Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 17 Haz 2010

SEYFETTİN ALKAN – VAAZ – REGAİP KANDİLİ.

Posted by Site - Yönetici Haziran 17, 2010

SEYFETTİN ALKAN – VAAZ – REGAİP KANDİLİ.

Başta degerli ziyaretçilerimiz olmak üzere bütün alem-i islam’in mubarek kandilini kutlar hayırlara vesile olmasını Hz.Allah’tan temenni ve niyaz ederiz.

Vodpod videoları artık kullanılamıyor.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mubarek Gün Ve Geceler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

KANDİLİNİZ MUBAREK OLSUN

Posted by Site - Yönetici Haziran 17, 2010

KANDİLİNİZ MUBAREK OLSUN

KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN

KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel | Leave a Comment »

Cennetin Kapısındaki Barık Irmağı

Posted by Site - Yönetici Haziran 17, 2010

cennetselale

Cennetin Kapısındaki Barık Irmağı:

İsrâ hadisinde Rasûlullah (s.a.v.) Sidre-i Müntehadan bahsederken şöy­le buyurmuştur:

Baktım ki oranın dibinden ikisi açık, ikisi de gizli (olmak üzere dört) ırmak çıkıyor. Gizli olanlar cennettedir. Açık olanlarsa Nil ile Fırat’tır.”

İmam Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde ve Müslim’in Sahih’inde… Ebû Berire’den rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil. Bütün bunlar Cennet ırmaklarındandır.

İbn Abbas, Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Cenab-ı Allah, cennetten şu beş ırmağı (dünyaya) indirdi: Seyhun… Bu, Hindistan’daki bir ırmaktır. Ceyhun. Bu, Belh’teki bir ırmaktır. Dicle ve Fırat… Bunlar, Irak ırmaklarıdır. . Bu da Mısır’daki bir ırmaktır. Ce­nab-ı Allah bunları cennetin en alt derecelerinden Cebrail’in iki kanadı üze­rinde (dünyaya) indirmiş, dağlara bırakmış ve sonra da yeryüzüne akıtmıştır. Maişetlerinin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak üzere o ırmaklarda çeşitli fayda­lar meydana getirmiştir.

Şu ayette kastedilen manâ da budur: “Gökten suyu ölçü ile indirdik de onu yerde durdurduk.” (Müminûn, 23/18)

Ye’cuc ve Me’cuc ortaya çıktığında Cenab-ı Allah Cibril’i dünyaya gönderir. O da yeryüzünden Kur’ân-ı Azim’i, bütün ilimleri, Makam-ı İbra­him’den taraf Beytin köşesindeki Hacer-i Esved’i, içindekilerle birlikte Mu­sa’nın tabutunu ve bu beş ırmağın hepsini kaldıracaktır. Şu âyete anlatılmak istenen de budur: “Şüphesiz onu gidermeğe de kadiriz.” (Müminûn, 23/18)

Bu eşyalar yeryüzünden kaldırılınca, yeryüzü halkı dünyâ ve ahiret ha­yırlarından yoksun kalmış Olur.”

Bu, cidden garip, hatta münker bir hadistir. Bunun râvilerinden Mesle-me b. Ali, hadis imamları nazarında zayıf bir râvidir.

Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, cennet ırmaklarını çok akan ırmaklar olarak nitelemiş ve cennetliklerin o ırmakları diledikleri tara­fa çekebildiklerini bildirmiştir. Onlara bu ırmaklar vesilesiyle çeşitli pınarlar ve otlaklar yaratır. İbn Mes’ud bu hususta şöyle demiştir: “Cennetteki her pı­nar mutlaka bir misk dağının altından kaynayıp çıkar.”

Müstedrek adlı eserinde Hâkim… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasû-lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Ahirette Cenab-ı Allah’ın kendisine şarâb içirmesinden hoşlanan kimse, onu dünyada içmeyi bıraksın. Ahirette Cenab-ı Allah’ın kendisine ipek (elbise) giydirmesinden hoşlanan kimse, dünyada onu giymesin. Cennetin ır­makları, misk tepelerinin (veya dağlarının) altından kaynayıp çıkar. Cennet­liklerin en kıymetsiz elbiselisinin elbisesiyle dünyalıların tümünün elbiseleri mukayese edilecek olsa, ahirette Cenab-ı Allah’ın o cennetliğe giydirmiş ola­cağı elbise, dünyalıların tümünün elbiselerine   üstün gelir.

Kaynak : Ölüm ve Ötesi -İbn-i Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

MEZHEP

Posted by Site - Yönetici Haziran 17, 2010

MEZHEP

MEZHEP

MEZHEP

Mezhep nedir?

<<Zehab – zan ve tahmin>>den gelen bu kelime, bellibaşlı bir noktaya giden yolun nerelerden ve nasıl geçtiği ve ne gibi kısımlar ve şekiller çizdiği üzerinde bilgiler ve ölçüler manzumesi demek…

Peygamber, doğru yolun doğrudan doğruya açıcısıdır. Onun <<Zehab-zan ve tahmin>> ve mezhep kuruculuğu ile alakası olamaz. Peygamberde her şey berrak ve mutlak… Açık havada güneş… Gösterdiği her şey, namutenahi ince çizgilerle işlenmiş bir elmas… Ne <<Acaba?>>sı var, ne <<belki>>si…güneş öyle bir tepe noktasından vuruyor ki, hiçbir şeye gölge hakkı bırakmıyor; gölge, yani şüphe, ayaklar altında… Ne cemiyette en küçük hiza yanlışı var, ne fertler arasında en basit çekişme… Ne de anlayış ve sezişlerde en hafif çelişme… Çünkü insanlara hükmedici kıstas, her ölçüyü zatında toplayan vecd ve aşk…

Hazret-i Ali’nin <<bütün>> ve <<parça>> meselesinde:

– Parça <<bütün>>ün habercisidir.

Hikmetine eş, en ulvi ve esas <<bütün>>den ve <<süfli ve cüz’i parça>>ya kadar her şey, merkezde düğümlü bir nakış gibi içiçe, çelişkisiz ve eksiksiz…

Allahın Resulü, delikanlılık çağındaki Üsame Hazretlerini orduya Başbuğ tayin buyurdukları zaman, bata Hazret-i Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali, hiçbir olgun Sahabinin yüzünde herhangi bir buruşma ve dilinde bir memnuniyetsizlik ifadesi yoktur…

Sahabilerin hepsi müctehid. Fakat, uzaklaşan, gölgelenen ve sislere bürünen bir hakikati heceleme, sökmeye çalışma, <<zan ve tahmin>> etme manasına değil, ölçüleri bilme, ruhuna sindirmiş bulunma, her işe tatbik gücüne ermiş olma manasına…

Kuduz İslam düşmanı (Leone Kaytano)nun:

O ne kuvvettir ki, çevrelediği insanlardan tek kişi bile gevşemedi, kopmadı, dönmedi!…

Dediği, buna rağmen <<çünkü Resuldü!>> diyemediği, böylece tezatların en yırtıcısına düştüğü o cazibe merkezi, işte bu yekpareliğin sancağını getirmişti.

Kainatın Efendisi, sonsuzluk tahtına geçmek üzere hücrelerindeki yatakta gözlerini kaparken hızla gelip başbuğluk sancağını Peygamber kapısının önüne diken delikanlı Üsame işte bu bayrağın temsilcisi….

İLK ALAMETLER

Hazret-i Osman devrinde başladı ve Üçüncü Halifenin, herhangi bir ferdi ve itikadi davranış değil; hissi ve infiali planda bir toplulukça şehid edilmesiyle ortaya çıktı.

Bu topluluk, kelimenin hem <<dışta kalan>> ve hem <<karşı çıkan>> manasiyle, henüz adını almamış olarak <<Harici>>zümresinin ilk filizleridir. Ağaçlarını ve dallarını Hazret-i Ali devrinde yetiştireceklerdir ve davranışları mezhebi olmaktan ziyade siyasidir.

Fakat öyle bir siyasi mahiyet ki, artık kitle halindeki vecd ve aşk perçininin çatlak vermeye başladığını ihtar edecek ve ondan sonraki sapıklıklara ilk istidat zeminini kuracaktır.

İnsanlar arasında <<İhtilaf-fikir ayrılığı>> denilen, çok defa aziz ve erdirici, çok defa da sefil ve kaybettirici (fakülte)nin kurtarıcılıktan öldürücülüğe sürüklenmesine mani ferdi ruh ve içtimai nizam… işte bütün mesele!….

İhtilaf…

<<Ümmetimin ihtilafı rahmettir.>>

Buyuran Kainatın Efendisi, ruhi kıvam ve içtimai nizamın en üstün ahengi içinde, müspet cephesiyle ihtilafı ne güzel abideleştirmişlerdi.

Orta yere bir çiçek vazosu koysalar, etrafındaki herkes onu başka başka noktalardan göreceğine ve hiç kimsenin gözbebeği içinden bakılamayacağına göre, ihtilaf, insan yapısının zaruri neticesi… Elverir ki, bellibaşlı bir sınırı çatlattığı hissini vermesin ve herkesçe makbul ihtimaller çerçevesinde kalsın… Ayrı ayrı uzuvlarından fili muayene eden körler gibi, toplayıcı ve hakikati kaybetmesin…

Nurun merkezinde her Sahabi bir nur olduğu mevkiindeyken yalnız lügatta ve ihtimal aleminde bilinen ihtilaf, ilk filizlenmesini Hazret-i Osman’ın halifeliğe seçilmesi sırasından gösterir gibi oldu; Haşimi ve Emeviler arasında küçük bir burkuntuya yol açtı; fakat nur oluklarından en büyüklerinin suladığı cemiyet bahçesinde ve Hazret-i Ebubekir ile Ömer’in temsil ettikleri birlik ve bütünlük zemininde hiçbir karışıklığa yer kalmaksızın ukdeler bastırıldı.

Fakat yumuşaklık, edep ve haya madeni Hazret-i Osman devri, kısa zamandan kendisinden önceki sütbeyaz iki devrin ulvi rengine hiçbir leke sürdürmediği halde:

Bu da beyaz ama acaba o beyaz mı? Arada, esası asla bozmayacak şekilde bir (ton) farkı  var mı, yok mu?

Diye düşündürecek şekilde birtakım vehimlerin türemesine mani olamadı.

Buna sebep, rikkat ve hassasiyette Hazret-i Osman’ın, kendi aile kadrosuna duyduğu zaaf ve menfi temayülleri tepeleyici bir şiddet seciyesinden uzaklığı…

O, hiçbir isteği kırmayan bir melekti. Ve kullarını imtihan için kötülüklere yol veren Allah’ın takdiri böylesini gerektiriyordu.

MANZARA Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Necip Fazil, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: