Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

TÜRKİYE VE İSLÂM ÂLEMİNİN GELECEĞİ

Posted by Site - Yönetici Haziran 29, 2010

TÜRKİYE VE İSLÂM ÂLEMİNİN GELECEĞİ

TÜRKİYE VE İSLÂM ÂLEMİNİN GELECEĞİ

TÜRKİYE VE İSLÂM ÂLEMİNİN GELECEĞİ

Burada çok kısa bir sûrette tahlîl etmeye çalıştığımız bu gerçekler ve onların Dünya’nın geleceğine te’siri uzun uzadıya anlatılması gereken ehemmiyetli bir meseledir. Bundan dolayı “Türkiye, İslâm Âlemi ve Siyonizm’in geleceği”ne dâir birkaç husûsu kısaca arz etmek istiyorum

Gitgide dehhâmeleşen Siyonizm zulüm ve istismârının, tarihte bir çok ülkede ve pek çok kereler müşâhede edilegelmiş olduğu sûrette, ciddî aksülamellerle karşılaşması mukadderdir. Üstelik bu defa bu aksülameller Araplar’a mahsus ve “millî” vasfında değil, âlemşümûl bir karakterde zuhûra gelecektir. Dünya’nın globalleşmesi, Siyonizm’e hep fayda sağlayacak değil ya!..

Diğer taraftan İsrail’in Kudüs gibi, üç dine âid bir mukaddes toprak üzerindeki ısrarlı iddiası Müslümanlar kadar, Hıristiyanlar’ın da bu hususta hareketlenmesine sebep olacaktır. Daha şimdiden, İsrail’in -itibar olarak- dönüşe geçmiş olduğunu söyleyebiliriz. Zira O, bütün insanlığa karşı -adetâ- müşahhas bir husûmet ve nefret hedefi hâline gelmiş bulunmaktadır.

Türkiye ise, aksine yeniden büyük bir şahlanışın arefesindedir. Bu görüşü haklı kılan esbâb-ı mûcibe ve onun fiiliyâttaki tezâhürlerini anlatmadan önce İsrail, Türkiye ve İslâm Âlemi’nin geleceğine dâir düşünceleri iki ayrı perspektiften inceleyelim:

a- “Hıttîn KorkusuPerspektifinden

b- Kader Perspektifinden

A- HITTÎNKORKUSU VE BUNUN ÂMİL OLDUĞU PLÂN

Ortadoğu coğrafyasına yabancı bir unsur olarak Yahudiler’den önce hristiyan Batılılar gelip yerleşmişlerdi. Onların âkıbeti Yahudiler’in tarih boyunca kulaklarına küpe olmuş ve onlar gibi yok edilmek korkusuyla kendilerini dâimâ bıçak sırtında hissetmişlerdir.

Gerçekten Haçlılar, 1095 yılında tertipledikleri bir seferle 1099’da Kudüs’ü zabtedip büyük bir katliâm yaparak buraya yerleşmişlerdi. Kısa zamanda Antakya’ya kadar uzanan bir “Haçlı Krallığı” kurmuşlardı. Fakat İslâm Âlemi’nin o zamanki dağınıklığından istifâde ederek gerçekleştirdikleri bu zafer uzun sürmemiştir. 1187 yılında “Taberiye Gölü” yakınındaki “Hıttîn” adlı tepenin eteklerinde Selahaddin-i Eyyubî tarafından müdhiş bir bozguna uğratılmış, çoğu susuzluktan helâk olmuştur. Haçlıların bu mağlubiyeti üzerine 2 Ekim 1187’de Kudüs’e giren Selahaddin-i Eyyubî insanlık tarihinde emsâli görülmemiş bir sûrette büyük bir adâletle Kudüs halkının yaralarını sarmış ve bu kadîm İslâm diyarını yeniden Müslümanlar’a kazandırmıştır. O gece Miraç kandilinin yıldönümüydü. Selahaddin Eyyubî bu vesîleyle afv-ı umûmî ilân etmişse de kılıç artığı Haçlılar, bu eşsiz merhameti bir taktik eseri zannederek kaçıp Akra Kalesi’ne sığınmışlardı. Bu kale ve civarında bir müddet daha mukâvemete devam etmişlerse de meşhur Memlük Emîri Sultan Halil tarafından 1291’de kılıçtan geçirilip denize dökülmüşlerdir.

Bu topyekûn yok edilme, Roma İmparatoru Titus’un zaferine benzemiyordu. O Mabed-i Süleyman’ı yıkmıştı, fakat yahudileri kılıçtan geçirip yok etmiş değildi. Ancak Müslümanlar’ın bu zaferiyle o coğrafî bölgeye hâriçten dâhil olmuş hıristiyan unsur tamamen yok edilip ortadan kaldırılmıştır.

Şimdi şu kadar asır sonra yahudiler de aynı coğrafyaya yabancı bir unsur olarak hulûl edip devlet kurmuşlardır. Ancak vaktiyle Hıristiyanlar’ın yaşadığı mâcerâ dolayısıyla “Hıttîn, yani yok edilme korkusu” her yahudinin şuuraltında derin izler bırakmıştır. Bunun için yahudiler aynı âkıbete uğramamak maksadıyla sırf Ortadoğu milletleri, hâssaten Araplar’a karşı çeşitli plânlar yapıp geliştirmişlerdir. İsrail Devleti’nin bekasını temin maksadına bağlı olan bu plânlar her ne kadar gizli tutulmakta ise de, bunlardan zaman zaman bazı sızıntılar ve bu bâbda bazı bilgiler Dünyâ umûmî efkârının ıttılâına mâruz kalmaktan kurtulamamıştır.

Gerçekten İsrail Dışişleri’nde vazifeli Oded Yinon’un 1982 yılında Dünya Siyonist Teşkilâtı’na bağlı Enformasyon Dairesi’nin ibrânice yayın organı olan “Kivunim”de yer alan bir rapor işte bu sızıntıların en dikkat çekici olanıdır. “1980’lerde İsrail İçin Strateji” adını taşıyan bu rapor, İsrail’in bütün Ortadoğu’yu kendi beka stratejisi icabı olarak nasıl şekillendirmek lâzım geldiğini gözler önüne koymaktadır. Buna göre 20. asrın başlarında Ortadoğu’daki devletlerin hududları İngilizler tarafından âdetâ cetvelle çizilmiş olup tamamen sunî bir mâhiyet arz etmektedir. Mezkûr rapora göre ne Irak’ta bir ırak milleti, ne Suriye’de bir Suriye milleti, ne Ürdün’de veya Mısır’da… bir millet olmanın icâbına göre tekevvün etmiş bir siyâsî câmiâ mevcud değildir. Bunlar kâh ırk ve kâh da mezhep itibariyle kozmopolittirler.

Bu bölünme, İsrail’in Ortadoğu’da tutunması maksadıyla gerçekleşmiş olmasına rağmen bu hususta kâmil bir netice hâsıl olmak için bir kere daha tekrarlanmalıydı. Kısacası İsrail’in etrafındaki bütün devletler ki, buna Türkiye de dâhildir- yeniden birer ikişer ve bazı ahvâlde üçer yeni parçaya ayrılmalı, Osmanlı mirasında teşekkül etmiş olan devletçikler daha da ufalanıp İsrail karşısında mukavemet gücünü büsbütün kaybetmeliydiler. 1982 tarihli bu rapora rağmen, raporun mantığı 1975’ten itibaren fiilen tatbik sahasına konulmuştur. Küçücük Lübnan bu yahudi emeline ilk olarak muhatab olmuş ve onun beş bölgeye bölünmesi plânlanmıştır: Hıristiyan Mârûnî, müslüman sünnî, müslüman alevî, dürzî vs. Henüz yaraları kapanmamış bulunan Lübnan iç harbinin derûnî sebebi bu yahudi emelidir.

Bahsi geçen raporda komşu Suriye’nin de alevî-sünnî, kürt vesâir sûretle en az üçe bölünmesi plânlanmıştır. Bu kader aynen Irak için de mevzuubahistir. O da kürt, sünnî ve alevî olarak parçalanacaktır.

Adı geçen rapor Mısır’ın nasıl bölüneceğini anlatırken daha önce diğer arap memleketlerinde vâkî olan bölünmenin bir domino tesiri icrâ edeceği ve bunun aynen Mısır’da, Sudan’da, Libya’da, hatta Libya’nın güneyindeki Çad’da nasıl vâkî olabileceği uzun uzun anlatılmıştır.

İsrail Devleti’nin bekası hesabına plânlanan bu parçalanmanın asıl ve ehemmiyetli mihrak noktası ve hedefi Türkiye’dir. Türkiye de kürtlerle bölünecek bu sûretle Türkiye’nin “arz-ı mev’ud”a dahil olan parçası bilâhare ve daha kolaylıkla yahudinin eline geçebilecektir. İsrail’in Kuzey Irak’taki kürt oluşumuna desteğinin asıl sâiki budur.[1] Fakat İsrail kendisiyle hem-hudud olmayan Yemen, Sudan ve Çad gibi diğer arap memleketlerinde dahî bölünmenin hangi usûl ve esaslara dayanarak gerçekleştirilebileceğini dakîk bir sûrette plânlamış ve zikri geçen rapor üzerinde imal-i fikr eden ve onu geliştiren çeşitli raporlar ve eserler ortaya konulmuştur.[2]

Bugün ortalıkta dolaşan “Büyük Ortadoğu Projesi” aslında yahudinin bu emelini setretmek için ortaya atılmış ve mürevvici Amerika olarak gösterilmiştir. Hiç şüphesiz bu projede Amerika’nın da takip ettiği emeller mevcuddur. Fakat temel sâik İsrail’in bekası endişesidir ki, bu durum ileride anlatılmıştır.

Bütün bu anlatılanlar gerçekleşecek midir?!.. Bize göre hayır!.. Bunlar yahudinin kursağında kalmaya mahkûm birer hamhayaldir. Zira Kur’ânî bir hakikat olarak “Ve mekerû ve mekerallah. Vallâhu hayru’l-mâkirin”, yani “İnsanlar plân yapar, Allah’ın da bir plânı vardır. Muhakkak ki, eninde onunda Allah’ın plânı gâlip gelir.”[3] Lâkin Allah’ın plânının, yani murâd-ı ilâhînin ne olduğunu bilmek biraz zordur. Bununla beraber imkânsız da değildir. Bugün Âlem-i İslâm kaç asırdır terâküm etmiş bulunan ihmalin doğurduğu istihkâkına kefâret teşkil etmek üzere bedel ödemektedir. Türkiye’deki başörtüsü zulmünden Filistin’de yarım asırdır devam eden mezâlime ve hatta bugün Irak’taki zulümlere kadar bütün olup bitenler İslam Âlemi çapında Müslümanlar’ın istihkâkını tebdîle medar olacak bir kefâretten ibârettir. Bu kefâret üzerimizdeki celâlî tecellîyi cemâle inkılab ettirinceye kadar devam edeceğe benzer. Bu da uzak değildir. Zira herhangi bir müslümana sırf imanından ve bundaki ısrarından dolayı vâkî zulüm yalnız onun şahsî günahlarına değil; tekmil İslâm Âlemi’nin günahlarına kefâret teşkil eder. Zulüm ne kadar çoğalırsa Müslümanlar’ın tecellî-yi ilâhîde kahırdan lütfa muhatab olmaları o kadar yakınlaşmış demektir. Şimdi de bu zikrettiğimiz delile munzam delillerle önce Türkiye’nin, sonra da İslam Âlemi’nin murâd-ı ilâhî icabınca arz edeceği vecheyi bir nebze izah edelim.

——————————————————————————–

[1] Bu, kadîm ve Tevrat’a dayanan emele rağmen İsrail, Filistinliler’in mukavemetinden bîzâr kaldıkça zaman zaman Türkiye’yi bölgeye yeniden dâvet etmek mecburiyetinde kalmaktadır. Hiç şüphesiz ârızî ve taktik îcâbı olarak gerçekleşen bu dâvete bir misal zikredelim: “Dışişleri Bakanı Gül, İsrail gezisinde, Gazze’den çekilmeyi planlayan Şaron’dan teklif aldı: «Yerimizi siz alın, Filistin Devleti’nin çekirdeğinin oluşturulmasına, ekonominin inşasına öncülük edin, mülteci kamplarını siz kurun.»” (Bkz: 5.1.2005 tarihli Sabah Gazetesi)

Fakat bundan daha ehemmiyetlisi, bazı hakşinas Yahudi münevverlerinin Osmanlı’ya karşı ihânetleri ve ondan sonra Ortadoğu coğrafyasında hâsıl olan boşluğu, bizlerden daha doğru değerlendirmekte olmasıdır. “Ey Osmanlı Geri Gel!..” serlevhası ile bir yazı yazan 1948 Sibirya doğumlu İsrail Shamir bu hususta câlib-i dikkat fikirler ileri sürmektedir. O, Osmanlı’nın yıkılış vetiresinde Hıristiyan Batılılar ve Yahudiler’in düşmanlıklarını anlattıktan sonra:

Onların ülkeleri Osmanlı’ya ihânet için iyi bir nedeni vardı; çünkü eğer imparator­luk yaşasaydı, ne Yahudi Devleti denen ca­navar, ne tecrid duvarı ardına sürülen mil­yonlarca toprağın yerlisi, ne aynı derecede ezilmiş ve gecekondulara doldurulmuş göç­men işçiler ve karşılarında mâlikâneler için­de birkaç zengin Yahudi olmayacaktı, Aynı şekilde çaresiz bir Irak’a ABD saldırısı ve so­nuçta yüzbinlerce ölü ve acı hiç olmayacak­tı, çünkü Irak, o güçlü imparatorluğun parçası olacaktı.

İmparatorluğun yıkılışından sade Orta­doğu çekmedi. NATO uçakları asla Belgrad’ı da bombalayamazdı, eğer imparator­luk bizimle olaydı. Hatta ilk ayrılan eyâlet Yunanistan’ın şimdi Euro tarafından eko­nomisi mahvedilmiş ve zengin Kuzeylilerin otelcisi hâline getirilmezdi. Onun da, Rum­lar’ın, İskenderiye’den İstanbul’a dek impa­ratorluğun kalburüstü ahâlisi olduğu gün­leri özlemek için iyi bir nedeni var.

İmparatorluk kurucu unsur olan Türk­lere Avrupa hayrandı ve onlardan korku­yordu, oysa şimdi onlar da Frankfurt ve Londra’nın çöpçü-bulaşıkçılarının isten­meyen rakipleri hâline gelmiş durumda.

Şimdi kimi Türk liderler, AB’ye girmek hülyalarıyla kendilerini avuturken, belki de artık imparatorluğu geri getirmeyi düşün­meye başlamamızın tam sırası. Aslında im­paratorluk çok büyük ve etkisiz olduğundan yıkılmadı: En görkemli zamanlarında bile Brezilya ya da Rusya’dan küçüktü. O yıkıldı, çünkü toy yerel elitler zehirli ulusçuluk meyvasından yediler; bunu onlara Batılı lafazanlık üstadları sunmuştu.

Avrupa’nın îcadı olan «ulusçuluk», muh­temelen Ortaçağ’ın kata veba salgınından daha çok insan öldürdü. Dahası, o impara­torluğa mâkul bir seçenek de sunamadı. Oysa orada düzinelerle kavim, kabile barış içinde birlikte yaşıyordu. Kopan ülkelerin hiçbiri başarılı bir devlet kuramadı. Ve Batı­lı yırtıcılar, giderek daha ve daha da küçük gruplar arasına kavga ekmeye devam ettiler, şimdi Türkiye ve Irak’taki Kürt hâdiselerin­de görüldüğü gibi. Nâsır ve Baas Pan-Arabizmi, Bin Ladin islamcılığı, Ziya Gökalp ve Halide Edip Pantürkizminin hepsi de Batı’nın ilerleyişini durduracak güvenilir bir ideoloji oluşturmakta aynı başarısızlığa uğ­radılar. Belki Batılı kardeşlerin kitabından kendimize bir yaprak ödünç almalıyız. AB ile Avrupa, bin yıl önce çökmüş Şarlman imparatorluğunu yeniden, kurdu; bizim İmparatorluğumuz ise hâlâ insanların zih­ninde, görkemli saraylarda, kalelerde, câmi­lerde ve kiliselerde dipdiri. Tekrar kurulan imparatorluğumuz, tüm Bizans sonrası kazanımları kucaklamak Türkiye’nin, Orta­doğu’nun, Balkanlar’ın, Rusya, Ukrayna ve Orta Asya Türkî cumhuriyetlerinin birlikte parlak bir geleceği var.” demektedir. (Bkz. Analiz Dergisi, Eylül, 200……)

“…Avrasya’da hâkimiyet kavgaları vermek yerine Türkler, Slavlar, Araplar (ve küçük komşuları) güçlerini birleştirebilir, Konstantiniye’yi (İstanbul bu ismin farklı oku­nuşudur) ortak başkent ve imparatorluk hükümeti payitahtı yapabilir. Konstantiniye bizim Brüksel, New York ve Pekin’e cevabı­mız olabilir. Yüzyıllar sürmüş hâkimiyet kavgaları Avrasya’da nice savaşlar çıkarmış iken, birlik tüm istekleri tatmin edebilir: Ruslar da Türkleri oradan çıkarmadan İs­tanbul’u başkent edinebilirler; Türkler ise, Kırım ya da Taşkent’le komşu olur, Yakutistan’ın uzak elmas madenleri ve Pravoslav Türklerinin diyarları, tek bir Rusla savaşma­dan elde edilir. Ortadoğu birkez daha, hep ait olduğu Avrasya’ya dâhil edilir; Washington’dan, Londra’dan, Brüksel’den gelecek emirlere boyun eğmez. Çok uzak bir yer ol­maktan çıkan Türkiye, Bağdat’la Kiev’den, Belgrat ve Kahire’den, Vladivostok ve Anka­ra’dan galenlerin buluşma yeri olur.

Bir kez daha çift başlı kartalı, Doğu uygarlığımızın, Ortodoks ve Müslümanların birliğinin sembolü olarak yükseltelim, hükümdarımıza iki unvanı, İslam halifesi ve Ortodoksların imparatoru sıfatını verelim, küçük milliyetçilikleri geçmişe gömelim ve tarihte yepyeni bir çağ başlatalım. Bu Doğu Milletler Topluluğu (Commonvealth), Doğıı Roma’nın, Bizans’ın Rus ve Osmanlı imparatorluklarının bu vârisi devâsâ maddî ve mânevî kaynaklara hakim olacak, bir süper güç olacak, Birleşik Avrupa, ABD ve Çin’in karşısına çıkacaktır.

Bu Milletler Topluluğu, hem mânevî, hem maddî amaçlarla birleşecektir. Doğu ve Batı metafizik temellerde bölünmüştür. Batıda Mammon (Para Tanrısı) gâlip gel­miştir. Batı iştaha korkunç bir imanı, bi­reyci başarıya dizginlenemez hırsı, alabildi­ğince tüketme hak, hatta görevini kabul et­miştir. Dayanışmaya, «insanın mutlak özgürlüğü» adı altında egoizmi tercih etmiş­tir. O, kadını erkeğe benzetmeye çalışarak yok etmiş, erkeği kadınla rekabete sokup yok etmiştir. Tanrı’yı reddetmiştir, kilisele­ri bomboştur, şehirleri iş merkezlerinin et­rafına kuruludur; bizimkiler ise bilgi, sanat ve duânın etrafına kurulu.

Doğu, daha Hıristiyan kalmıştır; bence İslam Ortodoks Hıristiyanlıktan, Jean Calvin’in Kalvinist Protestanlığı’nın olduğun­dan daha uzak değildir. Doğu Mammon’u reddeder, çünkü biz Tanrı’ya inanırız; bizce mânevî ihtiyaçlar maddeden önce gelir, hiç birimiz Hz. İsa’yı reddetmeyiz. Kadınlara saygı, gösteririz, çünkü Hz. Meryem’i red­detmeyiz. Doğu hâlâ tabiatı sever, ahlâksız zenginliği kötüler, emeğe saygı duyar, uyu­mu başarının üstünde tutar. Adam gibi er­kekleri ve hanım gibi kadınları severiz, çün­kü gelenek ve âileye saygılıyız.

Batı göçebe bir uygarlık düşler; burası âile ve topraktan kopuk atomize bireylerin bir açık toplumudur. Doğu Milletler topluluğunda biz başka yönde ilerleyeceğiz. Göçü zorlaştırıp sermaye hareketini teşvik edeceğiz. Özerklik taraftarıyız; çünkü özerk iradeler, kendi yerel ihtiyaç ve istek­lerini daha iyi bilirler.

Batı özel mülkiyetin kutsallığını savun­du. Biz de o küçük iken ona saygılıyız, ama aşırısını reddediyoruz. Biz süper zenginlere ağır vergi koyacağız, gerekirse malını millîleştirecek, şirin bir Anadolu ya da Sibirya köyüne yeniden eğitime göndereceğiz. Mil­lî kaynaklar özelleştirilmeyecek, yabancılara toprak satışı yasaklanacak, köylüler topra­ğından edilmeyecek. Kenti değil, köyü teşvik edeceğiz. Batı özel hayatın her alanına mü­dahale ederken, biz Doğu’nun kadîm özgür­lüklerini savunacağız. Komşularımıza çok iyi dost olacağız; ama bunu istemezlerse de yaman düşman olacağız.

Bu hayal, Avrupalı, Kuzey Amerikalı ve Çinli süper güçlerin, vatanlarımızı sömür­geleştirmesine karşı tek çıkış yoludur. Yoksa sömürgeleşme devam eder.” (bkz.: a.g.m.) Bu değerli makalenin tamamı, Bedir Yayınevi tarafından broşür hâline getirilmiştir. (İstanbul, 2007)

[2] Tafsilât için Bakınız: Cevat Eroğlu, a.g.e., sh: 64 vd.

[3] Âl-i İmran Sûresi, âyet: 54

Bu makaleyi bize gönderen M.Emin Özler bey’e teşekkür ederiz.

.

2 Yanıt to “TÜRKİYE VE İSLÂM ÂLEMİNİN GELECEĞİ”

  1. sedat seyrek said

    Cemil Cümlenin MİRAÇ Kandili Mübarek Olsun.Amin

    Beğen

  2. teşekkürler

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: