Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 21 May 2010

Ölümü Temenni ve İntihara Teşebbüs Etmenin Günahı

Posted by Site - Yönetici Mayıs 21, 2010

Ölümü Temenni ve İntihara Teşebbüs Etmenin Günahı

Ölümü Temenni ve İntihara Teşebbüs Etmenin Günahı

Ölümü Temenni ve İntihara Teşebbüs Etmenin Günahı

HUTBE

Din kardeşlerim!
İman sahibi her fert, hayatını ve sağlığını korumakla mükelleftir. Zira yaşama nimeti, Allah Teâlâ’nın biz kullarına bir emaneti ve çok değerli bir hediyesidir. Rabbimizin bu armağanına karşı kadirbilmezlik ve Allah’ın kurduğu vücut yapısını tahrip etmek haramdır.
Allah biz kullarını zaman zaman ve değişik sebeplerle imtihana tabi tutar. Rabbimizin verdiği ibtilalar karşısında ümidsizliğe kapılıp ölümü için dua etmek ve daha ileri giderek intihara teşebbüs etmek kulluk vazifelerine sadakatsizlikten doğar.
İntihar, ya cinnet veya cinayettir. Canına kıyan da ya mecnun veya Allah’ın kurduğu bir binayı yıkan canidir.
İntihar, kendine olan güven hissini kaybedip vazifeden kaçmak ve inançlarında iflasa uğramaktır.
İntiharın sebebleri farklı olabilir. Suçu sebebe göre değil, neticeye bakarak hükme bağlamak gerekir. Bu itibarla, intihara teşebbüsün her şekli haramdır. Bu suça cür’et eden kimse ne haklı ne de mazur sayılabilir. Bu suç, adam öldürmekten daha büyük bir cürümdür.


İntihara teşebbüsün başlıca sebepleri şunlardır:
1 — Izdırabı fazla veya iyileşme ümidi olmayan bir hastalığa tutulmak,
2 — Sevdiği bir kimsenin ölümüne dayanamamak,
3 — Kendine olan güvenini kaybetmek,
4 — Okuduğu bir romanın tesiri altında kalmak,
5 — Şöhretine sebep olan şeylerin elden çıkması sonunda, etrafındaki kimselerin dağılmasından dolayı hayata küsmek.


Bu suçu irtikap etmeye insanı iten sebepleri sırası ile neşterleyip tutulan yolun hatalı olduğunu izah etmek isteriz.
Yakalandığımız bir hastalık, şiddetli ağrı ve ateş yapabilir, tedavisi zor ve uzun sürmüş olabilir. Bu gibi durumlarda sabır-u tahammül göstermeli ve tedavi yollarını araştırmalıdır. Hiçbir zaman ümidsizliğe kapılmamalı ve kuvve-i maneviyesini sarsmamalıdır. Çünkü yeis, derin bir uçurum gibidir ve tehlikelerin en büyüğüdür. Hastalığı veren Rabbimiz şifasını da yaratmıştır. Tedavi çaresini araştırırken şifaya sebep olacak ilacı karşımıza çıkaran yüce Rabbimiz, onu kullanınca sağlığımıza kavuştururda hiç hastalık çekmemişe döneriz.
İnsan, tutulduğu ve tedavisi güç bir hastalıktan dolayı, ölümü teşebbüs değil temenni bile etmemelidir. Kâinatın sebeb-i rahmeti ve beşeriyyetin ümit kaynağı bulunan Resul-i Ekrem, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
Biriniz ölümü temenni etmesin ve kendisine gelmeden önce ölümüne dua etmesin. Zira biriniz öldüğü vakit (hayırlı) işleri kesilir. Şüphesiz ki bir mü’minin ömrü (nün uzun olması) hayır (ve sevabı) artırır”.


Allah’a niyazda bulunan bir kimse hayır, iyilik ve kurtuluş dilemeli ve asla kendi canına ilenmemelidir. Çünkü duaların kabul olunduğu bir vakte tesadüf ederse beddua hedefini bulur. Yaptığına sonradan pişman olursa da hükmü ilahiyi geri çevirmek kabil olmaz. Cenab-ı Hakk biz kullarının bu gibi yersiz istek ve dualarının doğru olmadığına işaret eden bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:
İnsan, hayra olan duası gibi şerre dua eder. Pek acelecidir (bu) insan.
Başına gelen sıkıntıdan dolayı ölümü temenni veya ona teşebbüs etmek, Yüce Rabbimizin rızasını kaybetmemize sebep olur. Eğer bu istikametteki duayı mutlaka yapacak ise,
Canımı al da kurtulayım” gibi yakışıksız sözler, sarf etmemeli, hiç olmazsa Ya Allah, hayat benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat; ölüm benim için hayırlı olduğu zaman beni öldür demelidir.
Âlemlere ve âdemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, daima hayrı ve azimet yolunu tavsiye etmiştir. Zira hayatta olup bir defa “Allah” demek, yer altında asırlarca yatmaktan hayırlıdır. Bu âleme getirilişindeki gayeyi ve yaşamaktan maksadın ne olduğunu idrak etmiş bulunan bir insan, Resulüllah (s.a.v.) in şu emri dışına çıkmamalıdır:
Biriniz sakın ölümü temenni etmesin. Eğer o iyi bir kimse ise hayrını artırır. Kötü bir şahıs ise (tevbe ederek Allah’tan) rıza isteyebilir.
Sevdiği bir kimsenin ölümü karşısında kendi hayatına kıymak, yanlış hareketlerin en çirkinidir. Böyle bir teşebbüse kalkışan kimse, hem rıza-i ilahiyi kaybeder hem de ahiret hayatında çok sevdiği o kimseyi görememeye mahkûm olur. İman sahipleri cennette bir araya gelecek ve ahiret saadetlerini birlikte yaşayacaklardır..
Bir şahsın kendine olan güvenini yitirmesi, Allah Teala’ya tevekkülünün tam olmamasından kaynaklanmakta ve nefsini boş heveslerinin peşine takmakla sıfıra inmektedir.. Allah Teâlâ’ya inancı tam olan bir kimse, asla ümidsizliğe düşmemeli; her gecenin bir sabahı ve her sıkıntının bir kurtuluş yolu bulunduğunu düşünerek teselli aramalıdır.

Hayatın gerçeklerini bilmeyenler, hayal peşine takılırlar. Hayale dalarlar, hakikata darılırlar. Hakka küsenler, haşirde ayılırlar. Romantik bir hayatın heveslerine kendilerini kaptıranlar, yazar’ın yönlendirdiği hayali şahsın trajedik tablosuna kendilerini uydurmaya heveslenirler Yazılanlarla kendi hayatında benzerlik bulan kimseler, kendi hayatlarını da benzeri bir facia ile noktalama yolunu tutarlar.
Şöhret ve güzellik gibi şeyler, yer değiştiren bir gölge gibi, vefasız ve kararsızdır. Bu gün varsa yarın yok, bu gün azsa ertesi gün çoktur. Bunların varlığı zamanında etrafında haleleşen insanların iltifatına aldanmamalı, sözlerine kulak verse de dostluklarına güvenmemeli, iltifatlarını ihtiyatla karşılamalıdır. Ebedi hayata intikal edecek değerler, zamanların solduramayacağı salih amellerdir.
İnsan hayatını korumak ve canına rıfk ile muamele etmek zorundadır. Dimağını karıştıran öfkeden, kendine olan güvenini zayi etmekten, aklını hayali bir hayat arzusunun peşine takılmaktan sakınmalı; hastalığın acısına ve ölümle gelen ayrılık hasretine katlanmalı ve insanların vefasızlıklarını tabii bir hadise imiş gibi karşılamalı; su üzerindeki bir tahta parçası gibi hayatın çalkantılarına intibak etmeye alışmalıdır. Zira ilahi takdiri değiştirmeye veya geciktirmeye imkân yoktur.


Sözlerimizi kâinatın yegâne Efendisi bulunan Hz. Muhammed (s. a.v.) in bir hadisi ile noktalamak istiyoruz:
Kim kendini bir demir parçası ile öldürürse, demiri elinde olduğu halde ve karnına dürterek ebedi ve daimi surette cehennem ateşi içinde kalacaktır. Kim zehir içerek kendini öldürürse, o kimse, zehirini içer halde ebedi ve daimi olarak cehennem ateşi içinde kalacaktır. Kim de kendini dağdan aşağı atıp intihar ederse o da kendini yüksekten atarak ebedi ve daimi olarak cehennem ateşi içinde (azap) olacaktır.

Kaynak :  Mehmed EMRE – Büyük Hutbe Kitabı, Cilt II, Sayfa 356 – 358

..


Posted in Ölüm - Ecel, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 10 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: