Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Cenâb-ı Allah’ın, Yaratacağı insanı, Meleklere haber vermesinin hikmeti

Posted by Site - Yönetici Temmuz 5, 2010

1234

Cenâb-ı Allah’ın, Yaratacağı insanı, Meleklere haber vermesinin hikmeti

Ve düşün ki, rabbin melâikeye,

-“Ben yerde, muhakkak bir halife yapacağım” dediği vakit…” Bu âyet-i kerimenin dört faidesi vardır:

Birincisi: İnsanlara, müşavereyi (danışmayı) öğretmektir. İnsanlar, bir işe girişmeden, onu en takvâlı (en bilginlerine) arzedip nasihatlerini almalıdır. Allahü Teâlâ Hazretleri, herşeyi bildiği ve hikmeti bütün eşyaya baliğ olduğu ve kimseyle müşavere etme ihtiyacı olmadığı halde meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dedi.

Mesnevî’de buyuruldu:
Meşveret (danışmak) ileriyi görenlerin işidir.
Akıl aklın sırdaşıdır. Zîrâ peygamber’in sözüdür:
Danışılan kimse emin olmalıdır.”
Şöyle denilmiştir: En akıllı kişi bile, akıl sahipleriyle müşavere etmekten müstağni değildir. Hayvanı en çok koşan kişi bile kamçıdan müstağni değildir. En verâlı (takvalı) kadın bile kocadan müstağni değildir.

İkincisi: Yaratılacak olan insanın, şanının yüceliğine işarettir. Çünkü beşer, varlığıyla Allahü Teâlâ Hazretlerinin melekûtuna yerleşti. Ve Allahü Teâlâ Hazretleri onu yaratmadan önce ona halife adını (lakabını) verdi.
Üçüncüsü: İnsanın açık olan fazîletini izhâr etmektedir. Melekler insandan fesatlıklar görerek;
Orada fesad edecek ve kanlar dökecek bir mahlûk mu yaratacaksın; biz hamdinle tesbîh ve seni takdîs edip durur¬ken?!..” dediler.
Allahü Teâlâ Hazretleri, onlara şöyle cevâb verdi:
Her halde, ben sizin bilemeyeceğiniz şeyler bilirim.” buyurarak insanın faziletini izhâr etti.
Dördüncüsü: Muhakkak hikmet, çoğunlukla içinde iyiliğin fazla olduğu şeyi gerektirir. Eğer çok hayır, az şer için terkedilirse, çok şer işlenmiş olur. Meselâ, kangren olmuş bir uzvu (organı) kesmek, az bir serdir. Bütün bedeni kurtarmak çok büyük bir hayırdır. Eğer kangren olmuş olan organ kesilmezse onun hastalığı bütün bedene sirayet edecektir. Onu helâka götürür. İşte böyle büyük bir şerre yol açmış olur.
Dediler,”
Bu cümle istinaftır. Sanki: “(Allah, ben halife yaratacağım) dediği zaman, melekler ne dediler,” denilmektedir.
Orada bozgunculuk yapacak, fesat çıkaracak kimseler mi?” Cinler fesat çıkardıkları gibi mi?

Ve kan dökecek (birisini mi?)” Cânn’ın evladı kan döktüğü gibi, yeryüzünde zulmen kan dökecek birisini mi yaratacaksın. Kati (adam öldürme) yerine “kan dökmek“le tabir edilmesinin sebebi, kan dökmenin öldürmenin en çirkin çeşidi olmasındandır.
Bazı arifler, Âdem Aleyhisselâm hakkında münazaa eden melekler, Ceberut ehlinden değillerdi ve semâ melekûtunun ehlinden de değillerdi. Onlar, üzerlerine nûr galib olan nur ve onları ihata eden mertebelerden dolayı, kâmil olan insanın şerefini ve onun Allahü Teâlâ Hazretleri’nin katındaki rütbesini biliyorlardı. Her ne kadar tam manası ile kavrayamasalar da… Yer melekleri, cinler ve üzerlerine zulmen galib olan şeytanlarla münazaa etti. Bu da hicabı mûcib olmaya başladı.
Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” âyet-i kerimesinde arzın (yeryüzünün) zikredilmesi ve tahsisi vardır. Her ne kadar Âdem Aleyhisselâm hakikâtte bütün âlem¬lere de halife ise de… Burada aynı zamanda yeryüzünde yaşayan o meleklerin (ta’n ediciler) yerici ve karalamacı  olduklarına  imâ vardır.
Çünkü zan, ancak makamın vitrininde olandan sadır olur. Semâvât ehli (göklerde yaşayan melekler) ulvî âlemin müdebbirâtıdırlar. (Âdem Aleyhisselâm’ın yaratılışı ile ilgili olarak) Yeryüzü meleklerinin söyledikleri ise; ancak onların üzerinde oldukları neş’et ile Âdem Aleyhisselâm’ın yeryüzündeki hilâfet makamına gibta ettikleri için böyle söylediler. Ve kendi mülk¬lerinin makamlarına olan gayretleri ve üzerinde oldukları (yapma¬ları gereken) teşbih ve takdis ile Allah’a ibâdet etmelerindendi. Her kab içindekini süzüp dışarıya verir. Amma niza’ (meleklerin Âdem Aleyhisselâm’ın yaratılışı hakkında konuşmaları) Hakîm olan Allah’ın fiili üzere cereyan etti. Nİzâ’ onun huzurunda ve onun işiyle oldu. Kemâli hikmetinden ve sanatının kuvvetinden dolayı bağışlandılar.

Mesnevî’de buyuruldu:
Zira bu sözleriniz gerçi layık değilsede rahmetim gadabım üzerine sebkat ve gâlibtir.
Ey Melik, bu sebkattan senin vücûdunda işkâl ve şek çağrı¬sını vazederim.
Bizim hikmetimizde, her nefis, yüz peder doğar yine yüz anne fenâ’ya düşer.
Ananın ve babanın hilmi ve merhameti, hilim ve merhametimizin köpüğü gibidir.

Futuhât-(ı Mekkiyede) şöyle buyuruldu: Hârût ve Mârut Âdem Aleyhisselâm hakkında münazaa eden meleklerden idiler. Bundan dolayı Allahü Teâlâ Hazretleri onları, fesatlıkları izhâr etmek ve kan dökmekle mübtelâ kıldı (imtihan etti). Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin şu hadîs-i şeriflerinin sırrını (iyi) anla:
(1/94) “(Kardeşinin başına gelen bir hadiseden dolayı) Kardeşini ayıplamayı bırak, (bir müddet sonra) Allah ona afiyet verir de, seni (aynı duruma) mübtelâ kılar. (Gülme komşuna gelir başına demişlerdir.) Yine Âdem Aleyhisselâm’ı kan dökmekle yeren ve karalayan bu melekler, Allahü Teâlâ Hazretlerinin mücâhidlerine yardım etmesi için gönderdiği, Allah’ın dini ve şeriatının gayretiyle kan dökenlerdir. “Hallürr-Rümûz ve keşfü’l-Künûz” isimli kitabda da böyledir.
Halbu ki biz” yani halbu kî bizler.
Teşbih ediyoruz.” Yani senin şanına yakışmayan şeyleri sana mal etmekten seni tenzih ederiz.
Senin hamdinle, (seni överek)”,
Bize in’âm etmiş (vermiş) olduğun değişik nimetlere hamd olmak üzere. O nimetlerin başında bu ibâdet için bize vermiş olduğun tevfikiyyet (başarı) gelir. Teşbih: Celâl sıfatının izhârıdır. Hamd: in’âm (nimetlendirme) sıfatının hatırlatılması içindir.
Ve biz takdis ediyoruz
Takdis etmekle takdis ediyoruz, “Seni, senin için” Yani sana layık yücelik ve izzetle (ve üstünlükle) seni vasfederiz. Sana yakışmayan sıfatlardan seni tenzih ederiz. Buradaki  Lam, beyân (açıklama) içindir.
Allah sana güzellik (İyilik) versin” deyiminde olduğu gibi, mahzûf bir masdara taalluk etmektedir.  Lam’ın zaid olup (tezyini kelâm için gelmesi de) caizdir. O zaman “Ve biz seni takdis ediyoruz” manasına gelir.
Teysir Tefsirinde buyuruldu: “Teşbih“: Allah’a yaraşmayan (ve ona yakışmayan) sıfatları ondan uzak tutmaktır. Takdis ise, Allah’a yakışan sıfatları Onun hakkında söylemektir.
Davudü’l-Kayserî (k.s.) Hazretleri  buyurdular. “Teşbih”, “Takdis”den daha umûmidir. Çünkü teşbih, Cenâb-ı Hakkı noksan sıfatlardan, mümkinât ve hudûsten tenzih etmektir. Takdis İse, Allah’ı hudûsten tenzih etmektir. Ve varlıklar için lâzım olan kemâlâttan tenzih etmek içindir. Çünkü kemâlâtın varlıklara izafeti onu mutlak kullanmadan çıkarır. Onu noksanlıklara bağlar. Davud Kayserinin sözü bitti.
Sanki şöyle denilmektedir: “Sen kendisinin şanı, asla fesat çıkarmak ve kan dökmek olmadığı halde, zürriyetinin şanı fesat çıkarmak ve kan dökmek olan birisini mi halife kılacaksın?” Burada onların (meleklerin) bu sözleri arzetmelerinin maksadı kendilerinin halifeliğe daha elverişli olduklarını ve Benî Âdemin (Adem oğlunun) kendileri üzerine tercih edildiği halde onlarda fesat çıkarmak ve kan dökmenin varlığını ifade etmektir. Bu durumda sanki şöyle denildi: Meleklerin bu itirazlarına karşılık Allahü Teâlâ Hazretlerine buyurdu:
Dedi“, Allah buyurdu.
Muhakkak  ki   Ben   sizin bilmediklerinizi bilirim.
Âdem Aleyhisselâmı halife seçmemdeki hikmet ve maslahatı ve zürriyetinden kimin itaatkâr ve kimin asî olacağını herhalde ben bilirim. Böylece fazilet (Âdem Aleyhisselâm’ın fazîleti) ve adalet zahir oldu. Benim hüküm ve takdirime itiraz etmeyin. Gayıb olan (sizde bilinmeyen) tedbirimin keşfedilmesini benden istemeyin. Her mahlûk, Halikın gaybına muttali’ olamaz. Zîrâ hiç bir teb’a melik’in sırrına vakıf olamaz.

Kaynak :  İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri
Dipnotlar :
1  Sünen-i TlrmlzT hadis no 2621
2  Davudü’l-Kayserî (k.s.) Hazretleri, Tasavvuf, hadis ve tefsir âlimi. Adı Davud bin Mahrnud bin Muhammed’dir. Aslen Kayserilidir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. İyi bir tahsil gördü. Osmanlının ilk medresesi olan iznik’teki Orhaniye Medresesine tayin edilen ilk müderristir. Aklî ve Naklî ilimlerde imam idi. Osmanlının ilmiyye sınıfı onun talebeleri sayılır. Bir çok kitaplar yazdı. 1350 (H. 751) tarihinde İznik’te vefat etti
İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 1/365-369.

2 Yanıt to “Cenâb-ı Allah’ın, Yaratacağı insanı, Meleklere haber vermesinin hikmeti”

  1. mesut said

    allah hepimizin yardımcısı olsun

    Beğen

  2. paylaşımlar için teşekkürler

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: