Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 09 Eyl 2010

BAYRAMINIZ MUBAREK OLSUN

Posted by Site - Yönetici Eylül 9, 2010

BAYRAMINIZ MUBAREK OLSUN

BAYRAMINIZ MUBAREK OLSUN

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel | Etiketler: | 3 Comments »

Müezzinlerin Efendisi Bilali Habeşi ( r.a. )

Posted by Site - Yönetici Eylül 9, 2010

Müezzinlerin Efendisi Bilali Habeşi

Müezzinlerin Efendisi Bilali Habeşi

Müezzinlerin Efendisi Bilali Habeşi ( r.a. )

Bizim dilimizdeYeni Çiçekanlamına gelen başkent Addis Ababa’da en büyük cami Envar Camii. Pakistan’da sel felaketi yaşanmasaydı, bu akşam ben burada Habeşistan’da cami yaptırmak için para toplayacaktım. Ancak Pakistanlı sel mağduru kardeşlerimizin durumu şu anda daha acil ve daha önemli.

Peygamber Efendimizin müezzini, O’nunla beraber tüm savaşlara katılan büyük Mücahit. Resul-i Ekrem’in meth-ü senada bulunduğu ve hayatta cennetle müjdelediği muazzez sahabi. Uzunca boylu, zayıf bedenli ve koyu esmer tenliydi. İslam tarihinin en önemli simalarından biriydi. Aslen Habeşistanlı bir aileye mensuptu ancak Mekke’de doğmuştu. Babasının ismi  Rabah, annesinin ismi Hamâme. Ümeyye b. Halef’in kölesiyken İslam’la tanıştı ve hemen Müslüman oldu. İslam’ı açıktan ilan eden 7 kişiden biriydi. Müşrik olan sahibi Ümeyye b. Halef, Hz. Bilal’i her gün çöl sıcağının kumları alev topu haline getirdiği öğle saatlerinde alır, kumların üstüne yüz üstü yatırır, sırtına da büyükçe bir kaya parçası koyar, İslam’dan dönmesini, Hz. Peygamber’den yüz çevirmesini isterdi. Fakat Hz. Bilal, bu işkencelere rağmen, Allah’ı tesbih eder, daima ” Allah bir! Allah bir!” diyerek haykırırdı. Halbuki, işkenceler karşısında imanlarını gizleme ruhsatları vardı. Fakat, Hz. Bilal, bu ruhsattan bir kere bile istifadeyi düşünmez. Habeşistan’a gidecek kafileye intisap etmez. Daima ön saflarda bulunur, Resul-i Ekrem’in yanından hiç ayrılmaz.

İşkenceden ve kölelikten kurtuluş

Yine bir gün göğsünde ağır taşlar, altında kızgın kumlar varken oradan geçmekte olan Sıddîk Ebu Bekir onu bu halde görmüştü. Ümeyye’nin yanına geldi, ‘sana’ dedi, ‘bundan daha güçlü, hem de senin dininden olan bir köle versem, bunu bana satar mısın?’ Halef, ‘Olur’ dedi, ‘üstüne biraz daha para verirsen.’ Hz. Sıddîk, hemen kabul etti. Çünkü o, servetini Allah yolunda harcayacağına söz vermişti. Hemen kabul etti. Bilal’in üstünden taşı kaldırdı. O’nu yanına aldı ve birlikte Resul-i Ekrem’in yanına geldiler. Artık yeni bir dönem başlıyordu. Hz. Bilal için işkence bitmişti, ama, mü’minlerin maruz kaldığı eziyetlere o da dairenin içinden biri olarak maruz kalmaya devam edecekti.

Medine O’nsuz Bilal-i Habeşi’yi sıkar

Efendimiz’in izni ve emriyle Mekke’den Medine’ye hicret eder. Lakin Resul-i Ekrem’den ayrılmak kolay değildir. Üstelik O’nu, Mekke’de eziyetlerle başbaşa bıraktığı için içten içe yaralıdır. Efendimiz, hicret edip dua edeceği zamana kadar, Medine havası Hz. Bilal ve diğer bazı sahabiye yaramaz. Hava değişiminden hasta olur. Hatta söylediği bir şiirinde ölümün giydiği ayakkabı kadar kendine yakın olduğunu ifade eder. Resul-i Ekrem, Medine’ye teşrif edince Hz. Bilal, Abdullah b. Abdurrahman el-Hasamî ile kardeş olur.

Rüyada gösterilen Ezan

Hz. Ömer Rüyasında ona ezan-ı Muhammedî’nin talim edildiğinin gösterildiğini söyler.. Efendimiz (sas) bundan sonra namaza daveti ezanla yapılmasını ister. Aynı rüya Bilal-i Habeşi’ye de gösterilir. Ezan, Hz. Bilal’e öğretilir. Medine ufukları, onun ruhlara işleyen davûdî sesiyle bayram yapar. Sahabe onunla namaza koşmaya başlar. Sabah namazlarındaki ezana bir gün, “es-salatü hayrun minen nevm=Namaz uykudan hayırlıdır” ilavesini yapar. Efendimiz (sas) bunu güzel bulur ve o günden bugüne, onun ihlasla yaptığı bu ilave, sabah vaktinde insanları uyarmaya devam ediyor. Hz. Bilal, Medine’de olmadığı zaman bu vazifeyi Ebu Mahzûre İbn Ümm-i Mektûm yerine getirirdi.

Peygamber Efendimiz vefat edince…

Peygamber Efendimizle birlikte bütün savaşlara iştirak eden ve Bedir savaşında, eski sahibi Ümeyye b. Halef’i etrafındakilere haber vererek öldürülmesini sağlayan Bilal-i Habeşî, Peygamber Efendimiz vefat edince, Medine’de kalamaz. Onun yokluğunda Medine bomboş gibi gelir. Hz. Ebu Bekir’den izin ister. Cihada iştirak için Şam tarafına hicret eder. Onun zamanında buralarda yapılan savaşlara iştirak eder. Hz. Ömer zamanında da aynı minval üzere hayata devam eder. Hz. Ömer’in Kudüs fethinde yanında hazır bulunanlardan biri de O dur. Onunla beraber Kudüs’e girer. Ricasını kırmaz, vefat-ı Nebi’den sonraki ilk ezanını burada, Mescid-i Aksa’da okur. Şam’a yakın yerlerden biri olan Havlan’a yerleşir. Ebu’d-Derdâ hazretlerinin akrabalarından bir hatunla nikahlanır, fakat çocuğu olmaz. Vefatına kadar da burada yaşar.

Medine’den Şam’a dönüş ve…

Bir gün rüyasında peygamber Efendimizi görür. Efendimiz, Ona: ‘beni ziyaret etmeyecek misin?‘ diyerek kendisini Medine’ye davet eder. Bu davete büyük bir şevkle icabet eder. Medine’de eski hatıraları yeniden tüllenir. Peygamber Efendimizle birlikte yaşadığı şeyleri bir kere daha yaşar. Her tarafı dolaşır, zaman zaman gözyaşlarını tutamaz. Hicretin 20. senesinde yerleştiği Havlan’da hastalanır. Hastalığı esnasında, hanımı ne kadar mahzun ise, kendisi de o kadar sevinçlidir. Sevincinin sebebini, Efendimize kavuşacağı şeklinde izah eder.

Efendimizin Müezzini ve özel kalem müdürü

Peygamber Efendimizin yanında âdeta bir özel kalem müdürü gibi vazife yapar. Ezvac-ı tahirat’ın harcamalarını o takip eder, alınacakları o alır. Efendimiz adına borç verileceklere o verir. Medine dışından gelenlerin ağırlanması vazifesi de onundur. Bayram veya yağmur duası için musallaya çıkıldığı zamanlarda sütre olarak kullanılacak harbeyi de Hz. Bilal taşır. Bu harbeyi Peygamber Efendimize Habeş Meliki Necaşî hediye olarak göndermişti. Bilal-i Habeşî’nin en önemli görevi: müezzin-i Rasûl olmaktı. Peygamber Efendimiz Medine’ye gelir gelmez hemen bir mescid inşa eder. Namazlar cemaat halinde topluca burada kılınmaya başlar. İnsanlar namaza nasıl davet edilecek sorusu sorulur. Meşveret meclisinde bu husus görüşülür. Kimi “çan çalalım“, kimi “ateş yakalım” der. Bir kısmı da “Bayrak dikme“yi teklif ederler. Herkes kendine göre bir teklifle gelir. Başkalarına benzememek kaygısıyla Peygamber Efendimiz hiç birini kabul etmez.

Bilal-i Habeşi ezan okuyunca

Bilal-i Habeşî’nin Mekke’nin fethinde Kâbe-i Muazzama’nın damına çıkarak okumuş olduğu ezan, tarihin sayfalarına ve sahabilerin kalplerine ezandan cennetler inşa eder. Dün çöllerde işkence görürken Ehad diye haykıran ses, bugün Kâbe’nin üstünde insanları namaza davet ediyordu ki, görülmeye, ve yaşanılmaya imrenilecek bir tabloydu bu. Hz. Bilal, Peygamber Efendimiz’den sonra, biri Kudüs’te, diğeri de Medine’de olmak üzere sadece ve sadece iki kere ezan okumuş. İlkini Hz. Ömer’in, sonuncusunu da Efendimiz’in kendisini görmüş olduğu bir rüyada daveti üzere geldiği Medine’de Peygamber torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’in ricaları sonucunda okur. Medine’deki o son ezanı, gerçekten muhteşemdir. Onun sesini duyanlar eski günleri bir daha yaşarlar. Uykularından onun sesini duyarak kalkanlar bir an olmayacak şeyin gerçekleştiğini zannetmişler. Namazı sanki Peygamber Efendimizin arkasında kılacakmış gibi heyecanla Mescid-i Nebevi’ye koşarlar…

Kaynak : Milligazete

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Ezan, Güncel, Gündem, Genel, Sahabeler - Ashab-ı Kram, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: