitler manen Kâbe’ye bağlı oldukları için, istisnasız hepsi de ayette cemi’-çoğul siğasıyla gelen bu ifadenin içine girmektedir.

Ayetin sebeb-i nüzûlüne yani iniş sebebi sebebine gelince…

Müfessirlerin reisi İbn Abbas Hazretleri (r.anhüma) bu ayetin tefsiriyle alakalı şu açıklamalarda bulunmuştur:

Ne zaman ki Bedir’de birçok esirlerle beraber Rasûlüllah’ın amcası Abbas da esir alındı. Müslümanlar ve bilhassa Hz. Ali, onu kâfirlikle ve de akrabasına düşman olup merhametsizlikle suçladılar. Hz. Abbas da, “Hep kötülüklerimizi söylüyor hiç iyiliklerimizden bahsetmiyorsunuz” diyor. Hz. Ali, “Peki nedir sizin iyilikleriniz?” deyince de, “Bizler Mescid-i Haram’ı tamir eder, her sene yeni örtü ile örter, hacıları misafir eder, sularız” diyor. İşte o zaman Hz. Allah, bu ayetten bir evvelki ayeti inzal ederek buyurdu ki:

“Müşrikler vicdanlarına karşı kendi küfürlerine kendileri şahit olup dururlarken… Allah’ın mescitlerini (Kâbe’yi) imar etmeleri kabil değildir. Onların (kâfirken) yaptıkları bütün (amelleri) boşunadır. Cehennemde ebedi kalacak da onlardır” (et-Tevbe, 9/17) buyurdu. Mescitleri ve bütün mescitlerin bağlı olduğu Mescid-i Haram’ı kimin tamir-imar etmesinin fayda vereceğini de böylece açıkladı.

Hadis-i kudsîde Hz. Allah buyuruyor ki: “Yeryüzündeki mescitler muhakkak ki benim evlerimdir. Onları imar edenler evlerimizin ziyaretçileridirler. Ne mutlu o kula ki, evinde temizlenir (abdestini alır) sonra da benim evimi ve beni ziyarete gelir. Ziyaret banadır, bana yapılan ziyarete benim ikramım hak ve vacip olur.”

İSLÂM’DA İLK MESCİT: KUBA MESİDİ

Kuba Mescidi, Rasûlüllah Efendimizin (s.a.v.) Hicret esnasında bina ettiği ve içinde Ashabıyla birlikte namaz kıldığı, İslâm’da inşa edilmiş ilk mescittir. Bu mescit, İslâm’ın yükseliş devri arefesinde ve tam manasıyla bir dönüm noktasında bina edildiği için önemli hatıralar taşır.

Hicret yıllarında Kuba küçük bir köyden ibaretti. Başlangıçta Medine’ye uzaklığı altı mil kadarken, Hicret’ten sonra yeni açılan ulaşım yolları ile gelişme göstermiş, Medine’nin de büyümesiyle aradaki mesafe bugün kapanmıştır.

Mekke’den Medine’ye hicret eden ilk muhacirler Kuba’ya vardıklarında, orada Amr b. Avfoğulları’nın hurma kurutma yerini tesviye ederek namaz kılmaya başladılar. İçlerinde Hz. Ömer’in (r.a.) de bulunduğu bu ilk muhacirlere, Kur’an’ı en iyi okuyanları olan Ebû Huzeyfe’nin azatlısı Sâlim (r.a.) imamlık yapıyordu. (İbn Sa’d, Tabakâtu’l-Kübrâ, Beyrut 1985, III, 87, IV, 311)

Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.), Kuba’ya rebîulevvel ayının ortalarında bir pazartesi günü ulaştı. Orada, Amr b. Avfoğulları’nın yurdunda onların himayesinde bulunan Külsüm b. Hidm’in evinde bir müddet misafir oldu. Tarihî kaynaklar Rasûlüllah’ın (s.a.v.) burada kaç gün kaldığı mevzuunda ihtilaf etmektedirler. Buhârî’nin Hicret’le ilgili bir rivayetine göre, on küsur gece kalmıştır (Buhârî, Menâkıb, 45). Bu, İbn Sa’d’ın on dört gün kaldığına dair rivayetine uygundur. (bk. İbn Sa’d, Tabakâtü’l Kübrâ, l, 235)

Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.), ilk muhacirlerin namaz kıldığı Külsüm b. Hidm’in hurma harmanındaki sahayı genişleterek Kuba Mescidi’ni bina etti. Mescit kare şeklindeydi ve ebadı (en-boy-yükseklik ölçüleri) 66×66 zira idi (yaklaşık 32X32 m). Rasûlüllah Efendimizin (s.a.v.), Kubalılar’dan taş getirmelerini istemiş; getirdikleri taşlardan birini alıp kıble tarafına koyarak, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in (r.anhüm) de aynı şekilde sırayla taş koymalarını emir buyurmuştu. Hz. Osman’ın (r.a.) da Kuba’da bulunduğu ve Rasûlüllah’ın (s.a.v.) onun da temele taş koymasını emrettiği ve bunun hilâfetin sırasına işaret olduğu da rivayetler arasındadır. (Semhûdî, Vefâü’l-vefâ, Mısır 1326, I, 180)

Mescid’in yapımında en büyük gayreti Ammar b. Yâsir (r.a.) göstermiştir. Bu bakımdan kendisi için “İslâm’da ilk mescid bina edendir” denilmiştir (İbn Hişâm, es-Siretün-Nebeviyye, II, 143). Abdullah b. Revâha (r.a.) da hem çalışıp, hem şiir söylüyor, mü’minlerin yorgunluklarını hafifletiyordu. (Sahih-i Buharı Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, X, 106)

Kuba Mescidi Kur’an’da, “… Temeli takva üzere kurulan mescit…” (et-Tevbe, 9/108) diye tarif ve tavsif olunmuştur.

“MESCİD-İ DIRAR” HADİSESİ

Rabbimiz (c.c.) Habibi’ne hitaben buyuruyor ki:

“Onun içinde (Mescid-i Dırar’da) ebediyyen namaza durma. Ta ilk günden temeli takva üzere kurulan mescit içinde namaza durman, elbette daha layık, daha doğrudur. Orada temizlenmeyi seven bir takım adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.” (et-Tevbe, 9/108)

Ayette bahsi geçen mescit, münafıkların yaptığı ve Rasûlümüzü içinde namaz kılmaya ve kıldırmaya davet ettikleri Kuba’daki Mescid-i Dırar’dır. Hicret’te Rasulümüz Küba’ya gelmiş ve bir müddet kalıp halen yeri mescit olan Küba Mescidi’ni inşa etmiş idi. Orada bir hafta kadar kalıp o mescitte namaz kıldırdı. Münafıklar da buna nazire (benzer-örnek) olarak daha süslü bir mescit yapmış ve Rasûlüllah’ı burada namaz kılmaya davet etmişlerdi. Peygamberimiz onların bu kötü niyetini bilmediği için, “Tebük seferinden sonra gelirim inşAllah” buyurmuştu. Halbuki münafıkların niyeti; mescitlerinin açılışını Peygamberimize yaptırmak, sonra da, vaktiyle iki kere iman edip küfre dönmüş ve Rasûlüllah tarafından fasık ünvanını almış bir mel’unu getirip oraya imam yapmak idi.

İşte Hz. Allah bu ayeti ile durumu ve onların niyetlerini Rasûlüne bildirdi. Ve Peygamberimize, değil imam olup namaz kıldırmak, oraya gitmeyi bile yasakladı. Peygamberimiz de münafıkların o mescidini yıktırdı. Ve haklarında, “Allah şahadet ediyor ki, muhakkak onlar yalancıların tâ kendileridir” diye buyurdu.

İSLÂM’DA İKİNCİ MESCİD: MESCİD-İ NEBEVİ

Peygamberimiz Hicret’te Kuba’dan bir cuma sabahı Ashabı ile Medine’ye doğru hareket etti. Kuba’yla Medine arasındaki Beni Saide’nin köyüne gelince Hz. Allah Cuma ayetlerini inzal buyurdu. Peygamberimiz orada Ashabıyla beraber ilk Cuma namazını kıldı. Ki, halen oradaki mescidin adı da Mescid-i Cuma’dır ve Medine’ye gidenlerce hürmet edilip halen ziyaret edilmektedir. Sonra Peygamberimiz oradan Medine’ye doğru yola çıktılar. Bütün Medine ayakta idi. Rasûlüllah’ı bekliyor ve Rasûlüllah (s.a.v.) Medine’ye gelince herkes evinin kapısını açmış, “Buyur ya Rasûlellah!” diyerek onu evine davet ediyordu. Peygamberimiz ise kimin evine gitse ötekinin üzüleceğini-kırılacağını biliyordu. Bunun için yetkiyi altındaki deveye bırakmıştı ve Kusva namındaki deve nereye çöker ise, misafir kalacağımız yer orası olacak buyurmuştu. Cennetlik olduğu rivayet edilen bu mübarek deve o gün çok keyifli idi. Sağa sola başını sallayarak herkesi selamlıyor ve yoluna devam ediyordu.

Nihayet geldi, Selh ve Süheyl ismindeki iki yetimin arsasına bir çöktü ama hemen kalktı. Peygamberimiz inşaAllah mescidimiz, yerimiz burası olacak buyurdu ve az ilerdeki Hz. Halid’in (Ebu Eyyüb el-Ensari) evi önüne gelince Kusva Rasûlüllah’ı indirmek üzere yere çöktü ve Rasûlüllah mescidi ve yanındaki evini yapıncaya kadar 6 ay bu evde misafir kaldı. Kusva’nın ilk çöktüğü ve kalktığı Sehl ve Süheyl kardeşlerin arsalarının iki kat parasını Peygamberimiz o yetimlere verdi, orayı satın aldı, kerpiç keserek orayı Mescit haline getirdi.

Hatta Peygamberimiz Mescid-i Nebevi’nin inşasında bilfiil hem kerpiç keserek, hem de mübarek omuzlarında kerpiç taşıyarak çalıştılar.

Rivayete göre herkes bir kerpiç taşırken, Peygamberimiz her iki omuzuna birer kerpiç alıyor ve iki kerpici beraber taşıyordu. Bunu gören Ashap dayanamamış, “Bırak ya Rasûlellah biz taşıyalım” demişler…

Peygamberimiz, “Ben sevaba sizden daha az muhtaç değilim” buyurarak onların teklifini reddetmiş, bu defa Ashap, “Öyle ise siz de bir kerpiç taşıyın ya Rasulellah” diye rica edince buyurmuş ki:

“Şu omzumla taşıdığım kerpiç, benim için şu omzumla taşıdığım kerpiç ise ümmetim içindir” diyerek o mübarek mescidin inşasına biz ümmetlerini de ortak etmiştir.

MESCİTLERİN İMARI İKİ KISIMDIR

1. Binasını yapmak veya mescitlerin eksiklerini tamamlayıp tamir etmek. Ki buna mescidin her türlü tamiri, temizliği, tenvirat ve tefrişatı girer. Şüphesiz ki bu gibi gerek görülen, ihtiyaç duyulan tamirler çok mühim ve şereflidir. Dinimizce de, şear-i İslâm’a hürmet-saygı ve imanın şubelerinden sayılacak kadar şereflidir. Nitekim Peygamberimiz, “Kim Allah için bir mescit inşa eder ise, Allah da cennette ona bir ev, bir köşk yapar” buyurmuşlardır. Böylesi mukaddes yerlere devam eden müminler hakkında ise, “Herhangi bir kişinin mescide devam ettiğini görürseniz, onun imanına şahadet ediniz” buyurmuşlardır. Şu halde mescitlerimize gelmeyen-girmeyen, bizimle namaz kılıp alnını secdeye koyduğuna şahit olmadığınız kimselerin, mümin ve Müslüman olduğuna şehadet edemeyiz.

Ya mescitleri aydınlatanlara neler var? Bunlar hakkında ne buyurdu Rasûlümüz (s.a.v.):

“Kim bir mescide bir kandil, bir ampul takarak aydınlatırsa, o ışık o mescitte devam ettikçe, melekler ile Arş’ı yüklenen Hamele-i Arş ona tevbe ve istiğfara devam ederler…”

2. Mescitlerin ikinci kısım tamiri ise, onların içini ihlâslı din âlimleri ve ibadetlerle ihya ederek olur. Nitekim Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

“Allah’ın mescitlerinde onun isminin anılmasını yasaklayandan ve onların yıkılıp yok olmasına çalışan kimseden daha zalim kim olabilir? Böyleleri o mescitlere ancak korka korka girerler. Onlar için dünyada aşağılanma vardır. Ahirette ise en büyük azap onlar içindir.” (el-Bakara, 2/114)

Rasûlüllah Efendimiz de şöyle buyuruyor:

“Dünyada garipler dörttür:

1. Zalimin içindeki (hafızasındaki) Kur’an-ı Kerim…

2. Bir kavmin, içinde namaz kılmadıkları (boş bıraktıkları) mescit…

3. Bir evde bulunan amma açılıp okunmayan Mushaf-ı Şerif

4. Kötü insanlar arasında kalmış iyi kimse…” (Ramuzu’l-Ehâdîs,  s. 225)

Yine buyurmuşlardır ki: “Ahir zamanda ümmetimden öyle topluluklar zuhur edecek ki, onlar, mescitlerini çok güzel yapacak ve çok süsleyecekler. Kalplerini ise (fisk u fucurla-her türlü günah ile) harap edecekler. Onlardan herhangi biri elbisesine bile gösterdiği itinayı, yüce dinine göstermeyecek. Dünya işleri iyi olduktan sonra, dini ne olursa olsun, aldırmayacak. Onu ilgilendirmeyecek.” (Ramuzu’l-Ehadis, Harfu Sin)

Bir diğer hadislerinde ise Peygamberimiz bize bunları şöyle anlatıyor:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, bir mescitte bin veya daha çok insan namaz kılacak, fakat içlerinde hakiki manada bir tek mümin bile bulunmayacak.” (Ramuzu’l-Ehadis, Harfu Sin)

***

Haremeyn-i Şerifeyn’e hürmetten sonra, her zaman ve her yerde hürmet ile mükellef olduğumuz İslâm’ca mukaddes olan diğer şeair nelerdir? Dilerseniz şimdi de onları ele alalım.

1. KUR’AN-I KERİM’E HÜRMET

“Muhakkak ki o (peygambere inzal olup size okunan kitap) elbette çok şerefli bir Kur’an’dır. Öyle ki, o korunmuş bir kitapta (Mushaf’ta, Allah katında Levh-i Mahfuz’da yazılı-saklı)dır. Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası el sürmesin, o âlemlerin Rabb’inden indirilmedir. Şimdi siz, bu ilahi kelâma mı yağ (leke) süreceksiniz (hor görüyorsunuz)? Ve (Kur’an’dan nasibinizi) rızkınıza şükretmeyi inkâra mı kalkışacaksınız?” (el-Vâkıa, 56/77-82)

Yezid bin Hayyan Zeyb bin Erkam’dan rivayet rivayet olunan bir hadis-i şerifte Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bizleri şöyle ikaz buyurmuşlardır:

“Dikkat edin ey insanlar! Yakında Rabbımın ölüm meleği bana gelebilir ve ben de ona icabet edip ahirete gidebilirim. Böyle bir durumda size iki mühim vekil bırakıyorum.

Birincisi Allah’ın kitabı Hz. Kur’an’dır ki, onda Allah’ın size hidayeti ve nuru vardır. Onu baş tacı ediniz ve ona sımsıkı sarılınız.

İkincisi ise, benim Ehl-i Beytim’dir (onlara sahip çıkınız, hürmet ediniz), bunları Allah için size hatırlatıyorum.” (Riyazu’s-Salihin, Hadis No. 345’den)

Allah’ın ve Resûlü’nün emrine imtisal ederek Kur’an-ı Kerim’e hürmet edip onu baş tacı yapanlar, dünya ve ahiret saltanatına nail oldular… En yakın örneği, Osmanlı Devleti’nin kurucusu mübarek ciddimiz Osman Gazi gibi.

Malumunuz olduğu üzere bu zat, Şeyh Edebali Hazretleri’nin evinde bir akşam misafir oluyor. Şehy Edebali Hazretleri ona Allah’ın kitabı Kur’an’ın fazilet ve meziyetinden bahsediyor. Sonra da Kur’an-ı Kerim’in bir kılıf içinde asılı bulunduğu odada yatak serdirip, yatması için onu o odaya gönderiyor. Gazi Osman Bey orada asılı Kur’an-ı Kerim’i görünce, sabaha kadar el pençe, divan duruyor. Şeyh Edebali Hazretleri ise, sabaha kadar ibadet ettikten sonra, bir ara rüya görüyor. Rüyasında sırtından çıkan bir ağacın büyüye-büyüye, dallarının bütün dünyayı kaplar haline geldiğini müşahede edip, heyecanla uyanıyor. Sabah namazı için, Gazi Osman Beyi uyandırmaya gidince, onun sabaha kadar yatmadığını, yatağının hiç bozulmamış olduğunu ve Kur’an-ı Kerim’e karşı el pençe divan durduğunu, dehşet ile görüyor. İşte o zaman gece gördüğü rüyanın manasını anlıyor ve onu kızı Mal Hatun ile evlendiriyor. İşte bu evlilikten, dünyaya 600 sene hükmeden Osmanoğulları meydana geliyor. (Bkz. İslâm ve Osmanlı tarihleri)

Osmanlılar ve diğer bütün ecdadımız dünyada en şanlı dönemlerini Allah’a, Kitabullah’a ve Rasûlüllah’a bağlı ve saygılı oldukları dönemlerinde yaşamadılar mı?

İmam-ı Rabbani Hazretleri mektuplarından birini kaleme aldıkları bir gün, Kur’an-ı Kerim’den bir ayet yazıyordu; ama bir ara kaleminin ucuna bir türlü mürekkep gelmemişti. Kalemini tırnağına basarak boyanın gelmesini sağlamış ve bu arada da tırnağına bir nokta kadar boya intikal etmişti. Sonra abdest tazelemek maksadıyla ihtiyaç gidermek için tuvalete girmiş, ama tuvalete girmesi ile çıkması bir olmuştu. Talebeleri merakla kendilerine, neden böyle yaptıklarını sorunca İmam-ı Rabbani Hazretleri, yazdığı ayetin devamı olarak tırnağına basmış olduğu noktayı hatırladığını ve elinde Kur’an’dan bir noktayla tuvalete girmenin o Kitab’a saygısızlık olacağını düşündüğü için tuvaletten derhal dışarıya fırladığını, söylemişti. (Bkz. Berekât, Muhammed Haşim-i Keşmi)

Öyle bir tazim-tekrim-saygı örneği ki, Kur’ân’ın bir noktasına bile hürmet…

2. KIBLE’YE-KÂBE’YE HÜRMET

Kıble’ye-Kâbe’ye hürmetle alakalı Allah dostlarının hayatlarından bazı örnekler…

Silsile-i sâdât-ı Nakşibendiye’nin 5. halkasını teşkil eden büyük veli Beyazıd-ı Bestami (k.s.) Hazretleri anlatıyor:

“Bir gece mescitte ibadet ederken, çok yorulmuştum. Sabaha doğru, ayağımı kıbleye doğru uzatmış ve uykuya dalmışım. ‘Ey Beyazıt! Padişahlar huzurunda böyle mi oturulur?’ diye bir azar işiterek kendime geldim ve hayatım boyunca bir daha ayağımı Kıble’ye uzatmak küstahlığını göstermedim.”

Kâbe’ye-Kıble’ye hürmet etmesini bilen ecdadımız; değil Kıble’ye ve Kâbe’ye ayak uzatıp oturmak, Kıble’ye ve Kâbe’ye hürmeten, -kapalı ve maksadının dışında bir başka şey için kullanılmayan- tuvalette dahi ön ve arkalarını Kıble’ye-Kâbe’ye çevirmemişler ve hayatları boyunca, Kıble ve Kâbe tarafına tükürmemişlerdir bile…

Birinci bölüm bitti – Bu yazının devamı için ikinci bölümü takib edin Lütfen.

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

2 Yanıt to “İslâm’da Ta’zîmü’ş-Şeâir: Mukaddesata Hürmet ( Birinci bölüm )”

  1. şerife şewal said

    çok güzel olmuş elinize sağlık

    Beğen

  2. Allah sizlerden razi olsun hocam,Allah sizlere uzun ømurler versin ki bizlerde sizlerin bu guzel yazilarindan istifade etmeye devam edelim,Tekrar tesekkur ederiz hocam.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: