Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

GÜZEL SÖZLER

Posted by Site - Yönetici Kasım 22, 2010

Osmanli armasi.. hnm

GÜZEL SÖZLER

* Konuşmadan bir köşede oturan sağırlarla dilsizler, dilini tutamayan kimseden daha üstündür.

* Ağızda dil nedir, a akıl sahibi? Hünerli kimsenin hazine anahtarı değil mi? İçerdeki cevahirci midir, çerçi midir, kapı kapalı iken kim ne bilecek?

* Akıllının önünde susmak terbiye gereği ise de, sen yeri gelince söylemeğe bak. İki şey insanı çileden çıkarır: söylenecek yerde ağız açmamak, susacak yerde lakırdı etmek.

* Eğer cenk eri isen, öyle bir kimseyle savaş ki, ya ona ihtiyacın olmasın, ya da kaçıp ondan kurtulabilesin.

* Bahçenin gülünde beka ve gül mevsiminde vefa yoktur. Zaten bilgeler ? kalıcı olmayan şey gönül bağlamağa deymez ? demişler…

* Düşün, sesini ondan sonra çıkar ve ? kes ? dedirtmeden önce sözü kes.

* İnsan hayvandan konuşmakla üstündür. Ama doğru konuşmazsan hayvanlar senden üstün olurlar…

* Fareyi tutarken kedi aslandır; kaplanla savaşınsa fareye döner..

* İyilik için söylenen yalan, fitne koparan doğrudan iyidir…

* Her sözü padişaha geçen kimse iyilik dışında bir şey söylerse yazık olur.

* Yeryüzünün en küçük dağı ? Tur ? dur. Ama Allah katında değeri en yüce olan da odur…

* On tane derviş bir kilimde uyur da iki padişah bir iklime sığmaz.

* Allah adamı ekmeğin bir yarısını yerse öbür yarısını yoksullara verir. Padişah, yedi ülkeyi alsa bile, bir başka ülkenin sevdasındadır…

* Tıyneti kötü olan kişi iyilerin nurunu kabul etmez. Kabiliyetsizi terbiye etmek, kubbede ceviz durdurmak gibidir..

* İnsanla birlikte büyüse bile, kurdun eniği yine enik olur..

* Çorak toprak sümbül bitirmez. Kötülere iyilikte bulunmak, iyilere kötülük etmek gibidir…

* Ben kimsenin gönlünü kırmayabilirim. Ama hasetçiye ne yapayım, o kendiliğinden azap içinde…

* Adem oğulları aynı vücudun uzuvlarıdır. Çünkü aynı cevherden yaratılmışlardır. Felek bir uzva elem getirirse, öbürlerinin huzuru kalmaz. Ey başkalarının acısıyla kaygılanmayan, sana insan demek yakışık almaz…

* Nimet içinde iken dostluktan söz açıp, kardeşim! Diyeni dost sayma. Dost, dostunun elini onun perişanlığında, çaresizliğinde tutan kimsedir..

* Mazlumun gönül dumanının zalime ettiğini, kızgın ateş üzerliğe yapamaz…

* Aslan hayvanların başında gelir. En adi hayvansa eşektir. Oysaki akıllıların hepsi, yük çeken eşeği, adam paralayan aslandan üstün görürler.

* Her an sana lütufkar olan kişi bu uzun zamanda bir defa sana sitem ettiyse onu hoş gör.

* Dostuna sana düşmanlık edebilecek kadar kuvvet verme.

* Alemde zaten vefa yok imiş, yahut şu zamanda herkes vefasız. Kimse yoktur ki; ok atma ilmini benden öğrensin de sonunda beni nişan almasın.

* Koyun çoban için değildir. Belki çoban onun hizmeti içindir.

* Dünya dirliği çöl gibi rüzgarı gibi geçti. Acılık da, tatlılık da, güzel de, çirkin de geldi gitti. Zalim sandı ki bize zulmediyor; ettikleri kendi boyunda kaldı, bizden geçip gitti.

* Kükremiş fille savaşa kalkışan kişi, akıllı kimsenin nazarında adam değildir. Gerçek adam odur ki; öfkelense dahi saçma söylemez.

* Kendi ekmeğini yiyip oturmak, altın kemer takıp el pençe divan durmaktan hoştur.

* İnsan iyilik de etse, kötülük de etse kendisi içindir.

* Başkalarının ayıbını senin önünde sayıp döken,senin ayıbını da mutlak başkalarına söyleyecektir.

* Allah?ın kapısından kovulan kimse her yana koşar. O? nun çağırdığı, kimsenin kapısına koşmaz.

* Pas yeniği demirin küfünü cila vurup gideremezsin. Kara yürekliye öğüt vermenin ne faydası var. Demir çivi taşa girmez ki…

* Esenlik günlerinde düşkünleri bırakma. Yoksul gönlü almak belayı savar. Dilenci yalvara yakara bir şey isteyince ver. Yoksa zalim zorla alır.

* İçini yemekle doldurma ki orada marifet nuru göresin. Burnuna kadar tıkındığın için hikmetçe boşsun.

* Dünyalığımız yok mu, derde düşeriz; olunca da gönlümüz ona takılır.

* Yoksulun sabrı zenginin ihsanından üstündür.

* Onu bunu yoklamak ayıp değildir, elverir ki; ? artık yeter ? dedirtmeyesin. Eğer sen kendini kınayabilirsen, başkaları seni ayıplayamaz.

* Yaptığı sözüne uymasa bile, bilginin sözünü sen candan dinle. İddiacının lafları boştur. Uyuyan uyuyanı nasıl uyandırır.

* Engin deniz taş atmakla bulanmaz. Gücenen bir arif henüz sığ sudur.

* Kendine zarar gelince katlan. Çünkü affetmekle günahtan arınırsın. Mademki her şeyin sonu topraktır, sen, toprak olmadan önce toprak ol.

* Acele yürüyen yol arkadaşı senin yoldaşın değildir. Gönlü sana bağlı olmayan kimseye gönül bağlama.

* Hısımın dindarlığı, takvası yoksa hısımlık bağlarını kesmek, akraba sevgisi taşımaktan daha iyidir.

* Allah?ı tanıyan bir yabancı için, O? na yabancı olan bin hısım feda.

* Bilge, söylenmemesinden zarar geleceği zaman söze başlar ve yememekten canına doyduğu zaman lokmaya uzanır. Şüphesiz sözü hikmet olur, yemesi de sağlık getirir.

* Kişi az yemeği adet edince, gelen sıkıntıyı kolay karşılar. Eğer bolluk içinde can beslemişse, bir darlık görünce mihnetten ölür.

* Asık suratlıdan bir şey isteme, onun kötü huyundan elem duyarsın. Gönlünün gamını anlatacaksan bir kimseye anlat ki, yüzünü görünce ferahlayasın.

* Acizin eline kudret geçince, tutar, acizlerin kolunu büker.

* Hırs azgınlığı akıllı adamın gözünü bağlar; tamah, kuşu da balığı da tuzağa düşürür.

* Birinin gönlünü bir kere kırdın mı, sonradan yüz türlü iyilik etsen de, o bir tek kırgınlığın öcünden sakın. Temren yaradan çıkar, acısı gönülde kalır.

* Eğer bir gönül kırdınsa senin gönlün de mutlaka kırılacaktır. Kale duvarına taş atma, çünkü kaleden de taş gelebilir.

* Dostların sohbetinden ıstırap duyarım. Çünkü çirkin huylarımı güzel gösterirler. Kusurumu hüner ve olgunluk sayarlar, dikenimi gül ve yasemin yaparlar. Nerde o pervasız, küstah düşmanlar ki, bana benim ayıbımı göstersinler…

* Gönle giren her şey göze hoş gelir.

* Can kaygısıyla sevgilinin muhabbetinden gönlü ayırmak dostluğa sığmaz.

* Dost kapısında ölene değil, canını sağ salim kurtarana şaşılır.

* Kişi nefsinin kötülüklerinden kurtulabilir. İftiracının zannından kurtulamaz.

* Sen işinle gücünle kalsan da elalemin dilini zaptedemezsin.

* Bir şeye, bir kimseye gönül bağlama. Çünkü gönül ayırmak müşkül bir iştir.

* Hepiniz kendi ayıplarınızın hamalısınız. Başkalarının kusurlarını kınamayınız.

* Her işte kendinden üstününü ara, bunu fırsat bil; kendin gibilerle vaktini heder edersin.

* Bir yoksul yüz türlü uygunsuz iş görse, bunun yüzde birini dostları bilmezler. Ama sultan bir tek kötülük etse, ülkeden ülkeye ulaştırırlar.

* Tam manası ile doğru olduğunu bilmediğin bir sözü söyleme. Karşılığının iyi olmadığını bildiğin sözü de söyleme.


Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

3 Yanıt to “GÜZEL SÖZLER”

  1. M.EMIN OZLER said

    Serife kardesimizden ve site sahibinden bu yaziyi okuyanlardan HZ ALLAH ve RAsulu razi olsun
    Halis niyetlerinizi versin Makaminizi cenned eylesin
    Devamini bekleriz

    Beğen

  2. ramazan said

    Hayat kırkından sonra başlar, diyen bir kişiye Said Turhan şu karşılığı vermiş:
    – Eğer otuz beşinde ölmezsen!..

    öLÜM NEDİR?
    Talebelerinden biri, Konfüçyüs’e:
    – “ölüm nedir?” diye sorduğunda, Konfüçyüz’ün cevabı şu olmuş:
    – Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden bahsedeyim.

    HER KOYUN
    Harun Reşit, kendisini sık sık ikaz eden Behlül DÃnà Hazretlerine:
    – Sen kendi işine bak, dermiş. Her koyun kendi bacağından asılır.
    Bir gün sarayı pis bir koku kaplamış. Sebebini araştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından asılı bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki: Behlül.
    Halife, kendisini sıkıştırdığında:
    – Gördüğünüz gibi, her koyun kendi bacağından asılır efendim, demiş. Fakat etrafı kokuttuğu için, herkesi rahatsız eder.

    ORUÇ NASIL ŞİŞMANLATIR?
    Hekimoğlu İsmail’e, “Ramazan olmasına rağmen biraz kilo almışsınız?” dediklerinde:
    – Maalesef öyle oldu, demiş. Çünkü iki kişilik yemek yiyor, bir kişilik oruç tutuyorum.

    RİYAKÃRA CEVAP
    Adamın biri, Hz. Ali’yi gıyabında yani ardından kötülediği halde yüzüne karşı övmeye başlayınca, ondan şu karşılığı almıştır:
    – Söylediklerinden daha aşağı, fakat içinden geçirdiklerinden daha üstünüm.

    BAKIŞ FARKI!
    Adamın biri, Muhammed Bin Vâsi’nin bacağındaki yarayı görüp, “Sana acıyorum” dediğinde, ondan şu cevabı almış:
    – Ben, aynı yaranın gözümde çıkmadığına şükrediyorum.

    SUSTURUCU TEDAVİ
    Zamane gençlerinden biri, bir toplantıda Mehmed Âkif’i küçük düşürmeye çalışıp:
    – “Affedersiniz, demiş. Siz baytar mısınız?”
    Mehmed Âkif, hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
    – Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?

    Beğen

  3. ramazan said

    SUSTURUCU TEDAVİ
    Zamane gençlerinden biri, bir toplantıda Mehmed Âkif’i küçük düşürmeye çalışıp:
    – “Affedersiniz, demiş. Siz baytar mısınız?”
    Mehmed Âkif, hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
    – Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?

    MÜJDE
    Harun Reşid’in vezirlerinden biri, Behlül DÃnÃ’ya latife yollu takılarak:
    – “Müjde sana ey Behlül, Sultanımız seni, domuzlarla maymunlara çoban tayin etti” dediğinde, Behlül şu cevabı vermiş:
    – öyle ise kulaklarını aç da emirlerimi yerine getirmeye hazırlan.

    ZOR AMA GÜZEL
    Cüneyd-i BağdÃdî’ye: “Sabır nedir?” diye sorduklarında şu cevabı vermiş:
    – Yüzünü ekşitmeden, acıyı yudumlamaktır.

    YETMEZ Mİ?
    Asr-ı saadetteki muhteşem hadiselerden duygulanan bir genç:
    – “Keşke Peygamberimiz’in (sav) devesi olsaydım” deyince, Ali Suad atılmış:
    – Ümmeti olman yetmiyor mu?

    PEYGAMBER HÃNESİ
    Hz. Mevlânâ, evlerinde yiyecek olarak hiçbir şey kalmadığını söyleyen hanımına tekrar tekrar sormuş:
    – Gerçekten hiçbir şey kalmadı mı?
    – Evet, demiş eşi. Hiç yiyeceğimiz kalmadı.
    O yoklukta tükenmez hazinelerin sahibini bulan Mevlânâ, ellerini kaldırıp:
    – ‘ım sana hamd-ü senâlar olsun, diye şükretmiş. Evim, Peygamber hanesine benzedi.

    DERDİN DEVASIZI…
    İbn-i SinÃ’ya:
    – Dünyada devâsı olmayan bir dert var mıdır? diye sorduklarında:
    – Derdin devâsızı, iyinin kötüye muhtaç olmasıdır, cevabını vermiş.

    BİLMEK İÇİN öĞRENMEK
    Tarih biyografisi ve monografi sahalarında erişilmesi çok güç bilgisiyle, dünya çapında bir şahsiyet olan İbnülemin Mahmud Kemâl (İnal)’a sormuşlar:
    – “Sizdeki bilginin çok azına sahib olmalarına rağmen sizden çok daha fazla tanınanlar var. Bunun sebebi nedir?”
    Şöyle cevap vermiş:
    – Ben bilmek için öğrendim, onlarsa bilinmek için!

    HERKES YANINDAKİNİ VERİR!
    Kendisine hakaret edilen Hz. İsa’ya (a.s.):
    – “Niçin karşılık vermediniz?” diye sorduklarında:
    – Herkes yanındakini verir, demiş. Onda olan, benim yanımda yoktu.

    KAZA ETMEK
    Yolculardan biri, otobüs şoförünün yanına gider ve namaz vakti geçmeden bir mola vermesini rica eder.
    Şoför sinirlenerek:
    – Kaza edin efendim, der. Ne olur yani?
    Adam, sakin sakin cevap verir:
    – Ben kaza etmeden, ya sen kaza edersen?

    RUHLAR NEREYE GİDER?
    İbn-i Abbas hazretlerine “Ruhlar cesetlerinden ayrılınca nereye giderler?” diye sorduklarında, o yüce insandan şu cevabı almışlar:
    – Yağı biten kandillerin ışığı nereye gidiyorsa, oraya…

    KADER
    Kenân Rıfâi’ye sormuşlar:
    – Madem ki neticede kaderin dediği oluyor. O halde niçin çalışıyoruz?
    Şu cevabı vermiş:
    – Çalışmak da kaderin icabı olduğu için!

    İFTİHAR
    Şeyh ŞÃ¢mil, çarlık idaresi tarafından yakalanıp esir edildiğinde, Çar II. Aleksandır:
    – Sizin gibi büyük bir insanı misafir etmekle iftihar ederim deyince, Şeyh ŞÃ¢mil’in cevabı şu olmuş:
    – Siz benim misafirim olsaydınız, ben daha çok iftihar ederdim.

    İNSAN ve TANSİYON
    – “İnsan, kÃinata hakim bir varlıktır” diyen felsefe öğretmenine, öğrencilerden biri, şu cevabı vermiş:
    – Tansiyonuna bile hakim olamayan insan, kÃinata nasıl hakim olur?

    KORKUYA GEREK YOK
    Bir Rus generali, Şeyh ŞÃmil’in iştahını abartarak “Beni yemenizden korkuyorum” deyince, Şeyh ŞÃ¢mil:
    – Boşuna korkmayın efendi, demiş. Bizim dinimizde domuz eti yemek haramdır.

    TAKVA NE DEMEK?
    Ebu Hureyre “takva”nın ne olduğunu soranlara:
    – “Siz hiç dikenli yoldan geçtiniz mi?” dedi. Onlar da “Evet geçtik” dediler.
    Bunun üzerine: “O halde oradan geçerken ne yaptınız?” diye sordu. Onlar:
    – Dikenlerden sakındık, dediler.
    – İşte takva da, günah ve hatalardan sakınmaktır, cevabını verdi.

    İNSANIN MAHARETİ
    Bir sohbet sırasında, Arif Nihat Asya’ya:
    -Eğilir, bükülür, katlanır ve istenilen şekle kolayca sokulur bir cam keşfedilmiş, derler.
    Ârif Nihat Asya, şöyle cevap verir:
    – Desenize, eninde sonunda camı da kendimize benzettik!

    GöNDERİLEN, GöNDERENDEN HABERCİDİR
    Dahi kumandan Halid Bin Velid Hazretlerinden, Efendimizi (s.a.v.) anlatmasını istemişler.
    – Bu hususta son derece acizim demiş.
    Israr etmişler.
    – Gönderilen, gönderenin şanına layık olur, buyurmuş. Onu gönderen (c.c.) olduğuna göre, gerisini anlayın artık.

    GÜNLÜK
    Bir Hristiyan, Ahmed Vefik Paşa’ya:
    – Camilerinizde niçin günlük (bir çeşit koku) yakmıyor sunuz? diye sorduğunda, ondan şu cevabı almış:
    – Bizimkiler abdestlidirler. Yellenmezler. Onun için günlük yakmıyoruz.

    HAKLI TENKİT
    Eflâtun, bir grup arkadaşı arasında oturan Sokrat’a:
    – Geçen gün bir arkadaşını herkesin arasında azarladın, diye çıkışmış. O sözleri başbaşa kaldığın zaman söyleyemez miydin?
    Sokrat, soruya soruyla karşılık vermiş:
    – Beni böyle azarlamak için, başbaşa kalmamızı bekleyemez miydin?

    OLMADIĞI YERİ GöSTERİN
    Materyalist öğretmen, öğrencisine:
    – Söyle bakalım, demiş. nerede? Eğer bilirsen portakal vereceğim.
    öğrencinin cevabı şu olmuş:
    – Siz bana O’nun olmadığı yeri gösterin, ben size bahçe dolusu portakal vereyim.

    HANGİSİ İÇİN İYİ?
    Zengin bir adam, İslâm büyüklerinden birine:
    – “Bin altınım var, size versem ne dersiniz?” diye sorduğunda, şu cevabı almış:
    – Verirseniz sizin için iyi olur. Vermezseniz de benim için.

    HERŞEYE İYİ YöNÜYLE BAKMAK
    Hz. Lokman’a:
    – “Edebi kimden öğrendin?” diye sormuşlar. Şu cevabı vermiş:
    – Edepsizlerden.

    EŞSİZ CöMERTLİK
    Hz. Ebû Bekir’in cömertlikte de bir eşi yoktu. Bir defasında cihad için yardım istendi… Bütün sahabiler koşuştular. Kimi malının yarısını, kimi dörtte birini getirmişti. Hz. Ebu Bekir’in getirdiği ise, malının tamamıydı.
    Resulûllah (a.s.v.) kendisine sordu:
    – Ailene ne bıraktın?
    Hz. Ebubekir, cevap verdi.
    – ve Resûlü’nün muhabbetini!..

    KANAAT
    Bir talebe, hikmet sahibi bir zât ile sohbet ederken:
    – Cennet’te küçük bir yerim olsa bana yeter deyince, o zât şu cevabı verdi:
    – Âhiret için ettiğin kanaati, keşke dünya için de etseydin.

    GÜZEL İNSANLAR
    Sahabelerden biri, Hz. Ebubekir’in yanına gelerek:
    – Çok günahkarım, der. Benim için dua eder misiniz?
    Hz. Ebubekir:
    – YÃ Rabbi, der. Bir günahkar, bir diğerinden dua istiyor. İkisini de affeyle.

    BİLİNMEYEN LEVHALAR
    İngiliz Büyükelçisi, eski Osmanlı evlerinin dış duvarlarına asılan “Yâ Hafîz” (Muhafaza eden (c.c.) ) levhalarını görünce dayanamamış ve Keçecizade Fuad Paşa’ya bunların ne olduğunu sormuş.
    Fuad Paşa, İngilizin anlayacağı dille cevap vermiş:
    – O gördükleriniz, Osmanlı Sigorta Şirketinin levhalarıdır.

    ÇOK YÜZLÜLER
    Mehmed Âkif, iki yüzlü insanlara çok kızardı. Bir gün bir arkadaşına şöyle dedi:
    – İki yüzlüleri artık sever hale geldim. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.

    UYKU KARDEŞLİĞİ
    Mevlânâ Hazretleri, talebelerinden biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler.
    Yanındaki talebesi:
    – Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke insanlar da bunlardan ibret alsa.
    Mevlânâ, tebessüm ederek karşılık verir.
    – Aralarında bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini.

    KALEMİN İŞİ ZOR
    Ünlü gazeteci ve yazarlardan Velid Ebüzziya, İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanıp beraat ettikten sonra, genç meslektaşlarına nasihat etmiş:
    – Şu sıralarda sakın fincancı katırlarını ürkütmeyin…
    Yusuf Ziya Ortaç, başını sallayarak:
    – Bu söylediğin imkansız üstadım, demiş. Zira ortalıkta o kadar çok katır var ki!..

    DÜNYANIN YÜZÜ
    Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış olan bir adam, halk şairi Seyrani’ye:
    – Bende dünyayı görecek göz mü kaldı? diye şikayette bulununca, söz eri Seyrani:
    – Hiç üzülme dostum demiş. Zaten dünyada da bakılacak surat kalmadı.

    ATLIYA CEVAP
    Efendimiz (s.a.v.) sahabelerine bir ikram sırasında hizmette bulunurken, uzaklardan gelen bir atlı yanlarına yaklaşarak,
    – Bu kavmin efendisi kim? diye sordu O’nu arıyorum.
    Efendimiz (s.a.v.) bu soruya, gurur olur endişesiyle “benim” diye cevap vermedi. Ve o anda sahabelerine hizmet etmekte olduğundan, asırlar boyunca yankılanan ve aynı zamanda atlı adama cevap niteliği taşıyan şu sözlerle mukabele etti:
    – Bir kavmin efendisi, ona hizmet edendir.

    SAĞLAM İŞ
    Mehmed Âkif, Berlin’den döndüğünde sormuşlar:
    – Berlin’de ne var ne yok üstad!
    Şöyle cevap vermiş:
    – Gördüğüm kadarıyla işleri dinimiz gibi sağlam; dinleri ise işlerimiz kadar çürük.

    MUTLULUK
    Tolstoy’a “nasıl mutlu oluyorsunuz?” diye sorduklarında şu cevabı vermiş:
    – Sahip olduğum şeylere sevinerek, sahip olmadıklarımı ise hiç düşünmeyerek.

    İMTİHANSIZ GEÇMEK YOK
    öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için:
    – Çocuklar demiş. hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya göndermiş?
    Çocuklardan biri, soruya karşılık vererek:
    – öğretmenim demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize geçerli not vermeyip imtihan ediyor sunuz?

    NE BAL VAR, NE DE PEKMEZ…
    A. Geylanî Hazretlerinin üzerine hiç sinek konmazdı. Onun bu haline vakıf olanlardan biri sordu.
    – Üzerinize sinek konduğunu hiç görmüyoruz? Sebebi nedir?
    Şu cevabı verdi:
    – Niçin konsun ki? Üzerimde ne dünyanın pekmezi var, ne de ahiretin balı…

    ALIŞVERİŞE GELDİK…
    İbn-i Muhayrız isimli din alimi, elbise almak için bir mağazaya girdiğinde, içerdekilerden birisi onu tanıdı ve dükkan sahibine:
    – Bu zât, İbn-i Muhayrız’dır, dedi.
    İbn-i Muhayrız kendisine özel bir muamele yapılmaması için hemen dışarı çıkarken:
    – Biz paramızla birşeyler almaya geldik, dedi. Dinimizle değil.

    İHLASLI OLMAK
    Yahya bin Muaz’a:
    – Kul ne vakit ihlaslı sayılır? diye sormuşlar. Cevaben şöyle buyurmuş:
    – Kendisini öven insanla, tenkid eden insanı bir gördüğü vakit…

    SİZ DE ORTAKSINIZ
    Süfyan-ı Sevrî, evinin kapısı önünde bir dostuyla sohbet ederken, önlerinden son derece süslü giyinmiş bir adam geçti. Dostu bu adama hayranlıkla bakarken, Süfyan-ı Sevrî ona şöyle buyurdu:
    – Eğer sizler gıpta ile bakmamış olsaydınız, bu adam böyle süslenip israfa girmezdi. Hayranlığınızı ifade eden tavrınızla bu adamın ‘israf’ günahına siz de ortak oluyorsunuz.

    REHBER BöCEK
    Ebü’l-Haccac Aksurî’ye:
    – Maneviyatta rehberin kim? diye sorduklarında:
    – Bir böcek, dedi.
    Alay ediyor sandılar. İzah etti:
    – Dışarıda gezerken, fener direğine çıkmak isteyen küçük bir böcek gördüm. Kaygan olduğu için yarı yoldan düşüyor, fakat hiç yılmıyordu. Yüzlerce defa aynı hareketi tekrarladı. Onu o halde bırakıp mescide gittim. Çıktığımda bir de ne göreyim, direği tırmanmış, fenerin yanında duruyor. O hayvan engellerden yılmama ve sebat etme konusunda rehberim oldu.

    BİR öKÜZ UĞRUNA
    Oğlunun okuması için çiftliğindeki bütün inekleri satan bir köylü, onun birşey öğrenemediğini görünce:
    – Ne bahtsız adammışım, diye söylenmiş. Bir öküz uğruna ne inekler feda ettim.

    MALIN NEREDE?
    Hasan el-Basrî, “Ben ölümden korkuyor ve onu sevmiyorum” diyen birine şu cevabı vermiştir:
    – Malını geride bıraktığın için ölümü sevmiyorsun. Eğer malını ileriye (ahirete) gönderseydin, peşinden gitmek isteyecektin.

    DAHA ZORUNU YAPIYOR!
    Hz. Ali’ye:
    – , bu kadar insanı nasıl hesaba çeker? diye sorulduğunda, şöyle cevap vermiştir:
    – Nasıl rızıklandırıyorsa öyle.

    CİMRİ
    Meşhur Cimri Paşa, atlarının arpa yemesi gerektiğini söyleyen seyislerine kızar ve her seferinde “Lâ havle” çekermiş.
    Bir gün atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hiddetle sormuş.
    – Atlarıma ne oldu?
    Seyis, cevabı yapıştırmış:
    – Ne olacak efendim, “Lâ havle” yiye yiye “Ve lâ kuvvete” oldular.

    NE OLUYOR!
    Mehmet Kırkıncı: “Hocam, ben namaz kılmakla ‘a ne faydam oluyor?” diye soran birine şu cevabı vermiş:
    – Senin namaz kılmamakla kendine ne faydan oluyor?

    NASIL GEÇİRİR?
    Necip Fazıl’a, “, deveyi iğnenin deliğinden geçirebilir mi?” diye sormuşlar. “Evet geçirir” demiş. Bunun üzerine “deveyi mi küçültür, yoksa iğneyi mi büyültür?” demişler. Necip Fazıl, İlahi kudretin sonsuzluğunu ifade babında, şu cevabı vermiş:
    – Ne deveyi küçültür, ne iğneyi büyültür. Gökteki yıldızları senin gözbebeğine sığdırdığı gibi, vızır vızır geçirir.

    KöŞE
    Hazret-i Şems’i, konuşup nasihat etmesi için bir meclise davet etmişler. Hazret, meclise girer girmez, kapı eşiğine oturmuş. Kendisini baş köşeye davet edenlere de şu cevabı vermiş:
    – Adam adamsa oturduğu her yer köşe olur ona! Adam adam değilse, köşe bile eşik olur ona!

    İÇİMİZDEKİ HOROZ
    Çocuk:
    – Babacığım, demiş. Bana bir horoz alsan da, sabahları ötüp beni namaza kaldırsa.
    Adam:
    – Canım oğul, diye cevap vermiş. Senin içindeki horoz ötmedikten sonra, dışarıdaki horozun fayda vereceğini mi sanıyorsun?

    YEMEĞE YENİLMEK
    Sasani hükümdarlarından Ardşir Babegân, doktoruna, “Bir günde ne kadar yemek yemeli?” diye sordu. Doktoru:
    – Üçyüz gram kadar yeter, dedi.
    Babegân
    – Bu kadarcık şey insana ne kuvvet verir ki? diye bunu az bulunca, doktor şu karşılığı verdi:
    – Bu kadarı seni taşır. Bundan fazla olursa sen onu taşırsın.

    Sokrat ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
    – Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca, Sokrat:
    – Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!
    ————-

    Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü
    filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka
    hiçbirşeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe
    geçmek mümkün değildir… Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: “Ben
    bir serserinin önünden kenara çekilmem” der. Diyojen, kenara çekilerek
    gayet sakin şu karşılığı verir:

    – Ben çekilirim!!
    ————–

    Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için
    Sheaksper’ a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:
    – Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın..
    ————–

    Meşhur bir filozofa:
    – Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar
    fakirsiniz?
    diye sorulduğunda:
    – Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan, demiş.
    ————–

    Dostlarında biri, Fransız kralı 15. Lui’ ye:
    – Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse
    budalalağı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve
    seve öder.

    Kral, alaylı alaylı gülerek:
    – Hakikatten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu buluşunuza
    karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.
    —————

    Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile’ ye hasımlarınından biri:
    – Efendim, demiş. Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?
    Galile:
    – Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama,
    seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?
    —————

    Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon’ un bir muharebede tenkide
    kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
    – önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini
    zapdetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon:
    – Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.
    —————-

    Bir toplantıda bir genç M. Akif`i küçük düşürmek için:
    – Afedersiniz, siz veterinermisiniz? demiş. M. Akif hiç istifini
    bozmadan şu cevabı vermiş:
    – Evet, biryeriniz mi ağrıyordu?
    —————–

    İdam edilmek üzere olan bir mahkuma:
    – Diyeceğin bir şey var mı? diye sorduklarında:
    – Bu bana iyi bir ders oldu!!
    —————–

    Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı
    yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri
    ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
    – Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:
    – Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
    – Bende bilirim.
    —————–

    Sultan Alparslan 27 bin askeriyle bizans topraklarında ilerlerken,
    keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
    – 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
    Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
    – Bizde onlara yaklaşıyoruz.
    __________________

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: